• Evliliğe karşı mısın?
    -Hayır. Biribirini sevmeyen karı kocalara karşıyım, mutsuz çocuklara, sevgisiz evlere karşıyım.🍁

    Kırık Bir Aşk Hikayesi, 1981
  • "Cenazesi çok kalabalıktı. Çünkü öldüğünden emin olmak istiyorlardı."
    |Alıntı|
  • "Ne gülüyorsun deli gibi" deriz ya aslında psikolojik problemi olanların %90'ı somurtur. Aklınızda hiçbir şey yoksa gülümseyin, herkes "Ne düşünüyorsunuz" diye merak eder. Gülümsemek zeka belirtisidir.
  • Seni öyle bir unutacağım ki,
    Bunu asla unutamayacaksın.
  • 68 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabını yorumladım : https://www.youtube.com/watch?v=CwJC6YxG8do&

    İçselleştirmelere doyamadığım, hatıralarıyla birlikte Ring Caddesi'nde dolaştığım, dönemin siyasetini ve erkek-kadın ilişkilerini en iyi kurguya döken yazarlardan biri: Stefan Zweig.

    Zweig, novellalarında tezatlıkları seviyor. Ulaşılmak istenen taraf bazen bir kişi olsa bile bazen bir kalp oluyor bazen de bir hedef oluyor fakat o hedefte her daim bir umursamazlık hakim. Anlatıcı karakterlerin bitmek bilmeyen çabası bu kitapta da en çok göze batan çabalardan biri. Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Bey'i gibi kapıda beklemelerden tutun da Amelie filmindeki gibi amaçlanmış kişiden başka kişilerin asla ve asla anlatıcıya tam olarak ulaşamadığı, kitapta esintileri olan konulardan.

    İlk kez 1922’de yayınlanmış bir novella bu, yani I. Dünya Savaşı’ndan sonra elinde sadece kan, şiddet ve sefalet kalmış bir Avrupa. Elinde bunların olduğunu düşününce böyle bir ortamda sevgiyi bulan bir kadın bir sevgiyi çok kolaylıkla saplantı haline getirebilir diye düşünüyorum.

    Ayrıca I. ve II. Dünya Savaşı arasının çocuğu olarak nitelendirilen faşizmin görüldüğü, ataerkilliğin ve güçlü olanın, erkeğin daha ön plana çıktığı bir cinsiyet paradigması da olduğunu düşünürsek bilinmeyen bir kadının neden bilinen bir adamı saplantı halinde sevdiğini de biraz olsun anlayabiliriz.

    Olayın psikolojik boyutu ise apayrı. Baba ve anne sevgisinden yoksun büyüyen bir çocuk psikolojisinde babasından bulamadığı sevgiyi başka bir adamda bulmak isteyen ve bu davranışıyla da Elektra kompleksinin belirtilerinin görüldüğü bir hale bürünür. Çünkü bilinmeyen bir kadın, bilinen bir adamın sevgisiyle bilinmek ister.

    Çocuk psikolojisi konusunda harika bir kitap olduğunu düşünüyorum. Burada fakir bir çocukluktan, zengin bir gence doğru giden bir yol var. Çocuk halinde iken anne şefkatinden bile mahrum bırakılan çocuğun başka şeylere yönelmek istemesi kadar doğal bir şey yok. Çocuk olduğumuz zaman o kadar şeyle aynı anda ilgilenmeyi istiyoruz ki, etrafımızdaki çocuklardan, büyüklerden herhangi bir tepki alamayınca bile bazen çıldırabiliyoruz. Kitaptaki anlatıcı da adamı her şey olarak gördüğü için elinden ya da ruhundan ona ait bir şeyler çıkarılınca epey pesimist bir auraya bürünmek zorunda kalıyor.

    Bence bilinmeyen bir kadın hep bilinmeyen olarak kaldı. Çünkü çocukluktan kadın tanımına geçmeyi bile adamın onu tanıması olarak görüyordu. Böylelikle o ilgisizlikle yetişmiş, fakir bir çocukluk hayatından gelme insan, kendi potansiyelini gerçekleştirme uğruna kariyer, okul ya da başka herhangi bir şey değil sadece onun kendisini tanımasını istiyordu.

    Bilinmeyen bir kadın, bilinmeyi istemediği kişiler tarafından o kadar çok bilinen bir kadın oldu ki bu bilinirliğini artırmak yerine ruhunun bilinmeyenliğini daha çok artırdı. Deneyimsizlik, sevgi konusundaki saflık, herhangi bir şeyden habersiz olması, manevi yöndeki eksiklikler bu kızı oluşturan parçalar.

