"Nasıl olsa büyümeyecek miydi?’ dediler. Büyüyünce evlenmeyecek mi? Hem kurulu düzen. Ablası yeni gelindi zaten. Çeyizinin çoğuna el değmedi daha. Küçük kıza çeyiz yapmak da gerekmez. Ablasının çeyizi onun olur. Ablasının evi onun evi, kocası onun kocası olur.
Tam dedikleri gibi oldu; Çocuk kadın, çocuk gelin...
Oyuncak bebeğini bırakıp kendi bebeğini aldı kucağına. Kimse "Olmaz. Olmasın. Hiç olur mu öyle şey! " dememişti. Çok kolayına gelmişti herkesin. Sokaktan çağırıp gelin etmişlerdi küçük Havva'yı."
"O gece ‘Erotokritos’ (Ερωτόκριτος) adlı kitabının cilt kapağına sakladığı mektupları çıkardı Gülfidan. Hiçbirini okumadan hepsini yırtıp attı. Nikos'u uğurladıktan sonra mektuplarını saklamanın gereği yoktu. Anılar yeterliydi."
"Ena psomi" (Bir ekmek) dedi. Taze ekmeklerin dükkânı kaplayan sıcak kokusunu duyunca, "Zesto psomi" (Sıcak ekmek) diye ekledi.
"Türkçe isteyeceksin" dedi fırından yeni çekilmiş, küreğin üstündeki sıcak ekmeklerden birini alıp elinde sallayarak. "Türkçe istemezsen ekmek yok."
Döndü çıktı fırından Hamide Hanım.
Dilim olsaydı, diye düşündü. "Sıcak ekmek..." demek için değil, Türkçe'yi neden bilmediğini anlatmak için isterdi dili olmasını.
Girit'te günlük hayatlarına, ibadetlerine karışılmadıĝını, ama Türkçe konuşmalarına izin verilmediğini, Türkçe'yi bu yüzden öğrenemediklerini, söylemek istedi oysa. Öğrenme imkânı olsaydı öğrenirdi, ama adada Türkçe bilen hemen hemen hiç kimsenin bulunmadığını anlatmak için isterdi Türkçe konuşabilmeyi.
Ama değmezdi. Hiçbir şey söylemedi. Bir gece ekmeksiz kalsalar, kimse açından ölmeyecekti…”
“Birileri ‘Sizin asıl yeriniz orasıdır, siz hatırlamıyorsunuz ama zaten oradan geldiniz,’ diyordu. ‘Asıl kültürünüz, asıl kimliğiniz oradadır. Siz şimdi asıl vatanınıza gidiyorsunuz,’ diyordu. Vatan belledikleri yerde yaşama şansları kalmamıştı ama, ‘asıl vatanınız’ denerek gönderildikleri yer hakkında en küçük bir bilgileri yoktu…”
“Türklerin Girit’i Rumlar’dan değil, Venediklilerden aldığını göğsünü gere gere anlatıyordu. Üstelik yirmi dört yıl süren çok zorlu bir savaşla fethedilmişti Girit.”
"... Ben olsam adını ne koyardım biliyor musunuz? diye sordu Gülfidan Hanım. Hepsinin kendisine bakmasını sağlandıktan sonra da aklındaki adı söyledi: "Mustafa Kemal." Şimdi bu adı koymanın tam zamanıdır. Yeni doğan tüm oğlan çocuklarının adı ‘Mustafa Kemal’ olmalı. Oradakiler bunu düşünüp önerebilen kadına hayranlık duyarak başlarını salladılar.”