• 263 syf.
    ·3 günde·8/10
    Bu kitap uzun zamandır elimdeydi. Bir kaç arkadaşta yeni kapak tasarımı ile gördüm. Merak ettim ve hiç aklımda yokken okuma kararı aldım. Bu ay okuduğum anlatım tarzı farklı olan 2. kitaptı. Kitapta o kadar ilginçti ki ben ne okudum dedim. Sadece kitap tek kişi ağzından anlatılmıyordu. Özellikle onu sevdim. Çünkü kitapta boşluğu doldurmak zorunda kalınca sevemiyorum. Her karakter farklı açıdan anlatmıştı. O yüzden keyif alarak okudum. Sizde farklı tarzda kitaplar okumak istiyorsanız Murat Menteş'in kitaplarına bir göz atın derim.

    Konusuna gelecek olursak,
    Nuh Tufan yetimhane de büyümüş. Albino olduğu için kimse onu evlatlık edinmemiştir. Kendi ayaklarının üstünde durarak üniversite okurken okuduğu bölümün aslında kendine göre olmadığını düşünür. Çöplükten topladığı ilginç eşyalarla bir dükkan açar. Adı ne mi dükkanın ÇÖPLÜK... En yakın arkadaşı olan İbrahim ise en az Nuh kadar ilginç biridir. Bulduğu maske hem kendinin hem Nuh'un hayatını çok farklı yerlere sürükler.

    Konu çok karışık okumadan olayların birbirine bağlanış şeklini asla anlayamazsınız.
  • Murakami okurları Murakami-Müzik bağlantısını bilirler. 1Q84 kitabında okuyucuya armağanı ise Leoś Janacek’in Sinfonietta’sı. Kitap bir takside bu şarkını çalması ile başlıyor ve ben kitabı okuduğum süre boyunca defalarca dinledim.

    1Q84 üç kitaptan oluşuyor. 1-2. kitap ana karakterlerimiz Aomame ve Tengo’nun bölümleri ile ilerliyor, 3.kitapta Uşikiva da anlatıma dahil oluyor. Paralel evrende yaşanan hikayeler anlatılıyor ve Aomame’nin 1Q84, Tengo’nun Kediler Şehri dediği yerde her şey mümkün. Ben kitabı okurken dizi izler gibi hissettim. Bir bölüm bir bölüm daha derken onüç günde bitirdim. (Sadece akşamları okuduğumu düşünürsek hiç fena değil)

    Mezhepler, felsefi göndermeler, paralel evren, aile içi ilişkiler, iş ilişkileri, aşk... her şey var kitapta. Murakami eline kalemi almış ve iyi bir dünya resmetmiş okuyucusuna;
    Şiddet gören kadınların korunması,
    Kötülerin cezalandırılması,
    Aşkın peşinden koşan karakterler...

    Kitabı müzik eşliğinde okuyorsunuz, kendinize 1Q84 Playlist oluşturabilirsiniz. Back, Vivaldi, Janacek, Michael jackson, Duke Ellington ve daha fazlası.

    George Orwell-1984 ve Marcel Proust-Kayıp Zamanın İzinde ise bahsi geçen kitaplar.

    Kolay kolay kitap tavsiye eden biri değilim, 1Q84 için de mutlaka okuyun diyemeyeceğim ama konu olarak ilginizi çektiyse Netflixten izleyeceğiniz bir dizi yerine Murakami okuyabilirsiniz.

    2014 yılından bu yana kitaplıkta bekleyen bir kitabımı okuduğum ve hacminden dolayı yanımda taşıyamadığım için onüç gün boyunca bir çok kitap okumuş olmam bu okuma serüveninin en güzel yanı iken, kitapta cinselliğin bu denli açık, rahatsız edici ve defalarca tekrarlanıyor olması olumsuz yanıydı.

