• "En bilge insan, çelişkileri en bol olandır."
  • F.A
    F.A Eski Mezopotamya Dinlerine Giriş Tanrılar, Ritüel, Tapınak'ı inceledi.
    107 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Mezopotamya dinleri, ritüelleri, tapınakları ile dünya tarihine ait herhangi bir sayfa değildir, o insanlığın serüvenine ait bilinmesi gereken en önemli kilit taşlarını barındırmaktadır.
    Dini ritüellerden bugün bile kullandığımız kelimelerin kökenleri, bugünkü dinlere ait bir çok ritüelin Mezopotamyadaki kökenleri anlatılıyor.
    Kitabı bir solukta okudum.
    Konu akademik olmasına rağmen dili son derece anlaşılırdı.
    Keyifli okumalar dilerim.
  • 353 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Çok da sevmediğim bir kitap cafede çok sevdiğim arkadaşlarımla otururken fark ettim rafların arasında duran bu kitabı. Benim gibi DEHB muzdaribi insanlar çok iyi bilir ki her ne kadar kitap okuma konusunda idmanlı olsanız da bu iş için büyük çaba sarf etmeniz gereklidir. Hele benim gibi ortalama bir insanın kitap okuma hızından çok aşağılarda bir hıza sahipseniz, bildiğiniz huzurlu, sessiz ortamların dışına çıkıp da bir iki satır bir şey okumak oldukça zordur. Bu kitap ise bütün bu engellere rağmen beni oracıkta içine çekti. Arkadaşlarımın elindeki kitabı bırak da sohbet edelim bakışlarını çok iyi hatırlıyorum. Böylesi bir tanışıklıktan sonra kendisini orada bırakmış olsam da aylar sonra fırsat bulabildiğimde okumaya başlayabildiğim o ana kadar ve sonrasında da hep aklımda kaldı. Daha ilk sayfaları okurken daha önce yapmaya lüzum görmediğim en sevdiğim kitaplar sıralamasının başına geçeceğini hissettim, öyle de oldu. İlk sayfalarda kişiliğini ortaya koyuyor Mina Urgan bu kitapta. İlk sayfada kim ise son sayfada da o kişi. Bu kitabı okurken çok güçlü bir kişiliğe ve kesinlikle yaşamaya değer bir yaşama şahit oldum. Kitaplarda okuduğumuz onlarca insan, hakkında sadece yüzeysel bilgiler edinebileceğimiz aydın insanlarımız bu kitapta tek bir cümle ile bütün o yüzeyselliklerini kaybedip birer insana bürünüyor. Her zaman ismini duyduğumuz, bir şeyler başarmış hatta ünlü insanların hayalimizdeki değil de insan hallerine şahit olmak beni her zaman şaşırtmış ve etkilemiştir. Kitapta bundan bolca var. Edebiyat ile içli dışlı olanlar, satır aralarını okumaya çalışanlar belki alışkındır bu duruma, tarihçiler de öyle. Ancak okuduğu her şeyi sürekli kullanmadığı halde ışık hızında unutan benim için alışıldık bir durum değil. Beni en çok etkileyenler ise Halide Edip, Necip Fazıl ve Abidin Dino oldu. Bu sanatçıları yakından bilen biri kesinlikle değilim ama Mina Urgan o kadar kilit noktalara değinmiş ki bu insanlar hakkında, sanki kendileri ile tanışmış gibiyim ve hatta bu insanlara karşı bir alışmışlık bile geliştirdim kitabı okurken. Yine de kitapta yer alan hangi insanla tanışmayı isterdin diye sorsalar 3 kişiye öncelik verirdim. Mustafa Kemal, Mina Urgan ve Mina Urgan'ın annesi Şefika Hanım. Yazarın Atatürk ile anıları çok değerli. 12 yaşında Atatürk ile dans edebilme şerefine erişmiş bir genç kızın ağzından okuyoruz O'nu. Yani yerinde olsak biz neler görür, neler hissederdik tam da bunu söylüyor bize. Mina Urgan ile ise hayata bakış açılarımızda çok büyük benzerlikler var anladığım kadarıyla, bunun yanında da bizi biz yapan çok büyük zıtlıklar. Kendisi ile tanışmayı bu yüzden de çok isterdim. Tıpkı aynaya bakar gibi... Annesi Şefika Hanımın, Mina Urgan'dan bile daha büyük bir bilgi birikimine sahip olduğunu düşünüyorum. Çok anlatmamış annesini ancak doğru noktalara o kadar güzel dokunuyor ki bu süreçte o da ete kemiğe bürünüyor zihninizde.
    Bütün yazılan düşünceler içerisinde birkaç satır hoşuma gitmedi, bir arkadaşının sevgilisini öldürmüş olduğundan şüphelendiği bir anıyı paylaşıyor ve diyor ki; sadece alanında en iyisi olduğu için değil, arkadaşı olduğu için bile onu korurmuş. dürüst bir şekilde yazılmış bu cümlelerin eleştirisi tabii ki başka bir konu ancak bu düşünce bana o kadar yanlış geldi ki bütün o güçlü diğer söylemler arasından çıkarıp buraya ekleme ihtiyacı duydum.
    Güçlü bir kitap Bir Dinozorun Anıları. Her okuyucusunun aklına takılacak mutlaka bir ya da daha fazla söylemi vardır. İnsana katabileceği şeyler çok fazla. Alışılmış bir insan olmayışı yazarın, alışılmış olmayan düşünceler getiriyor önümüze. Her zaman ki bakış açınızla bakmıyorsunuz. Ancak diğer bakış açısını da anlatmıyor kitap. Sizin yapmayacaklarınız ya da en azından o şekilde yapmayacaklarınız ile dolu bir kitap ancak çok az rastlayabilirsiniz neden öyle değil de böyle olduğunun açıklamasına. Bundan ötürü kesinlikle okumanız hatta kütüphanenizde bulundurmanız gereken bir kitap.
  • 293 syf.
    ·Beğendi·10/10
    AKSİYOMATİK (AXIOMATIC) - GREG EGAN

