• Eflatun devletinden teoride, Roma devletinden de pratikte üstün devlet idea ve gerçekleştirimlerini ortaya koyan mü'minlerin çocukları da bir gün mutlaka maddede ve mânada kapitalist ve kominist devlet tiplerini, erdem, adalet, eşitlik, örülüş ve güçlülük bakımından aşan bir devleti omuzlarında yükseltmesini bileceklerdir.
  • Bir an gelirki artık boşverirsin,kendine ve her şeye,karşı siperlerden yağmur gibi kurşun yağarken aldırmazsın ve yürümeye devam edersin,bunun adı aslında intihardır ama aynı zamanda bu kıyametin ortasında ilerleyen,yatan,ölen,yaralanan,herkesin en iyi en mükemmel yanlarının kendi içinde toplandığını hissedersin,bir arkadaş toplantısında ortamın tüm neşesini kendinde toplamak gibi bir şey bu. Bu duygu ,ölülerin şarkı söyledikleri andır işte...

    Faşist hükümet darbesi,teknik olarak iyi hazırlanmış,başarısız olma olasılığı bir sözcüğe bağlı "umut" .İçi boş ya da dolu, umut umuttur.
    Bir tarafta Franconun ordusu,kibritler gibi sımsıkı dizili ,faşistler ve Araplar.İspanyolların deyimiyle Mağripliler.Franco,o dönemde İspanya'nın sömürgesi olan Fas'da garnizon komutanı. Ordusunu alıp Madride yürüyor Cumhuriyeti yıkmak için.Daha önceki kominist darbeleri iyi inceleyip faydalanmış olmalı,Troçki'nin darbe tekniğini Troçkicilerden daha iyi biliyor çünkü.Kıyıcılıksa,o zaten fazlasıyla mevcut.İçi cehennem gibi yanıyor,her şeyi kendi cehennemine çekmek amacında.
    Diger tarafta koministler,sağçı soysalistler,solcu sosyalistler ve barışçılar.Barışçılar genelde arada kalmiş, iç savaşın ortasında barışçıları nereye sürersen oraya gider.Hükümet faşist Francoya karşı,Franco ordunun tek hükmedeni.karşı tarafsa anarşistlere emanet.Şaşılacak şey ,ki anarşistlerde şaşırır bu duruma, polis de hükümetten yana.Bir zamanlar anarşistlere(uluslarlarası anarşiştler,işleri devrim yapmak) türlü işkenceler eden polisle şimdi kolkolalar.Hükümet bu anarşistlere silah dağıtırken elleri titrer,Franco belasından sonra ilk iş olarak bunlardan kurtulmayı düşünüyor, gitsinler Çine,Polonyaya orda yapsınlar devrimlerini der gibi bir titreme bu ,ama şu an onlara mecburlar.

    Korku gözlerden belli olur derler, yanlış.Korku sigaranın nasıl içildiğiyle anlaşılır.Derin nefesler alıyorsa biri, aralıklarla, kaybedecek bir şeyi yoktur,bomba yüklü bir araçla az sonra dehşet saçan mitralyözlerin üstüne son sürat gidecektir.Nefes kesik kesik ve sıksa korku yaklaşmaktadır,bu acelecilikse korkuyu belli etmemek içindir.Sigara yakılmış ancak uzun süredir tek nefes alınmamışsa az önce kurşuna dizilen bir faşist subayın akan kanına, bir çocuk tarafından parmak basılmış ve duvara "faşistlere ölüm" yazılmıştır,bu nefes almama gelecekten umut kesildiği manasındadır.Sigarasını yakmak için sırf sigarasını içebilmek için üzerinde 20 kiloluk patlayıcılar taşıyan arkadaşını önden gönderip arkadan yavaş yavaş gelen adamın sigara içmesi olsa olsa umutsuzluktur.Zifiri karanlıkta ,herkes karanlığa ateş ederken,nereye ateş ettiğini bilmeden,sanki gece tarafından biçilen iki adam bir sipere gizlenmişken.Birisi omzundan vurulmuş diğeri bacağından.Omuz ve bacak diye geçmeyiniz ,omuz kolla birlikte kopmuş,bacaksa nerde olduğu belli değil,biri kolunu biri bacağını bırakmış,aynı sipere sığınmışlar birer sigara yakarlar,bu sigara içişi kardeşliktir.Çatışma durulunca sigarasını yakar biri,ve dahil olduğu vahşete bakar,bir damla yaş düşer sigarası söner bu cesarettir.Sigara yakılmadan ağızda taşınıyorsa, az evvel ,baştan aşağı silahlı üç kişinin olduğu karakola girilmiş ve çıkılmış demektir,ufak yaralanmaları yaralanmadan saymayız,bu özgüvendir.
    Alcazar kalesinde faşistler rehineleri tutarlar,çoluk çocuk.Bir baba sigarası umrunda değil duvarlara ateş eder,bir baba çocuğu kaleye hapsedilirse sadece duvarlara ateş eder,sigarasını kurşunları bitince yakar,bu bilinmezliktir.

