Etimoloji

36 Takipçi
TAKİP ET
koseli-arti
“Farsça kökenli "rast" kelimesi, "doğru" ve "hayırlı" demek. Bundan dolayıdır ki bazılarıyla "karşı"laşıyor, bazılarına ise "rast"lıyoruz.”
Bir Kasım meselesi...
Yaprakların döküldüğü, yelin kendini hissettirdiği 🍁’Kasım’🍂ayı adını nereden almış? Bir açıklamaya göre, Arapçada ‘Kasım’ kelimesi ‘böldü, pay etti’ demek ve söz konusu bu ayda bitkiler ‘kısım’lara ayrıldığı için bu ad konmuş.. Diğer bir açıklama ise, koçların çiftleşme için sürüye katıldığı ‘koç katımı’ yine bu ayda yapıldığından, ‘Kasım’ sözcüğü ‘katım’dan evrilmiş.. Biz Türklerin ise en aklımıza yatan Kasım ve Hızır’ın hikayesi: Türkçede ilk olarak 1600’lü yıllarda kayda geçmiş. Rumi takvime göre ve Anadolu geleneğinde yıl en geniş anlamda ikiye ayrılırmış: O dönemlerde ‘ruz-i kasım’ (Kasım günleri), kışın başladığı dönemmiş.7 Kasım’dan itibaren kış günleri başlar. Yılın geri kalan bölümüne (5 Mayıs-7Kasım arası) ‘ruz-ı hızır’ (güneşe doğduğumuz Hızır günleri) denirmiş.. Cumhuriyet dönemine gelindiğindeyse Kasım, 10 Ocak 1045 tarihli yasayla birlikte eski takvimdeki ‘ikinci teşrin’ yarı Türkçe ad karşılığı olarak ‘teşrin-i sani’ ay adı olarak kabul edilmiştir.. Her nerden gelirse gelsin; Kasım ismi, Hızır gelene kadar soğuktan bir yanımız ‘kasım kasım kasılacağı için’ belki de konulmuş olmasın?.. Payımıza bir Kasım daha düşer mi?... Güzel bir Kasım şarkısı eşliğinde okuyun:🍂🎤🎼🍁 m.youtube.com/watch?v=k6K5RHolMhw
Arapçada harekeler hayatla bağlantılı ve duygularla orantılıdır... Sülasiden neden altı siga (فعل) olduğu halde farklı farklı harekelerde geliyor diye düşünüyordum, fiil-fâil arasındaki ilişkiye göre değişiyormuş.. Ne kadar güzel. Nasb: olağan raf': hareketlilik, yükselme Cer: ilgili, bağlantılı durumlarda
DÜNCEL: . "Köftehor" (كوفته خور), geçen yüzyıl dedelerinin haşarı çocuklar için kullandığı bir tabirmiş. Sözlüklere bakarsanız, "sevgiyle beraber paylama sözü." deyip kapatırlar. Ama mesele o kadar basit değil. Köftehor, Farsça birleşik bir kelime, bir sıfat. Deyiş olarak birazdan yazacağım manası Türklere hastır, Farsçada bu manada kullanılmamış. Başındaki köfte, bizim bildiğimiz köfte; hor (خور) ise "yiyen" demek; köfte yiyen. Köfte ise lügatte, "çiğnenmiş gıda" demektir. Yani köftehor, "çiğnenmiş gıda yiyen" demekmiş. Deyiş olarak ilk defa 16. asır Osmanlı kanunnamelerinde karşımıza çıkıyor. Kelime, bu kanunlarda mecaz yoluyla "zâniye olan avradını bağışlayan kocalar" için kullanılıyor. Zâniye karı köfteye benzetiliyor; onu affeden kocaya "köfte yiyen adam" denmiş oluyor. Adamın zina etmiş karısının suçunu affetmesi, bir de boşamaması çiğnenmiş bir gıdayı yemeye benzetilerek ona bu köfte-hôr sıfatı layık görülüyor.
Güncel ve düncel: Fıkıh dilinde pek sık rastgeldiğimiz "avret" ismini alıp doğrudan kadınlara mâletmişiz. Bu isimden hareketle "Araplar kadınlara kusur gözüyle bakıyor." diyen akl-ı evvellere ihtar: Bu kelimeyi ilk defa sizin dedeleriniz sizin ninelerinize hitap ederken kullandılar. Yani en erken 14. yüzyıl Türkçe eserlerinde var böyle bir kullanım. Onun için Araplarla falan alakası yok. Bizim meselemiz tamamen. Arapçada kelimenin "kusur" manası olduğu doğrudur, ama Arap dilinde "avrat"ın "kadın"la eşleştirilmesi diye bir vakıa da yoktur ki. Bizde niye var peki, Türkler kadını eksik, kusurlu gördükleri için mi bunu layık görmüşlerdir? Öyle değil. Türkçede "avret", "kusur"un karşılığında kullanılmış bir sözcük değil. Avret, başta da söylediğimiz gibi fıkıh dilinde insan vücudunda örtülmesi gerekli bölgeleri ifade eder. Erkek avreti malumdur; Hanefî mezhebi hükümlerine göre el ve yüz hariç "kadın vücudu" avrettir, yani örtülmesi emredilmiştir. Yani kadın neredeyse yekvücut avrettir. Hadis-i şerif ise "النساء عورة" diyor, yani "kadın avrettir" diyor. Hal böyleyken şu bizim Türkler Hazret-i Risalet-meab Efendimizin (s.a) şerefli sözlerinden hisse çıkararak kadınlarını böyle isimlendirmiş olabilirler mi? Olabilirler. Yahut ta baştan beri sımsıkı sarıldıkları İmam-ı Azam mezhebinin hükümleri onları bu tesmiyeye zorlamış olabilir mi? Olabilir. Nihayet kadının "avrat"lığı şu bizim Türklerin şeriat gayretinin eseridir, başka şey değil. Öyleyse "avrat"lık, kadının ulaşması gereken bir mertebe oluyor. Her kadına "avrat" sözü abestir. Nerede kaldı böyle isimlendirilmeyi hak edemeyenlerin bir aşağılanmışlık hissine kapılmaları. Mânâsı idrâk edildiğinde bu isimlendirme en fazla yükseltir, aşağılamaz.
sünai nazariyyesi.
النظرية الثنائية في اللغة Arapça bazılarına göre iki harften oluşan bir dildir. Ne işimize yarayacak peki? -bilemediğimiz kelimeyi 2 harfli olarak düşünüp anlamı bulmamıza yardımcı olacak. Misal: يتغاضى عن bunu bilemedik diyelim ziyade olanları atmayı deniyoruz غضّ iki harf ve muzaf fiil oldu. Halbuki başta nâkıs fiildi. 1. manası göz yummaktı. 2. göz ardı etmek... Genel olarak % 65 yakın anlamı tutar..
kamera
Nurettin Ceviz
268 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;