• Internet, oyun, televizyon ve sosyal medya kullanımı oranı ise günlük 15 saate ulaşmış durumdadır. Kendi sosyal mecraları ve arama motoru henüz olmayan Türkiye 'nin kendi gençliği açısından manipülasyona açık olduğunu göstermektedir. 15 saat gibi dev bir kullanım ortalaması koskoca ülkenin sanalda yaşadığının göstergesidir.
  • Kara deliğin alanının azalmama özelliği, entropi adı verilen ve bir dizgenin düzensizliğini ölçmekte kullanılan fiziksel niceliği çok andırmaktadır. Eşyalar kendi hallerine bırakıldıkları zaman düzensizliklerinin artacağı herkesin her zaman gözlemlediği bir olaydır. (İnsan, evinde onarım yapmayı bırakmayagörsün) Düzensizlikten düzen yaratabilir, (Örneğin evi boyayabilirsiniz), ama bu gayret ya da enerji harcanmasını gerektireceği için eldeki düzenli enerjinin miktarını azaltır.
  • Masal tadında insanlar tanıdım bir varmış bir yokmuşlardı
  • ''Demek maymundan geliyoruz! Aman Tanrım, umarım bu doğru değildir, ama eğer doğruysa ümit edelim de herkesin kulağına gitmesin.''
  • bir kara deliğin kütlesi, bir dağın, santimetrenin milyonda birinin milyonda birine, yani bir atom çekirdeğinin içerisine sıkıştırılmış kütlesine eşittir. Bu kara deliklerden bir tanesine dünya yüzeyinde sahip olsaydınız, dünyanın yüzeyini delip, özeğine düşmesini engelleyecek hiçbir şey olamazdı; sonunda yerin özeğinde durana dek, yeryüzünün bir o yanına bir bu yanına salınmayı sürdürdü. Bu yüzden, enerjisini kullanmak üzere onu yerleştirebileceğimiz en uygun yer ancak dünyanın çevresinde bir yörüngedir; onu bu yörüngeye getirmenin tek yolu da, eşeğin önüne iple havuç tutmak gibi, önünde daha büyük bir kütleyle onu çekmek olurdu. Bu, pek uygulanabilir bir öneri gibi gözükmekte; en azından yakın gelecek için.
  • Büyük patlamadan yaklaşık yüz saniye sonra sıcaklık bir milyar dereceye, yani en sıcak yıldızların içinin sıcaklığına düşecekti. Bu sıcaklıkta proton ve nötronlar güçlü çekirdek kuvvetinden kaçmaya yetecek enerjiyi yitirecek ve bir proton ve bir nötron içeren döteryum (ağır hidrojen) atomunun çekirdeğini oluşturmak üzere birleşme ye başlayacaklardı.
  • Ancak her ne kadar maddeye bağlı değil gibi görünseler de, düşünceler bile bir dayanağa gereksinim duyarlar, aksi durumda öteye beriye çark etmeye ve anlamsız bir şekilde kendi etraflarında dönmeye başlarlar; düşünceler de hiçliği kaldıramaz.
  • Hasta insanlar, hasta bir kültürün ürünleridir.
  • Soru: Tarık suresi 7. Ayette, meninin bel ve kaburgalar arasından atıldığı söyleniyor. Halbuki meni karın boşluğunda değil testislerde üretilir. Bu bilime aykırıdır. Bunu nasıl açıklarsınız?

    Cevap: Bu ayeti anlamak için önündeki ve sonundaki ayetlere beraber bakalım.

    5- İnsan neden yaratıldığına bir baksın:

    6- Kuvvetle atılan bir sudan yaratıldı.

    7- Bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.

    8- O (Allah), onu tekrar döndürmeğe kādirdir. (Tarık: 5-8)

    ayetin kelimelerine bakalım:
    Hulika min mâin dâfikın.

    hulika : yaratıldı
    min : den
    mâin : su, sıvı
    dâfikın : kuvvetle atılan
    Buradaki “su” kelimesinden Kuran tefsircileri “meni” olduğu anlamını çıkarmışlar ve Kuran meallerine de çoğu zaman “meni” olarak girmiştir.

    Oysa meni olsaydı, Kıyame-37 ayetinde olduğu gibi direk “meni” olarak söylenebilirdi. Bu kelime Arapçadan Türkçemize geçmiş ve kullanılan bir kelimedir.

    Kıyame-37 (O, dökülen meniden bir damla değil miydi?)

    e lem yeku : olmadı mı, değil mi
    nutfeten : nutfe, bir damla
    min meniyyin : meniden
    yumnâ : akıtılan, dökülen
    Tekrar Tarık suresinde dönelim.

