causa sui, bir alıntı ekledi.
23 May 20:13

''Bekleyen ve unutkan varlığında, her belirli anlamlamayı ve konuşanın varlığını bile silen gizlenme gücünde, her varlığın özsel saklanma yerini oluşturan ve böylece imgenin uzamını özgürleştiren bu gri tarafsızlıkta dil ne hakikattir ne zamandır, ne ebediliktir ne insandır, o her zaman bozulmuş dışarının biçimidir; o köken ile ölüm arasında temas kurar ya da daha doğrusu sonsuz salınmalarının kısacık anında bunların görünmesine izin verir - ölçüsüz bir uzamda sürdürülen bir anlık temaslar.''

Hayalimdeki Michel Foucault - Maurice Blanchot:Dışarının Düşüncesi, Michel FoucaultHayalimdeki Michel Foucault - Maurice Blanchot:Dışarının Düşüncesi, Michel Foucault
Rumeysa, bir alıntı ekledi.
 17 May 04:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

...sosyolojik bir yapı olan budun öncedir;siyasî yapıyı temsil eden devlet ise sonradan gelir.

İlk Oğuzlar  Köken, Türeyiş ve Erken Tarihleri Üzerine Çalışmalar, Osman Karatay (Sayfa 21 - Ötüken Yayınları)İlk Oğuzlar Köken, Türeyiş ve Erken Tarihleri Üzerine Çalışmalar, Osman Karatay (Sayfa 21 - Ötüken Yayınları)
Mihemedê NOJDAR, Mem u Zin (Arapça)'ı inceledi.
15 May 19:08 · Kitabı okudu · 42 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ben kimim, ben neydim? Nereden geliyor, nereye gidiyordum? Gençlik yıllarının kimlik arayışının temel soruları.

Hiç kolay değildir bir Kürt genci için. Okulda "Ne mutlu Türküm diyene" evde o yürekler yakan Şivan Perwer'in sesi. Okulda "Türkiye'de Herkes Türktür" evde gönüllere sen Kürtoğlu Kürt'sün diye yaraları açan o melodiler..
Yürek parça parça Yaralı zihin yalanlarla zehirlenendirilmiş işkence çekiyor. İşte böyle sancılıdır bir Kürt gencinin kimlik bunalımı..

Ya aslını İnkar edecek kimliksiz karaktersiz olacaksın, ya da... Ya da Kürdüm deyip ötekileştirilmiş olacaksın. İşte böyle çetrefillidir bir Kürt gencinin kimlik seçimi..

Amin maalouf der ya "Ölümcül Kimlikler" işte Kürt kimliği tam da böyle ölümcül bir kimliktir..

Ben böyle bir ölümcül kimliği tercih ederken iki isim çok etkileyici oldu.
1. Şivan Perwer
2. Ehmedê Xanî

Şivan Perwer hem hemşehrim olması hem de çocukluğumda nenemin evinde o yanık sesi ile "Mala bavê min mala mêran e" derken nasıl gönüllere nakşetmişti. Onca asimilasyon, inkar, yalan ve zehire nasıl panzehir olmuştu o ses..

Ya Ehmedê Xanî'ye ne demeli? İsmin yetiyordu be gönlümün azizi! Mem û Zîn adında Kürdçe bir aşk destanı yazmışsın deniyordu ya.

Ya şu beyitlerine ne demeli?

Da xelq nebêjitin ku Ekrad
Bê merifet in, bi esl û bunyad

Enwaê milel xwudankitêb in
Kurmancî tenê di bê hisêb in

Bunu yaptı ki eloğlu demesin "Zaten Kürtler
Köken ve yapı itibari ile kültürsüzdürler

Türlü türlü milletler kitap sahibi olmuşlar
Yalnız Kürtler bu konuda paysız kalmışlar

..........................

