İslam ve Hayat

2 üye · 1 yeni gönderi
KENDİN İÇİN İSTEDİĞİNİ ARKADAŞIN İÇİN DE İSTE! Sahabeden bir kadın elinde bir kumaşla Hz. Peygamber’in yanına gelerek, “Bunu giymeniz için kendi elimle dokudum.” dedi. O günlerde böyle bir kumaşa ihtiyacı olan Peygamber Efendimiz bu hediyeyi aldı ve giyinerek ashabın yanına geldi. Fakat bir sahabinin, “Yâ Resûlallah, bunu bana giydir!” demesi üzerine Rahmet Elçisi, bu sahabiyi kırmadı ve evine döner dönmez kumaşı katlayarak ona gönderdi. (Buhârî, Libâs, 18) Peygamberimiz, insanın kendisi için isteyebileceği bütün güzellikleri kardeşi için de dilemeyi, kendisinin sakındığı bütün kötülüklerden onun da uzak olmasını arzu etmeyi imanın bir gereği sayarak, ‘kendisi’ ve ‘başkası’ ayrımını âdeta ortadan kaldırmıştır. Onun bu öğretisi, Mekke’den Medine’ye hicret sonrasında ensarın muhacirlere gösterdiği davranış biçimiyle zirve noktasına ulaşmıştır. Allah’ın övgüsüne mazhar olan bu tutum, (Haşr, 59/9) “gerektiğinde başkasını kendisine tercih etme anlayışı” (îsâru’n-nefs) olarak İslam ahlakının şahikasını oluşturmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı
İnkar
İNKÂR BİR ÇIKMAZDIR İnsanı Allah’a götüren yollar yıldızların sayısı kadardır. İnkâra götüren yolların sayısı ise mantıklı ve vicdanlı olunduğu takdirde yok denecek kadar azdır. Hakikatin karşısında yer alanlar, inkârlarına gerekçe olarak çeşitli bahaneler ileri sürerek haklılık iddiasında bulunurlar. Ancak gerekçeleri, tutarlı olmadığı gibi bazı temelsiz ön yargılardan oluşmaktadır. İnkârcıların çoğu sadece zanna uyuyor. Oysa zan hiçbir şekilde gerçek ve kesin bilginin yerini tutamaz. Allah Teâlâ, “Ne dersiniz, size Allah’ın azabı gelse yahut kıyamet vakti gelip çatsa size, Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız?...” (En‘am 6/40) ilahi hitabıyla inkârcıların, Allah’a yalvarmaktan başka bir çıkar yol bulamayacaklarını haber vermektedir. İnkârın bir çıkmazda olduğunun diğer göstergesi de peygamberlerden Allah’ın varlığını ispat için delil istemeleridir. Şayet ellerinde inkâra dair bir delil olsaydı bunu ayrıca talep etmezlerdi. Çünkü iman sonradan oluşan, insanların ortaya çıkardığı bir şey değildir. Buna rağmen inkâr insana sonradan bulaşır, sonradan öğretilir, sonradan yayılır. Diyanet İşleri Başkanlığı
Reklam
BİLGİ VE AMEL BİRLİKTELİĞİ Yüce Kitabımızda yaklaşık yedi yüz elli yerde ilim ve ondan türeyen kelimenin geçmesi bilginin önemini işaret eder. Ancak bilginin hayata yansıması çok önemlidir. Bilgi amelle bütünleşmelidir. Bilgi tek başına bir anlamı olmayabilir. Bunun örneklerini hayatımızda devamlı görmekte, tecrübe etmekteyiz. Bu yüzden Kur’an’da bilgi kadar hatta daha fazla amele vurgu yapılarak bilginin insana yüklediği sorumluluk üzerinde durulur. Ahlaka dair emir ve yasakların hepsi pratiğe yani amele yöneliktir. Öte yandan Kur’an kâinattaki canlı ve cansız varlıklar, olaylar, oluşlar üzerinde tefekkür ederek hakikate ulaşmamızı ister. Dolayısıyla bir yandan aklı kullanmayı, bilinçli olmayı ön plana çıkararak düşüncesizce taklit etmeyi kesinlikle reddederken bir yandan da bilgiyle imanı ve ahlakı yan yana zikrederek aralarında bir bağ kurar ve insanın bilgiyle imanı ve salih ameli birleştirmesini ister. O hâlde insanın kulluk görevini tam olarak yerine getirme yolundaki gayretinin yarısını bilgi ve bilgilenme oluştururken diğer yarısını da salih amel oluşturur. Diyanet İşleri Başkanlığı
Selam
Size bir selam verildiğinde ya daha güzeli ile veya dengi ile karşılık verin. Allah, her şeyin hesabını tutmaktadır. (Nisâ, 4/86) 
İMAN-SALİH AMEL İLİŞKİSİ Kur’an-ı Kerim’de iman ve salih amel yan yana zikredilmiş, amel-i salihin faydası ve gerekliliği üzerinde ısrarla durulmuştur. Allah Resûlü (sas) ise ahde vefa göstermek, emanete riayet etmek, konuştuğunda hayır söylemek gibi nice güzel hasleti imanın bir tezahürü olarak zikretmiştir. İman, aktif ve harekete geçirici bir güçtür. Kalbe yerleştiği andan itibaren kendiliğinden bir hareket başlar ve tıpkı kokusunu içinde tutamayan çiçek gibi dış dünyaya salih ameller olarak yansır. Amel-i salih imanın tabii semeresidir. Salih amelin imanla ilişkisi, kalbin bedenle olan irtibatı gibidir. Zira kalp ile beden, iman ile salih amel birbirinden ayrı düşünülemez. Kalbî huzurun doya doya yaşanması, iman-amel bütünlüğünün sağlanması ile mümkündür. Çünkü imanı güçlendirecek ve tehlikelere karşı onu çepeçevre sararak koruyacak olan salih amellerdir. İmanın muhafazası, güçlendirilmesi, canlı tutulması ibadetlerle ve İslam’ın güzel gördüğü davranışlarda bulunmakla sağlanır. Diyanet İşleri Başkanlığı
İyilik
YERYÜZÜNDE İYİLİĞİ HÂKİM KILALIM Hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman etmektir. İmanına ibadetleri, salih amelleri yoldaş eylemektir. Sevdiği maldan yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, bütün ihtiyaç sahiplerine harcamaktır. İyilik, yetime kardeş, mülteciye ve muhacire ensar olmaktır. Mazluma elini, evini, gönlünü açmaktır. İyilik, ekmeği, duayı, sevgiyi ve kederi paylaşmaktır. Küçük de olsa her iyilik değerlidir, yeter ki samimiyetle yapılmış olsun. İnsanın eliyle, diliyle, malıyla, ilmiyle, tecrübesiyle yapabileceği nice iyilik vardır ki Allah Teâlâ onu Uhud dağı kadar büyütüp bereketlendirir. O hâlde inanan insan başkalarının takdirine ümit bağlamadan, kibir ve gurura kapılmadan, gösterişe kaçmadan iyilik peşinde koşmalı ve hayra vesile olmanın yollarını aramalıdır. İyiliği yaygınlaştırmalı ve onu yeryüzüne hâkim kılmak için gayret etmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı
Reklam
73 öğeden 41 ile 50 arasındakiler gösteriliyor.