    Uzun süredir Murakami okumuyordum, uzun bir süre daha ara vereceğim sanırım 1Q84 Haruki Murakami
  • Göbeklitepe ve Tanrıça Atiye

    Geçmiş ve gelecek gizemliliği ile insanı kendine hayran bırakır. Gelecek belirsizliğiyle geleceğe varlığından iz bırakmak isteyen insanda sadece merak duygusu bırakır. Geçmiş ise yaşanmışlığın ihtişamıyla insanda hayranlık ve soru işareti bırakır. Ancak insanoğlu geleceği nedense yüceltir ve geçmişi de küçümser. En azından geçmiş bize nedense böyle öğretildi. Geçmiş insanlığın yüz karasıdır. Gelişmemiş insandan izler taşıdığı için. Geçmişin insanın hayvanlarla aynı derecede görülmesinde bunun etkisi önemli.

    En önemlisi insanlık geçmişinden kopuktur. Bugüne nasıl geldiğini bilmemek insanlığın zoruna gidiyor. Geçmişin bilmeyen insanlığın tanrısallığı da yarım kalıyor. Bugüne ve yarına tanrılık taslayanların geçmiş ayağı olmaması tanrılık rolünü zedelemekte.

    Dört dörtlük tanrı olma derdinden mi nedir bilinmez ama artık geçmişe yapılan atıflar insanlığın ihmal edilen tanrılığına yöneliktir. Böylece geçmişin gizemi yaratıcıdan koparılarak yorumlanması, insanın uyanıklığın bir eseri olarak bugünün insanlığına sunulacaktır. Nitekim Atiye dizisinin bugünü yani geleceği şekillendiren finali farklı yorumlanamaz.

    Göbeklitepe insanlığın hayvanla eşdeğer teorilerini alt üst etti. Ama bunu dünya daha kendi tarihine geçirmedi. Hazımsızlık yaşanıyor. Bugünün çok akıllı insanı ve geçmişini hor gören evlatları o günün insanından kalan eserleri yorumlamaktan aciz. Anlamlandıramıyor. O günün insanların neden hayvan olmadığına şaşırıyor. Nasıl olur da yanılmışlar. O kadar teknoloji, bilim ve zeka nasıl iflas edebilir? Göbeklitepe bugünün insanın acizliğini acımazca yüzüne vurdu. Hatta bugünün insanın geldiği noktayı aşağıladı. Sessizlik bundandır. Her şeye bir şey bulan insanlık sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik geçmişe dair teorilerinin iflasını gördüklerinden ya da bunu örtbas etmenin bir arayışıdır. Eğer ortada iflas edilen teoriler varsa ki var görünüyor. İnsanlığın geçmişine dair utançlık duygusu taşıdıklarından mı susuyorlar?

    Bilim adamları işin içinden çıkmanın yollarını kara kara düşünsünler. Biz işin edebiyat ve sinema kısmına değinelim. Göbeklitepe son dönemde tıkanan sinema ve edebiyat için iyi bir malzeme kaynağı oldu. Üst üste kitaplar yazılıyor ve filmler çevriliyor. Göbeklitepe’nin anlaşılmasına dair bir katkı yok bu çalışmaların. Çoğu batı eksenli fantastik etkilenmeler. Yani geçmişi yüceltme adı altında bugünün insanın geçmişe damgasının arayışı vardır. Geçmiş insanlığın ortaya koyduğu her şeyin bugünün insanın eliyle olma ihtimali anlayışı hemen hemen bütün filmlere damgasını vuran bir algıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi bugünün insanı tanrılığını ilan ettiğinden geçmişin varlığı bile bugün insanıyladır.

    Bir online sinema ve dizi platformu Gebeklitepe’yi konu edinen Atiye dizini yapımını üstlendi. Yayına girdi. Temel iki beklenti vardı: Şanlıurfa’nın reklamını içermesi ve ekonomik getirisi. İkincisi Göbeklitepe’nin gizemi ya da edilen verilerin dile getirilmesiydi. Tabii bir dizi de birebir bir gerçeklik aranmaz ama en azından farklı teorilerin alt metin olarak geçmesi beklenilir ki seyirci fikir sahibi olabilsin. Sanılmasın ki diziler de didaktik bir şey bekliyoruz. Her dizi ve film kurgu kaynağına az çok değinmesi gerekir.