Safî şemirand vexwarî durdî
Manendê durrê lîsanê Kurdî

Saf şarabı bir yana bırakarak tortuyu içti
İnci gibi dizmek için Kürt dilini seçti

İşte Ey gönlümün Azizi, bu beyitlerinin ve Mem û Zîn kitabının bahsi, kitabını okumamış olsak dahi öyle bir kuvve-i maneviye veriyordu ki 300 yıl öncesinden zehirlere panzehir dertlere derman oluyordun.

Gençlik yıllarımda ne Kürtçe konuşabiliyor neden anlayabiliyordum. Bu anne ve babamızın ayıbı değil, Allah'ın bir ayeti olan Kürt dilini inkar eden, yok sayan ve onu konuşanları cezalandıran korkutan ve terörist sayan rejimin ayıbı zülmüdür.

Artık bu ölümcül kimliği seçmiştim ve bir kimliği kimlik yapan dildir. Bir devrimi başlatabilmek için önce onu içinde yaşamak lazım derdi, Tolstoy.
Nefsini ıslah edemeyen başkasının nefsini ıslah edemez diyordu, Bediüzzaman.
Rabbime en yakın olduğum secde vakitlerinde seccadem ıslak bir şekilde yalvarıyordum. "Sensin her şeyi bilen ve hikmetle yaratan, beni bir Kürt olarak yarattın ve bana Kürtçe'yi öğret dilimi geliştir diye dua ediyordum.

Lise 3'te öğrenmeye başlamıştım. Allah'ın izni ile 2 yılda makale yazı ve kitapları okuyacak seviyeye gelmiştim.
Hakkınızı helal edin biliyorum biraz uzunca oldu, kalem gönlümün lisanına yetişemiyor ki durdursun.

Sonra kimliğimi kimlik yapan O mübarek zatın kitabını okumaya sıra gelmişti. Kürtçem kifayet etmiyordu. Kadrî Yıldırım ın çevirisi ile Kürtçem daha iyi gelişti ve divan şiirinin betimleme ve özelliklerini kavramıştım.

Ve o zaman anlamıştım, Ehmedê Xanî hazretlerini ne kadar da az tanıyormuşuz. Mem û Zîn i okuyunca kendime gönül rahatlığı ile Kürd'üm diyebildim. Ve bu kitabı okumayan bir Kürdün kendisine Kürdüm demesin diyorum. Bunlar size faşizanlık gibi gelebilir ama Ehmedê Xanî hazretleri gibi evliya bir zat kendi milletinin ve Allah ın ayeti olan dili için neler yapmış ne kadar emek harcamış. Ve Kürtlere en temel ve halen geçerliliğini koruyan nasihatlerde bulunuyor. Sosyolojik tespitlerde bulunuyor. Bu yüzden Kürd'ü Kürd yapan bir eserdir. Ve muazzam bir edebi inceliğe sahiptir. Allah ve Resulüne olan övgü ne senaları o kadar latif ki dilime pelesenk oluyor.

Şükürlerin en güzeli dilleri ve güzelliği yaratan Allah'a dır.


Etkinlik vesilesi ile okuduğum kitaba gelince, 1000K da Arapça olarak eklemişler. Kitap Arapça değil, İslam harfleri ile yazılmış. Neden İslam harfleri diyorum. Çünkü Araplar İslam'dan önce yazıyı çok bilmezlerdi. Peygamber sav harflerin üzerine nokta koyarak harf sayısını 15-16 dan 28-29 a çıkarıyor. Ve bütün Müslüman milletler dillerini bu alfabeye göre şekillendiriyor. O yüzden bu harfler bir milletin değil İslam'ın harfleridir. Başöğretmeni Hz. Muhamed sav dir. Îslam harfleri ile Kürtçe okumak Kürtçe'nin ses ahengine o kadar güzel yakışıyordu ki okurken muazzam lezzet alıyorum.

Kitabın hikaye içeriğine girmeyeceğim. Çünkü etkinliğe katılan değerli dostlar o güzel incelemeleri ile bende bir mecal bırakmadı. Dostların o güzel incelemelerine havale ediyorum.