    Ted Chiang’ın Geliş ve Nefes kitapları gibi bu da bir bilim kurgu öyküleri derlemesi. Ted Chiang dil bilimi, algı ve özgür irade üzerine yazmayı severken; Greg Egan ise çoğunlukla matematik, nöroloji ve benlik hakkında yazmış. Peki kim daha iyi? Seçmek gerçekten zor. Belki Greg Egan’ın tekil romanlarını okuyunca fikrim değişir.

    İçindeki en çok beğendiğim öykülere gelirsek:

    Infinite Assassin: Bir şehrin paralel evrenler arasında rastgele hareket etmesine sebep olan bir mutant ve onu öldürmekle görevli bir suikastçinin hikayesi. Suikastçi, görevini başarmak için iletişim kuramadığı sonsuz paralel versiyonuyla mümkün olduğunca senkron hareket etmek zorunda. Küme teorisi ve istatistik içeren ilginç bir hikaye.

    The Caress: Bir gün bir polis memuru ihbar sonucu girdiği evde ölü bir profesör bulur. Fakat işin daha ilginç yanı evin bodrumunda baygın halde bulduğu kadındır. Bu kadının başı insan, vücudu ise leopardır. Polis yaptığı araştırma sonucu, bu kadının Fernand Khnopff’un The Caress tablosundaki kimeraya benzediğini far keder, ve dünyanın en zengin sanat sevdalısının peşine düşer.
    Tüylerimi diken diken eden bir hikayeydi. 30 sayfacık ama kilit noktaların arası doldurularak mükemmel bir polisiye/gerilim filmi olur.

    The Safe-Deposit Box: Çocukluğunda beri her sabah başka bir insanın vücudunda uyanan birisini konu alıyor. Böyle birinde aile, arkadaş ve ev gibi kavramların ne ifade ettiğini; yaptıklarının sonuçlarına sadece bir gün katlanan birindeki ahlak anlayışını ve kendi yaşantısına sahip olup olamayacağını işlemiş. Sonu bir adım öteye gidip daha kesin bir sonuca bağlansaydı mükemmel olurdu, buna rağmen kitaptaki favorilerimden.

