• Komünist Parti Manifestosu, Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından ilk olarak 21 Şubat 1848'de yayımlanan yazı, komünizmin ilk bildirgesi.
  • 128 syf.
    ·9/10
    1848 yılında yeni bir Dünya ve Düzen parolasıyla kaleme alınmıştı Manifesto.

    Kimi eleştirmenler tarafından bir devrin eleştirisiydi sadece. Kimileri tarafından da Devrim niteliğinde bir adımdı.

    Adını her ne koyarsak koyalım üzerinden 170 yıl geçmiş olmasına rağmen halen daha tartışılıyor ve uygulanmaya çalışılıyor belki de.

    Sermaye odaklı piyasanın, Eli kanlı Kapitalizmin bir eleştirisi olarak da okuyabileceğimiz Komünist Parti Manifestosu ‘bu görüşü kabul eden veya etmeyen herkesin’ okuması gerekli bir başyapıt hiç şüphesiz.

    Celal Üster gibi bir ustanın çevirisiyle okumak daha bir başka.
  • 48 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    marksizme başlangıç olarak okunabilecek temel, basit dille yazılmış bir kitapçık. komünizmin ilkelerini anlatıyor. marks-engels ikilisinin en meşhur eseri olan komünist parti manifestosu'nun altyapısını oluşturuyor.
  • 137 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Rius'un Karl Marx için yazıp çizdiği,''Dünyanın bütün işçileri birleşin'' sözü ile akıllarda kalan 1818 de Batı Almanya'da doğan Hukuk fakültesine giren ve ''Hayatımı nasıl kazanırımdan çok,hayatıma nasıl bir anlam katarım düşüncesi içinde yaşayıp sefalet içinde ölen,Hegel'in izinden giden en yakın arkadaşı Engels'le 30 yaşında Komünist Parti Manifestosu'nu yazan,yaşamının son yıllarında Das Kapitalı kaleme alan ama ilk cildini görebilen 2 ve 3.ciltleri Engels'in tamamaladığı eseleri hakkında fikirlerini mizahi bir çizimle dille anlatmış.
    Bunları anlatırken yazar ilk çağlardan beri felsefenin temel şahşıyetlerinden başlayıp Lenin'e kadar süren kişilerden bahsederken Marx'ın fikirlerinini örnekeler vererek,Proletarya sınıfının doğuşunu ,kapitazlim,sosyalizmi,manifestoyu,burjuavazi vb konularda anlaşılır basit dille çizimlerle anlatmış yazar.
    80 yıllarda polisin öğrenci evini basmasıyla ilgili anlatılan bir hikaye vardır ya;işte oradaki aksakalı dede olan Marx'ın yaşamında kısa bir kesit olmuş kitap
    NOT:Konuyu bilmeyenler için anlatılan olay yaklaşık bu şekildedir.
    ALINTIDIR

    NUR YÜZLÜ DEDEM
    Oniki eylülün hemen öncesi, öğrenci olaylarının ve toplumsal olayların yoğun yaşandığı günlerde. Polis , Diyerbakır’da bir öğrenci evini basmış, bir sürü kitap toplamış yığmış ortaya evden.. Öğrenciler bir köşede toplanmış tir tit titriyorlar korkudan, endişeden.. Ama fazla sakıncalı bir şeyler bulamamışlar kendilerine göre polisler. Çocukları asıl endişelendiren, arkalarındaki duvarda asılı duran Karl Marks’ın resmi.

    Bir ara polislerden birisi sormuş öğrencinin birisine:

    -Ulan , bu kimin resmi?

    Hah, demiş çocuk ,şimdi mıçtık işte . Ne yapsam ne desem derken birden aklına gelivermiş ve:

    -Dedemin resmi abi…

    Polis sinirle dişlerini sıkarak, öğrencinin ensesine bir tane vurmuş ve:

    -Ulan utanmıyor musun a dürzü, böyle nur yüzlü, dini bütün, ak sakallı bir deden var da sen kalkmış goministlik yapıyorsun ha.
  • 78 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Komünistler, kendi görüşlerini ve amaçlarını gizlemeye tenezzül etmezler. Hedeflerine ancak tüm mevcut toplumsal koşulların zorla yıkılmasıyla ulaşılabileceğini açıkça ilan ediyorlar. Varsın egemen sınıflar bir komünist devrem korkusuyla titresinler. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok. Kazanacakları bir dünya var.