    Tarık 5. ayette “İnsan neden yaratıldığına bir baksın” derken konu insandır,

    ayette “Kuvvetle atılan bir sudan yaratıldı” derken konu fışkırarak atılan sudur,
    ayette “bel ile kaburga arasından çıkar” derken konu yine sudur.
    ayette ise “onu tekrar döndürmeğe kādirdir” derken kıyamet günü insanın yeniden yaratılışından bahsedilmektedir.
    Şimdi gelelim insanın yaratıldığı suyun ne olduğuna:

    Bel ile kaburgalar arası bilindiği gibi karın boşluğudur ve bu karın boşluğunda pek çok organ vardır. Kuran bize üreme suyunun bu organlarda yapıldığını haber veriyor.

    Öyleyse kadınlarda çocuk oluşum mekanizmasının başlangıcına bakalım. Kadın üreme organlarından yumurtalık (ovaryum) üzerinde ayda bir defa follikül (içi su dolu baloncuk) oluşmakta ve bu follikül patlayarak içindeki yumurta (ovum) hücresini Fallop tüpüne doğru hızla fırlatmaktadır. Yazımızın sonunda bu olayın resmi konulmuştur. Baloncuktaki bu patlama sonucu meydana gelen “tazyikle fırlatılma olayı” sayesinde yumurta hücresinin gideceği yere ulaşması sağlanmış olur. (1, 2)

    Eğer tazyikle atılma olmasa idi yumurta hücresi tutunma yerine yani rahime varamayıp karında farklı noktalara tutunurdu, bu olaya ise dış gebelik denir. (3) Aşağıya da bu olayın videosu eklenmiştir, detaylı olarak inceleyebilirsiniz.

    İnsanın yaratılışı bu hücrenin bulunduğu tazyikli suyla başladığı için Kuran bu olayı tazyikli atılan sudan yarattık diye belirtmiştir. Kuran’ın indiği dönemde hücre veya ovum diye bir kavram Dünya’da olmadığı için en basit ve anlaşılır haliyle su ifadesi kullanılmıştır. Kuran zaten çok detaya girmez.

    Buradaki ifadeyi sadece erkeğin sıvısı olan sperme indirgemek doğru olmaz çünkü ayette cinsiyet belirtilmemiş. Spermde de bir suyun içinde yüzen sperm hücreleri vardır ve tohumlamayı bu sperm hücreleri yapar, tıpkı kadının suyundaki ovum hücresi gibi. Fakat biz nasıl ki sperm için su lafını kullanabiliyorsak ve insan bu sudan yaratıldı dememiz normal ise aynısını kadının suyu içinde söyleyebiliriz. Yani kadının suyu içindeki bir hücre yavruyu oluştursa bile genel anlamda yavrunun bu sudan oluştuğunu söyleyebiliriz. Çünkü aynı kullanımı zaten spermde de yaparız. Sperme biz Türkler erkeğin suyu deriz, hem de Araplar da bunu derler. Dolayısıyla buradaki su tabiri kadın ve erkek her iki cinsiyet için de anlaşılmalı çünkü her iki cinsiyetin cinsiyet suyuna da eşit derecede uyar. Bu ayetin ispatlanması için tek cinsiyete uyması dahi yeter fakat ayetin haber verdiği cinsiyet sıvısının yeri yani bel ile kaburgalar arası tabiri muazzam bir şekilde her iki cinsiyet için de geçerlidir.

    “Su” denmesinin erkeğe bakan yönü ise, sperm kanalı erkekte karında dolaşır ve meninin sıvısı testislerde değil de özellikle prostat ve diğer bezler gibi karın boşluğunun içinde bulunan organlarda oluşturulduktan sonra dışarı atılır. Evet meninin suyu da testislerde değil bel ile kaburgalar arasında eklenir. Bu su ise atılan spermin yüzde 95’inden fazlasını oluşturur. Yani bu su testislere hiç uğramaz. Direk karın boşluğunda yapılır ve spermi yoğunlaştırıp çoğaltarak dışarı atılır. (4, 5)

    Ayette geçen sulb kelimesi omurganın başlangıcından yani kuyruk sokumu hizasından başlayan bel bölgesini anlatır, teraib’e kadar yani göğüs kemiklerine kadar olan bölgeyi kapsar ki bu bölge karın boşluğu demektir ve ovaryum ve prostat bu sınırlar içindeki karın boşluğu arasında bulunur. Prostat leğen kemiği içinde yer alır ve leğen kemiği bu omurganın en alt ucu olan kuyruk sokumu ile başlar. Yani prostat sulb bölgesinin sınırlarını çizen kuyruk sokumu ile kaburgalar arasında kalan bölgede bulunan leğen kemiği ile başlayan karın boşluğu sınırları içerisindedir.

    Yani prostat ve ovaryum bu sulb bölgesi sınırları içerisinde kalmasına rağmen, gerçekte Sulb kelimesi konuşma dilinde kemikten çok üreme organlarının bulunduğu tüm bel bölgesini anlatır. Yani Arapça’da sulb ve teraib kullanıldığında kemikler değil o bölge yani üreme organlarının bulunduğu tüm bel bölgesi (apış arası dâhil) ve göğüs kemiklerini kaplayan tüm göğüs bölgesi anlaşılır. Bunu aşağıda Elmalılı Hamdi Yazır’ın ifadelerinde de tekrar göreceksiniz.



    Bu iki olay tam da ayette belirtildiği gibi bel ve kaburgalar arasında yani karın boşluğunda meydana gelmektedir. Fakat ayette bir cinsiyet belirtilmediği için tek bir cinsiyeti bile açıklaması ayete doğru dememiz için yeterli olurdu.

    Öyleyse bu ayet bilimle ters düşmemekte aksine kimsenin folliküllerden ve spermin suyunu oluşturan prostat bezinden haberi olmadığı zamanlarda, karın boşluğunda bulunan böyle bir kuvvetle atılan sudan bahsetmesi, onun mucize yönlerinden bir tanesini göstermektedir.

    BAHSEDİLEN NESNE İNSAN MIDIR?
    Sanırım şunu da açıklamam gerekiyor. Bu soru eskiden sorulupta bilimsel bir çelişki olduğu iddia edildiğinde bazı müslümanlar şöyle bir çözüm bulmuşlar. Demişler ki 7. ayette bel ile kaburgalar arasından çıkan şey su değil insandır. Bu arkadaşlara soruyorum, insan bel ile kaburga arasından mı çıkar. İnsan ancak sezaryen ameliyatı olursa bebek karından çıkmaz mı? İnsan normalde bel altından çıkar arkadaşlar. Ayetin kast ettiği insan değildir. Bu cevap anatomiden bihaber insanların uydurdukları ve başkada geçerli bir açıklama bulunamadığı için yayılmış bir cevaptır ama doğru değildir. Doğru olan şudur. Burada su deniyor. Ve kadın üreme sıvısı bu bölgede patlar dışarı atılır. Erkek üreme sıvısı da bu bölgede prostat ve diğer bezlerden çıkar. Bu suların üretildikleri organı terk etme yeri burasıdır. Bilmediği konularda yorum üretip te insanların Anatomi bilimini baştan değiştirmelerine gerek yok.

    Aşağıdaki şekillerde kadın yumurtalıklarının ve erkek prostatının karın boşluğundaki yani bel ile kaburgalar arasında diye ayette bildirilen lokasyonları verilmiştir. “Ovary” ile belirtilen kısım yumurtalıklardır. Diğer resimde ise “prostate” ile belirtilmiştir. Prostat karın boşluğunun tabanındadır, ovaryum ise biraz daha yukarıdadır. Tıpta her ikisi de karın boşluğu organları olarak bilinir. Ayette belirtilen bel ile kaburgalar arası ise karın boşluğunu tanımlamak için kullanılmış bir ifadedir.

    Ayriyeten Elmalılı Hamdi Yazır da ayetteki ifadelerin kemikler demek olmadığını bel ile bağır bölgelerini yansıttığını söyler ve bunun için eski Arap şairlerinden İmrul Kays’ın bu kelimeleri şiirinde kullanışını örnek getirir. Sonra der ki üreme organları da bu bel ile kaburgalar arasında bulunur. Bizim açıkladığımız gibi prostatın bu bölgede bulunduğunu ve spermin suyunu sağladığını, kadının yumurtalıklarınından çıkan suyun da çocuğu oluşturduğunu fakat bir hadise göre de bu suyun tamamının kullanılmadığını, o suyun bir kısmından çocuğun meydana geldiğini bildirir.

    Soru: Ovarum ve prostat bel bölgesinden aşağıda değil midir? Cevap: Yukarıda anlattıklarımızı anlayan biri böyle bir soru sormaz ama özellikle konuyu karmaşık bulup anlamakta zorlanan gençler bel bölgesini kültürel olarak kemer takma çizgisi olarak veya bel kemiğinin yanlardaki çıkıntılarından (ilium çıkıntıları) itibaren başlıyor olarak düşündükleri için kafaları karışabiliyor. Anlattığımız gibi bel diye çevrilen sulb kelimesi omurga demektir ve kuyruk sokumuyla başlar başlangıç çizgisinden itibaren ovaryum ve prostatı kapsayan tüm karın boşluğu organlarını içine alır. Fakat yinede halk dilinde Sulb bölgesinin belirli keskin bir çizgisi yoktur ve sulb kelimesi apış arası cinsel organları dahil yani testis dahil TÜM BEL BÖLGESİNİ anlatır. Benzer kullanım Türkçe’de de vardır. mesela eline, beline diline sahip ol derken “beline” kelimesi ile anlatılmak istenen göbeğimiz değil apış arasında bulunan cinsel organlardır. Umarım hâlâ anlaşılmayan bir yer kalmamıştır.

    Özetle:

    1- Ayette belirtilen sulb kelimesi testisler dahil tüm cinsel organların bulunduğu tüm bel bölgesini anlatır ki üreme organları bir sistemdir ve vücudun alt bölgesi ile sınırlı değildir, özellikle kadınlarda mesela doğum zamanlarında üreme sistemi bacak arasından göğüs kemiğine kadar uzanan bir alanı kaplar.

    2- Bu gerçeği bilmeseniz bile üreme sıvısının kadınlarda leğen kemiğinden yukarıda bulunan ovaryumlarda (yumurtalıklar) ve erkekte ise sıvı kısmın yine leğen kemiğinin üstünde bulunan prostat bezinde salgılandığını biliyorsanız ayetin herhangi yanlış birşey söylemediğini bilirsiniz.

    EK: Müfessir Elmalılı’nın ifadelerini de koyalım ki eski müfessirler tarafından bile detaylı izah edilmiş bir meseleyi çözümsüz olarak görenler Kuran ilimlerinde ne kadar bilgisizce yargılamalar yaptıklarını anlasınlar:

    “Netekim İmriülkaysin beytinde âyine gibi saykallanmış diye vasf ettiği terâib kemikler değil, sînenin kendisidir. Sulb ile terâib bedenin arkadan ve önden iki cidarini bel ve bağır gibi esaslı iki rükniyle ifade etmiş oluyor ki, bunların arası tenâsül (üreme) cihazlarını muhtevidir. Şu halde sulb ile terâib arası bedenin hey’eti mec’muasiyle alâkadar olarak ortasında bulunan tenâsül cihazlarından kinâye olur…. Erkeğin nutfesi: meni huruc ederken iki saili ihtiva eder. Birisi lebenîdir, azdır, bunun aslı prostat (kestanecik) denilen guddeye nisbet olunur…. “Öte yandan ulûkun yani döllenmenin meydana gelmesinde kadından da bir maddenin iştirak edip katıldığı daha sonra çocuğun anaya da benzemesi durumlarının ortaya çıkmasından da anlaşılmasına ve hadiste de bunun kadın menisinin katılıp üstün gelmesinden olduğunun söylenmesine dayanılarak katılan etkili veya etkiyi kabul eden bir unsurun dahi nazar-ı itibara alınması gerekmiştir ki bu unsur kadının bezr (tohum) veya büyeyza (yumurtacık) tabir olunan ve döllenen yumurtacığıdır. Kadının suyunun bir meni gibi sayılması rahmin üstünde “mebiz” denilen yumurtalıktan çıkan bu yumurtacıklar dolayısıyladır. “Suyun tamamından çocuk olmaz.” hadisi gereğince çocuk erkek suyunun tamamından değil bir kısmından olduğu gibi, kadın suyunun da hepsinden değil, bu yumurtacığındandır….. .”

    KAYNAKLAR

    Drake, R., Vogl, A. W., & Mitchell, A. W. (2009). Gray’s Anatomy for Students E-Book. Elsevier Health Sciences.
    Netter, F. H. (2014). Atlas of human anatomy, Professional Edition E-Book: including NetterReference. com Access with full downloadable image Bank. Elsevier Health Sciences.
    İmir, G., Dinç, S., Yenicesu, C., Çetin, M., Yıldız, Ç., Yanık, A., & Güvenal, T. (2007). Dış Gebelik Olgularının Klinik Bulgu ve Tedavilerinin Değerlendirilmesi. CÜ Tıp Fakültesi Dergisi, 29, 113-118.
    Şentürk, A. B. (2015) Prostat Embriyolojisi, Fizyolojisi ve Anatomisi. Derman Tıbbi Yayıncılık
    Balbay, M. D. (2008). Prostat. Güneş.