Doğa şeyleri yalnızca dolaysız ve tekil iken insan tin olarak kendini ikiler, çünkü ilk olarak doğa şeyleri gibidir, ama sonra o denli de kendi içindir, kendini görür, kendini tasarımlar, düşünür ve yalnızca bu etkin kendi-için-varlık yoluyla tindir.
Çünkü sanatın güzelliği tinden doğan ve yeniden doğan güzelliktir, ve tin ürünleri doğadan ve görüngülerinden ne denli yüksekte duruyorsa, sanatın güzeli de doğanın güzelinden o denli yüksekte durur.
Sofist öğreti, anlağın durmak bilmeden ilerlemesini sağlarken, şüpheci öğreti de kalbin hiçbir şey tarafından harekete geçirilmemesini sağlamıştır.
İnsan, dünyevi faaliyetlerle ilgilendiği ve ilişkileriyle dünyaya bağlandığı sürece -ki bu Eski Çağ'ın bitimine kadar böyleydi, çünkü kalp hâlâ dünyevi şeylerden bağımsızlaşma mücadelesi veriyordu - tinsel olamayacaktır ; çünkü tin bedensizdir ve ne bedensellikle ne de dünyayla ilişkisi vardır : Tine göre ne dünya ne de doğal bağ vardır, ona göre tek varolan şey tinsel olandır ve tinsel bağlardır. İşte tam da bu nedenledir ki insan, dünyaya karşı tamamen sorumsuzca ve kayıtsız davranmaya başladı.