“Babam bahçıvandı, şimdi bir bahçe”... Ahhh o kadar uzun sürdü ki bu cümleyi okumak sindirmek..
Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm kitabını bitirdim. Ama aslında biten yalnızca kitap oldu; etkisi hâlâ içimde çarpıyor, satırların yankısı zihnimden silinmiyor. Okurken çoğu sayfada gözyaşlarıma engel olamadım. Öyle anlar oldu ki, gözlerim o kadar doldu ki yazıları seçemez hale geldim. Kitap kapandı, ama bende açtığı duygular hâlâ kapanmıyor.
Gospodinov, ölümü bir karanlık değil, yaşamın kaçınılmaz döngüsünün parçası olarak anlatıyor. Ölümü bahçedeki solan bir yaprak gibi, bir çiçeğin suskun vedası gibi ele alıyor. Bu yüzden satırların arasında dolaşırken yalnızca ölümün soğuk yüzüyle değil, yaşamın kırılgan güzelliğiyle de karşılaşıyorsunuz.
Bu kitap, sadece ölümle değil; aynı zamanda yaşamın kendisiyle hesaplaşmaya davet ediyor. İnsan okurken sevdiklerini, kayıplarını, anılarını bir bir hatırlıyor; kalbine dokunan cümleler geçmişin kapılarını sessizce aralıyor.
Bahçıvan ve Ölüm bitse de, insanda büyümeye devam eden bir kitap. Ölümü konuşurken yaşamı, vedayı anlatırken sevgiyi öğretiyor. Okudukça insan, hem daha çok kırılıyor hem de daha çok güçleniyor. İşte bu yüzden, etkisinin ne zaman geçeceğini bilmiyorum…
Tavsiyemdir
Kitaplarla kalın