• 320 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    "Hem hiçbir şey zerrece değişmemiş hem de her şey ebediyen farklılaşmış gibiydi."

    Öncelikle kitap hakkında dolu bir içerik arayanlar vakit kaybetmeyebilir :)
    Emek sarf edip çok güzel incelemeler yazan arkadaşlar var, bu konuda yetkin hissetmediğim için pek yazmıyorum; ama kitabı okuduğumdaki hislerime dönüp bakmak istediğim anlar için, içerikle ilgili dolu bi incelemeden ziyade, çok kısaca ana hatlardan ve hislerimden bahsederek birkaç cümle çiziktirmek istedim bu defa. Aslında o kadar çok alıntı yaptım ki buna gerek olmayabilir de. Her neyse devam edelim.

    Hastalık, ölümün eşiğinden dönüş, yolculuk, yol arkadaşlığı, suçluluk vs. Adalet.
    Bazen varlığına inanılmayan, bazen başka bi dünyaya bırakılan adalet değil de baş kahramanımız Adalet, yer yer Hülya'sıyla çekişmeleri (herkesin Hülya'sıyla olduğu gibi) ile güldürüp aynı zamanda bu çekişmelerle iç sesini duyurup, yolculuktan yolculuğa atlıyor ve akabinde bizi de peşine takıyor. Sultanşehri, Yula, Sislikaya, Moran, otobüs, tren, uçak, nihayetinde sanırım kendine varıyor Adalet. Hafiflemek isteyip kendince anılarından çekip çıkardığı ilk günahının peşine düşüp sonunda neyi farketti peki? Derdinde mi yanlıştı?

    "Dokunmadan" okuduğum ilk eseri Nermin Yıldırım'ın. Hiç de azımsanmayacak sayıdaki sloganvari cümleleriyle çokça alıntı yaptırıyor bana. Beylik laflar desem daha doğru olabilir hatta. Klişe gibi değil de cuk oturan cinsinden olunca rahatsız etmedi hiç tabi.

    Sona yaklaştıkça da o kadar aynı hissedebildiğimi gördüm ki Adalet'le bazı bazı bazı...
    Şunu da söylemeden geçmek istemem, baştan sona kitabın havası o kadar değişti ki benim için, bu beni oldukça etkiledi; baştaki hislerimle sondaki hislerim ne kadar farklı olsa da iki ruh haline de girebilmek... Bipolar mıyım acaba? demeyeceğim tabi ki. Bir anda evet duygular tersine döndü belki ama; iki duyguya da girebilmem yazarın dili ustaca kullanmasından, üslubundan ve romanın kurgusundan kaynaklanmaktaydı elbette. Tabi içeriğin ilgimi çekmesinden söz etmeme gerek yok.

    Ne derece doğrudur bilmiyorum, Nermin Yıldırım romanlarını yazarken psikoloğa danıştığı oluyormuş, MUŞ. Kitabı bitirdiğimde oldukça rahatladığımı hissettim. Terapiden çıkmış gibi mi desem, nasıl ifade etsem? Bilmiyorum gerçi terapiden çıkınca böyle mi hissediliyor ama bu kitap benim için terapi gibi bi şey oldu. Sahi noldu? Neden bu kadar hisli bi okuma oldu? Zamanlama belki de benim için çok doğruydu. Tekrar okuyunca aynı şeyleri hissedecek miyim merak ediyorum.

    Kendime söz: Seneye aynı zamanda yeniden okuyacağım.

    Kitapta geçen bu şarkıyı da çok sevdim, paylaşmalı:
    https://youtu.be/cn8-o0sLJbc
  • Biliyorum bütün sözler yavan, bütün sözcüklerin içi boşaltılmış, bütün anlamlar kullanılmış, bütün anlar uçucu; kelimeye dökülen her duygu, kendiliğinden soğuk bir klişe oluveriyor; hiç bir sözcük duygularıma da yüreğime de yetmiyor.

    Murathan Mungan 
  • 288 syf.
    ·1/10
    "Yaktığı o kağıt karanfil kokuyordu, şimdi ise toprak..."

    Kitapta; Levent'in, hasta annesini mutlu etmek için yetimhanede büyümüş bir kız olan Öykü ile sahte bir evlilik yapmasını, bu evlilik oluncaya kadar neler yaşadılar. Bunları okuyoruz.

    Öncelikle şunu söyleyeceğim kurgu çok aşırı basitti. Ben daha kitabın ismini okur okumaz neler olacağını bildim. (Tahmin bile değildi. Gerçekten kurgunun bu şekilde olacağını bildim.) Karakterler oturmamış ve olaylar birbirinden kopuktu. Kitabı akıcı yapayım derken yazar olayları hızlı hızlı geçmiş. Hiçbir ayrıntıya değinmemişti. Anlatım bozuklukları ve yazım yanlışlıkları da vardı.

    Konusu aşırı klişe ve kurgu çok basitti. Hiçbir olay olmaz mı bir kitapta? Başından itibaren bir şey bekledim kitaptan. Bu kadar basit olamaz, olmasın dedim. Ama yok. Cidden hiçbir şey olmadı. Başta bir sözleşme oluyor sonra bir bakıyorum iki karakter birbirine aşık olmuş.