Son Bir Tavsiye
1994 yapımı Musa Anter in emekleri ile çekilmiş Mem û Zîn filmi ve Mazlûm Çimen in harika kavalından film müzikleri.

https://m.youtube.com/watch?v=RwlaxbsXuNc

5 yıl önce izlemeye çalıştım. Ancak yarım saat izleyebildim. Gözlerim ıslak gönlüm çıplak soğukta titrer gibi kalmıştım ayazda. Devam edemedim o kadar etkilenmiştim. İnşallah bir gün sonuna kadar izleyebilirim.

kader yıldız, Mem û Zîn'i inceledi.
 15 May 00:28 · Kitabı okudu · 27 günde · 10/10 puan

Katıldığım ilk etkinlik ve güzel etkinlik için önce kucak dolusu minnet bırakıyorum...
#28743018

Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde doğmuş Ehmedê Xanî, gördüğü medrese eğitimi ve kâtiplik yaptığı dönemin katkısıyla Arapça, Farsça ve Osmanlıcayı anadili kürtçe kadar iyi kullanmıştır.
Mem ú Zîn 60 bölüm ve 2656 beyitten oluşuyor ve  26.560 kelimeden oluşan beyitlerin;
        19.601 kelimesi Kürtçe,
        6015 kelimesi Arapça,
         918 kelimesi Farsça,
         26 kelimesi de Türkçe'dir.

Kitap, (Avesta yayını ve Kadri Yıldırım çeviri ve analiziyle), Allah'a ve Peygambere övgüyle başlar. Şairimiz düşüncelerini anlatmak için Mem ve Zîn hikayesini vasıta kıldığını bir beyitte şöyle açıklıyor:
      Şerha xemê dil bikim fesane
      Zînê û Memê bikim behane

     (içimdeki dertleri açıklayıp efsaneleştireyim
      Zîn ve Mem hikâyesini buna bahane edeyim.)

Mem ve Zîn adlı karakterlerimizin Cizre'de bir Newroz gününde mecazî olarak başlayan ve araya kötü niyet girdikten sonra çekilen çile ve hasret sonucu aşkın ilahileşip hakikileştiği bir hikaye.

Memê Alan'ın en yakın arkadaşı Tajdin ve Zîn'in kız kardeşi Siti'nin yaşadığı aşk hikayesi de Mem ve Zîn'in aşkı kadar ilgi çekicidir. Mem ve Zîn tasavvufi aşkı temsil ederken Siti ve Tajdin ise dünyevi aşkı temsil ediyor.
 
Xanî, kitabı kürtçe kaleme almasına da şöyle değinmiş:
Safî şemirand vexwari durdî
Manendê durrê lîsanê Kurdî
(Saf şarabı bir yana bırakarak tortuyu içti
 İnci gibi dizmek için Kürt dilini tercih etti)

Înaye nîzam û întîzamê
Kêşaye cefa ji boy' amê
(Bu dili düzene koyup ona çekidüzen verdi
Umum halkı için bu yolda eziyetler çekti)

Da xelqi nebêjitin ku "Ekrad
Bê me' rîfet in, bi esl û bunyad
(Bunu yaptı ki eloğlu demesin "Zaten Kürtler
Köken ve yapıları itibariyle kültürsüzdürler.)


Kürtçesini okurken hepsini anlayamadığım için kendime çok kızdığım oldu. Kitabı Türkçe çeviri olmadan okuyabileceğim günlerin gelmesini umuyorum.
Keyifli okumalar...

Serkan Mutlu, bir alıntı ekledi.
11 May 18:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

