• 224 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Nazan Bekiroğlu'nun sanatını beğenenlerin bu eserle onun kalemine daha çok hayran kalacağını düşünüyorum. Çünkü eserin her sayfası hatta her satırı şiirsel olarak yazılmış. Her şey duygularla dolup taşmış. Yusuf(as)'ın iffeti, sabrı, hayat yolculuğu ve Züleyha'nın aşkı, çaresizliği muntazam işlenmiş. Bu yüzden yüzyılın aşk hikâyesini, peygamber hayatını yazarın üslubuyla okumak size derinden hisler bırakacak.
    Bu müthiş eser ile kalbinizi beşeri aşktan ilâhî aşka doğru yolculuğa çıkarın; sabrı, çileyi, hakikati, aşkı yeniden tanımlayın derim.
  • Safiye ile Cesur'un aşk ile geçen öyküsünü heyecan ve merak ile okuyacaksınız.
    Cesur yüksek lisansını “çapkınlık” üzerine yapmıştı ve tek derdi sıkıcı iş ortamından kaçıp kurtulduğu zamanlarda dünya hayatının zevkini tadını vesairesini çıkarmaktı.

    Safiye ise hayatının merkezi olan işinden ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kalmak “zorunda” kalıyordu. Çünkü Amcası onu tatil için Aydın'daki yazlık evine, Didim Altın Kum Şehrine Sepetlemişti.

    Yağmurdan kaçarken doluya tutulan Cesur, kendini ansızın aşk'ın kollarında bulunca Safiye'yi Aşka Çağırmanın sinsi planlarının peşine düşünce olanlar oldu!
  • 64 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Halil Cibran’ın kendine has anlatımıyla içine çekiyor bizi kitap. Aşk acısını yansıtan duyguları kelimlere dökmek ne kadar zor olsada bu kitapta böyle bir şeyle karşılaşmıyoruz. Konu aşk acısı çerçevesinde dönüyor evet ama asıl anlatılmak istenen zorba evliliklerin hiçbir yere varamayacağı düşüncesini de destekliyor bu kitap; belkide sevgi mutlu bir hayat için yeterli olan tek şeydir. Okunması gereken nadir eserlerden biri...

    ..
  • Lluvia
    Lluvia İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon'u inceledi.
    182 syf.
    ·1 günde
    Özellikle yakın ilişkilerin nasibini aldığı manipülatif yıkıcı ve tüketici davranışlar ve az biraz onların güdülenme mekanizmaları hakkında bilgilenmek için özet bi kitap bu. Bu yüzden gayet hoş.

    Önemli çünkü karşıdaki kişiyi mutlu etmeye çalışıp eleştirilerden başını kaldıramamanın sebebini anlamak ilk başta zordur özellikle siz de narsistik bozukluk taşıyan biri değilseniz rest çekmeniz için farkında olmanı gereken şeyler var. Mesela tek bir hatanızdan dolayı herhangi bir etiketle yargılanıyorsanız ve bu davranışınız tüm karakterinize yediriliyorsa, her zaman böyleymişsiniz gibi davranılıyorsa ya da ufak problemlerin tüm suçlusu siz ilan edilip kendinizi ifadeniz duyulmuyorsa..Vampir diye metaforlanan narsist sapkınlarla tanışalım.

    "Manipülatör, “duruşma bitti!” tutanağını imzalar, çıkan sonuç onu daha da avantajlı kılar, sonra da “Tamam, burada keselim, benim işim var” diye sıyırtarak geri çekilir."


    İlişkide manipülasyana başvuran kişi için karşıdaki insan kendi ideal benliğini yüceltecek ya da sunacak bir ayna 'aracı'ndan ya da nesnesinden öte bir şey olmuyor.

    Benim için önemli olan narsistik sapkınlar değil aslında. Onlar çok bariz kendilerini belli ediyorlar ancak bir de manipülatorler var ki sanıyorum çok yaygın.

