• 237 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Bilinçdışı, anlayamadığımız, kendisine vakıf olamadığımız bir bilgidir. Kendisini günlük hayatın psikopatolojisinde bize sunan bu ulaşamadığımız alanı Freud bilinçdışı olarak adlandırıyor, ona kararlılık veriyor ve bu nihayetinde bir yapı doğuran edimdir. Tıpkı bizde Yunus Emre'nin "bir ben vardır bende, benden içeri" deyişinde salık verdiği gibi Freud da "bir sen var sende," der, "o kadar emin olma, sandığın gibi kendinin efendisi değilsin, senden içeri bir efendi var." diye uyandırır.

    Bilinçdışı kendisini her ne kadar kişinin niyetini ansızın yakalayan edimde gösterse de bu edimin bilinçdışını var etmesi için dinlenilmesi de gerekir, yani ben ile Öteki/Kültür arasında sahne alan bir bilgidir kendisi; uzamdan, zamandan ve kişiden bağımsızdır. Ne analistin ne de analizanın kendilerine özgü, nevi şahıslarına münhasır, özel olarak tahsis edilmiş bilinçdışı'ları yoktur, yalnızca aktarımda çıkan "analizin bilinçdışı" mevcuttur. Nasio, birinci ilke olarak Lacan'ın, "Bilinçdışı bir dil gibi yapılanmıştır." deyişini alıyor. Saussere'a göre dil göstergelerden (gösteren[S1] ve gösterilen[S2]) oluşsa da Lacan, gösteren'e öncelik verir. Saussere gösteren ve gösterileni bir bozuk paranın yazısı ve turası olarak görse de Lacan'a göre gösteren asli ve temel olduğu kadar gösterileni de üretir. Basitçe "kalem" kelimesini alalım; bu kelimenin zihinsel akustik imgesine yani fonolojik öğesine gösteren diyoruz, tamamiyle anlamdan uzak. Ve bu haliyle ben kalem kelimesinin bir duyguyu mu bir nesneyi mi bir rengi mi bir şahısın ismini mi belirttiğini bilmiyorum. Bunu bilebilmem için ise gösterilene ihtiyacım var; gösterilen kavramsal bileşenidir dilin. Az önce kalem derken zihnimde yalnızca akustik bir imge vardı şimdi gösterilen ile gelen, nesnenin zihnimdeki soyut tasarımı da var, kalemin ne olduğunu biliyorum artık, boyutunu rengini, onunla ne yapılabileceğini öğrendim. Yani gösteren; sözcükler, resimler şekiller iken gösterilen; o resimlerin, şekillerin zihnimde oluşturduğu bir takım anlamı olan görüntülerdir. Şimdi şu çizim [şekil 1 diyelim] (https://imgyukle.com/i/JzztF0) üzerinden dil gibi yapılanan bilinçdışına, semptoma ve jouissance'a bakalım.

    Semptom, kendisini bana dayatan ıstırabımın ifadesidir, benim yakınmamdır. Gözüme vuran tik, uykusuzluğum, körlüğüm.. vs. Ve Nasio semptomun üç koşulunu öne sürer; bu ıstırabı dile getirme biçimim, ıstırabıma dair kendimce geliştirdiğim kuram/önerme ve elbette semptomumun bir parçasını oluşturan analist. Analist? Hani yukarıdaki Öteki/Kültür. Derdimi analiste anlatmaya başladığım andan itibaren ıstırabımın muhatabı olur. Semptomumun Öteki'si olur, efendisi/bildiğini varsaydığım öznesi olur. Tabi daha sonra ıstırabımın nedeni halini alır (bu nesne a'dır). Semptomun üç ayırt edici özelliğini saydık ve tabi semptom bilinçdışından gelen bir ulam olduğuna göre semptom bir dil gibi dinlenilmek ister. En nihayetinde semptom bir göstergedir. Şekil 1'deki gibi semptom, o "Bütün" den, gösteren zincirinden yani gizil güç olarak kalan gösterilenden kopup "Bir" in yerini alan gösterendir, söylenendir. Bu ulamın biçimsel yönünü, gösteren oluşturur, betimleyici öğesini ise gösterilen. Gösteren gayri iradi, anlamdan yoksun bir ifadedir ve kendisiyle eklemlenen diğer gösterenler arasında, Bütün'den kopup gelen Bir'dir, yani yinelemeye hazırdır. Peki şimdi semptomumun tüm bu göstereni(Bir) ve gösterileni(Bütün) ile ıstırabımın muhatabı olan analist ne yapar. Elbette analist yorumlar ve yorum bilinçdışının edimselleşmesidir, adeta semptomun analiste bulaşmasıdır. Yorum analizanın söylemesinde ortaya çıkmış olan semptomun, analistin söylemesinde yinelenmesidir. Çünkü gösteren bir özneden diğerine seker, ve bir gösteren ancak öteki gösterenler içindir. Yani semptom öznenin nedenine, anlamına, yinelemesine hakim olmadığı bir gösterendir. Gösterge(S1 ve S2) ise bir kişiye hitap eder yani bu kişinin zihninde denk bir gösterge ya da daha gelişmiş bir gösterge yaratır. Analistin buradaki işlevi Bir'in yerine geçmiş olan gösterenin yenilenmesini kolaylaştırmaktır. Çarkın dönmesini sağlamaya çalışır analist, yani arzuyu kollar. Ancak şunu biliyoruz ki, gösteren anlamdan yoksundur ve ona direnir, öyleyse analist yorum yaparak iyileşmeyi nasıl umar? Yorum, bilinçdışı zincire giren gösterendir, analistin ortaya koyduğu yorum, anlam yoluyla değil, zincirde aldığı yer yoluyla iş görerek iyileşme umut edilir. (#58853434). Ve yorumun gösteren etkisinin en belirgin dışavurumu analizandaki şaşkınlık ve sürpriz halidir. Analizanın verdiği "a aha!" tepkisidir. Öyleyse analistin umduğu iyileşme bir tür rastlantıya mı bel bağlamıştır. Kesinlikle, öyle ki Lacan, iyileşmeyi neredeyse bir epifenomen, ikincil bir etki, ek bir yarar gibi görür. (#58925381). Elisabeth Roudinesco'nun dediği gibi, "Ne kadar akılcı ya da mantıklı olursa olsun, hiçbir kuram kurtulma iddiası taşıdığı akıldışılıktan tümüyle muaf değildir." Söylediklerimizden geriye kalan, Nasio'nun 16. sayfada verdiği şemanın geliştirilmiş hali, şekil 2 diyelim >> (https://imgyukle.com/i/J1m7YI)