    A Kidnapping: İnsanların tarandığı ve öldükten sonra kopyalarının dijital bir dünyada yaşamaya devam ettiği bu hikayede, zengin bir adama “karın elimizde, para gönder” dye bir videolu mesaj gelir, fakat karısını aradığında onun kaçırılmadığını öğrenir. Buna rağmen her gün yeni bir video almaya devam eder ve her yeni videoda karısı onu neden kurtarmadığını sorar. “Sevdiklerimizin zihnimizdeki imgesi de bizim için sevdiklerimiz kadar değerli midir?” diye soran güzel bir hikaye.

    Learning to Be Me: Doğduklarında insanların beynine bir mücevher takılır ve bu mücevher yıllarca beynin verdiği tepkileri, aldığı kararları öğrenir. İnsanlar 30 yaşına gelmeden gitgide yaşlanacak organik beyinlerinden kurtulup kontrolü bu mücevhere devrederler, ve söylediklerine göre kişiliklerinde hiçbir değişiklik yaşamazlar. Hikaye ise bu operasyonun kendini öldürüp vücudunu bir makineye teslim edeceğinden şüphelenen bir adamı konu alıyor.

    The Moral Virologist: AIDS salgınını tanrının eşcinselleri ve zina yapanları cezalandırma yolu olduğunu düşünen bir doktor salgının geçip insanların değişmediğini görünce olaya el atmaya karar verir. AIDS’i bir uyarı ve kendisini de tanrının enstrümanı olarak görüp, daha seçici, daha etkili, ve daha ölümcül bir virüs tasarlamaya başlar. Kitaptaki onca hikayeden sadece bunun fıkra gibi bir sonla bitmesi, yazarın bu kafadaki insanları ne kadar komik bulduğunun kanıtı olmuş.