    ""Sosyolog François de Singly’ye göre günümüzde ailenin tanımı “mahrem kolektif’dir... Ona göre bu evrime damgasını vuran üç büyük değişim olmuştur:
    Öncelikle, 1970 yılında “aile reisi” kavramının ortadan kaldırılmasıyla birlikte babanın mutlak erkinin sonu - ardından, 1999 yılında eşcinsel çiftlerin kabulü ve Pacs'ın [Sivil Dayanışma Paktı] kurulması; son olarak da 2000 yılında çocukların da yetişkinlerle aynı sıfatla “kişi” oldukları ilkesinin ifadesi.""
    ✴Bu bilgiyi verip devamında manipülasyon ile geleneksel ilişki ve modern ilişkinin kıyası yapılıyor. Açıkçası bu bölümleri konuyla alakasız bulmuştum. Cinsiyet rollerinden, doğurganlığın iktidarından, görevlerin tamamlayıcı özelliğinden, hiyerarşiden yüzeysel biçimde sözediliyor. Eşitsizliğin olduğu her yerde tahakkümün de olacağını söylüyor. "Vaktiyle erkeğin kadın üzerinde baskıcı bir iktidar uygulamasını sağlayan toplumsal “aygıtlar” vardı." Kitapta şöyle de bi cümle geçiyor: Kadınlar bu baskıyı manipülasyonla aşmaya geçmişten yatkındır. Burada benim aklıma aynı baskıyla yetişen çocukların kandırma yalan söyleme aldatma eğiliminin artması gibi bu durumda da bi paralellik mi var acaba yoksa yine kadını cadı diye etiketleme kolaylığının bi sonucu mu diye bi soru gelmişti. Ama kitabın başında bu manipülasyonun genelde erkekler tarafından daha kolaylıkla kullanılabildiğini anlamıştım. Narsist sapkınlar için en kuvvetli alet manipülasyondur.

    ✴Kitapta böyle bi ayrım yok ama ben kendi kafamda iki gruba oturttum. Birincisi mağdur ve iyilikperver rolünden ikincisi ise iktidar ve güçlü rolü üzerinden olarak manipülasyon.

    ✴Mağdur rolünde olan pohpohlar ve yüceltir, iyilikperver olarak fedakarlıklarını pazarlığa sunar ve karşıdakine borç yükler.
    "Narsistik sapkın, istila, değersizleştirme, tecrit ve imha yoluyla manipüle ederken, mutlak erkli kişi de zorbalıkla manipüle eder."
    "Çirkin ve beceriksiz olmana rağmen yine de seni seviyor ve sana katlanıyorum" cümlesi her iki kategoriye de uyan dehşetli bir manipülasyon mesela.

    Kitapta manipülasyonların en genel sebebini şu cümleden çıkarıyorum:
    "Kronik bir benmerkezciliğe doğru evriliyor, yalnızca kendimize bakıyoruz, ötekinden bizi tatmin edecek hazineler beklerken sonuçta öteki giderek önemsizleşiyor."
    "Depresyon ve doğal sonucu olan rahatsızlıklar, kendini sevme güçlüğü artık sahnenin ön planındadır. Herkesin kendine kapandığı bir dünyada, mantıksal olarak, narsistik yaralar ortaya çıkmaktadır."
    Ben bütün bu tepkilere bir suçlanacak bir şey olarak değil de bilinçdışı bir tutum olarak görüyorum. Herkesin de kendini sorgulaması ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenmeye hazır olması çözüm yolu benim için.

    Bu meselede daha net ayrımlarım olsun isterdim ama şuanki gözlemim geleneksel erkek rolünün zaten bir çok konuda gayet benmerkezci olduğu. Kendi görev bildiklerini yerine getirdikçe kendi arzuladığı haklara erişim sağlıyor ancak aynısı kadın için geçerli olamıyor.
    Benim bakış açımdan manipülasyon aslında karar verme yetisi kısıtlanmış seçim özgürlüğü olmayan her insanın özellikle çocukların- olgunlaşamamış tavır- hileli aldatmacalı kurnazlıkları. Biraz kendindeki mağduriyeti kullanmak, çizmeli kedinin gözlerini büyütüp hafif sulandırmasından, gözüne kestirdiği hedefe kestirmeden sömürüyle varma biçimi. Bunu yapmak elbet ki karşıdaki insanın bireyliğini tanımamak demek. Ama bu yola başvuran kişinin de kendi bireyselliğini henüz kazanmadığını düşünüyorum.

    Peki yakın ilişkilerdeki manipülasyonla uzak ilişkilerdeki manipülasyon arasında fark var mı?
    Ya da ilişkilerde manipülasyonun yeri hiç mi yok? Kitapta bi kaç cümleyle şu söyleniyor.

    Ara sıra manipülasyon olması normal olarak değerlendirilir. Önemli olan sıklık ve şiddetidir. Ancak bana kalırsa en ufak yerici sözler bile kapıyı aralamaya yetiyor.
    Bu soruların detaylı ve özenli araştırması bu kitapta yok. Dediğim gibi yüzelsel bi kitap.

    Birini etkilemek için, bir satış yapmak için, tartışmada haklı çıkmak için....

    "Baştan çıkarmak için hepimiz en iyi halimizi sunmaya çalışırız; o ise kendini en iyi haliyle değil, gerçek doğası olmayan sahte haliyle göstermeye çalışır. Örneğin (tamamen anlık olarak) kendini cömert ya da başkasının konuşmasına özenli gösterirken aslında hiç de böyle değildir."

    İktidar elde etme arzusu ya da narsistik kişilik bozukluğu sadece erkekleri ilgilendiren bir sorun olmasa gerek.

    Şimdi kitaptan bi örnek sunmak istiyorum. Bu örnekte barışçıl olmaya zorlama tavrı gözüküyor. Biirnin bir problemi var ve bu problem kişide öfkeye yol açıyor. Fakat karşıdaki bu öfkeyi şiddet olarak algıladığı ve duyguların doğallıkla kabul edilmesini reddettiği için her şeyin üzerine tozpembe bir örtü çekip bakmamayı ve karşıdaki kişiye halüsinasyon görüyormuşçasına muamele etmeyi seçiyor.

    Burda şunu düşünüyorum. Çoğu "-meli, -malı" cümlelerimiz bizi gerçeği görmekten alıkoyuyor ve kabul etmek yerine düzeltmeye çalışıyoruz. Ama sözkonusu insan ruhu olduğunda bu metot yıkıcı oluyor.

    "Eğer öfke varsa öfkeyi ifade etmeyi bilmek yararlıdır. Tatminsizlik açığa çıkarılmalıdır, yoksa kırgınlık ve yanlış anlamalar katman katman yığılır ve ilişkinin bütün olumlu yanlarının üzerini örter; ilişki artık “boğulur. “ Ötekini anlamak, ona kendini anlatmak; bütün bunlar diyalogdan geçer."
    Sağlıklı çatışma, ilişkinin tozunu temizler. Burda ne tahakküm kurma isteği ne yaralama vardır.


    Peki kimseyi değiştirmeye kalkışmadan uyumlu ilişki sürdürebilmek mümkün mü? Hani şu her eleştiriye cevap "Ben böyleyim ya kabul edersin ya gidersin." lafını her duyduğumuzda hayatımızdan çıkmakla alttan alttan tehdit edilmeye ne demeli? Bu kitapta lafı hiç geçmiyor ama gaslighting denilen laflar bu kalıbın ardından geliyor. "Benim kişiliğime saygı duymuyor ve beni değiştirmeye çalışıyorsun aslında beni sevmiyorsun." gibi şüpheyi masumun üzerine yöneltme stratejileri denebilir.

    Başka bir örnek de iyilik yapmayı ve fedakarlıkta bulunmayı bile bir strateji olarak karşıdakini borçlu hissettimek. Hatta çocuk doğurmayı ya da evi geçindirmeyi bile bu stratejiye malzeme yapmak mümkün.

    Bir de bağımlı kılma stratejisinden bahsedilmiş. Kişinin bağımsız özerk kararlar vermesi ilişkiye sadakatsizlik olarak nitelendirilir ve dış dünyadan el ayak kesilmesiyle bir bağımlılık oluşturulur. Ekonomik özgürlük vermemek ya da arkadaşlarıyla görüşmesini kısıtlamak gibi. Yapılırken sevgiden bağlılıktan güvenden ve dayanışmadan gerekçe gösterilerek yapılması manipülatif olarak tanımlanır. Burada bağlanma tiplerini bilmek de konuya derinlik kazandırır.