    Peki ya Jouissance? Jouissance, bilinçdışının enerjisidir, semptomu iten enerjidir. Lacan, Freud'un psişik enerjisine(1. boşaltılmamış enerji, 2. korunmuş enerji, 3. imkansız ideal hedef) denk düşecek şekilde üç halini sunar jouissance'ın; 1. fallik jouissance, 2. jouissance fazlası ya da tortul jouissance, 3. Öteki'nin Jouissance'ı. Birer birer ele alalım.
    *Fallik Jouissance: kısmi boşalım esnasında dağılır ve göreli bir yatışma sağlar. Jouissance'ın bu kategorisine fallik denmesinin nedeni ise boşalıma girişi açıp kapayan sınırın fallus olmasıdır. Yani Nasio'nun deyimiyle, fallus jouissance'ın boşalan bölümünü (fallik) ve bilinçdışı sistem içinde kalan enerjiyi (tortul jouissance'ı) düzenleyen bir alavere havuzu gibi işler.
    *Tortul Jouissance: psişik sistem içinde tutulu kalan ve fallus tarafından buradan çıkışı engellenen jouissance'dır. Bu boşaltılmamış enerji, içsel gerilimin yoğunluğunu durmadan arttırır. Bu jouissance bedenin erojen, delikli bölgelerine demir atmıştır. Arzunun tazyiği de bu bölgelerde doğar ve durmadan onları cinsel uyarılmışlık halinde tutar. Kısmi bedene tekabül eder(nesne a).
    *Öteki'nin Jouissance'ı: gerilimin hiçbir engellenme olmaksızın boşaltıldığı ideal duruma tekabül eder. (Freud'un belirttiği gibi >>#58748889). Öznenin, Öteki'nin sahip olduğunu varsaydığı jouissance'tır. Öznenin bu mutlak jouissance'a olan inancı arzuyu ayakta tutar, bu yanıltıcı ve büyüleci kurgu ve serap biçimleridir. Bedenin bütününe takabül eder.
    İkinci ilke neydi hatırlayalım: "Cinsel ilişki yoktur" Bu formülün anlamı, eril jouissance ile dişil jouissance'ın varsayılmış bir göstereni arasında sembolik bir ilişkinin olmadığıdır. Neden, çünkü bilinçdışında her biri mutlak jouissance olarak imgelenmiş olan birinin ya da Öteki'nin Jouissance'ını gösteren gösterenler olmadığı için. Jouissance tüm gösterenlerden azadededir. Mutlak cinsel ilişki yoktur, peki ya sınırlı ve göreli bir cinsel ilişki var mıdır? Hayır çünkü bu sınırlı ve göreli jouissance'ı gösterecek gösterenler de yoktur eğer ilişki kelimesi jouissance'ı gösterecek iki gösteren arasındaki ilişki demekse hiçbir ilişki yok demektir. İster mutlak ister göreli bir jouissance ilişkisi yoktur. Sıradan bir erkek ve kadın cinsel ilişki buluşmasında bu ilişkiden jouissance'ndan tek bir varlık doğmaz, Aristophanes'in dediği gibi. Yani Lacan'a göre o ikiden bire geçmek diye bir şey yok. Psikanaliz jouissance'ın doğasını bilmediğini kabul eder, o ancak jouissance'ın bedensel merkezlerinin bölgelerine limit koyan göstergesel sınırları bilebilir. Yani bilinçdışı özneden bahsedildiği gibi bir jouissance öznesinden bahsedemeyiz; bir şey bizde ama bizim dışımızda jouissance'lanır.

