• Sadece beş gün önceydi, kendimizi tanımıyormuş gibi, bilmiyormuş gibi sıradaki 'sıradanlaşmış cinayetleri' beklemiyormuş gibi..
    Ne de güzel(!) parıltılı şapkalarımızın altındaydık.. Palyaço düdüklerine yeten nefesimizle, (aslında) bitmemekte olan 2019 -ve daha fazla- yıldan, girmekte olan 2020.nci günah yılına 'hoşgeldin' dedik gözlerimizde bir yanıp bir sönen cehennemi ışıklarla...
    Sibel Ünli..
    Öğrenci,
    İnsan,
    Masum,
    Ve 'aç'..
    Sadece 1 lira ve kırk kuruşu kalmıştı, yemek yemeye yetmedi 1 nokta 40'lık kalanı.
    Aç öldü Sibel, ama..
    Onu açlık değil, çaresizlik öldürdü. Umutsuzluk..
    Sibel Ünli
    Sibel Ünli... Sibel Ünli'ler..
    Hiç duymayacağımız cılız bir haykırışla gözlerimizin içine baka baka..
    Gidiyorlar.
    Sibel de gitti..
    Seçenekleri var mıydı? Var(dı).
    İşte, 2019 - ve daha fazla yıl- besleyip şımarttığımız duyarsızlığımız o seçeneği aldı elinden..
    Komşuya duyarsızlığımız, insana duyarsızlığımız, sisteme..
    Her yeni yıla girerken o ikircikli kendinden geçmişliğimiz ve bir palyaço düdüğüne yeten nefesimizle "veeeeeeee.." diyerek, heybemizdeki kötülükleri, aslında olmayan 'umut, ümit ve sevgi' sözcükleri ile takas ederken kaybediyoruz adı 'Sibel' olan güzellikleri..
    Sana ne diyeceğiz şimdi Sibel?
    Gittiğin yerde o 1 lira ve 40 kuruş dünyaları alırdı biliyor musun?
    Ama burada sana veremediklerimizden daha önemli değil ki, burada sana ulaşamadıklarımız bu kadar acıtırken..
    Sana ne diyeceğiz Sibel?
    Başımız önümüzde.
    Sadece affet.