İklimler ve Nihilizm Sorunu: Eksik Mevsim
Burada önemli olan bireysel kimlikler değil aralarındaki aksiyomatik ilişkidir; İsa (değerlerin olmadığı dünya), Bahar (dünyası olmayan değerler) ve yelkenlinin(idealizm) birbirine bağlı olması, her birinin bir ayrışmalı sentezde birbirini beslemesi ve yok etmesidir. İsa ve Bahar Nietzsche’nin kastettiği anlamda nihilisttir: “Nihilist, dünyanın mevcut halinden ‘olmaması’ gerektiği yargısına, olması gereken halinden de olmadığı yargısına varan kişidir.” Nietzsche’nin tanımının birinci kısmı Bahar’ın konumu için geçerlidir: Kendi değerleri ‘bu’ dünyada gerçekleştirilebilir olmadığından, Bahar mevcut dünyayı olmaması gereken bir dünya olarak değersizleştirir. İstenci bir hiçlik, imha istencine dönüşür. Kinci davranışı, Freudcu diyalektiğin “gerçeklik ilkesi” ile “haz ilkesi” kutuplarının ötesine geçen özel bir keyif eklemlenmesidir. Bu diyalektiğin ihlaliyle, keyiften feragatin bir artı keyif üretmesinden gelir, “Zevkine” kendisine “acı çektirerek” “keyif alır”. (Nietzsche Ahlakın Soy Kütüğü)

İsa’nın durumunda Tanrı ölmüştür – “dünyanın olması gereken hali” diye bir şey yoktur. Bahar’ın negatif nihilizmi hala bir istençtir; öteki “hakiki” dünyaya ait daha yüksek değerler uğruna ‘bu’ dünyayı değersizleştiren bir istenç olsa bile. Bahar “hiçbir şeye istenç duymamaktansa, hiçliğe istenç duyar“. Diğer taraftan söz konusu idealler değersizleştirilmekle beraber 'bu' dünya muhafaza edilirse, İsa'nın pasif nihilizmine ulaşılır: "Burada geriye kalan sadece yaşamdır, ama değersizleştirilmiş bir yaşam; değerlerin olmadığı bir dünyada devam eden, anlamı ve hedefi olmayan, kendi hiçliğine doğru kayıp giden bir yaşam.”(Deleuze, Nietzsche ve Felsefe) Bahar yaşamın karşısına özü koyuyorsa, İsa yaşamı görünüme dönüştürüyordur. Pasif nihilizm, Nietzsche’nin hınç insanı Tanrıya karşı çıkıp –onu öldürüp- yerine geçtiğinde ortaya çıkar. Yaşamdan üstün bir duyularüstü dünyaya, bu dünyanın değerlerine inanamamaktadır artık. Fakat bu yaşam da istençten yoksun, tepkisel bir yaşam olarak kalır. Pasif nihilist, istenci “uyuşturarak” ıstırabı önlemeye çalışan bir hedonistir. Mutluluk sadece zayıflık ve tepki düzeyinde deneyimlenebilen bir şeye indirgenir; “esasen narkotik, anestezik, sakin, huzurlu görünür. ‘sebtgünü’gibidir… tek kelimeyle ‘pasif’” tir. (Nietzsche Ahlakın Soy Kütüğü)

Kökeninde, yani radikal veya pasif nihilizm olarak ortaya çıkışından önce, nihilizm bir güçsüzlük hissidir, ‘bu’ dünyayı olduğu haliyle kabul edememektir. (Nietzsche, Güç İstenci) Tektanrılı dinlerden ibaret bu nihilizm, insanın mevcut dünyayı aşkın bir dünyayla kıyaslayarak reddetmesine olanak veren bir yanılsamalar silsilesi yaratmıştır; bu yanılsamaları akıl, hakikat, üstün değerler vb. olarak meşrulaştırmaya çalışmıştır. Bu bakımdan nihilizm köken itibariyle bir “yanılsama felsefesidir.” Bahar’ın ve İsa’nın (radikal ve pasif) nihilizmleri ancak yanılsama ortadan kalkınca –Tanrı ölünce- ortaya çıkar. Bu nedenle Nietzsche nihilizmi “en yüksek değerler”’in kendilerini değersiz kıldıkları durum olarak tanımlanmıştır. Bir ilişki üçgeni vardır burada: kökensel bir idealist veya dinsel nihilizm, radikal bir nihilizm ve pasif nihilizm. Yelkenlinin önemi de bundan kaynaklanır: Aşkın bir Platonik İdea olarak mevcut durumdan kaçışı imler. Yelkenli, Baharın olmak istediği yerdir –onun için “yaşam başka yerde” dir. Harekete geçmekten aciz İsa’ya arkasını dönüp uzaktaki yelkenliye bakar.