    Unstable Orbits in the Space of Lies: İnsanoğlu psişik bir uyanış yaşamıştır ve ideolojiler kansız bir savaş içindedir. Ortak düşünen insanların bir arada yaşaması ideolojik çekiciler yaratmıştır. Örneğin hristiyan ağırlıklı bir mahallede birkaç gün geçirirseniz hristiyan olursunuz ama bir üst sokağa adım attığınızda budizme inanmaya başlayabilirsiniz. Şehirlerin böyle ayrık kümeleştiği bir dünyada bazı insanlar da tüm bu “ideolojik çekicilerin” denge noktasında özgür yaşamaya çalışır, ve bir gün hiçbir çekiciye yakalanmadan şehirden çıkıp kurtulmanın yolunu ararlar. Din, ideoloji ve inanç üzerine düşündürücü bir metin.
  • 336 syf.
    Algoritmalar Kontrolünde Dijital Diktatörlük
    10.09.2020 - Ülker Gündoğdu
    Algoritmalar Kontrolünde Dijital Diktatörlük
    Bazen bazı kitaplar, insanın huzursuzlanmasına, sebep verir, bazısı su gibidir, basısı ilaç, bazısı sadra şifa, bazısı zehir… bu bakımdan her kitabı ilaç olarak değerlendirmek lazımdır. Ne zaman ve nerede kullanılması gerekli olduğunu iyi ayarlamak lazım. Her fikriyle gerçeklik gözlemlediğim İsrailli tarihçinin geleceğe dair öngörüleri dikkate alınmalıdır. Eserleri ile dünyaca üne kavuşmuş, tarihin arkeolojisini yaparak disiplinler arası yaklaşımıyla belirli bir orijinallik elde etmiş. Akademiyaya göre magazinsel boyutları aşmayan bir isim olarak dikkat çekici eserler üretmeye devam etmektedir. İlk iki kitabını okuyarak ve hakkındaki yazılara da göz attıktan sonra belirli bir görüşe vardım.
    Bu kitap algoritmalara kaptırdığımız hayatımızı geri almanın yolunu sunan, dijital diktatörleri fark ettiren, aşırı bilgi, soru ve cevap barındıran öğrenme ve öğretme isteği uyandıran, insanlığın nelerden geçerek bu güne gelmesine tanıklık ettiren, anlatımıyla gerçekliğin her an değişen hızının temposuna ayak uydurtan, soru, sorunları ve çözümü okura net gösteren, insani erdemler ile çözüme götüren, bambaşka bir bakış açısı kazandıran hazine değerinde bir eser olduğu izlenimindeyim.
    Yuval Noah Harari tarih doktorasını Oxford Üniversitesinde tamamladı. Kudüs İbrani Üniversitesinde dünya tarihi dersi vermektedir. Yazar, 21. Yüzyıl İçin 21 Ders kitabında; Teknolojik zorluk, Siyasi zorluk, Umut ve umutsuzluk, Hakikat ve Direnç üzerinde durmaktadır. Ayrıca bu kitapta konu edilen güncel meseleler ve insan toplumlarının yakın geleceği ne? Şimdi ne oluyor? En büyük zorluklar ve seçimler neler? Nelere dikkat etmeliyiz? Çocuklarımıza neleri öğretmeliyiz? gibi çağımızın meselelerine ve girift meseleleri eserine konu ederek bu sorunlar üzerine fikir sunmaktadır. En büyük meselelerine engin ve kabul görmüş doktrinlerin karşısında duran fikirler konu etmektedir.
    Bilişim teknolojileriyle biyo teknolojinin büyük devrimi nedeniyle liberalizm itibar kaybediyor, özgürlük ve eşitlik sarsılıyor, veri algoritmaları, dijital diktatörleri ortaya çıkarıyor. Tarihin sonu ertelendi. Modern dünyanın getirisine şaşırtıcı derecede dikkat çeken yazar konuları ele alma biçimiyle okuru ele geçiren kitap dikkatinizi daha ilk başta kendine çekiyor. Teknoloji ve ideoloji soyut ve uzak gelse de kitlesel işsizlik ya da kişisel işsizlik karşısında kimse duyarsız değildir. Büyüdüğünüzde işsiz kalabilirsiniz. Sorunlar kolay dökülür kâğıda, çözümlerini okura düşündürüyor Harrari.