    Şanlıurfa’nın tanınmasına dizinin ne kadar katkısı oldu konumuz dışında ama sekiz bölümlük dizi de “Urfa” ismi iki üç defa geçti. O da orada ne işin vardı, şekildeydi. Birinci bölümde zaten isim geçmedi. Urfalı olmasaydım, diziden Göbeklitepe’nin nerede olduğunu öğrenmek için Google amcaya soracaktım. Şanlıurfa’ya dair doğru dürüst bir çekim bile yoktu dizide. Üzücü bir durum.

    Sahi Göbeklitepe doğru dürüst ekrana yansıdı mı?

    Göbeklitepe’nin ne olduğu bile doğru dürüst vurgulanmadı. Hiç mi Göbeklitepe’ye dair bir izahat olmaz. en azından hocaların amfiden konuşmasında kısa bir izahat verilemez miydi? Evet verilemezdi. Geçmiş insanların da zeki olduğu, aslında hayvan olmadıkları nasıl söyleyebilirlerdi ki. Sonra demezler mi hani onlar aptal birer hayvandı, diye. Sinema yine işini en güzel şekilde yaptı konuyu manipüle etti ve konuyu sulandırdı, amacından uzaklaştırdı. Böylece Göbeklitepe’ye dair teorilerin de dillendirilmediğine değinmiş olduk.

    Devam Edecek…
    Osman Tatlı
    osmantatli@gmail.com
  • Göbeklitepe ve Tanrıça Atiye

    Geçmiş ve gelecek gizemliliği ile insanı kendine hayran bırakır. Gelecek belirsizliğiyle geleceğe varlığından iz bırakmak isteyen insanda sadece merak duygusu bırakır. Geçmiş ise yaşanmışlığın ihtişamıyla insanda hayranlık ve soru işareti bırakır. Ancak insanoğlu geleceği nedense yüceltir ve geçmişi de küçümser. En azından geçmiş bize nedense böyle öğretildi. Geçmiş insanlığın yüz karasıdır. Gelişmemiş insandan izler taşıdığı için. Geçmişin insanın hayvanlarla aynı derecede görülmesinde bunun etkisi önemli.

    En önemlisi insanlık geçmişinden kopuktur. Bugüne nasıl geldiğini bilmemek insanlığın zoruna gidiyor. Geçmişin bilmeyen insanlığın tanrısallığı da yarım kalıyor. Bugüne ve yarına tanrılık taslayanların geçmiş ayağı olmaması tanrılık rolünü zedelemekte.

    Dört dörtlük tanrı olma derdinden mi nedir bilinmez ama artık geçmişe yapılan atıflar insanlığın ihmal edilen tanrılığına yöneliktir. Böylece geçmişin gizemi yaratıcıdan koparılarak yorumlanması, insanın uyanıklığın bir eseri olarak bugünün insanlığına sunulacaktır. Nitekim Atiye dizisinin bugünü yani geleceği şekillendiren finali farklı yorumlanamaz.

    Göbeklitepe insanlığın hayvanla eşdeğer teorilerini alt üst etti. Ama bunu dünya daha kendi tarihine geçirmedi. Hazımsızlık yaşanıyor. Bugünün çok akıllı insanı ve geçmişini hor gören evlatları o günün insanından kalan eserleri yorumlamaktan aciz. Anlamlandıramıyor. O günün insanların neden hayvan olmadığına şaşırıyor. Nasıl olur da yanılmışlar. O kadar teknoloji, bilim ve zeka nasıl iflas edebilir? Göbeklitepe bugünün insanın acizliğini acımazca yüzüne vurdu. Hatta bugünün insanın geldiği noktayı aşağıladı. Sessizlik bundandır. Her şeye bir şey bulan insanlık sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik geçmişe dair teorilerinin iflasını gördüklerinden ya da bunu örtbas etmenin bir arayışıdır. Eğer ortada iflas edilen teoriler varsa ki var görünüyor. İnsanlığın geçmişine dair utançlık duygusu taşıdıklarından mı susuyorlar?

