• Aslına bakılırsa biografileri okumaktan zevk alan biri değilim. Kitabı okuduğudunuz da slikon vadisi, psikoloji, evren, gelecek, başarı ve bir çok konuda kafanızda bir ışık oluştuğunu söylemek yanlış olmaz düşüncesindeyim. aslında beni en çok etkileyen şey elon Musk ın insanlığın geleceğine dair düşünceleri ve yaptıkları. vizyon sahibi birinin etrafındakileri bu amaç etrafında bir araya getirmesi ve örgütlendirmesi onun en büyük başarısı olarak görüyorum. Bu vizyon bugüne kadar herhangi bir liderin dile getirdiği bir hedef olduğunu sanmıyorum. Tarihte kendi milletlerini üstün göstermeye çalışmış, yada kurtaran liderler görmekteyiz ancak elon muskın yaptığı çok daha büyük bir vizyon. insanlığın geleceğinin marsda olduğunu düşünüyor ve orada koloni kurmaktan bahsediyor. Dünya kaynaklarını hızla ve büyük bir açgözlülükle tüketiyoruz. önümüzdeki yıllarda daha da ön plana çıkacak olan küresel ısınma bir çok büyük ölçekli ülke ve şirketleri ilgilendirmezken elon musk solar city ve tesla ile kaynaklarımızı verimli kullanarak enerji üretmeyi hedeflemektedir. bütün bunlar bir çok kişi tarafından ulaşılabilir hedef olarak görülmemektedir. ancak elon musk daha şimdiden elektrikli araba üreterek doğayı temiz tutma, çatılarda güneş enerjisinden faydalanan kremitler ile elektrik üretme ve space x in uzaya gönderip, tekrar dünyaya geri dönen uzay araçlarıyla bir çok hedefi başarmış gözükmektedir ve asıl hedeflerine emin adımlarla ilerlemektedir. elon muskı slikon vadisinde birileriyle karşılaştırmanın doğru olmadığını düşünsemde ilk akla gelen kişiler steve jobs ve billgates dir. steve jobs ve billgates kendi alanlarında çığır açmış büyük kimseler dir. karşılaştırmanın doğru olmadığını düşünsemde, musk ile aralarındaki en büyük farkın muskın daha büyük bir vizyona hitap etmesidir. şunu da eklemek gerekir ki jobs ve gates tek bir şirketi yönetirken, musk üç büyük şirketi yönetmektedir. bu üç şirket birbirlerine tamalamaktadırlar. her üçününde ortak noktası doğaya duyarlı olmak ve insanoğlunun geleceğidir.
  • Bu kitabı okumaya gerek var mı? Evet, var. Ama benim gibi hemen 3.kitabın arkasından okuyacaksanız, iyisi mi son 100 sayfadan başlayın; çünkü oraya kadar anlatılanların içinde 3.kitaptan farklı neredeyse hiçbir şey yok.
    Bu bir devam kitabı değil, 3.kitap Son Koloni'nin Zoe'nin gözünden anlatılması.(Yani versiyon 3.1 gibi bir şey.) İlk 200 sayfada sadece 16 yaşında bir kızın yeni koloni kuruluşunda neler yaşadığı anlatılıyor. Bazı yerlerde Scalzi'nin esprileri ya da ergen laf çakmaları ilginç ama başka hiçbir ekstra bilgi ya da farklı bir olay yok...(Belki Zoe'nin erkek arkadaşı Enzo'yu biraz daha yakından tanıyoruzdur.) Arka kapakta yazdığı gibi kurt adamlarla karşılaşma olayı var ama bir macera ya da ayrı bir olay gibi değil sadece 2-3 sayfa anlatılıp geçen bir kısım. Tabii bu olayda Zoe'nin aldığı hediye, kitabın sonunda önemli bir rol üstleniyor; bunu atlamamak lazım.