    Evrensel bir ekonomik güvenlik ağı örmeyi başardığımızda işlerimizi algoritmalara kaptırmak lütuf olurdu. Liberal olan inancı yok edebilecek dijital diktatörlüklerin önünü açan otoritenin insanlardan algoritmalara geçmesi ile hayatımızın kontrolünü kaybetmek ürkütücüdür. İnsan bilincini araştırmak ve geliştirmek için bir şey yapmıyoruz. Zihin hakkında çok az şey biliyoruz, buna rağmen insan zihnini keşfetmek adına yeterince yatırım yapmıyoruz. Onun yerine internet bağlantımızın hızını ve veri algoritmalarımızın etkinliğini arttırmaya yoğunlaşıyoruz. Büyük veri algoritmaları özgürlüğü bastırdığı gibi toplumlar arasında gelmiş geçmiş en derin uçurumları yaratıyor. Büyük verinin gözü üzerinizde. Uyanış ve aydınlanma yaşayan okur sorularının cevabına odaklanıyor.
    Veriyi elinde tutan geleceği de elinde tutar. Ağ tabanlı algoritmalar kollektif olarak tüm verilerin mülkiyetini elinde tutacak ve hayatın gelecekteki gelişimini gözetecek küresel bir insan topluluğunun temelini oluşturabilir mi? “Dünyanın küresel bir köy” olduğunu bir düşünün. Küresel eşitsizlik artar ve toplumsal gerginlik dünya çapına yayılır mı? Siyasi zorluk milliyetçilik, din ve kültür insanlığı kamplara ayırıyor ve küresel düzeyde bir işbirliği zorlaşıyor.
    İnsanların bedenleri var. Biyometrik sensörler ve beyinle bilgisayar arasında doğrudan oluşturulacak arayüz, elektronik makineyle organik beden arasındaki sınırı aşıp içimize işlemeyi amaçlıyor. Yazar, eserinde okura teknolojinin korkutucu halini yansıtarak onu bir yolculuğa çıkartıp teknolojinin baş döndürücü dünyasının nasıl olduğunu okura göstermeye çalışmaktadır. Dünyada sadece tek bir medeniyet var. İnsanlık birbiriyle ne kadar zıtlaşsa da her topluluk küresel dünya medeniyetinin bir parçası konumundadır.
    Küresel Sorunlara Küresel Cevap Arıyoruz
    Geleneksel dinsel olgu, dünyayı şekillendirme gücünü muhafaza ediyor mu, yoksa çağdaş devletlerin, ekonomilerin ve teknolojilerin muazzam güçleri tarafından etkisizleşmişler mi? Tek bir medeniyet, nükleer savaş, ekolojik çöküş ve teknolojik sıçrama küresel düzeyde çözülebilir. Evrensel liberal değerlere erişme umudu üzerine inşa edilen Avrupa Birliği, entegrasyon ve göç sorunları ve getirdiği zorluklar yüzünden dağılmanın eşiğinde ayakta durmaya çalışıyor.
    Kimi kültürler diğerlerinden daha mı iyi? Terörizm insanlığın marjinal ve zayıf bir kesiminin silahı. Sorun olması küresel siyasete yön verir hale gelmesidir. Umut ve umutsuzluk, korkularımızı kontrol altında tutup görüşlerimizde daha alçakgönüllü olursak insanlık üstesinden gelebilir. Savaş; insanların aptallığını küçümseme durumudur. Milli, dini ve kültürel gerilimler insanların kibirli bir şekilde kendi millet, din ve kültürlerinin dünyanın en mühimi olduğunu, dolayısıyla kendi çıkarlarının insanlığın çıkarlarından önce geldiğini düşünmesinden kaynaklanıyor. Milletleri, dinleri ve kültürleri dünyadaki asıl yerleri konusunda gerçekçi ve alçakgönüllü düşünmeye sevk etmenin bir yolunu bulmalıyız. Çözüm hep vardır. Her millet yahut ulus, kendi ulusunu diğer uluslardan üstün görme, üstün yeteneklere donatma, eğitim, bilim, sanayi, kültür gibi olgular ekseninde yüceltme eğilimi göstermektedir. Bu durum modern bir bilim olan sosyolojinin ilgi alanına girmektedir.
    Bir doz alçakgönüllülük aptallığa çaredir.
    Toplumsal olarak alçak gönüllü olmanın erdemi üzerinde durmaktadır yazar. Tanrı karşısında alçakgönüllü olabilmek en önemlisidir. Tanrı’dan bahsederken kendilerini küçük görüp tevazu sergiliyor isen Tanrı’nın adını anarak kendi kardeşlerine üstünlük taslamayacaksın.
    Tanrı Adını Boş Yere Anmayın
