"Tacizci" sözcüğü 1700'lerin başından beri varlığını sürdürmektedir. O günlerde iz süren ya da kaçak avlanan kişi anlamına gelirdi.
1921'de Fransız psikiyatr Clérambault, cinsel saplantı sorunu olan bir hastayla ilgili bir çalışma yayınladı. Bu vaka geniş çevrelerce bir tacizcinin ilk modern analizi olarak görülmektedir. Günümüzde bir tacizci, obsefif takıntı bozukluğu olan ve bir başka bireyin aktivitelerini izleme konusunda sağlıksız bir takıntı geliştiren kişidir.
Nüfusun neredeyse yüzde 10'u, yaşamları süresince bir çeşit tacize maruz kalacaktır.
Tacizin en yaygın biçimi tacizcinin kurbanla süregelen veya geçmişte kalan bir ilişkisinin bulunmasıdır ancak takıntının yabancılara ya da toplumun gözü önündeki kişilere yöneldiği çarpıcı sayıdaki vakada, rastlantı temel bir faktördür.
Vakaların büyük çoğunluğu hiçbir zaman soruşturma gerektirmese de polis bu olguyu ciddiye alır çünkü bir tacizcinin patolojik takıntısı, içsel bir tehlike potansiyelini de beraberinde getirir. Tıpkı fırtınalı havada yüksek ve alçak basınç alanları arasında yalpalayan bulutların aniden değişerek bir kasırgaya dönüşebildiği gibi, bir tacizcinin tapınma ve nefret arasındaki duygusal salınımları da aşırı saldırgan bir hal alabilir.