    Anladığım kadarıyla hem manipülator hem kurban bu tuzağa beraber düşmekte, ve karşılayamadıkları ihtiyaçlarını karşılama gayretindeler. Ancak sorun çocukluk evresinden çıkamamakta başlıyor. Kurban adeta ebeveynlerinden alması ya da görmesi gereken şeyi manipülatöre yansıtıyor. Neyi mi? Mesela ideal, güvenilir, dürüst, terketmeyen, koşulsuz seven bir ebeveyni..《Narcissus annesinin gözlerinde bulamadığı şeyi suda aramaktadır..》 Ve hayal kırıklığının sorumluluğunu almaktan kaçınırken gözünde mükemmel bir partner imgesi çiziyor ve bunu bozacak her şeye kör kalmayı tercih ediyor. Ve bu tepkiler hepsi kişiliğimizin çocuk yanının verdiği savunma tepkileri.

    Bi mağdurdan şu sözler alıntılıyorum:
    “Ne düşüneceğimi bilmiyordum, çünkü kimi zaman çok nazikti, özellikle şiddet sahnelerinden sonra. Kendini bağışlatmak istiyordu ve ben de... onu bağışlıyordum. Fiziksel şiddet yoktu, beni asla dövmedi, ama bana aniden saldırıyor, korkunç hakaretlerde bulunuyor, bir kadın arkadaşımla kahve içmişim diye beni sürtüklükle, beş para etmez biri olmakla suçluyordu."
    《Zaman zaman ve anlık olarak partnere değer verilir, komplimanlar yapılır, sonra da, çoğu zaman, tersine, eleştirilir, aşağılanır. Bu durum değer verme anlarını daha da değerli kılar ve kurban, kendisine bakıldığını, sevildiğini, teselli edildiğini hissettiği bu anları bekleyerek kalır.》


    Sadece fiziksel değil sözel şiddetin de hayatımızda olmamasını istiyorum açıkçası. Ve bi kaç yerde daha okuduğum şey bu tür insanlar şiddet göstermenin hemen ardından bunu olumlayacak ve affedilecek şeyler yapar ve salıncak gibi bi uçtan bi uca salınırlar şöyle ki:
    "Kurbanı öncelikle istikrarsızlaştıran şey, olumlu ile olumsuz arasındaki bu sürekli gidiş geliştir."
    ( Ki burada kurban kelimesi özenle mi seçildi merak ediyordum çünkü pasif bir konum değil burası da)
    "Böylelikle, yalnızca kurban olmadığını, başına gelenin bilinçsiz oyuncusu da olduğunu fark etmelidir. Bu onun daha sonra, bir terapi sırasında kendi kaynaklarını daha iyi seferber olmasını sağlayacaktır."

    Kitaptan bi kaç rahatsız edici şeyler okumak da mümkün hepsinden bahsetmeyeceğim ama benim için önemli bi ayrım olan ihtiyaç kelimesinin olumsuz anlamda kullanılması ve doyumsuz tatmin arayışı manasında kullannılması benim hoşuma gitmiyor. Çünkü insanız ve temel ihtiyaçlarımız olduğunu kabul etmek bana daha barışçıl geliyor. Sevgi güven dürüstlük maddiyat barınma gibi. Doyumsuz haz arayışına ihtiyaç denmesi de rahatsız edici geliyor bana. Diğer beni rahatsız hissettiren şey de çözüm önerilerinin mağdura sunulmuş olması 'Kaçın, kurtarın paçanızı, manipülatörler iyileşmez, düsturu' Narsistlerin de sorumluluk aldığı bi düzen hayal ediyorum.