    Cehalet, sandığınızdan daha az şey biliyorsunuz. Dünyayı anlayalım ki doğruyla yanlışı, haklıyla haksızı ayırt edebilelim. Bilim ve sanat insanları dünya görüşünü etkilemede kilit rol oynar. Yapay zekâ, biyomühendislik ve iklim değişikliğinden ne anladığını bilimkurgu şekillendirir. Gelecek bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz gibi değil. Kurmacaya inandığımız için işbirliğinde iyiyiz. İnsanların korku ve şiddetense sevgi ve zevk sayesinde çok daha sıkı kontrol edebileceğini bize gösterir.
    Homo sapiens, gücünü kurmacalar üreterek onlara inananmaktan alan bir canlı türü. Yakın gelecekte algoritmalar, kendileriyle ilgili gerçeği gözlemlemelerini imkânsız hale getirecek. Kim olduğumuza ve kendimiz hakkında ne bilmemiz gerektiğine algoritmalar karar verecektir. 21. Yüzyıl İçin 21 Ders, teknolojik ve ekonomik kırılmalarıyla yaşanan değişimlerle mücadelenin mümkünlüğünü okura sunuyor. Yazar insanlığın temel soru ve önceki kitapları Sapiens ve Homo Deus’ta ortaya koyduğu fikirleriyle ele alarak siyasi, teknolojik, toplumsal ve varoluşsal zorluklara mükemmel derinlikte açıklık getirmektedir.
    Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi ve 21. Yüzyıl İçin 21 Ders yazarın kitapları arasında mukayese edecek olursak okumuş olduğum bu üç eser bir birinin devam niteliğinde okunmalı, yazarın bakış açısını anlamanızı sağlayacak kitapları bütün olarak daha iyi kavrayacaksınız. Benim için de bütün olarak ele aldığımda Harrari’nin kitapları insanlığın hayat serüveninin tam bir analizi niteliğini taşımaktadır.
    Sapiens, insanlığın evrim teorisi bağlamında bir değerlendirmesi olarak kronolojik bir yansıtma olarak görülebilir. Tarihle bilimin şaşırtıcı gerçekleriyle yeniden anlatımıydı. Homo Deus, hayatın uzun vadeli geleceğini sorgulayarak insanların tanrı mertebesine yükselme olasılığını ve zekayla bilincin nihai kaderinin ne olabileceğini göz önüne sermişti. Modern insanın pozitivizmle aklı tanrılaştırması, her şeyi akılla açıklama yönelimi gözetilmektedir. Biyoteknoloji ve bilgi teknolojilerinin kaynaşması konu edilmişti. 21. Yüzyıl İçin 21 Ders, teknolojik zorluk, Siyasi zorluk, Umut ve umutsuzluk, Hakikat ve Direnç üzerinde duruyor. Ayrıca bu kitapta konu edilen güncel meseleler ve insan toplumlarının yakın geleceği konu ediliyor.
    Harari’nin üç kitabını okurken sınırlarınızı zorlayacak ve şaşıracaksınız, hiç düşünmediğiniz şeyleri düşünürken bulacaksınız kendinizi. Modern dünyanın ve tarihin, uzun ve zorlu labirentinden kendi gerçeğinizle var olarak yolunuzu bulacaksınız. Kitap kapağındaki göz resmi izlendiğim izlenimine kapılmama neden olduğu için hangi gücün gözü üzerimizde; Tanrı’nı gözü mü, evrenin gözü mü, sanal dünyanın gözü mü, henüz farkına varmadığımız kozmik gücün mü? Sorularımın cevabını ve akla gelmeyecek soru ve sorunlara şaşırtıcı açıklamaları bulduğum kitap, zengin içeriğiyle rahat ve akıcı okunuşa sahip. Kitabın baskısı keyifli okuma rahatılığı sağlıyor. Betimlemesiyle içine alan anlatımı kitapla bağ kurduruyor. Ne geçmişi ne de geleceği sadece ve sadece şimdiyi sorgulayacaksınız.
    Yuval Noah Harrari
    21.Yüzyıl İçin 21 Ders
    331 sayfa
    Kollektif Kitap
    Ülker Gündoğdu - 10.09.2020
    http://www.kitaphaber.com.tr/ulker-gundogdu-a24/
    Ülker Gündoğdu 21. Yüzyıl İçin 21 Ders Yuval Noah Harari
  • Geçen sene “Mekanın Sahibi” şarkısını dinleyip “Normcuyum” diye gezenlere ne oldu ya.
    “Konu Kilit” bu şarkıdan daha güzel.
    Adamı bir şarkıya satmayın
    Norm Ender-Konu Kilit https://youtu.be/g3KXa0T4OOU
  • 330 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Kardeşimin Hikâyesi, okurken ara vermek zorunda kaldığımda üzüldüğüm, canımın sıkıldığı, okumaya devam etmek için planlarımızı iptal etmeyi aklımdan geçirdiğim bir kitap oldu. Açıkçası bir iki problemi haricinde, çok sevdim.