    Daracik bir sığinakta ilerlerken , karanlıkta ,ince uzun bir tünel ,5 kişi ilerliyor,birinin elinde alev silahı.Karşı uçta duvara yapışmış faşitler korkudan titreyen,alev silahlı adam faşist subayla göz göze gelir ,kurşunlar uçuşur,insan gözünün içine baktığı birini diri diri yakabilir mi? Sıgınaktan çikmak icın gerisin geri dönülür ardarda 5 sigara yakılır ,bu tereddüttür.

    3 kişi baskında 2 si geri döner ama üç sigara yakılır bu yastır.
    Bu vefadır.
    Bu özlemdir.

    Sigara bazen çok şey anlatır,ülķüsünü savaştıranlar eşit değildir,iki tarafta insanlıktan bahseder,eşit değillerdir,karşılıklı olarak kurşun sıkarlar kurşunları bitince ideoloji sıkarlar ama eşit değillerdir,bir taraftakinin sigarası vardır çünkü,yakar,çömelerek içer,eşitliği sağlamak için karşı tarafa sigara verilmelidir,bu sigara işte o kadar önemli bir merettir,eşitlik sağlanınca düşmanlık kaldığı yerden devam eder,bir sigara oysa sadece beş dakikalığına barışı sağlamıştır, sigaranın öğütlerini dinleseydiler bu kadar kıyıma gerek kalmazdı.Ama kin ,kullanılmış atılmış tekrar bulunup yine kullanılmış o kin,mavi tıraş jiletleri gibi yüzlerce kez kullanılmış pas tutmuş o kin sakalları ve diğer şeyleri kesmeye devam eder yine.

    Savaşanlar sanılanın aksine hep çocuk kalırlar büyümezler,yaralılar ilk sargı bezlerini değistirmek istemezler kanlı kanlı dolaşmak hoşlarına gidiyordur çünkü,tıpkı bir çocugun kesilen eline sargi bezi sarması ve bakip bakıp gülümsemesi gibi,yara iyileşir ama sargı bezinden ayrılmak istenmez,çocukluğun en güzel adetlerinderdir bu.Eli sargılı adam sargısız eliyle bir sigara yakar bir kaç nefes alır sonra onu sargılı eline yerleştirir,bu çocukluk değilde nedir?
    Sigaralar yakılmadan ağızdaysa bunun iki nedeni vardır ya son sigararadır,doğru an bekleniyordur ya da faşist tankları geliyordur,durdurulması gereken tanklar,durdurulmazsa savaşın seyrini değiştirecek tanklar,siperde milisler yerle neredeyse bir ,tankların paralelinde olabildiğince yakın olmaya çalışıyorlar,ağızlarda yanmamış sigaralar elde dinamitler, dinamitçiler vakit kazanmak için sigaralarını yakarlar ve beklerler hedeflerinin gelmesini,dinamit sigarayla ateşlenmelidir,bu milislerin bir buluşudur,onlarca ölünün ardından tecrübe edilerek bulunmuş.