    Bilim adamları işin içinden çıkmanın yollarını kara kara düşünsünler. Biz işin edebiyat ve sinema kısmına değinelim. Göbeklitepe son dönemde tıkanan sinema ve edebiyat için iyi bir malzeme kaynağı oldu. Üst üste kitaplar yazılıyor ve filmler çevriliyor. Göbeklitepe’nin anlaşılmasına dair bir katkı yok bu çalışmaların. Çoğu batı eksenli fantastik etkilenmeler. Yani geçmişi yüceltme adı altında bugünün insanın geçmişe damgasının arayışı vardır. Geçmiş insanlığın ortaya koyduğu her şeyin bugünün insanın eliyle olma ihtimali anlayışı hemen hemen bütün filmlere damgasını vuran bir algıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi bugünün insanı tanrılığını ilan ettiğinden geçmişin varlığı bile bugün insanıyladır.

    Bir online sinema ve dizi platformu Gebeklitepe’yi konu edinen Atiye dizini yapımını üstlendi. Yayına girdi. Temel iki beklenti vardı: Şanlıurfa’nın reklamını içermesi ve ekonomik getirisi. İkincisi Göbeklitepe’nin gizemi ya da edilen verilerin dile getirilmesiydi. Tabii bir dizi de birebir bir gerçeklik aranmaz ama en azından farklı teorilerin alt metin olarak geçmesi beklenilir ki seyirci fikir sahibi olabilsin. Sanılmasın ki diziler de didaktik bir şey bekliyoruz. Her dizi ve film kurgu kaynağına az çok değinmesi gerekir.

    Şanlıurfa’nın tanınmasına dizinin ne kadar katkısı oldu konumuz dışında ama sekiz bölümlük dizi de “Urfa” ismi iki üç defa geçti. O da orada ne işin vardı, şekildeydi. Birinci bölümde zaten isim geçmedi. Urfalı olmasaydım, diziden Göbeklitepe’nin nerede olduğunu öğrenmek için Google amcaya soracaktım. Şanlıurfa’ya dair doğru dürüst bir çekim bile yoktu dizide. Üzücü bir durum.

    Sahi Göbeklitepe doğru dürüst ekrana yansıdı mı?

    Göbeklitepe’nin ne olduğu bile doğru dürüst vurgulanmadı. Hiç mi Göbeklitepe’ye dair bir izahat olmaz. en azından hocaların amfiden konuşmasında kısa bir izahat verilemez miydi? Evet verilemezdi. Geçmiş insanların da zeki olduğu, aslında hayvan olmadıkları nasıl söyleyebilirlerdi ki. Sonra demezler mi hani onlar aptal birer hayvandı, diye. Sinema yine işini en güzel şekilde yaptı konuyu manipüle etti ve konuyu sulandırdı, amacından uzaklaştırdı. Böylece Göbeklitepe’ye dair teorilerin de dillendirilmediğine değinmiş olduk.

    Devam Edecek…
    Osman Tatlı
    osmantatli@gmail.com
  • 256 syf.
    TÜRK İŞİ DALLAS

    CHP Roman Ödüllü
    M.Ş.Esendal denince akla gelen ilk roman
    100 Temel Eser içerisinde yer alıyor
    MEB Talim ve Terbiye Kurulu'nca (burası önemli) okullara tavsiye edilmiş bir roman
    Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Ankara'dan kesitler vadediyor
    Bütün bunlara ek olarak da ben, bildiğimiz tarzda bir apartman hayatından kesitler okuyacağım beklentisiyle beklentiyi iyice yükseltmiş oldum. Ama konu hiç de beklediğim gibi çıkmadı, Dallas kendisinden yaşça küçük de olsa, tam bir Dallas esintisi sundu okurken.