    İşin özü hiç güzel bir kitap değildi. Gerek dili, gerekse kurgu olarak basit, çok basit, aşırı basit, bir kitaptı. Evet emek var burada da ama her yazıyı kitap olarak basmasalar çok güzel olacak. Beğenmediğim ve tavsiye etmeyeceğim bir kitaptı.
  • 200 syf.
    ·21 günde·Beğendi·Puan vermedi
    İrade Terbiyesi /Jules Payot/200 syf
    Yazar kişisel gelişim ve psikolojik alanlardan harmanlayarak temasını oluşturduğu bu kitabında aşama aşama irade eğitimi için önce sorunları daha sonra sorunlar ile başa çıkma yöntemlerini istifademize sunmuş. Kişisel gelişim alaninda her ne kadar klişe anekdotlara yer vermişsede farklı bakış açışı ile dikkatleri celp etmeyi başarmış.Bana göre psikoloji alanında daha muazzam bir çalışma iz sürerek bilenenlerin tozunu almış yada bilinmeyen detayları vermiş.
    ●"Kendini beğenmişlik, kendini gösterme peşinde olmak eziklik göstergesidir."
    ○Rüzgâr gülü, kendisini rüzgârın çevirdiğinden habersiz yalnız başına döndüğünü zanneder. Birçoğumuzun tercihlerini eğitim, arkadaşlar, kamuoyunun eleştirileri, özlü sözler veya telkinler şekillendirir.
    ●Asla cuma sabahı "söz olsun pazartesiden itibaren çalışacağım" diyerek kahramanlık yapanlardan olmayalım. Şayet hemen işe koyulmazsan sadece kendini kandırmış olursun.
    ○İngiliz bir düşünürün dediği gibi dışarıda olanın aksine içeriden dışarıya bakan için hava her zaman daha yağmurlu ve daha kötüdür.
    ●Tembel insan, hak edilmiş bir dinlenmenin zevkini bilemez. Çünkü Pascal' ın dediği gibi ısınmak üşürseniz, dinlenmek yorulursanız güzeldir.
    #iradeterbiyesi#julespayot#kitapönerisi#kitaptanalıntılar#kitaptahlili
  • 736 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    Öncelikle inceleme yapmak benim için çok erken bunu daha önce de söylemiştim. Sadece kitap hakkındaki düşüncelerimi yazmak istedim. Yıl sonunda bunları okuyup bir daha bu anı yaşamak, yaşayıp o zamanki benim ile şimdiki benimin kıyasını yapmak istiyorum. Kitap bana biraz cesurca yazılmış gibi geldi. Çünkü kendi inançlarının eksikliklerini ve inançlarının yaptığı kıyımları anlatmış yazar. İnançlarını sorumlu tutmamın sebebi İsevilere göre klise Tanrının dünyadaki temsilcisidir. Yapılanların Papa tarafından yapılması da direk inançlarının nasıl eksiklikler içerdiğini gösteriyor. Orta Çağ’daki inançlarının ne denli bilime karşı olduklarını cesurca anlatmış. Şimdi ya bilim de sıkıntı var ya da inançlarında; bilim nesnel ve kesin olduğu için geriye inançları kalıyor. Benim amacım onların inançlarını sorgulamak felan değil, sadece o kadar bilime karşı olan bir inançtan çağımızın bütün teknolojisini üretebilen bir toplumu nasıl oluşturdular o beni düşündürdü. Bizde ise görüntüde o kadar inançlı görünmemize rağmen, dinler arasında en çok düşünme ve araştırmaya dinimizin önem vermesine rağmen neden bu haldeyiz diye düşündürdü beni. Özellikle William’ın bilimden bahsederken Müslüman bilim insanların eserlerinden bahsetmesi göğsümü kabarttı. Daha önce de söyledim yazmayı pek beceremiyorum. Ama güzel bir kitaptı bana yeni şeyler ve yeni bakış açısı kazandırdı.
  • 400 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Açıkçası çok klişe bir kurgu örneği olan zombilerin edebiyatta çokça örneği olduğunu düşünmüyorum. Artık kült haline gelmiş bir çok eser belki sizi doyurmuş olabilir. Ama farklı bir pencereden King'in vahşet ve sefalet dolusu dünyasına atlamak heyecan verici.

    Cep telefonlarının yeni kullanılmaya başlandığı bir dönemde, telefondan yayılan tuhaf bir sinyal insanların çıldırıp aşırı agresif tavırlar sergileyerek bilinçlerini kaybetmelerine yol açıyor. Çok küçük bir toplum kendini bir anda kıyamet senaryosunda buluyor. Baş rolümüzde ise bir çizer var. Hiç olmadık bir anda kendini bir felaketin içerisinde bulan bu toy gencin eşi ve çocuğuyla bu dünyada yaşayacak bir yer bulma çabasına tanık oluyoruz.

    Teknolojiye korkunç ve fark edilmeyen bir yönden bakma fırsatı tanıyan bu roman kesinlikle okunmalı. Zombi, salgın kurguları arasında rastlanmamış sahneleri var.
  • Serçelere sayısız yuva veren eski bir klise onarımdan geçirilmişti. Klise artık yepyeni bir parıltıyla yükselirken serçeler de gelmiş, eski yurtlarını arıyorlarlardı. Fakat yuvalarının hepsi duvarlarla örülmüştü.
    “Bu kocaman bina,” diye bağrıştı serçeler, “neye yarıyor ki şimdi? Gelin terk edelim bu lüzumsuz taş yığınını!”
    Gotthold Ephraim Lessing
    Sayfa 13 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları