Bir şehir var, Adana şehiri. Safi sırçadan, tiril tiril yanar gece gündüz. Aynen güneş gibi. Onun içinde gezersin. Evlerin araları, onlar sokak derler adına, cam gibidir. Balı dök yala. Trenler gelir gider. Denizin üstünde bir köy kadar vapurlar yüzer. Dünyanın öteki ucuna gider. O da güneş gibi yanar. Işığa boğulmuştur. Bir bakarsın bir daha gözünü alamazsın. Para dersen sel gibi Çukurovada. Yeter ki sen çalış."
Toros dağlarının etekleri ta Akdeniz'den başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdeniz'in üstünde daima, top top akbulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz killi topraklardır. Killi toprak, et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, kirli, sürülmüş topraklardan sonra Çukurova'nın bükleri başlar. Örülmüşçesine sık çalılar, kamışlar, böğürtlenler, yaban asmaları, sazlarla kaplı, koyu yeşil, ucu bucağı belirsiz alanlardır bunlar. Karanlık bir ormandan daha yabani, daha karanlık!
Açıklamalı basım olarak yayına hazırlayan Mazlum Vesek kitapta geçen ve sizin "google" ma ihtiyacı duyacağınız her şeyi sayfanın kenarında açıklamış olması ve birinci baskıdaki halini de vererek yazar bunu bu şekilde değiştirerek şunu sağlamayı amaçlamıştır da demeyi ihmal etmiyor. Bu haliyle kitap sizin için çalışmış da gelmiş gibi oluyor. Ciltli ve sayfalarının yağlı kağıttan olması ve renkli ve renksiz fotoğrafların bulunması kitabın teknik güzel kısımlarındandır. Romanın sonunda yer alan eleştiriler bölümü ve romanın film uyarlamasının üzerine yapılan eleştiriler eklenince merak edip filmini de izledim. Bir çok ünlüyü bu filmde görmem beni mutlu etti. Ödülü ve enteresan bir süreci var filmin. Romanın hikayesine gelecek olursak; üç arkadaş köylerinden çıkıp Çukurova'ya çalışmaya gelirken ve orada başlarından geçenleri konu alır. Emek hırsızlığını, fakirliği, cahilliği, soysuzluğu, açlığı ve Çukurova sıcağını üç kahramanın yaşadıkları üzerinden çok güzel şekilde okuyucuya aktarır yazar. Yaşar Kemal'in romanlarının akıcılığını bulacağınız bir kitaptır.
Buram buram Anadolu, kitabı okurken adeta buğday tarlasında iki elim açık geziyor gibiydim. Evet yine bir Yaşar Kemal klasiği ile karşınızdayım. Anadolu irfanını özetleyen bir kitap. Geçtiğimiz yıl bir çok ödül almış Emin Alper'in elinden çıkmış Kurak Günler filmi aklıma geldi bu eseri okurken, sanıyorum ki sayın yönetmenimiz de bu eseri okumuş veya etkilenmiş. Bir kaymakam, bir İstanbul beyfendisi; güzel eğitimler almış ahlak ve estetik ile büyütülmüş. Kafasında belli yargılar ile bir kasabaya atanmış. Tabi ilerleyen sahnelerde bu yargıların ne kadar yanlış ve ne kadar doğru olduğunu görüyor. Anadolu insanı diyoruz ya kelimeler anlatmaya yetmez. Entrikalarını, çıkarlarını, hinliklerini ve kemliklerini. Sadece okumamış Anadolu insanı algısı değil eğitim almış olsa dahi eğitimin kötüyü iyi yapmadığı aksine şeytanına cin kattığının kanıtı. Aynı topraklarda yine fedakar ve cefakar Anadolu insanını tanıyor kaymakam Fikret Bey. Milli mücadele ruhunun aslıyla tanışıyor. Doğallığı ve içten, samimi anlatımı ile ders niteliğinde bir kitap vesselam...