(...)1990 yılı eşiğinde, Eski Yunan’da yaşamış hendeseci gibi hissediyorum kendimi... O, "fezada bir dayanak noktası verin, kaldıraçla dünyayı tek parmağımla kaldırayım!" demiş... Ben, tam 10 senedir, ayağımı yere sağlam basabileceğim bir istinad noktası arıyorum ama, yok; ayağım hep kayıyor... Kısmet... Kaç defa olur gibi oldu ama, her seferinde acaip şekilde tutmadı... Bunda da bir hayır vardır İnşallah!..
Bir diğerinin duygularını anlayabilmek için sevgi gerekir kuşkusuz; fakat tutkunun belli bir derecesinde sevgi, sevilen kişinin duygu dünyası da dahil olmak üzere dış âleme hiçbir duyargası uzanmayan, dolayısıyla kulak vermediği ve algılamadığı için de rahatsız edici bir itirazı olanaksız kılan kör bir bencilliğe dönüşüyor. Tutkulu aşk yalnızlığın en uç ve en son durağı gibi.