• Ukrayna'nın Yeni Devlet Başkanı Zelenskiy;
    “Odalarınızda benim resmimin olmasını istemiyorum. Oraya benimki yerine çocuklarınızın fotoğrafını asın ve ne zaman bir karar alacak olsanız onların gözlerine bakın.”
  • 268 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Kitabı bitir bitirmez Franz Kafka'nın "Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?" sözü geldi aklıma. Uzun bir süreden sonra bir kitap okuduktan sonra gerçekten de sarsıldığımı fark ettim. Kitap bir kişisel gelişim kitabı değil tabi ki. Fakat içimizdeki şeytanı -ya da olmayan şeytanı- bize göstermesi bakımından birçok kişisel gelişim kitabından daha etkili diyebilirim.

    Kitabın ana konusu 1940'larda yaşayan 20'li yaşlarında iki gencin hiçbir destek almadan, maddi zorluklar içerisinde evlenmesi ve o yılların milliyetçilerinin durumu. Olay çok az sayılabilir. Fakat üstadın tespitleri o kadar yerinde ve müthiş ki okurken sıkılmanız çok zor. Kitap çok geniş bir yelpazede birçok konuya temas ediyor. Bunların hepsini yorumlayabilmek benim haddim değil. İlişkiler ve içimizdeki şeytan bahsini Sena isimli okurumuz altta bağlantısını vereceğim yorumunda çok detaylıca ve güzel bir şekilde irdelemiş. İlkesel olarak 1000kitap’ta siyasi hiçbir görüşümü yazmamaya çalışıyorum. Fakat söz konusu Sabahattin Ali olunca sanırım biraz yazmak gerek.

    En hayıflandığım nokta kitap 1940’larda geçmesine rağmen 2015 Türkiye’sinde pek bir ilerleme göremediğimdir. Bilakis gerilemeden de bahsedebiliriz. Kadın-Erkek eşitliğinden, cahil bir toplum oluşumuza hiçbir konuda bir adım bile ilerlemediğimizi düşünüyorum. Üstadın kaleminden ilk olarak Kürk Mantolu Madonna’yı okumuştum. İtiraf etmek gerekirse böyle bir kitabın yazarı nasıl olur da kalleşçe bir saldırı ile öldürülür diye düşünmüştüm. Fakat yazarı tanıdıkça, okudukça böylesi bir ülkede böyle bir yazarın öldürülmesinin çok “doğal” olduğunu daha iyi anlıyorum. Uzağa gitmeye gerek yok en basitinden Sabahattin Ali’yi öldüren Ali Ertekin isimli şahıs “milli hisleri tahrik”ten indirim alarak 4 yıl ceza almış. Ve birkaç hafta sonra aftan yararlanarak hapisten çıkmış. Sabahattin Ali’den –belki de öncesinden- Uğur Mumcu’ya, Sivas Katliamı’ndan Hrant Dink’e kadar uzanan bu “öldürme aklı” artık ülkemizde yerlileşmiş durumda. Bu ölümleri toplumun bütününe ya da belirli kesimlere mal etmek pekala yanlış olur. Fakat toplumun bütünü bu ölümlerin bir tanesinde bile ciddi bir tepki gösterseydi bunların yaşanması bu kadar kolay olmayacaktı. O yüzden dolaylı olarak bütün bir toplum suçluyuz.

    Umarım bu ülke bir gün aydınına sahip çıkan bir ülke olur.
    Umarım bir gün insanlar taraftar olduğu takımlar, oy verdiği partiler kadar aydınlarını, yazarlarını da sahiplenir.
    -------
    Sena Hanım’ın bahsettiğim yorumu: #324363
    Kürk Mantolu Madonna hakkındaki yorumum: #617378
  • 484 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Kaç kitap oldu bilmiyorum ana karakterinin kadın olduğu bir roman okumayalı. Yazar Zülfü Livaneli olunca, romanın geçtiği yer Türkiye, kadın da dul olunca birçok gerçeklere, birçok olmaması gereken ama olan konulara da değinmiş yazar. Evlilikten, giyime, iş hayatından aile hayatına kadar birçok konuya değinmiş ve mesajlarını da vermiş Livaneli. Gerçi kitap baştan sona mesajlarla dolu, Kırım Türklerinden, ülkemizde yaşayan ve zorluklar çekmiş olan Ermeni ve Kürt vatandaşlara, Almanya faşizminden kaçan - kaçamayan Yahudilere kadar birçok konularda mesajını vermiş ve görüşlerini belirtmiş. Tarihimizin ayıplarını dile getirmiş, ayıplar olduğu için de hiç dile getirilmeyen ayıpları olması da işin boyutunu daha da büyütmüş. Hiçbir hükümetin, devletin masum olmadığının en güzel örneklerinden biri. Hiçbir iktidarın başındaki kişi eline silah alıp birini öldürmemiş olsa da verdiği kararlarla, izlediği yollarla birilerinin ölümüne, birilerinin üzülmesine sebep olmuşlar hatta hâlâ da olmaktalar. Kitabı okuyunca, bu tarihimizdeki bilinmeyen öldürmeleri görünce (bilinen öldürmeleri de tarih derslerinde övünerek ders diye işleriz) insanın duygulanmaması, duygulanırken de öfkelenmemesi elde değil. Maya’nın da dediği gibi, birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirine kavuşamamış ve acılar yaşanmış. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline gelmiş.

