Giriş Yap
32 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
BARNABA İNCİLİ
16. Yüzyılda 'Barnaba incil' adlı bir incil bulunur. Bu incil gerçek incil olduğunu ileriye süren Müslümanlar oldu. Ancak Hristiyanlar tarafından asla kabul edilmedi çünkü onlarda ki incille asla bir ilgisi yoktu. Bu incilde hz. Muhammed'in son peygamber olduğu ve kutsal kitapların değiştirildiği yazılır. Buraya kadar her şey normal ancak bu kitapta hz. Muhammed'in hz. Isa'dan üstünlüğü, Allah'ın cenneti ve kainatı hz. Muhammed için yarattığı ve hz. Ademin gökyüzüden onun adını gördüğü ve hatta kelimeyi Şahadet dahi geçmektedir. Tabi ki Kur'ân ayetlerine bakınca bunları görmemekteyiz. Elbette Kur'ân'da elçileri yani peygamberin dahi sorguya çekileceği ayette geçer: "Kendilerine mesaj gönderilenleri de sorguya çekeceğiz, elçileri de sorguya çekeceğiz." Araf 7/6 Elimdeki bu kitap ise Hristiyanlara ait. Elbette kendi incillerini doğru kabul ederler. Ancak hz. İsa'yı haşa Allah'ın oğlu yaparak zaten büyük bir yanlış yapıyorlar. Barnaba incili elbette Kur'ân ile uyuşan yanları var: Mesela hz. İsa çarmıha gerilmedi iddiası. "Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük." demeleri yüzünden. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. Onda anlaşmazlığa düşenler bundan dolayı şüphe içindedirler, o hususta tahmin peşinde gitmekten başka hiç bir bilgileri yoktur. Kesin olarak O'nu öldürmediler. Nisa 4/157 Barnaba incili elbetteki Kur'ân ile çelişkileri de çok fazla. Yukarda biraz bahsettim ve buna ek olarak hz. Meryem'in sancısız doğum yaptığını ve hz. İsa'yı haşa Allah'ın oğlu olarak göstermekte. Oysaki Kur'ân'da böyle bir durum söz konusu değil. Bunu için Meryem(19)22-23, kehf(15)4 ayetlere bakabilirsiniz. Barnaba inciline göre günahkar bütün Müslümanlar cennete gidecekmiş. Bu size bir şey hatırlatıyor mu? Mesela bazı rivayetlerde bütün Müslümanların yandıktan sonra cennete gideceğini falan. Oysa böyle bir şey yoktur. Ayrıca cennetin, kainattın hz. Muhammed için yaratıldığı falanda doğru değil. İslâm hakkında gerçek bilgiler hepsi Kur'ân'da var. Bu Barnaba incili kısaca Hristiyanlık ve İslâm karışımı olmuş. Buna inan var inanmayan var. Elbette İslâm bilginlerinden bu incili kabul etmeyen de var. Kimi rivayetlerin ve hurafelerin nereden geldiğini de görmüş olduk. Bu ve buna benzer şeylerle ilgili maalesef çok fazla hadisler de var oysa ilginçtir ki Kur'ân'da yer almıyor ve hatta çelişiyor. Neyse anlatacaklarım bu kadar. Keyifli okumalar dilerim.
Barnaba İncili ve Gerçekler
7.0/10 · 97 okunma
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
221 syf.
Dârü'l Erkam okuluna kayıt yapmayı unutmayın :)
Ümmi bir peygamber lâkin dünya üzerinde gelmis gelecek mükemmel bir eğitimci aynı zamanda.Ağaç yaş iken eğilir atasözünün biraz dışına çıkmak gerek çünkü verilecek eğitimin yaş ile bir sınırlamasının olmadığını en bariz örnekler ile kanıtlamaktadır 'Dârü'l Erkam'daverilen Nebevi eğitimi' . Eğitimin en büyük engeli yaşantıya dökülmemiş olan eğitimdir. Bugün ki eğitimden dem vuranların yazılan ile yaşanılanların bir tutarda olmadığının kanıtıdır. Bu düşünce de nihayetinde haklı olsak bile bu bizim sorumlu olduğumuz gerçeğini hiç bir zaman değistirmeyecektir. Eğitim her zaman bir şahsiyet meselesi olduğu kadar toplumsal bir sorumluluk olduğunun gerçeğini göz ardı etmemize imkan vermez. İdeal bir eğitimin modelini üç noktada önemlidir der yazar. 1.Eğitimin ve öğretimin gayesi 2.Müfredat 3.Metod Bana göre elbette bu üç nokta sorunun kaynağına çözüm üretir.Lâkin en önemli avantajları bir rol model olarak eğitimcinin hayatına bunları bizzat tatbik etmesidir.Eğitimin en azından bugün kü eğitimin en büyük kara deliğinin eğitimcinin eğitimde rol model olmayışıdır.(Lütfen eğitimci denildiginde kamuda görev yapan öğretmenleri algılamayın zira böyle bir düşünce kişinin şahsiyet eğitimine hakaret olur.Her birey toplumdaki statüsü ne olursa olsun her birey bir eğitimcidir ayni zamanda (akil baliğ çağında olan herkes)). Nebevi eğitim Modeli Dârü'l Erkam Vahyin Nüzûl Sürecinde şahsiyet eğitimi 4 bölümden oluşuyor. 1.Neden Dârü'l Erkam seçildi? Buraya Alınan Talebelerin Özellikleri 2.Dârü'l Erkam'ın Eğitim Usûlü 3.Kur'an'nın Nûzül Süreci ve Dârü'l Erkam 4.Dârü'l Erkam'ın Talebelerini Başarıya Ulaştıran 12 Temel Anahtar Oluşmaktadır. Niçin bu bölümleri verdiğimi şöyle izah edeyim: Bir eğitim ve öğretim deki gibi bir yıllık bir plan beklemeyin diye. Bu bölümler ile Dârü'l Erkam daki eğitimin esas temelinin neler olduğunun tefekkür boyutu ile ilgilidir. Keyifle okudum şimdiden okuyacaklara iyi okumalar.
Nebevi Eğitim Modeli Darü'l Erkam
9.2/10 · 1.289 okunma
2 yorumun tümünü gör
1166 syf.
·
6 günde
Gerçek İslam
Zaman zaman gündeme kimi hocaların verdiği vaazlar düşer ve epey tepki çeker. Modern kültürü içselleştirmiş Müslümanların bunlara tepkileri genellikle gerçek İslam'ın bu olmadığı şeklinde olur, ardından Kuran'daki "akledin" ayetlerini öne çıkarırlar. Burada üzerine konuşulacak iki nokta var. 1. Bu hocalar inisiyatif alıp dinde olmayan bir hüküm mü koyuyorlar yoksa dinin kaynaklarında var olan bir şeyi mi dile getiriyorlar? Örneğin hatırladığım kadarıyla gündeme, bir kadının yanında akrabası bir erkek olmadıkça belli bir mesafeden uzağa seyahat edemeyeceği yönünde bir vaaz düşmüştü; bir başkasında kadının kocasının erkek akrabalarıyla bir arada bulunmaması, hakeza aralarında nikah olmayan kadın ile erkeğin bir arada bulunmaması yönünde de bazı vaazlar gündeme düşmüştü. Bunlara dair hadisler mevcut: - “Kadın, yanında nikah düşmeyen bir kimse olmadığı müddetçe üç gecelik yola gitmesin.” (Buhârî, Taksim's-Salat 4; Ebu Dâvud, Menasik 2, 1727; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/13, 19, 142; İbn Huzeyme, Sahih, 2521.) - “Hiçbir erkek, yanında nikah düşmeyen bir kimse olmaksızın bir kadınla başbaşa kalmasın..." (Buhârî, Cezâu's-Sayd 26, Cihad 140, Nikah 111; İbn Mâce, Menasik 7, 2900; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/222, 346.) - “Kadının kocasının erkek akrabaları, ölümdür” buyurdu. (Buhâri, Nikah 111; Tirmizî, Rada' 16 , 1171; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/149, 153.) Bu durumda ilgili Müslümanlar, Peygambere karşı olamayacakları için bu sefer hadislerin güvenilir olmadığı savını öne sürüp bunları reddederler. Ancak hadisler olmayınca başta namaz olmak üzere din için önemli ibadetlerin nasıl yapılacağı belirsizleşir. Bununla birlikte hadislerin yokluğunda birçok ayet arka plandan yoksun kalır. Bu nedenle her ne kadar bu tarz Müslümanların çok hoşuna gitse de "Kuran tek başına yeter," mottosunun geçerliliği epey zayıftır. 2. İlgili Müslümanlar "akledin" ayetlerinden bir nevi
René Descartes
'in cogito ergo sum'a varan sorgulama sürecine benzeyen sonuçlara varırlar lakin bunun aksine birçok hadiste tehlikeli konuların, bir faydası olmayan (burada kastedilen temel felsefi sorgulamalar) mevzuların sorgulanmaması tavsiyesi, emri geçer. Zaten bunun en görünür yansıması Müslümanlardaki "vardır bir hikmeti" tavrıdır. Akla vurulduğunda ne kadar mantıksız olsa da "vardır bir hikmeti" denilerek mevzular ötelenir. Ayrıca modernist felsefecilerin ve hocaların başta kadınlara dayak atılması yönündeki ayeti yorumlarken kullandıkları kelime kökenine dayanma taktiğini "akledin" konusuna da uygularsak -ki buna hiç uygulamazlar- aslında istemedikleri bir neticenin çıktığı görülür. Çünkü “ ‘Akıl’ kelimesinin Arapça kökeni (‘akl’) ‘develerin dizlerini bağlamak için kullanılan ip’ anlamındadır. Amerika’daki kovboylardan farklı olarak Arapların çölde develerini bağlamak için kullanabilecekleri pek ağaç yoktur. Dolayısıyla devenin bir dizini bağladıklarında deve akıllı olur ve bir yere gidemez. Dolayısıyla ma’kul kelimesi ‘ayağı bağlı deve’ anlamına gelir.”(Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı/Cilt: 123 Sayı: 243 Sayfa: 299-304/Kasım - Aralık 2019/ŞEYBÂNÎ-NAME’DE AKLIN YORUMU- Prof. Dr. Yıldız KOCASAVAŞ) O halde akletmek, bu hocaların ve felsefecilerin yorumlarının aksine özgürce sorgulamak değil, sınırlanmış bir düşünme manasına gelmektedir. İslami çerçeveden bakıldığında bu sınırların ayet ve hadisler olduğu görülebilir. Tabi buna mezhep imamlarının hükümleri de eklenebilir. Sonuç olarak "akledin" ayetlerinden cogito çıkmaz. ______ İslam'a getirilen eleştirilerin başında kadınların konumu ve kadınlarla ilgili olan hükümler gelir. Ancak aslında İslam'ın erkek anlayışına da eleştiri getirilmelidir. Çünkü ilgili hadislere bakılınca ortaya çıkan erkek profili, cinsel açıdan iradesini dizginlemekte epey zorluk çeken bir figürdür. Cinsel içgüdünün insan üzerindeki etkisi yadsınamaz lakin insan salt buna tabi olan bir canlı değildir. Örneğin bir önceki bölümde de verdiğim hadisi burada da paylaşabilirim: “Hiçbir erkek, yanında nikah düşmeyen bir kimse olmaksızın bir kadınla baş başa kalmasın..." (Buhârî, Cezâu's-Sayd 26, Cihad 140, Nikah 111; İbn Mâce, Menasik 7, 2900; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/222, 346.) Erkekler kadınlarla baş başa kalabilir, bilakis din gibi bağlayıcılığı kuvvetli bir yapının bu telkini, erkeğin kendi kendine iradesini zayıf olduğu telkinine dönüşebilir ve bunun neticesinde bir kadınla baş başa kalınca hatta bir kadın görünce aklına ilk olarak cinselliğin gelmesine sebep olabilir. Psikolojide de bu vardır, yani insan kendisine sürekli karamsar telkinlerde bulunursa bir süre sonra karamsar ruh haline bürünebilir. Benzer bir hadiste ise bir erkek yolda bir kadın görüp de tahrik olursa eve gidip kendisine helal olan kadınla birlikte olsun tavsiyesi verilir. Not almadığım için birebir aktaramadım ancak bilindik bir hadistir, isteyen hemen bulabilir. Bu yönde başka hadisler da var. _______ Özellikle Ramazan aylarındaki iftar ve sahur programlarında hocaların değindikleri başlıca konulardan birisi İslam'ın adaletli yapısıdır. Çoğu insan da küçüklükten beri bu telkinle büyümüştür. Ancak bir hadis bunun aksini işaret ediyor. Hadiste bir adamla kadın zina ederler. Adama sopa ve sürgün cezası verilirken kadın ise recm edilerek öldürülür. Eğer ortada bir suç varsa buna