    Yaşadığı yerden memnun olmayıp kendine yeni bir yer arayan anlatıcımız, bir arkadaşının bıraktığı odaya yerleşmeye karar verir. Bu oda, Ayaşlı'nın oda oda kiraladığı yerlerden biridir. Böylelikle kapakta gördüğümüz o apartımanın, nezih bir aile apartımanı olmadığı da ufaktan ufaktan ortaya çıkıyor. Apartımanın sakinleri pek de sakin durmuyor, kadınlar ayrı bir dert, erkekler ayrı bir dert, bir de çocuk var o apayrı dert... Kim kime dum duma. Kiminin gözü bir diğerinin karısında, kimi birilerine kapak atmak çabasında, kimi kendini kumar batağına saplamış, kimi içkiye boğulmuş... Bu ortam ve içindeki karakterlerden, cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemiz hakkında çıkarımda bulunmaya çalışmak, bana kalırsa sinekten yağ çıkarmak kadar zahmetli bir iş olsa gerek. Toplumdan kesitler yok, cumhuriyet öncesi ve sonrasına dair öyle dişe dokunur bilgiler yok, toplumdaki değişimi yansıtan belirgin bir anlatım yok... Yani kurguya bakacak olursak, cumhuriyet sonrasında millet ancak zıvanadan çıkmış diye düşünebiliriz. Ki bu da bize sosyolojik olarak net bir sonuç vermez. Bu yönüyle kitabı tatmin edici bulmadım doğrusu. Bu konu hakkında çok daha tatmin edici kitaplar var.

    Anlatım olarak yalın, akıcı, okurken sıkmayan bir tarzı var yazarın. Fakat yukarıda da belirttiğim gibi, Talim Terbiye Kurulu'nca tavsiye edilen bir kitap oluşunu neye bağlamalı bilinmez. Ben olsam bu kitabı okullara tavsiye etmezdim. Edecek olsam dahi belli bir yaş sınırı ile okutulmasını tavsiye ederdim.

    Yukarıda söylediklerim, bağnazca veya sansür yanlısı bir düşünce tarzına sahip olduğum algısını uyandırmasın. Bana kalırsa bu kitabın, çocuk okuyuculara katacağı pek bir şey olmadığı kanısındayım. Fakat bana bir şeyler kattığını gözardı edemem. Özellikle tayin beklediğim şu zamanlarda, bilmediği bir yerde bilmediği insanlar arasında yaşamanın zorluklarını görür gibi oldum. Yer yer kendimi, anlatıcının yerine koydum. Yer yer kendisini yadırgadım. Gurbet elde yaşarken, hakikatli bir dostun ne kadar önemli olduğunu gördüm. Kitabın sonunu ise memnun edici buldum.
  • 436 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Zaman zaman kemal sunalin şener senin ılyas salmanin filmlerinde Ya da genel olarak yeşilçam filmlerine de konu olan ağalık sistemine bir tür eleştiri ve başkaldırı olarak yazılan bir kitap serisi . Tüm kitaplar dil olarak çok akıcı da olsa her serinin benzer şekilde başlayıp benzer şekilde bitmesi kitabın özgünlük noktasında artilardan çok eskilere sahip olmasına yol açmış serinin tüm kitapları okunur mu diye sorarsanız bence gerek yok 2 kitap okumak yeterli ama yine de son karar siz okurlara kalmış
  • 320 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Akıcı kitaplar okumayı seven insanların uzak durması gereken bir kitap. Jose Saramago'yla tanışma kitabınız da olmamalı :)
    Kitap yoğun , ağır ilerleyen bir kitap. Adeta adanın ilerleyişinin farkında olmayan insanlar gibi , kitabı okurken kitabın ilerlemediğini sandığım anları fazlasıyla yaşadım.
    Konu itibariyle ilginç bir konu... İber Yarımadası'nın Avrupa kıtasından kopuşu, bu kopuşun sebebi olarak kendilerini gören beş kişinin biraraya gelişi ve bunların yolculukları üzerinden anlatmış yazar. Tabi bu kopuşun getirdiği siyasi krizler, insanlar üzerindeki etkisi ve sosyal hayata etkisi.
    Kitap okunmaya değer bir kitap , tavsiye ederim.