    Bu kitapta hiçbir cümle boş değil, her cümle o kadar samimi ki bilinmeyen bir kadının sevdiği adam keşke siz olaymışsınız da bu mektubu size yazsaymış diyesiniz geliyor. 1920 yılında bir gün, postacı gelip de kapınıza böyle bir mektup bıraksa sizin de eliniz ayağınız düğümlenirdi. Fakat şimdi Twitter var, Whatsapp var. Mektubun altına numara iliştirme, Twitter adresini bırakma falan var. Hatta mektup kültürü bile kalmadı artık. 20.yy'ın sevgileri bile insanın insan olarak hissetmesini sağlayan sevgiler be kardeşim. Ben bu anonimliğin, bu habersizliğin, bu veri eksikliğinin olduğu yıllarda bir kadın tarafından sevilmek isterdim.

    "Sen" kelimesini bu kitapla birlikte gerçekten çok sevdim. Sanırım bu kitap bize "Sen" kelimesinin gizemli ve en samimi anlamını öğretiyor. Eğer o "sen"i bir kere bile olsun tanımak isteseydin, o kızın içinde kopan buhranları da anlayabilecektin be R. Sen onun çocuk saflığındaki sevgisini değil, bedenini istedin. Sen onu sen olarak istemedin ki hiçbir zaman, sen onu et parçası olarak gördün. Bir kere değil, bir çok kez gördün hem de R. Buna rağmen seni sevmekten hiç usanmadı ama. Biliyorsun değil mi? Sen ne kadar o kadına beden algısıyla baktıysan o kadın da sana o kadar ruhuyla baktı be R. Fakat R... O hiç pişman değil. Bugüne kadar aklına gelebilecek herhangi bir pişmanlık kavramına bile sığmaz o kadının düşündükleri. Hiçbir hareketinde pişman değil. Senden kopan bir parça olarak gördüğü o çocuk için yaptığı onca şeyden bile pişman değil. Seni sevdiği için de hiç pişman değil. Pişman olsaydı, o kadar sayfa yazı yazdıktan sonraki sözleri günümüz gençleri gibi "Allah belanı versin, engelliyorum seni." yerine "Sana teşekkür ederim... seni seviyorum, seni seviyorum... elveda." olur muydu be R?

    Sana bir şarkı hediye ediyorum R, umarım bu şarkıyı dinlemek kadına baktığın bakış açını değiştirmene yardımcı olur : https://www.youtube.com/watch?v=kt7yrISdoAM

    "Affetmesen de fark etmez.
    Ben çoktan affettim seni,
    Benimki bir beklenti değil.
    Gökyüzü mavidir değişmez...."

    ----spoiler----
    Not : Kitap gerçek anlamda tüylerimin tamamen diken diken olmasını sağlayabilmiş bir kitaptır. Sadece iki kelimesiyle.
    "Kendimi sattım."
    ----spoiler----
  • "Sevişti bir bakir ile bakire, erkeğe milli dediler kadına fahişe."
  • Gecenin bu vakti, buraya aklımda olan bazı şeyleri yazmak istedim. Okumak istemeyenler, üşenenler geçebilir ama kadınların okumasını istiyorum özel olarak.

    Niye böyle bir ileti yazdığımı buradan kimse anlamayacak çünkü özel hayatımın bir kısmını çok yakın olduğum insanlar bile bilmiyor. Ama bu yazıyı gönülden yazdığımı ve gerçekten de deneyimleyerek yazdığımı bilin yeter.

    Dünyaya gelmiş onca canlı arasında bizler de "insan" denilen bir türüz. Ve çift olarak varız, kadın ve erkek...
    Ama öyle bir şekilde yaşıyoruz ki sanki kadınlar erkeklerin bir parçası gibi, ataerkil bi düzen içerisindeyiz.
    Kadınlar var sokağa çıkamıyor. Diyorlar ki "Yanında bi erkek olması lazım." Tamam diyoruz hadi bunu bir şekilde atlattık. Bu sefer de korkmaya başlıyorlar. Gecenin bi vakti o sokaklarda "Arkamdan kim geliyor acaba? " diye düşünerek korkuyorlar. "Acaba başıma bir şey gelecek mi? " diye sorup duruyorlar.
    Kadınlar var okuyamıyor. Diyorlar ki "Sen 13 yaşına girdin, artık kız olmaktan çıktın seni evlendireceğiz." Ya düşünseniz bu dünya buralara kadar gelmiş ve bu çoğunlukla erkekler tarafından olmuş. Sadece ama sadece hayal edin lütfen! Kadın bilim insanları daha çok olsaydı bu dünya ne kadar çok gelişirdi. Korkuyoruz biliyor musunuz? Bütün o "Biz erkeğiz, güçlüyüz! " diyerek giriştiğimiz işlerde bizlerden daha iyi olabileceğinizi ve bizleri işimizden edeceğinizi bildiğimiz için korkuyoruz. O yüzden de sizlerin okumasını engelliyoruz.
    Kadınlar var konuşamıyor. Diyorlar ki "Sen kadınsın. Sus! Konuşma..."
    Kadınlar var yaşayamıyor.
    Kadınlar var mutlu olamıyor.
    Kadınlar var nefes bile alamıyor.