Nuri Bilge Ceylan Sineması, Bülent Diken (Sayfa 105)Nuri Bilge Ceylan Sineması, Bülent Diken (Sayfa 105)
Saadet SEVİNÇ, bir alıntı ekledi.
10 May 19:57 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Daima bir seçeneğin vardır.Elimizden kimsenin alamayacağı tek şey de budur."

Köken, Jennifer L. Armentrout (Sayfa 341)Köken, Jennifer L. Armentrout (Sayfa 341)
Şüheda Büşra, bir alıntı ekledi.
10 May 16:18

Kaliteli parmak izi bulmak zor
Her olay yerinde parmak izi bulunmaz. Bulunsa da kalitesi, karşılaştırmaya elverişli olmayabilir.
Çünkü parmak izinin kalitesi, garip bir biçimde kişinin stres, metabolizma, beslenme, sağlık, meslek,
yaş, etnik köken ve cinsiyetinden, ayrıca izin bırakıldığı yüzeyin niteliği ve çevre koşullarından
etkilenir. Ayrıca polisler, çocuk yaştakilerin parmak izlerini görünürleştirmekte de ciddi zorluklar
yaşar.
Uzun yıllar bu sorunun, parmak uçlarının dokunduğu yüzeye bıraktığı bileşenlerin, yaşa göre
değişmesinden kaynaklandığını düşünürdük. Yakın geçmişte FBI araştırmacıları meselenin, bırakılan
maddelerin niteliğinden değil, sadece oranının değişmesinden ileri geldiğini saptadılar. Bu yüzden parmak izlerini aramak için, büyüklerdeki gibi protein ve esterleri değil, laktik asit tuzlarını
hedefleyen tekniklerin kullanılmasını önerdiler. Ama sadece profesyonelleri ilgilendirecek bu
ayrıntının sizin için pek önemli olduğunu sanmıyorum.

Kusursuz Cinayet Yoktur, Sevil Atasoy (Sayfa 92)Kusursuz Cinayet Yoktur, Sevil Atasoy (Sayfa 92)
USVERA, bir alıntı ekledi.
06 May 18:39 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanın imanının ve ahlakının kemal derecesinin ölçüldüğü yer toplumun içidir. Ahlakın köken olarak h-l-k yaratmak anlamına geldiğini dikkate aldığımızda var olmanın yaratarak ve eylemde bulunarak var olmak olduğunu görmüş oluruz.

Sarp Yokuşun Eteğinde İnsan, Şaban Ali Düzgün (Sayfa 170)Sarp Yokuşun Eteğinde İnsan, Şaban Ali Düzgün (Sayfa 170)
Furkan Düzenli, Değişim Sürecinde Türkiye'yi inceledi.
04 May 03:27 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Mahfi Eğilmez, “Değişim Sürecinde Türkiye”, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Sosyo-Ekonomik Bir Değerlendirme, isimli kitabında imparatorlukların yıkılıp ulus devletlerin kurulduğu, tarım devriminden sanayi devrimine ve ordan da küreselleşmeyle endüstri devrimine geçilen bir dünyada Türkiye özelinde yaşanan değişimi sosyo-ekonomik açıdan değerlendiriyor.

Eğilmez, köken olarak ekonomist ve uzun yıllar ekonomi alanında çalışmış bir isim. Değişim ise tamamen sosyal bir alan. Kitab altı bölümden oluşuyor. İlk üç bölüm sırasıyla; değişim, Yirminci Yüzyıl Öncesi ve Sonrası dönem değelendirmesi ile Yirminci Yüzyılın Getirdiklerine ayrılmış.

Değişimin kavramsal alt yapısının oturtulduğu ve dünyada yaşanılan değişimin anlatıldığı bölümlerin ardından Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine yaşanılan dönüşümlerin ve değerlendirmelerin yapıldığı bölümler geliyor.