    Son 100 sayfada neler oluyor derseniz, Zoe'nin koloninin kurtulması için aslında ne kadar çok çaba sarf ettiğini görüyoruz. Meclis ve General Gau hakkında daha fazla bilgi sahibi oluyoruz ve belki de en ilginci Obinlere zeka veren Consulardan biri ile tanışma fırsatı yakalıyoruz. Son derece heyecanlı olan bu kısımlar Scalzi severler tarafından mutlaka okunmalı.
  • Kudüs mutasarrıfının aldığı bir borç üzerine Levontin, 3 Mayıs 1904'te Herzl'e şu raporu yazıyordu: "Mutasarrıf beni acele çağırdı ve Maliye Nazırı'ndan aldığı bir telgraf üzerine benden 3.000 sterlin daha borç istedi." Mutasarrıfın daha önce de sıkıntılı durumlarda Siyonist liderden böyle borç aldığı anlaşılıyor. Levontin, "Bu yılki koyun vergisi (resm-i ağnâm) iyi olacak, bu meblağı da ödemekte bir mahzur görmüyorum" diyor. Bu arada ilginç olan durum, maliyedeki sıkıntı yüzünden yöneticilerle Siyonist koloni arasında doğan bu gibi alacak-borç ilişkilerinin literatürde sadece yerel yöneticilerin bir hatası, hatta suiistimali olarak gösterilmesidir. İkinci Meşrutiyet döneminde de, Talât Paşa'dan diğer İttihad ve Terakki liderlerine kadar bazı kimselerin, Filistin'in kalkınması ve vergi gelirlerinin artmasında Siyonist kolonileri takdirle izlediği görülüyor. Ancak diğer yandan Arap-Yahudi çatışmasının artması, büyük devletlerin kolonizasyondan kendi çıkarları doğrultusunda istifade ve müdahaleleri dolayısıyla, toprak alımının önlenme teşebbüsleri görülmektedir. Özellikle bu nedenle Talât Paşa, Rusya tebaalıların Osmanlı uyruğuna geçmeleri üzerinde ısrarla durmuştu. Siyonistlerin "öffentlich-rechtlich" deyimiyle ifade ettikleri kültürel özerklik ve idareye katılma talepleri Osmanlı parlamentosunda göç, kolonizasyon ve bağımsızlık faaliyeti olarak tenkit edildiğinde (özellikle Cosmidi Efendi tarafından), Sadrazam Hakkı Paşa Siyonist emellerine karşı tedbir alınacağını bildirdi. Siyonist liderlerden Wolfssohn bunun üzerine bir hukukçu olan Hakkı Paşa'ya 10 Ağustos 1911 tarihinde şu mektubu yazıyor: "Votre altesse n'a pas besoin de longues explications pour comprendre que le terme [öffentlich-rechtlich] que l'expression française ‘droit public' ne rend qu'imparfaitement, appliqué à des relations entre l'individu ou un groupe d'individus..." şeklinde başlayan açıklamasında, terimin "amme hakları"ndan ötede bir talep ifade etmediğini belirtiyor.
  • Geçmişte olduğu gibi bugün de Ortodoksluk inancını benimsediğini söyleyen kimselere, çoğunlukla kendini son derece önemli sayan, ruhsuz, acımasız kimseler arasında rastlanır. Oysa, akıl, doğruluk-dürüstlük, yufka yüreklilik ve ahlaklılık çoğunlukla kendini inançsız ilan eden insanlarda görülüyor
  • Hudson nehrindeki ticareti kontrol edebilmek için WIC(Dutch West Indies Company) nehrin güneyindeki bir adada New Amsterdam adında bir yerleşim kurdu. Bu koloni Kızılderililer tarafından tehdit ediliyor ve İngilizlerin de sıklıkla saldırılarına maruz kalıyordu. İngilizler 1664'te burayı ele geçirerek adını New York yaptılar. Kızılderililere ve İngilizlere karşı WIC tarafından yaptırılan savunma duvarlarının kalıntıları, bugün dünyanın en ünlü caddesidir: Wall Street(Duvar Caddesi).
  • İnsanoğlu her zamanki gibi iliklerine kadar çürümüştü.
  • önce onu tutkuyla sevmiş, sonra sadece saygı duymuş, ardından da nefret etmişti.