    Son olarak nesne a'ya yani küçük öteki'ye bakalım. Nesne a, en nihayetinde bir sorunun cevabının olmayışını belirten bir harftir: "eşim olan, yitirilmiş sevgili kimdir?" Nesne a, bilinçdışının yapısı içindeki,bilgisizliğimizin ışık geçirmez deliğidir. (şekil 1) Arzumun nesne nedenidir, acziyetimdir, sakatlığımdır benim. Sevilen kişiyi, bize bir hikayenin, geçmiş deneyimlerin bütününün temsilcisi olarak sunar. Ve elbette sevilen bu küçük öteki, benim bedenimi sürdüren bir bedendir, özdeşleştiğim yinelenen bir niteliktir. Hep bir şekilde aynı kadını, erkeği sevmemizi sağlayan şeydir; sevilen tüm varlıkların ortak bir damgasını taşır. Göğüs, bakış, ses, dışkı.. işte bunlar nesne a'nın bedensel örtüleridir. Ancak nesne a, ne Öteki'ne aittir ne özneye, çocuğun ve annenin çifte talebinin ardından ikisi arasında mevcudiyet kazanır. Nedir bu çifte talep? Acıkan çocuk çığlık atar "ben açım der", anne buna kulak verir, "bırak besleyeyim seni yavrum" der. İşte burada ömrümce peşine düşeceğim ve ancak fantazide yakalayabileceğim şey, nesne a doğar. Burada Freud'un, çocuğun göğüsle kurduğu ilişkide ayırt ettiği dört zamanı da verelim.
    Birinci zaman; "Göğüs benim bir parçamdır." Bu, memeye yapıştığında süt çocuğunun asalaklığının, annenin beden bölgesiyle ilişkisidir.
    İkinci Zaman;"Göğüsü kaybediyorum!" Bir kayıp bir nesne a'nın oluşumunu geliştirdiğimiz tüm zaman boyunca tamir etmeye çalıştığımız aşamaya tekabül eder
    Üçüncü zaman; "Kaybettiğim göğüsüm." Öznenin nesneyle özdeşimi, fantazinin/düşlemin yapısının temel zembereği "ye beni anne!"
    Dördüncü zaman; "Göğüse sahibim." Yani artık o değilim (özerklik).

    Sanırım diyebiliriz ki işte yaşamımız, fantazinin bu dört uğrağı boyunca salınır.

    Eser, Lacanyen psikanalizi nedeniyle nasılıyla anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak.

    İçindekiler

    Birinci Ders: iki Ana Kavram: Bilinçdışı ve zevk
    İlk İlke: "Bilinçdışı bir dil gibi yapılanmıştır"
    İkinci llke: "Cinsel ilişki yoktur"

    İkinci Ders; Bilinçdışı
    Ne zaman bilinçdışı vardır denilebilir?
    Bilinçdışı "lalangue" içinde ortaya çıkar
    Bilinçdışı etkinleşen bir yapıdır
    Bilinçdışı, gösterenin hasta ile analist arasında yer değiştirmesidir
    Bilinçdışı özne

    Üçüncü Ders: Nesne a kavramı
    Psikanalizin terapötik hedefi
    Nesne a
    Öteki problemi
    Nesne a'nın biçimsel statüsü
    Nesne a'nın "bedensel" statüsü
    Nesne a olarak göğüs
    Talep, ihtiyaç, arzu üçlüsü açısından altı önermede nesne a üzerine özet

    Dördüncü Ders: Düşlem
    Psikanalizin özgün niteliği
    Düşlemin kliniği
    Beden, bir zevk odağı

    Beşinci Ders: Beden

    Konferans: Bilinçdışı özne kavramı
    l. Öznenin bilinçdışı bilgiye ilişkisi
    II. Öznenin mantığa ilişkisi
    III. Öznenin kastrasyona ilişkisi
    IV: Bilinçdışının yaprak yaprak olmuş öznesine dair bizim tezimiz
    V. Bilinçdışı bilgi kavramı
    Kaynaklar
  • Gösterenler, bir bir, durmadan yinelenir ve biz taşıyıcılar da, kurulu tüm kimliği sonsuza değin yitirme derecesinde, aynıdan değişiklik gösteririz. Bir gösteren'in ve tüm gösterenlerin öznesi. Gösteren Öteki'nden gelir ve Öteki'ne döner ve orada sizi bekler. Nerede? Bir gösterenin eksik olduğu yerde.
  • ... Analitik çalışmanın yegane konusu olan öznenin deneyiminden başka hiçbir şeye güvenmeyelim.
    J. Lacan