    Peki bu kadar söz ettik. Sizce yerici ifadeleri ilişkilerimizden tamamiyle dışlamak bir iyileşme mi sağlar yoksa fazla rafine bir iletişime sebep olduğundan araya mesafe mi koyar?
  • 167 syf.
    ·8/10
    Merhabalar
    Engin hocamızın etkiliyici dili sayesinde kitap bittikten sonra bile düşünmeye devam ettim. Kitap içeriği hayata dahil olan özerklik, zaman,sevgi,yalnızlık,paylaşım,kabul edilme,duyarlılık gibi konulardan oluşuyor. Hocamız kendi gözlem ve farkındalığını ortaya koyarken, okuyucuyuda bu konularla ilgili bakış açısını irdelemeye teşvik ediyor.
    Engin Geçtan kitabını “hoşça kalın!” diyerek bitirmiş. Vedalar önemlidir
    ”ortak değerlerin yerini,herkesin kendi normlarını ve değerlerini kendi bildiğince yaratma çabalarının alması,birbirimizi anlamamızı ve birbirimize ulaşabilmemizi gittikçe zorlaştırıyor. (Sf10)”
    ”Anlamak sözcüğü bir başka insanı hissedebilmeyi ifade eder. Bana göre aslolan,birlikte olduğumuz insanı hissedebilmek ve ona yaşadıklarımızı hissettirebilmektir ki bu ikisi zaten eşzamanlı olarak yaşanır. Aksi takdirde bir öznenin bir nesneyi anlaması gibi paylaşmaktan yoksun bir yaşantı söz konusudur.(sf64)”
    ”hayatın bir süreç olduğunu kendimizi her an kendimiz olarak hissedebilmemizin mümkün olmayacağını, hayatın inişleri ve çıkışları olduğunu kabul ederek; kendimize başarılı bir hayat ısmarlamaya çalışmanın,kendimizden vazgeçme tehlikesini de beraberinde getireceğinin idrakiyle yaşamalıyız.(sf81)”
    ”bana göre,hayat bir dizi rastlantı ve bizim o rastlantılarla birlikte varolduğumuz ya da olmadığımız.(sf162)”
  • 199 syf.
    ·11 günde·Beğendi·9/10
    Her zaman kendi kendime derdim ki "ben değişsem de ne fark edecek, karşımdaki aynı kaldığı sürece." Bu kitap arkasına saklandığım bu cümlenin yanlış olduğunu gösterdi. İnsan ilişkilerini dans edişe benzetmek ne harika ve yerinde bir metafor! Ebeveynlerle ilişkilerden tutun da iş hayatındaki ilişkilere kadar çok geniş bir yelpazede verilen örnekler çok yerinde. Sorunlara karşı takınabileceğimiz tavırlar yanlış veya doğru yönleriyle önümüze çok iyi sunulmuş durumda. Her kadının başucu kitabı olmaya aday bir kitap.
  • 412 syf.
    ·4 günde
    Romanı 8.5 görüb çox gözəl olacağını düşünmüşdüm. Məncə filminə baxmaq ən yaxşısıdır :)

    Nə olur olsun “böyük” danışmayacaqsan, bəzən olmaz dediyimiz şeylərin içində tapırıq özümüzü. Sevgiylə bağlı məsələrdə isə məncə, önyargılı olmaq ən sonuncu bir şeydir. Nə olduğunu dəqiq bildikdən sonra qürurla da olsa ən doğru qərarı vermək lazımdır.
  • 432 syf.
    ·2 günde·Beğendi·6/10
    Klişe bir hikaye olmasına rağmen beğendiğim bir kitaptı. Kafanızı yormayacak, çerez niyetine okunacak, romantik, biraz da komik bir kitap arıyorsanız tavsiye ederim. Derler ya, "Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir." Olay tam olarak böyle gerçekleşiyor. Ne kadar plan yaparsanız yapın, hayaller kurun ve kararlarınızı verin, hayatın planı hepsinden büyük ve bunu düşünmek her ne kadar insanı biraz sinir etse de, yolun sonunda istediğinizi değil de ihtiyacınız olanı aldığınıza şükredeceksiniz! :)))
  • 360 syf.
    Doğrucu Davud Murtaza...Bir fabrika bekçisi olan murtaza hem kraldan çok kralcı hem de kızının sonuna sebebiyet verecek derecede işgüzar biridir...Insan hep bam telleriyle sınanır...Dengeli düşünmek hep orta yolu bulmak gerektiğini düşündüren bir kitap oldu benim için...Ahh Murtaza...
  • 160 syf.
    ·23 günde·Beğendi·6/10
    Kedi ve insan yaşamını bağdaştıran bir kitap.kişisel gelişime kaymış,kedilerle ilgili bilgi almak isteyenler bu kitabı okursa hayal kırıklığı yaşayabilir.kitabın kabı üzerindeki kadife kedi okurken kedi seviyor hissi veriyor.