katılanlar cinsiyetine bakılmaksızın aynı şekilde cezalandırılmalıdır. Halbuki bu örnekten çıkan sonuç, zinada erkek suçlu ama kadın daha suçlu şeklinde gözükmektedir. Ayrıca burada kadına verilen ceza epey acı vererek öldürme yöntemlerinden biri olan taşlanmadır. Süreyya'yı Taşlamak filmini izleyen veya zaman zaman internete düşen örneklerine denk gelmiş insanlar recmin nasıl bir uygulama olduğunu bilirler. Modern kültürü içselleştirmiş hiçbir insanın bu cezayı hoş görebileceğini düşünmüyorum, en azından buna ihtimal vermek istemiyorum. Yine birçok Müslüman bu cezanın İslam'da olmadığını söyleyecektir ancak hadislerden görüldüğü üzere bizzat Peygamberin emriyle uygulanmıştır. Örneğin: - Ebu Hureyre ile Zeyd b. Hâlid el-Cuhenî (r.anhümâ)dan rivayet edilmiştir: “Bir bedevi, oturduğu bir sırada Peygamber (s.a.v.)'e gelip: “Ey Allah'ın Resulü! Allah aşkına, hakkımda Allah'ın Kitabıyla hükmet!” dedi. Bundan daha anlayışlı olan diğeri de: Peygamber (s.a.v.): “Derdini söyle!” dinliyorum” buyurdu. Adam: “Oğlum, bu adamın yanında ücretli işçi idi. Hanımıyla zina etti. Oğlumun recm edileceğini haber aldım. Hemen oğlum namına yüz koyun ile bir cariyeyi fidye verdim. Sonra da bu yaptığımı bir de ilim adamlarına sordum. Bana: “Oğluna yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası gerekir, bu adamın karısına da recm cezası gerekir” dediler”dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.): “Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ikinizin arasını Allah'ın Kitabına uygun şekilde hükme bağlayacağım: Carîye ve koyunlar sana geri verilecek. Oğluna yüz sopa ve bir yıl sürgün tatbik edilecek” buyurdu. Daha sonra Eşlem kabilesinden bir adama seslenerek: “Ey Üneys! Bu adamın hanımına git, eğer zina ettiğini itiraf ederse, onu recmet!” buyurdu. Bunun üzerine Üneys, kadının yanına gitti. Kadın, suçunu itiraf etti. Resulullah (s.a.v.) kadının recm edilmesini emretti. Kadın da recmedildi. (Buhârî, Hudûd 30, 32, Şurût 9, Eymân 3; Ebu Dâvud, Hudûd 24, 4445; Tirmizî, Hudûd 8, 1433; Nesâî, Adabu'lKudât 22; İbn Mâce, Hudûd 7, 2549; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/115, 116) - Abdullah İbn Abbâs (r.a)'tan rivayet edilmiştir: “Ömer İbnu'I-Hattâb, Resulullah (s.a.v.)'in minberi üzerine oturmuş vaziyette: “Yüce Allah, Muhammed (s.a.v.)'i hakla gönderdi, kendisine kitap indirdi. Allah'ın indirdikleri arasında recm âyeti de vardı. Biz onu okuduk, anladık ve ezberledik. Resulullah (s.a.v.) recm cezası verdi. Ondan sonra da bizler de (recm cezası) verdik. Şahsen aradan fazla zaman geçince, bazılarının çıkıp: Allah'ın kitabında biz recm âyeti bulamıyoruz” diyerek Allah'ın indirmiş olduğu bir farzı terk edip sapıtmalarından korkuyorum. “Recm, Allah'ın kitabında muhsan ergenlik çağına girmiş, akıllı, sahih bir evlilikle evlenmiş ve gerdek yapmış olduğu halde zina eden kadın ve erkeklere ispatlayıcı bir delil veya hamilelik veya itiraf olduğu takdirde uygulanması gereken bir haktır” dedi. (Buhârî, Hudûd 30, 31, İ'tisâm 16; Ebu Dâvud, Hudûd 23, 4418; Tirmizî, Hudûd 7, 1431, 1432; Nesaî, Sünemi'1- Kübrâ, 4/272, 273, 274; İbn Mâce, Hudûd 9, 2553; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/23, 24, 47, 55.) _______ Değinilecek çok konu var ama ben son olarak kadınlarda evlenme yaşına örnek olacak ve olan bir hadise değinerek bitireceğim. Bu hadis birçok insanın aşina olduğu Aişe'nin evlenme hadisidir: Hz. Aişe (r.anhâ)'dan rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.v.) beni altı yaşımda iken nikâh etti, dokuz yaşımda iken de benimle gerdeğe girdi. Daha sonra Medine'ye geldik. Ben bir ay sıtmaya tutuldum. Bu sebeple de saçlarım döküldü. Nihayet saçlarım tekrar büyüyerek omuzlarıma indi. Derken bana annem Ümmü Rumân geldi. Ben kız arkadaşlarımla birlikte bir salıncak üzerinde oynuyordum. Bana seslendi. Derhal yanına vardım. Benden ne isteyeceğini bilmiyordum. Elimden tutarak beni kapıda durdurdu. Nefesim kesilmiş, “Heh”, “Heh” diye soluyordum. Nihayet hızlı solumam geçti. Ümmü Ruman, beni, bir eve/odaya aldı. Bir de ne göreyim, evde, Ensar'dan bir takım kadınlar var. Kadınlar, bana: “Hayırlı, uğurlu ve mübarek olsun” dediler. Annem Ümmü Rumân, beni, onlara teslim etti. Kadınlar başımı yıkadılar. Üstümü başımı düzelttiler. Resulullah (s.a.v.), kuşluk zamanı ansızın çıka geldi. Kadınlar beni ona teslim ettiler.” Ebu Hanife'ye göre baba, küçük yaştaki kızını evlendirebilir. Fakat bu kız, ergenlik çağına girdiği zaman nikahını feshedip etmeme hususunda serbesttir. Dilerse nikahını devam ettirir, dilerse de devam ettirmez. (Buhârî, Menâkibu'l-Ensar 44; Ebu Dâvud, Nikah 32-33, 2121; Nesâî, Nikah 29, 78; İbn Mâce, Nikah 13, 1876; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/118, 280) Peygamber bir Müslüman için birincil örnek alınacak insandır. Hadislerden görülüyor ki sahabeler bu nedenle Peygamberi adım adım takip edip gözlemlemişler, kafalarına takılan neredeyse her şeyi sormuşlar. Haliyle Peygamberin evlenme şekilleri de Müslümanlara örnek teşkil eder. İlgili hadiste görülüyor ki bir kızla henüz altı yaşındayken evlenilebilir, dokuz yaşında da onunla cinsel ilişkiye girilebilir. Bundan dolayı zaman zaman bu yönde vaaz veren hocalara denk gelinir. Yine dokuz yaşındaki bir kız çocuğunun cinsellik kurulabilecek erginliğe geldiğine duyulan inanç nedeniyle Avrupa'ya gitmiş bazı mültecilerin kız çocuklarına yönelik eylemlerine zaman zaman haberlerde görüyoruz. Bu konuda benim denk geldiğim iki yorumlamadan birinde, Araplarda kızların yaşının ergenliğe girince sayıldığıdır ancak bu epey zorlamadır ve buna göre başka bilinen dönemin kadınlarının yetmiş seksen yaşında çocuk doğurmuş olması gerekir ki bu mümkün değil; ikincisinde ise dönemin Arabistan'ında kızların çabuk olgunlaştığıdır. Bunun üzerine konuşmak bile zaman kaybı olabilir. Ayrıca varsayalım kızlar fiziksel olarak olgunlaştı, peki zihinsel olgunlaşması ne durumdadır? Hadisten görülür ki Aişe oyun oynamaktadır, çünkü bir çocuk henüz. Son kısımda ise Ebu Hanife'nin yorumu verilmiş ki bunun imkanının ne kadar zor olduğunu anlamak zor değil, zira çocuk yaşta evlenmiş bir kızın sonradan boşanmak istemesini bırak, daha ileriki yaşta ekonomik özgürlüğü olmayan ve ev temelli büyümüş bir kızın sonradan boşanmak istemesi bile zordur. İncelemede karakter sınırı olduğu için bazı hadislere yorumda yer vereceğim, isteyen oradan okuyabilir. Keyifli okumalar..
·
5 yorumun tümünü gör
Reklam
172 syf.
·
22 günde
·
Puan vermedi
...Minah...
Minah... İsmi apayrı güzel güzellikler güzelliği, mânâ âleminin derinlikler derinliğinin sunulduğu ve sanki en nâdîde bilgilerin/ilimlerin ikrâm edildiği hissine vesile olan eser... Rûhun damağında hoş bir lezzet bırakan, okudukça sanki gökyüzünün rûha değmiş de genişliklerin bağrında sonsuz bir genişlik deryâsına bırakılmış gibi insan... Ah seviyorum en nâdîde ilimlerin bir yerlerde hep varolmasını ve bir şekilde o en nâdîdeliğe muhatap olmayı... Çokça ama çokça okunulası...
Minah
9.3/10 · 109 okunma
264 syf.
·
Puan vermedi
Bu güzel eseri Umre’ye gitmeden önce okumayı çok isterdim. Mekke ve Medine’yi o kadar güzel anlatıyor ki, okuduktan sonra tekrar kutsal topraklara gitme isteği ile doluyorsunuz. Görselleriyle, tarihi olaylarıyla, yaşanmışlıklarla anlatılan çok güzel bir eser. Herkese tavsiye ederim. Özellikle O güzel mekanların yolcusu olmak nasip olursa, okuyup gitmenizi tavsiye ederim.
2 yorumun tümünü gör
Reklam
2
1000
10bin öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42