• 320 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Huhu komşular, birazdan bu incelemeyi okuyacak hey sizler. Bünyesinde "spoiler"a karşı hassasiyet bulunan sevgili okurları, aşağıdaki anlatıyı bay geçip incelemenin diğer kısmına davet ediyorum. Yok "spoiler" beni bozmaz, "ben Fikirtepe çocuğuyum" diyen pek saygıdeğer okurları da, bu upuzun incelemenin hepücüğünü sabırla okumaya davet ediyorum.

    Adım Tender Branson. Aslında benim bir ismim dahi yok. Ben Creedish Tarikatının ismi ve kaydı olmayan çocuklarından biriyim. Tender isminde birçok erkek kardeşim var. Hatta kız kardeşlerimin ismi de Biddy. Bizler isimsiz ve kayıtsız çocuklar birliğiyiz. Modern dünyaya kölelik edecek ve yaşadığımız süre boyunca da tarikatın para kasası olacak insancıklarız. Ben bir cinsiyete ait değilim yalnızca bir köleyim; yalnızca zihni iğdiş edilmiş bir köle. Ben bir hiçim; Creedish kilisesinin çirkin, garip kıyafetleri içinde yaşayan, bana uygun görülen temizlikçilik işini ömrü billah yapmak zorunda olan dış dünyaya atılmış bir tarikat artığı.

    Ve bir gün geldi ailemle birlikte kilise topraklarında yaşayanlar topluca intihar ettiler. Ve bir gün geldi dış dünyadaki bizler, teker teker ölmeye başladık. Ve bir gün geldi bu dünyada yalnızca ben kaldım; son Creedish Tender Branson. Sonra ünlü oldum. Hem tüm Amerika'yı etkileyecek kadar çok ünlü hem de bir medya maymunu olup tüm inandıklarımı cehennemin dibini yolladım. Hani demiştim ya sizlere ben bir köleydim diye. Ben bir köleydim ve bu köleliğim sonraki hayatımda da aynen devam etti. Ben yalnızca bana çocukluktan itibaren öğretileni yaşadım. Benim efendilerim hiç bitmediler ki... Çocukken kilisedekiler, dış dünyadayken yanında çalıştığım zengin aileler, psikolojik danışmanım, menajerim ve en sonunda koruyucu meleğim Fertility.

    Burası, Boeing 777 uçağının kokpiti ve kara kutu benim size anlattığım tüm zırvaları kaydetti. Ben, ailem gibi, kilisedekiler gibi, dış dünyadaki diğer Creedish mesnupları gibi intihar etmeyeceğim. Ben son Creedish üyesi Tender Branson, bu kara kutu sayesinde ölümsüz olacağım. Ben hayatımda ilk defa, kendi kararımı kendim verip özgürlüğü doyasıya yaşayacağım.

    Orijinal ismi "Survivor" olan bu roman, Chuck Palahniuk'un muazzam ve enteresan hayal gücünü bizlere gösteren son derece değişik bir eser. Kitap biz okurları, son derece başarılı bir kurgu ve harika bir finalle karşılıyor. Boeing 777 uçağının kokpitinde başlayan hikaye, dünyanın birçok yerinde benzerleri olan bir sapık modern dünya tarikatı Creedish Kilisesine, kilise dışına gönderilmiş modern dünya kölesi gençlere, gücü kendi mutluluğuna bile yetemeyen psikolojik danışmana, intihar etmemek için telefondaki sesten yardım isteyen zihni bozulmuş insanlara, medyanın gücüne ve imparatorluğuna, kitlelerin nasıl da kolayca uyutulduğuna, ünlü olmak adına her türlü rezilliğe bulaşıp insanlıktan çıkanlara uzanarak bizler kaotik bir modern zaman paranoyası sunuyor. Aslında kitabın bize bir filmmişçesine izlettiği hikaye, Tender Branson karekterinin varlığı -daha doğrusu yokluğu- altında modern zaman insanının yaşama "tutunma" anlatısıdır.

