Giriş Yap
Sevgili sınıf arkadaşım, değerli kardeşim Atatürk, nur içinde yat...
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Başımızdan politik fırtınalar ve aramızdan kara kedilerin geçtiği oldu. Ama dostluğumuz hiçbir zaman bozulmadı. Ölünceye kadar iki yakın arkadaş olarak kaldık. Ben bu arkadaşlıktan daima övünç ve kıvanç duydum.
Mustafa Kemal içini çekerek: "Ah, Selanik, seni bir daha Türk olarak görecek miyim?' dedi. Baktım, ağlıyordu. O altın sarısı saçlarını okşadım. Yatıştırmaya çalıştım. Ben, Mustafa Kemal'in bütün ortak hayatımız boyunca, böylesine üzüntülü olduğunu görmedim, diyebilirim.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
“Bu tür lafları çok sık duyuyorum, işi gücü yok herhalde kitaplarla uğraşıyor diye dedikodumu yapıyorlarmış, çocukluğumda da böyleydim, elime üç beş kuruş geçince muhakkak yarısını kitaba verirdim, eğer aksini yapsaydım Atatürk olmazdım.”
Bir gün, Makedonyalı yüzbaşı, kıta çavuşlarından birini Bölük Kumandanlığı odasına çağırdı. Müfit'le ben de ordaydık. Çavuş, sağlam yapılı ve yakışıklı bir Türk delikanlısıydı. Yüzbaşı, gencin onurunu incitecek şekilde azarlamaya başladı. Daha çok, bağlı olduğu ka saldırıyordu." "Sen", diyordu. "Nasıl olur da soylu Arap kavmine bağlı, Peygamber Efendimiz'in kutsal soyundan gelen bu çocuklara sert davranır, ağır sözler söylersin? Kendini iyi bil Sen onları ayağına su bile dökemezsin." gibi pittikçe anlamsızlaşan sözlerle hakaret ediyordu. Sesi yükseldikçe yükseliyordu. Çavuşun yüzündeki ifadeye baktım. Önce bir babaya duyulan samimi içtenliği sanılan çizgiler, sertleşmeye, içten gelen bir isyanın ateşleri gözlerinde okunmaya başladı. Fakat gerçek boyun eğişin göstergesi olan her Türk askeri gibi, iç duygularını gemlemeye çalıştı. Gözpınarlarında biriken yaşlar yanaklarına döküldü. Dayanamadım. "Yüzbaşı Efendi, susunuz!" diye bağırdım. Birden şaşırdı, Sözlerinin bizden onay görmesini beklediği anlaşılıyordu. "Yoksa kötü bir şey mi söyledim?" "Evet, çok kötü davrandınız! Buna hakkımız yok. Bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi birçok açıdan soylu olabilir. Ama senin de benim de, Müfit'in de ve çavuşun da bağlı olduğumuz kavmin de; büyük ve soylu bir ulus olduğu asla yadsınamaz bir gerçektir." Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı. Çok yıllar sonra, bir gün Ankara'da beni de tanık göstererek anlattığı bu gerçek olay karşısındaki görüşü şuydu: "Bu ve bunun gibi olaylar. Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka uluslarda şu veya bu nedenle üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı gör mesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün soyluluğu ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak kaçınılmazdır." Mustafa Kemal'in, Türk Tarih Kurumu'nu kurmasının en büyük nedenini bu soylu düşüncede aramalıdır. Türk ulusunun soyluluğuna, büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını ve bunu övünçle savunmasımı hayatı boyunca amaç edinmiştir. Ulusuna: "Ne mutlu Türküm diyene!" diye seslendiği zaman, buna bütün varlığı ve içtenliğiyle inanmıştı.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
211
2.106 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.17