Kitabı okurken özellikle son bölümlerde Eğilmez’in sosyal bilimci kimliğinden çıkarak salt bir muhalif kimliğine büründüğünü sezdim. Birçok örneğini verebileceğimiz bu durum özellikle kitabın sonlarına doğru gelindiğinde ilgi kaybına ve yazarın söylemlerinin değerini düşürmeye başlıyor. Bu bir handikap.

Kitaba “Değişim Sürecinde Türkiye” gibi iddialı bir isim verildiğinde kitaptan beklenti de bu oranda artıyor. Fakat kitap özellikle değişim konusunda sosyolojik alt yapıyı tam yakalayamıyor. Yapılan değerlendirmeler oryantalist bakış açısı ve basma kalıp yargıların istatistiklerle bezenmiş yorumlarından öteye geçemiyor.

Konuyla ilgili örneklerden sadece bir tanesi: Eğitim.

Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti’ni eğitim konusunda temel kıyas bana göre abesle iştigaldir. Okuma yazma oranlarıyla yapılan basit kıyaslamanın bize kazandıracağı hiçbir yarar yoktur. Herşeyden önce Osmanlı Devleti bünyesindeki toplum tarım toplumu idi Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan toplum ise sanayi toplumu yolunda ilerleyen bir toplumdu. Bu temel ilke bile başlı başına bir karşılaştırmayı hükümsüz kılmaya yetmektedir.

Ayrıca Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçerken gerçekleştirilen “dil devrimine” hiç değinilmemiş olması ayrı bir eksik. Yeniyi övmeye yeltenirken eskiyi yerme adetinin geçmişte kalması gerekirken hala bu yanılgıya düşmek geçmişte kalmak demek.

Eğitim ülkemizin tedavi edilememiş bir sorunu fakat bu sorun son 15 yılın sorunu değil, neredeyse son yüzyılın sorunu. Yazarın bu sorunu getirip dayattığı nokta ise imam hatiplerin sayısının arttırılması. 28 Şubat öncesi imam hatip liselerinin kalitesi ortadayken imam hatiplerin sayısının artmasıyla eğitim kalitesinin düşmesini paralel göstermek de yine sayılarla oynayarak algı oluşturmanın ötesine geçememek demek.

Bir ekonomistin gözüyle değişimi okumak gerçekten farklı bir pencere açtı önümde: Toplumunu bilmeyen toplumsal dönüşümü yazmasın.

Daha eleştirilecek çok nokta var, fakat ben sadece bir örnek vermekle yetineceğim. “Değişim Sürecinde Türkiye” başlığının ne yazık ki içinin fazlasıyla doldurulamadığını, doldurulan kısmın da eksik kaldığını görüyoruz kitapta.

Kitabın arka kapak yazısı şu şekilde bitiyor: “Bu kitap Türkiye’nin Osmanlı’dan bu yana yaşadığı bu karışık ve kararsız değişimi değerlendirmeyi amaçlıyor.”

Aslında sorun tam olarak bu cümlede çözümü birlikte yer alıyor. Türkiye’de değişimdeki kararsızlık toplumsal kodları bilmeden yukarıdan topluma dayatılan değiştirme isteğinde kendisini buluyor. Toplumsal beklentiyi göz ardı edilerek yapılan her dönüştürme hareketi bir zaman sonra geri dönüşüm şeklinde hayat buluyor, yazar bunu geriye gidiş olarak okuyor. Halbuki toplum aslına rücu ediyor. Cumhuriyet elitleri sadece bu gerçeği anlayabilseydi ve buna uygun davransaydı bugün yaşadığımız kutuplaşma belki de bu kadar sert ve uçlarda yaşanmayacaktı.

Sultan, bir alıntı ekledi.
02 May 10:42 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Dünyanın, modern hayatın sunduğu belirsizlik ve emniyetsizliklerden köken almak suretiyle tehlikeli ve yasak koyucu bir yer olarak algılanması, saldırgan dürtülerin narsistik biçimde dışa yansıtılmasıyla daha da pekişecektir.

Ruhun Labirentleri, Kemal SayarRuhun Labirentleri, Kemal Sayar