    Komünist Parti Manifestosu, Karl Marx (Sayfa 56)
  • 136 syf.
    ·Beğendi·10/10
    İncelemeye ciddi bir başlangıç yapalım. Çünkü kırmızı yağan kardan değil katran gibi bir konudan bahsedeceğiz.
    Komünist Manifesto yada yayınlandığı adıyla Komünist Parti Manifestosu; uzun ve eserin anlaşılması için elzem olan 'sunu' kısmıyla başlıyor, 4 ana başlık üzerinden devam edip Marx ve Engels'in çeşitli ülkeler ve sonraki basımları için yazdıkları önsözlerle sona eriyor.
    Proleterya ile burjuvazi savaşı üzerinden kendi devrinin çoğu olayına geniş bir bakış açısı sunuyor. Tarihin tekerrür ettiğini göz önünde bulundurarak kitabın 'şimdi'yi hatta' geleceği' de anlattığını söyleyebiliriz. Burada Burjuva tabakasını hepimiz biliyoruz,
    Proleter ile komünist arasındaki farkı ise geçen gün yaşadığım bir olaydan örnekle anlatayım:
    Serin bir öğlen sabahında yemek kuyruğunda düşüncelere dalmış olan Samet, arkasındakilerin yanına kaynak yapan birisini görür. Aldırmaz, önüne bakar. Sonra önüne kaynak yapıldığını fark eden bir vatandaş hakkını aramak için car car konuşmaya başlar. Kaynak yapan kişi, hakkını arayan vatandaşa "Benim sıramı al, yeter ki sus" diyerek tekrar önüne geçirir ve susturur. Arkadakiler ise bunu görür ve hiç sesini dahi çıkarmaz, haklarının ihlal edilmesi onları rahatsız etmez.
    Burada 'sadece kendi hakkını' arayan vatandaş proleteryayı temsil eder. Eğer ben yada arkadakilerden birisi "Sıraya kaynamak saygısızlıktır, görgüsüzlüktür" diyerek herkesin, özellikle de ezilenlerin hakkını arasaydı biz de komünistleri temsil etmiş olurduk.

    Peki komünistler ne yapmaya çalışıyor? Mülkiyetin topluma egemen olmasını, işçinin(emekçinin) emeğinin ve işgücünün sömürülmesinin engellenmesini ve bunu ülke yada sendika genelinde değil de 'evrensel' olarak sağlamaya çalışıyorlar.

    Türkiye ise okuma konusunda o kadar geride bırakılmış ki komünistlerin bir çoğu proleter kesimde değil de orta-üst kesimde yer buluyor. İşçinin en fazla ezildiği ülkelerden biriyiz ne yazık ki. Lafargue, Tembellik hakkı isimli öncü kitabında bunun sebeplerine iyi değinir. İşçi kesimi zaten asgari ücret denen ölümcül miktarla hayatta kalma savaşı verirken okumak, sanat yapmak, zihnini çalıştırmak için ne gerekli zamana ne de paraya sahip değildir. Bizde komünist kelimesinin ne anlama geldiği dahi bilinmez. Kötü çağrışımlar yapmasının da birilerinin işine gelmemesinin bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.
    Bu kadar atıp tuttun iyi güzel de dayanağın nedir diye soran şüpheci beyinler olacak tabii. Asgari ücretle geçinen bir aileden geldiğim ve bizzat tecrübe ettiklerim yanında aşağıdaki rakamlar da bu beyinlere yol gösterecektir:

    -Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1.615 TL, *
    - Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 5.262 TL imiş.*
    - Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 1.999 TL(düz 2 bin deseydiniz bari) olarak hesaplanmış.*
    Burada dikkati çeken hususlardan birkaçı:
    - Asgari ücretin yine 'açlık' sınırının altında olduğu gerçeği
    - Türkiyede memurların dahi yoksulluk sınırının altında yaşadığı gerçeği
    - Türkiyenin yıllık büyüme oranının borsayla sınırlı kalıp halkı hiç mi hiç alakadar etmediği gerçeği
    Ayrıca Türkiye OECD ülkeleri içerisinde %19.2' luk yoksulluk oranıyla en yoksul 2.ülke ! **
    İncelemeyi kısa tutmayı düşündüğümden
    daha bunun gibi milyon tane hususu saymadan geçiyorum. Ama biliyorum ki bu halk komünistleri hep öcü bilecek, emeğinin sömürüldüğünü görmezden gelecektir.(en azından şu sıralar başımızda olan kimselerden dolayı)
    Sebebini ise Kitle psikolojisinin babası Gustave Le Bon'dan nokta atışı bir alıntıyla bitireyim;

    "Kitleler hiçbir zaman gerçeğe susamamıştır. Hoşlarına gitmeyen mantıksızlıklar karşısında, gerçekdışı eğer kendilerini çekerse, bunu ilahlaştırarak buna yönelmeyi daha üstün tutarlar. Onları hayallere çekmesini bilenler onlara hakim olurlar ve hülyalarını ortadan kaldıranlar da onların kurbanı olur."

    Sizi uyanışa geçiren kitaplar okumanızı temenni eder, iyi okumalar dilerim. Benzine de yine mi zam geldi ne!

    *Rakamlar, 2018 Ocak Türk-iş sendikası resmi rakamlarıdır. Dolayısıyla şuanda daha da artmış/artacak olmaları kuvvetle muhtemeldir.
    **OECD 2013 verileri kaynak alınmıştır.