    Birincisi, kitapta bir noktadan sonra anlatılmaya başlanan hikâye çok bölünüyor. Kitabı bitirirken bunun böyle yazılmış olması gerektiğini kabul ettim, ama bu okurken canımı sıktığı gerçeğini değiştirmiyor.

    İkincisi, kitabın bazı noktalarında ders vermek maksadı var gibi, bu göze batacak şekilde yapılınca rahatsızlık veren bir konu.

    Üçüncüsü ise, Agatha Christie ve polisiye ile ilgili kitapta geçen bir iki cümle. Karakterin fikirleridir elbette, yazar aynı düşünceyi paylaşmıyor olabilir ama okurken yine de üzüldüm. Agatha Christie'yi seviyorum. Kendisinin kitaplarıyla ilgili "hiç derinliği yok, edebiyat mı bu canım?" gibi laflardan da hoşlanmıyorum.

    Normalde beğendiğim bir kitap için bu üç maddeyi sıkıntı olarak görüp yazma gereği duymam. Fakat burada çok sevdiğim bir kitap söz konusu olduğu için, çok sevdiğimin de sıkıntıları beni daha çok üzüyor. Hepsi bu.

    Bunların dışında bence kurgusu, hikâyesi ve anlatımı, ya da aklınıza bir kitabın bütünlüğünü oluşturan parçalar olarak neler geliyorsa, hepsini çok beğendim.

    Fakat Kardeşimin Hikâyesi ile ilgili şöyle bir uyarıda bulunmam gerekiyor. Kitabın arka kapağındaki alıntıyı okuyunca, bunu bir aşk hikâyesi sanabilirsiniz. Kitaba başlayıp ilk sayfalarını okuyunca da, polisiye olduğunu düşünebilirsiniz. Ama ikisi de değil. Bu kitap kişisel bir hikâye. Kitapta çokca örnek verilen Rus edebiyatına ait bir eser gibi yer yer. Bir insanın yaşadıkları neticesinde, zihninde ve kişiliğinde oluşan değişimler ve bir karakter analizi söz konusu. Kitabın konusunun aşk ile de, cinayet ile de alakası yok. Eğer merak ediyorsanız, evet ortada çözülen bir cinayet var. Ve yine merak ediyorsanız, evet kitapta aşkla ilgili cümleler de var, birileri birilerine aşık olmuş ya da oluyor, doğru. Ama bu, kitabın aşk temalı olduğu anlamına hiç gelmiyor.

    Bu arada kitapla ilgili şöyle bir uyarıda bulunayım, az önce Rus edebiyatından bolca örnek veriliyor dedim. Bu örnekleri verirken karakterimiz spoiler vermekten çekinmiyor. Ya işte, Anna Karenina'da olduğu gibi, şöyle şöyle oldu diye söyleyiveriyor. Sanki bu kitabı okuyan herkes Anna Karenina'yı okumuş olmak zorundaymış gibi. Kitaba bu tarz spoiler ile birlikte verilen örnekler bir şey katıyor mu diye sorarsanız, kesinlikle katmıyor. Bence hiçbir işlevi yok. Yalnızca, bu spoilerları veren karakterimiz çok kitap okuyor, hatta kütüphaneden oluşan bir evde yaşıyor, hepsi bu. Ama spoiler konusunda saygılı bir kitapsever de olabilirdi. Karşısında, o kitapları okumadığını bildiği, kendisinden genç birisine, bak spoiler vermeyeyim, kendin oku diyebilirdi. Ne bileyim, ben olsam öyle yapardım.

    Tek örnek de Anna Karenina değil, başka kitaplardan da büyük spoilerlar söz konusu. Eğer o kitapları okumadıysanız ve okumayı planlıyorsanız aklınızda bulunsun. Unuturum gider zaten, spoiler çok sorun değil derseniz tamam. Uzun uzun kitaplarda ne olduğunu da anlatmıyor zaten, ama "şöyle yaptı ya" gibisinden, çok kilit noktalarla ilgili spoiler veriyor. Zaten kitapla ilgili "ders vermek maksadı var gibi dememin temel sebebi de, bu diğer kitaplara dair verilen referanslar.

    Rus edebiyatının farklı eserlerinin bir araya getirilip, karıştırılıp, Türk kültürü ile harmanlandığı bir kitap olmuş Kardeşimin Hikâyesi. Kitapta hiç adı geçmeyen bazı kitaplardan da esinlendiğini düşünüyorum. Şu kitaptan şunu almış, bu kitaptan bunu almış da demiyorum ki spoiler olmasın. Sonuçta her kitapsever, özellikle de uyarmadan etrafa spoiler yağdıracak biri olmak zorunda değil.

    Livaneli'nin diğer kitaplarını da en kısa sürede okumak istiyorum. Bakalım onlar nasıl.