    Serenad, bu iktidar oyunlarının altında kalan, acılar yaşayan, kavuşamayan hatta ayrı düşen, isim değiştirmek zorunda kalan, yetmezmiş gibi din ve milliyet değiştirmek zorunda da kalan insanların anlatıldığı, gerçek konulara dayanan son derece duygu yüklü bir roman. Tarihin, tarihimizin görünen yüzünün olduğu kadar görünmeyen yüzünün de anlatıldığı bir roman. İngiltere’nin, Rusya’nın, Almanya’nın ve ne yazık ki Türkiye’nin ayıplarının anlatıldığı, dile getirilmeyen, dile getirilmekten kaçınılan olayların yazıldığı, yazıldıktan sonra da büyük bir farkındalık yaratarak da 73. Yıl sonra en azından bu ayıba karşılık bir anma törenine de vesile olabilmiş bir roman. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin çektiklerini anlatırken Livaneli ara ara ülkemizdeki benzer olaylara da göndermeler yapıyor, belki de topraklarımızın gördüğü en büyük utanç kaynağı olan 6-7 Eylül olaylarına göndermeler yapıyor. Tarihimize baktığımda, oğlunu öldürten, kardeşlerini boğdurtan, kendilerine haremler kuran padişahlarımızı bir ayıp olarak görürdüm, 6 – 7 Eylül olaylarını da en büyük utanç kaynağımız olarak görürken yanında da Madımak’ı, Maraş’ı ve Çorum’u bilirdim ama bizzat devlet tarafından olan daha birçok utanç kaynaklarımız da varmış, bilmiyordum hiçbirini, duymamıştım çünkü. Devletin ayıbı olunca demek çok güzel bir şekilde saklanabiliyormuş.

    “Demek ki biz fark etmeden sürekli bir kabuk değiştirme içindeydik. Bizans’tan kurtul, Osmanlı’dan kurtul, Arap kültüründen kurtul... Şimdi de yeni moda: “Kemalizm’den kurtul!” Mavi Alay’ı sakla, Struma’yı sakla, Ermeni olayını sakla.”


    Zülfü Livaneli’ni tanımayan yoktur zaten, filmleri uzun uzun konuşulur, müzikleri keyifle dinlenir ve artık biliyorum ki yazarlığı da bir o kadar iyiymiş. Konuşma Türkçesi ile yazıldığı için okunması gayet kolay ve anlaşılır bir dil ile yazılmış. Roman içinde farklı teknikler kullanmış ama kitabın akıcılığından hiçbir şey kaybettirmeden yapmış bunları, senaryo yazarı olmasının da bu durumda büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Keyifle okunacak, okurken duygulanma yaşayacağınız, yer yer belki de bir bütün olarak sinirleneceğiniz kişilerin, kurumların olduğu güzel, okunması gereken bir eser.

    Kitabı okurken sürekli aklıma Roberto Benigni’nin yazıp yönettiği ve oynamış olduğu, belki de 100 yılın en iyi filmlerinden biri olan “Life is Beautiful” aklıma gelmişti, kitabın sonlarına doğru da yazarın bu filme gönderme yapması çok hoştu.


    https://www.youtube.com/watch?v=ZpA0l2WB86E
  • “Gitme, seni bakan yapacağım “ dedi.

    “ Ne bakanı? “

    “ A... Adalet bakanı! “

    “ Ama burada yargılayacak hiç kimse yok ki!

    “ O halde sen de kendini yargılarsın “ diye yanıtladı kral. “Kendini yargılamak diğer insanları yargılamaktan çok daha zordur. Kendini gerektiği gibi yargılayabilirsen, çok adilsin demektir.”
  • "Paşam gelmişler."

    GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER.
    İlber Ortaylı
    Sayfa 166 - Kronik Yayınları
  • Aynı pencereden dışarı bakan iki adamdan biri sokaktaki çamuru, diğeri ise gökteki yıldızları görür.
  • 128 syf.
    ·Beğendi·10/10
    UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    Birkaç gündür , bir şekilde süre gelen aksiliklerden ötürü girizgahını yapıp nihayetine erdiremediklerimden oldu bu kitap..daha önce Steinbeck okumuşluğum da vardı..ne hikmetse sahaflarda bir türlü denk getirip alamamıştım bu eserini.. methini çok duymuştum yalnız..her neyse sağolsun sahaf bir arkadaşım eline geçer geçmez ayırmış biz de kattık arşivimize.