    Hükümlüler ki hüküm giymek için ceketlerin omuz bölgelerinde parlaklık olması yeterlidir,bu parlaklığı oluşturan şey tüfek olabileceği gibi bir biletçinin omzuna astığı para çantasıda olabilir.Ama farketmez parlaklık parlaklıktır.Hükümlüler ikiye ayrılır idamlıklar ve diğerleri,idamlıklar zindanlarda tutulur,zifiri karanlıkta,burada içilen sigaraların manası adamına göre değişir,içende hafif bir tebessüm varsa bu özlemdir,kendi ölümüne olan özlem.Bir başkası sigarasını yakarken ellerini titretmişse bu korkudur ama ölüm korkusu değil,işkence korkusu.İşkenceden korkan kişinin bildiği çok şey var demektir,söyleyecek çok şey demek o kadar çok ölüm demektir,işte bu işkence korkusu bu el titremesi buna işarettir.Kibrit sigara yakıldıktan sinra hemen söndürülmüyorsa şu perişan yüzü ,kendi yüzünü anımsatmak istemesidir,bu korkudur,ölüm korkusu yine değil,yalnızlığın korkusu.Sesler bir sigaranın yakılmasını sağlayabilir,kurşun sesleri,otuz kişilik bir grup kurşuna dizilirken seri silah seslerinin gürültüsü,sonra tek tek silah sesleri, ölmeyenlerin işini gören sesler,bu tek tek sesler zindanlardaki hükümlülere yaktırır sigaralarını,bu yastır,karanlık bir yas.Zindandakiler genelde birbirleriyle konuşmaz,bir ölüyle konuşmak istemezler,konuşanı tek tük çıkar ve bir sigara yakar,bu konuşan rüyadır,kırlara çıkmış,güneşe bakan oğlunun kısık gözlerine büyülenmişçesine bakan birinin rüyası.
    Zindandakiler artık politikayı düşünmezler hatta koğuştakiler bile düşünmez,politikadan olmaz ya biri ağzıni açacak olsa,yumrukla sustururlurdu.Politika konuşmaz, artık duygular konuşur,ve bir madeni para konuşur,mahkumların elinde kalan sigaraları hariç son şey.Ve boyuna yazı tura atılır.

    Manastırın önünde iki adam ,kimseden emir almadan gönüllü olarak nöbet tutup gözcülük ediyorsa.Bunu gören binbaşı sigarasını yakıyorsa ve iki dalda nöbetçilere veriyorsa bu garip bir şeydir,asla karşımıza çıkacağını düşünmediğimiz bir şey; iyi niyet...Bir yerde biraz iyi niyet birazda yürek kaldıysa bunun şerefine elbette bir sigara yakılır,en güzel sigaralardan biri,bu sigarada kardeşçe sarılma isteği gizli mizli değil apaçık olarak izlenir.

    Uçağına atlamış bir kominist pilot,görevi faşist kanyonlarını bombalamak,ama uçaksavarlar amanvermez,her pikesine karşılık verir,pekala kamyonlar her şartta bimbalanabilirdi ama olmadı,gerisin geri burliğe uçuldu,bu korkaklık değildi belki unutkanlıktı ama korkaklık olarak algılanmıştı,korkmayan bir adama ödlek muamelesi yapılırsa yapılacak iki şey vardır, haykıracak noktaya gelene kadar içki içip sarhoş olmak ya da beş sigarayı ardı ardına içmek,bu içişe gözler ve boş bir duvar eşlik eder, olabilecek en az göz kapağı açılıp kapanmasıyla duvara bakarken dalmış bir çift göz.Pilot ikisini birden yapar hem sarhoş olur hem ardı ardına sigaralarını yakar,bu öfkedir,ve çirkindir,öfkeki bir adam sarhoş öfkeki bir adamdan daha az çirkindir.