    Peki kitap beni bir okur olarak tatmin etti mi? El cevap: Hayır. Aslında kitabı üç bölümde inceleyebiliriz. İlk bölümde Tender Branson'ın dış dünyadaki hayatı, ikinci bölümde menajerle karşılaşıp ünlü oluşu ve üçüncü bölümde de modern dünyadan kaçış. İlk bölüm diye belirttiğim kısımda, Tender Branson'ın hayatını son derece başarılı bir şekilde anlatılırken, kitap bir anda menajerin sahneye girişiyle klişelerle bezenmiş bir modern dünya eleştirisine dönüşüyor. Sonrasında Branson'ın kaçışıyla birlikte yeniden eski formuna dönüp harika bir finalle kapanışı yapıyor.

    Özellikle ikinci bölüm diye tabir ettiğim, Branson'ın ünlü oluşunun anlattığı kısımda tamamen klişelere batmış, yer yer sıkıcı ve tekrara dönen bir modern zaman eleştirisi bizi karşılıyor. Ayrıca kitabın içeriği son derece farklı ve güçlü olmasına rağmen anlatımı da bir o kadar sade ve tekdüze. Özellikle modern dünya eleştirisinde adeta bir "kör gözüne parmak sokma" durumu söz konusu. Farklı anlatım biçimlerini kullanan, atıflarla anlatım yapan, söylemek istediklerini ve eleştirilerini cümlelerin içine gizleyen kitaplardan hoşlanan benim gibi okurları asla tatmin etmeyecek bir roman. Böyle okurları bir kaotik modern zaman anlatısı için Thomas Pynchon'ın 49 Numaralı Parçanın Nidası romanını okumalarını tavsiye ederim.

    Son olarak bir de yeraltı edebiyatı konusunda değinmek istiyorum. Evet bu kitap bir yeraltı edebiyatı romanı ama anlattıklarıyla o tür için bile düşük dozajlı diyebilirim. Yani yeraltı edebiyatının belki de en önemli unsurlarından olan müstehcenlik, argo kullanımı bu kitapta son derece kararında ve okuru rahatsız etmeyecek bir şekilde yer almış. Ayrıca Creedish Kilisesinin topraklarının porno ürün çöplüğüne dönüştürülmesi gibi harika bir ironik anlatı da kitapta yer almaktadır.

    Chuck Palahniuk, kitaplarında harika kurgu ve enteresan içeriklerle okuyucuyu kendine hayran bıraktıran bir yazar. Özellikle bu roman da okuduğu kitabın yalnızca içeriğiyle ilgilenen okurlar için son derece sevecekleri bir eser. Fakat yukarıda da belirttiğim gibi özellikle işin edebi anlatım kısmında beni kesinlikle tatmin etmiyor. Buna rağmen sırf "yazarlık yeteneği" için bile Chuck Palahniuk, tüm kitapları okunabilecek son derece özel bir yazar. Ondandır ki kitaplarından yeterince zevk almasam da bu amcayı takip etmeye ve okumaya devam.

    Benim için her incelemenin bir şarkısı var aslında. Kitabın içeriğiyle uysa da uymasa da benim için bu incelemenin şarkısı da https://www.youtube.com/watch?v=K-DCtP69-78
  • *O bir melek! Laf işte. Herkes kendi yüreğine ait olan için böyle söylemez mi? Açıkçası onun niçin mükemmel olduğunu, ne kadar mükemmel olduğunu sana ya da bir başkasına anlatacak değilim; kısacası o bütün duygularımı esir almış durumda. Sanki o benim efendim, ben ona köleyim. Üstelik gönüllü bir tutsaklık bu.
  • "Ben hiçbir şey değilim ki! Köleyim, kölenin milleti olur mu?"
  • "İnsanlar, geçmişte de olduğu gibi köleler ve özgürler diye ikiye ayırılır. İster devlet adamı olsun, ister tüccar, memur ya da akademisyen, kendine günün üçte ikisini ayırmayan herkes köledir."
    F. Nietzsche