    ----- Spoiler içermez rahat rahat OKU güzel kardeşim =) -----

    İNCİR ÇEKİRDEĞİ VS KARPUZ!! (anlatıcam OKU sen n'apcan?!) =)

    "Büyük Buhranın" başta Amerika olmak üzere tüm dünyada ailelerin ocağına incir ağacı ektiği , insanları çekirdek gibi çitleyip açlık ve sefaletten yokettiği dönemler..bu yetmezmiş gibi bir de ırkçılık ve hiçbir daim anlam veremediğim siyahlardan - beyazlardan ve akan kandan oluşan bir beşiktaş sendromu..siyahların bariz şekilde aşağılandığı , toplumdan soyutlandığı , KKK ' nin (klu klux klan) altyapıyı kurup süper ligte iyiden iyiye, bölge bölge terör estirip top koşturduğu sıralar.. bununla beraber halkın genelinde inanılmaz bir yoksulluk ve umutsuzlukta cabası..evet genele bakacak olursak romanın arka planında o zamanın Amerika' sında vaziyet bu şekilde..
    gelelim kahramanlarımıza ..biri nokta biri ÜNLEM kıvamında takılan ,öncesinde kaderin bir şekilde hayatlarını kesiştirdiği , çalışmak için sürekli iş arayan bu sırada da çeşitli badireler atlatıp seyyah moduna geçmiş iki göçmen işçi..biri ufak tefek ve çok akıllı, takımın beyni.. diğeri ise bunun tam tersi ve kas gücü..hal böyle olunca başları da dertten kurtulmuyor bir türlü..
    Yorum yaparken genelde olaylara girmek pek adetim değil.. sadece şunu söyleyeyim kelimenin tam anlamıyla "inanılmaz" bir arkadaşlık hikayesi okuyacaksınız..kitabın bitiminde "KURUYEMİŞ TEZGAHINDA FİYAT ETİKETİ LEBLEBİYLE =( KARIŞAN KAJUNUN BİRİM FİYATINI GÖRÜP , ANLIK BİR SEVİNÇLE " ŞUNDAN 2 KİLO GÖMEYİM BARİ" DİYEN KÖYLÜ KURNAZI MUHARREM AMCANIN , KASAYA GİDİP YANLIŞLIĞI KENDİSİNE BELİRTMELERİ ÜZERİNE YAŞADIĞI DERİN ÜZÜNTÜYÜ İLİKLERİNİZDE HİSSEDECEK", yaşanan "SON" olayın tesiri altında ise RANDOMİZE GİRİLİP PAVYONLARDA KAYDA ALINMIŞ , SONRASINDA TERSTEN KAYDEDİLEREK KOLAJLANMIŞ , YETMEMİŞ DJ AKMAN TARAFINDAN REMİXLENİP CİLALANMIŞ PARÇALARDAN OLUŞAN BİR SETLİSTİN ORTAMI GEVRETTİĞİ RUSYA'DA VUKU BULAN BİR KINA GECESİNE DENK GELMİŞÇESİNE ŞAŞIRACAKSINIZ...

    roman için tanım :eğer bu 110 sayfalık incecik romanı bir İNCİR ÇEKİRDEĞİ olarak düşünecek olursak ,Steinbeck bu incir çekirdeğinin içine hayaller , umutlar , umutsuzluklar, toplumdan dışlanıp yalnız kalanlar, güçlünün hep haklı güçsüzünse sorgulanmaksızın haksız ilan edildiği durumları çok güzel bir şekilde zerk etmiş..daha dogrusu İNCİR ÇEKİRDEĞİNİ KARPUZLA DOLDURMUŞ..

    Kimdir yahu bu dj akman diyenler için not :

    https://www.youtube.com/watch?v=K9UeH3gKidQ

    ZEHİRLENENLER İÇİN NOT : yoğurdu bol yiyin!! =)
  • Bizim mahallenin insanlarıda arabalarıda bellidir. Hepsi yorgundur,emektardır,fakirlik kokarlar, boyaları dökülmüştür, saçları sakalları dağınıktır, iki elle tutarlar direksiyonu, direksiyon ekmek kapısıdır.
  • Anayasaya bakarsanız , kanunlar önünde herkes EŞİTTİR.Uygulamaya göz atarsanız , insanlar ÇEŞİT ÇEŞİTTİR.
    Uğur Mumcu
    Sayfa 147 - um:ag Yayınları 9. Basım 2007