    Madrid önlerinde postal sesleri,faşistler süslenmiş geliyorlar zaferi taçlandırmak için,bir anarşistin babasıda Madriddedir,şehirden kaçmazsa büyük ihtimalle kurşuna dizikecektir,ama kitaplarını bırakıp kaçmak istemez,bur yaştan sonra kitaplarım olmadan zaten yaşayamam kaçmanın manası ne derken içkisinden bir yudum alır ve sigarasını yakar, bu kayıtsızlık mıdır? Hayır bu kayıtsızlığa benzeyen küçümsemedir,bu sigaralar hep birbirleriyle karıştırılır.
    Bir merdivene oturulmuş,karanlık,gözler gökyüzüne çevrilmiş,yıldızlar mı,ay mı görülmek istenen? Hayır.Beklenen rastgele bir alınyazısı,faşist bombardıman uçakları,bombalarını rastgele bırakıyor gökten,gökten rastgele bir ölüm yağıyor,merdivende oturan adam canı sıkkın ,rasgele bir ölümle ölmek de ölüm mü diye düşünüyor ve köşede gözünü göğe dikmiş bir kediye bakarak sigarasını yakıyor, bu sigara isyandır,çarpık alınyazısına isyan.
    Sedyede bir yaralı ağzı açık bağırıyor gibi,uçak seslerinden,el bombalarından,şarapnel vızıltılarından bağırıyor mu yoksa az önce bağırtısı bitmiş mi anlaşılmıyor,yanan bir sigara yanıbaşında tütüyor oysa ,ağzından düşmüş,ölürken haykıran bir adamdan kalan son şey,bu sigaranın manasını sadece hâla tüten sigara söyleyebilir, oda sadece sormaya cesareti olanlara.

    Hücüm ederken insanın ensesinden vurulması pek hayra alamet değildir,vurulan adamın arkasında bir sigara yakılmışsa ve dudak yerine dişlerin arasında tutuluyorsa bu ihanettir.Tüm tanklar birbirine benzer akan kanda öyle,tanklar az buçuk kördür ve gedik açmak için körlemesine giden bir canavar biçilmiş kaftandır,Madrid'e doğru bir gedik,arkası kesilmez diğerleride peşi sıra gedikten geçecektir,hattı geçen tankların arkasından bakılır sadece,belki biri 7.65 ini ateşler ve şarjör boşalınca toz bulutunun arkasından, kaçınılmaz sigarasını yakar, bu sigara yitirilmişliktir bir kentin yitirilişi.

    Bir sigara yakılmıştır,yakıldığı unutulmuş,akılda bir cümle evinin balkonundan dışarıyı seyreden biri,gece,sessizlik,hava soğuk ama üşütmez,hafif bir titreme vardir ama bu soğuktan değildir."nasıl yoksul olacaklarını öğreteceklerdi onlara" bu cümle ile titremektedir ta ki sol el parmaklarında bir yanma hissedinceye kadar.Mantıklı olan hareket içeri gidip yatmaktır ama bir sigara daha yakılır. Her güzel şey biter ,acıyı anlatsada güzeldir,bitsede güzel.

    Bu kitabı okuyun sonra Pablo Nerudo'nun Yürekteki İspanya kitabına başlayın orada bu şiiri okuyun ve bir sigara daha yakın.

    Akbabalar
    Hainler:
    Şu ölmüş evime bir bakın
    Yaralı İspanya'ya bir bakın
    Ama her ölmüş evden, çiçek yerine
    Çıkıyor kızgın bir maden,
    Ama İspanya' nın her yarasından
    Çıkıyor bir İspanya daha,
    Ama her ölü çocuktan
    Bir tüfek çıkıyor bakan
    Ama her cinayetten
    Bir gün yüreginizde gerçek yerini
    Bulacak mermiler çıkıyor.

    Soruyorsunuz, niye
    Şiirlerim düşten ve yapraklardan
    Yurdumun büyük yanardağlarından
    Söz etmiyor diye?