    Kendisini çocukları için feda eden nice kadın var. Her gün çocuklarına sabah erkenden uyanıp kahvaltı hazırlayan, sonra onları da okullarına işlerine yollayıp akşama kadar çamaşır yıkayan, çocukları için yemek hazırlayan...
    Evin geçimini üstlenip evlere temizliğe giden kadınlar var. O ne güzel alınterleri ile çocuklarını okutmaya çalışan...

    Kadınlar var kendi hayatını bile yaşayamayan. Annesi babası onu sırf okutmadı diye "Ev Hanımı" olmuş kadınlar... Sonra tüm hayatlarını mutlu olamadıkları bi "erkek" ile geçiriyorlar. Boşanamıyorlar da ortada kalacağım diyerek. Boşanmaya kalkanlar da öldürülüyor.

    Bi KADIN olsaydım, cehennemi dünya olarak hayal ederdim.
    Ama ben bi erkeğim ve bütün kadınlardan özür dilerim. Burada, bu dünyada sizin gibilere saygı göstermeyen, sizleri sevemeyen ve yeteri kadar değerinizi bilemeyen cinsten birisi olduğum için.
    Özür dilerim.

    Kadınlar, lütfen ama lütfen okuyun. Kendinizi gelistirin, çok güzel, çok iyi yerlere gelin ve "Güçlü Kadınlar" olun. Olun ki kendi cinsinizi, kendinizi en iyi anlayan kişiler olarak koruyun.
    Özgür olun. Biliyorum, bu dediklerimi zaten yapmaya çalışanlarınız var. Zorluklar ile karşılaşıyorsunuz ama bu dünya aptal insanlarla dolu...
    Daha kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi üzerinden ne kadar zaman geçti?
    Siyahilerin "Aşağı ırk" olmadığı anlaşılalı ne kadar zaman geçti?

    Bu dünya aptallarla dolu, ama hiçbirimiz hiçbir şey için mücadele etmezsek, kimse bizim yerimize etmeyecek.

    Rosa Louise Parks bi kadındı. Ve o Amerika'nın bütün o ırkçılarını tek başına yenecek kadar güçlüydü!
    Sizlerin,hiçbirinizin Parks'tan farkı yok.

    Ben etkisi olmayan, gücü olmayan ve dünyasını kitaplar üzerine kuran birisiyim. Bütün o kitapların içerisinde de sizlere ilham verecek, sizlerin mücadele etmek için güç bulmasını sağlayacak şeyleri arıyorum.
    Ve bulduklarımı da tek tek paylaşıyorum.
    Benim elimden gelen bu! Annem, ablalarım, teyzelerim, halalarım, kuzenlerim ve kız arkadaşlarım.
    Benim elimden gelen bu ve ben çevremdeki bu kadınlara teşekkür etmeye çalışıyorum.
    Özel hayatımı anlatmak istemiyorum ama emin olun bu, sizlerin bu dünyada daha iyi bir yere gelmenizi o kadar çok istiyorum ki!
    Çünkü benim annem de bir kadın...

    Elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım, ve yapmaya da çalışıyorum. Sadece burada olduğumu ve sizlere destek olmaya çalıştığımı söylemek istiyorum.
    Bu dünya, kadınlar sayesinde güzelleşecek.

    Bütün o öldürülen, katledilen, tecavüze uğrayan, tacize uğrayan ve şiddet gören kadınlar. Sizlerden özür dilerim. Böyle bir dünyada yaşamanızı istemezdim.

    Ama yanınızdayım.
    Görüş olarak insanlardaki aptallığın hiçbir zaman bitmeyecegine inanıyorum. Yine de bir çocuk daha bugün toprağa değil de annesine sarılıp uyursa bir şeyleri kazanmışız demektir.

    Bu dünya zor, yasamak zor biliyorum.
    Her şeye rağmen mücadeleyi bırakmayın lütfen! Kadınlar, çocuklar nice nice derdimiz var daha çözmemiz gereken.

    Başınızı ağrıttıysam kusura bakmayın.
    Sevgi ve saygılarla...
  • Sırf istediği gibi biri olmadığım için kaybettiğim kim varsa;
    Yolu açık olsun 🌼🌼🌼
  • •~•~••~•~•

    "İslamı öyle diri yaşa ki , seni öldürmeye gelen sende dirilsin!"

    •~•~••~•~•
    Sezai Karakoç