    Gelin görün sokaklardaki kanı
    Gelin görün
    Sokaklardaki kanı
    Gelin gorün sokaklardaki
    Kanı

    Pablo Neruda

    Son bir şiir daha; kitabın çevirmeninden;

    ışıkları tutamıyorum
    avuçlarımdan kayıyor
    karanlık en büyük korkum
    gece gittikçe çoğalıyor

    halıda kan izleri buldum
    cıgarası hala yanıyor
    cesedin başına oturdum
    gözleri bir tuhaf bakıyor

    bu çocuğu tanıyordum
    yıllardır yalnız yaşıyor
    bütün mektuplarını okudum
    kimseyle anlaşamıyor

    cinayeti otele duyurdum
    telefonlar üst üste çalıyor
    sabaha karşı başladı sorgum
    polis öleni ben sanıyor

    Attila İlhan
  • ...Lara, “Bunu yazan Aleksandr Puşkin!” dedi.
    “İşte,” dedi Başkan, “her şey yavaş yavaş ortaya çıkıyor kendi ağzınla komünist bir komplonun parçası olduğunu itiraf ettin.”
    Lara, “Aleksandr Puşkin,” dedi komünizmden yıllar önce öldü.
    “Olsun,” dedi Başkan, “Ruslarda her zaman bir kominist ruhu vardır zaten.”
  • Karakterler mi sevilir yoksa karakterin sizden bir parça taşıması mı?

    Bunu yazarken aklımdan ebeveynlik kavramı geçiyor. Çocuklara bakışımız ve bizden olana katlanma sekilimiz ile bakınca evet evet Oblomow bizden bir parçayı taşıyor diye seviyoruz.

    Oblomow= yatak+düşünce+(tembellik)

    Tembelliği ayrı bir şekilde fakat toplama katma nedenimi şöyle açıklamak isterim. Benim çocuğum tembel değil :)

    Tembellik; bir işi yapma yetisi olduğu halde yapmamak ve erteleme halidir.

    Oblomow ise öyle değil. Tembel diyemem çünkü hayatının daha başlarında ailesinin ilgisiyle yetenekleri ve istekleri çürütülmüş bir çocuk. Tıpkı günümüzde çocuk eğitiminde anne ve babanın tüm yükleri alma çabası gibi.

    ~spoiler içerir.

    Oblomow; kitaba, köye, burjuva topluluğuna ve baş karakterimize ismini verir. Bir köyde büyük bir aile Oblomow ailesi. Her şeyi ile kendilerine bağlı olan bu ailede Oblomow, 30'lu yaşlara kadar herhangi bir işte çalışmayan, kimsenin bir şey beklemediği bir karakter. Annesi, dadısı, kâhyası, arkadaşları... kimsenin ondan beklentisi yok. Herkes ona hizmet için var. Böyle bir hayata doğuştan sahip birine tembel diyemeyiz. Çünkü Oblomow bir işi yapmayı hiç istemedi beklentileri karşılamayı da. Buna rağmen müthiş bir gözlem yapma işine girişti. En zor işi yapıyordu; bütün gün yatarak hayatsal faliyetler dışında sadece düşünüyordu.

    Anne babası öldükten sonra köy hayatini geride bırakıp, şehir hayatına geçiyor bir adapte süreci yaşıyordu. Aslında evden çıkmayan birinin adapte sorunu pek olmasada köy hayatı ve şehir hayatı Doğu ve Batı çatışmasının betimsel haliydi.

    Doğu insanı: Miskin
    Batı insanı: Duygusuz ve soğuk

    Doğu ülkesi olan Rusyada büyük yankı uyandıran bu kitap burjuva ve köle sınıflarına yeni bakışlar kazandırmıştır. Üzerine çok tartışılmış ve yeni oluşuma giren Rusyanın Batı insanı ile kıyasları kültür ve ticaret almalarına değinerek devam ediyor. Eğer bir Oblomowluk varsa bu toplumun her kesiminde var; işçi, köle, kominist, sosyalist, devlet başkanı... her yerde işinin sadece tembellik kısmına adapte olan topluma zararlı olanlar var. Oblomow soylu biriydi ama zararlı değildi. Sürekli düşünen hatta burjuvanın düşünmeye tenezzül etmediği konuları irdeleyen biriydi. Ben Oblomow'un tembelliği temsil ettiği algısına karşıyım.

    Durum kitabıdır. Olaylar yoktur. Psikolojinin empati ve düşünce gücüyle doyurucu bir kitaptır. Ruhsal anlatımlar ile Dostoyevski'nin etkilerini hissetmemek mümkün değil. Rus klasiklerinin günümüze göz kırpan ve gün geçtikçe Rus lugatlarinda yer edinen "Oblomowluk" terimini dilimize, hayatımıza kazandıran bir eser.

    Ruhsal olarak Oblomow deyimler silsilesi yaşatıyor bizlere. 200 sayfa okursunuz adam hala yatmaktadır. 200 sayfa ne demek saçınızı başınızı yoluyor, iç sıkıntılar sarıyor sizi. Bu duygular deyim olarak bizde anlık tepkiler yaratsada Oblomow 200. Sayfada yatakta hala size bakar. Siz yaşadığınızla kalmanın yanında onun o güzel yüreğine öyle alışırsınız ki ona kızamazsınız. Artık alışmışsınızdır yabancılık çekmeden devam edersiniz. Oblomow ya sizsinizdir ya da çevrenizdekiler. Belkide hafızanızda birçok kişye artık Oblomow deme ya başlamışsınızdır ya da başlamak üzeresinizdir.

    Ve tekrar deginerek diyorum ki tembellik ve Oblomow karıştırılmamalıdır. Oblomow ne istediğini bilen, önüne yeni yollar çizen fakat bunları hayata geçiremeyen bir karakter. Onun tek sorunu hiç yapmadığı şeylere hep kayıtsız kalmak istemesi. Oblomow sürekli yatmaktan memnun değil bu durumdan rahatsız. Oysa tembellik tanımı teknoloji ile başlar. Yalnızsınız ve insanlardan soyutlanıp sadece sanal bir dünyaya kapatıyorsunuz kendinizi. Sanal basarlar ile övünüyorsunuz. Adı üstünde sanal bir başarı size nasıl yararlı olabilir ki... Oblomow ise yatakta fiil gösterse de saçını bile kahyasına taratsa hayat hakkında yattığı yerden gerçek kesitler elde etmiştir. Insanın ruh dünyasına değinmiştir.

    Peki bu ruh adamı hayata bağlayan hiçbir heyecan yok mu?

    Var tabi Olga ile hayatına giren aşk. Bunu da açıklamayı ve yaşananları Oblomow'un dünyasına giren siz okurlara bırakıyorum.

    Diğer yandan Oblomow'un çocukluk arkadaşı onun tam tersi bir karakterdir. Canlı, girişken, hayatı seven, denemekten korkmayan biridir. Bu iki zıt insanın anlaşmadaki uyumu da bir mesajdır.

    Ne kitap ama...

    Yazarların beyni korkutucu geliyor. Tüm bu karakterlerin bir beyinden ve bu kadar gerçekçi yansıtılması ürkütücü. Kitap gözü açık gördüğümüz rüyalardır. Oblomow rüya ya da gerçek, siz olan bir kitap.

    Üstelik kitap basılmadan önce "Oblomow'un Rüyası" adlı bir makale ile anlatılır. Daha sonra yazar bu romanı bir ayda yazar. Kendisi bu süreci şöyle anlatr; uzun zamandır kafamda tasarladığım karakteri hayata geçirmek kitaba yansıtmak zor olacak bir durum değildi.

    Dostoyevski'nin Kumarbazı, Anthony Burgess'in Otomotik Portakalı ve daha bir çok yazarın belli nedenler ile kısa zamanda sağlam eserler verdiğini duymuşuzdur.

    Sağlam dostluklar kurmak ve birazda kendinizle baş başa kalmak için Oblomow'un dünyasından kendi dünyanızla bağlantıları kurun. Bu küçük ziyaret size güzel bir dostluk kazandıracaktır.

    (Okuyupta fikirlerimi yazma fırsatı bulamadığım birçok kitap varken, Oblomow'u sonlara saklayamadım. Bu dostumun tembelliğime kurban gidişini bekleyemezdim :) )

    Keyifli okumalar!
  • Mao'nun Çin'de izlediği yanlış Kominist politikalar sonucu 1959-1961 yılları arasında 30 milyon insan kıtlık ve açlıktan öldüler.
  • Bu ülkede insanlar ilkokulda kemalist,lisede ülkücü,üniversitede kominist ,iş kurunca kapitalist yaşlanınca müslüman oluyor. Siz ne düşünüyorsunuz?