• Bana kendimden başkasıyla konuşmak yasak
  • 7 - *** Yazık ***

    Uzun zaman ardından dışarıya çıkmış olmam, yüreğimde ve zihnimde yabancısı olduğum bir heyecana tanıklık etmemi sağladı. Kalabalığın ardına karıştığımda önce kendimi bir ruh gibi hissettim. Sanki görünmüyor gibiydim, insanlarla karşılaştığımda hafif sağa ya da hafif sola çekilerek onlara yol veriyordum. Dalgınlığım bir ara karşıdan gelen kişiyi fark etmemi engelledi. Son anda onu fark ettiğimde irkilir bir biçimde kendimi yeniden sağa attım. Sanki biraz daha geç kalsam beni ezip geçecekti. Bu yabancılık ve görünmezlik o kadar da kötü değildi. İlk zamanlar bunu dert etseniz bile, daha sonraları yokluğunuza alışır ve kendinizi aramaktan vazgeçersiniz. Kendinden de vazgeçmek anlamına gelir bu. İşte bu seviyeden sonra yalnızca başkaları için yaşar, başkalarının hayatlarını yaşarsınız. Bir banka oturup çevreden geçen insanları izlemek bu yüzden benim görev edindiğim bir olaydır. Bu olay öylesi güzeldir ki, birden fazla hayat yaşamak birden fazla mutluluk tatmak veya acı çekmek anlamına gelir. Acıya rağmen güzeldir çünkü hayatın bütününe giden yolda parkeler sanki acıdan var olmuştur. Bir tek onlar gerçektir ve bir tek onlardan çıkarılan dersler neticesinde yeni gerçeklikler yaratılabilir. Kimileri buna tecrübe der, kimileri ise bunun bir umutsuzluk yaratacağını iddia eder. Tecrübelerin yalnızca umutsuzluk yarattığı bir yaşam... Bu ağırdır, hem de çok ağır…
    Esen rüzgar ve bu soğuk hava çiftleri birbirine daha çok yaklaştırıyor, onlar yolun ortasından birbirlerine sarılmış giderken yalnız olanlar, mesele bakın, başında şapkası, elinde bastonu olan ve ağır ağır yürüyen gözlüklü yaşlı amca, daha kenardan yürümeyi tercih ediyor. Bana kalırsa eşini yakın zamanda kaybetmiş ve kendi de artık bu dünyada ki vaktinin dolacağı günü bekliyor.
    Ben de oturmuş kendi hiçliğimi bu gördüğüm insan manzaralarıyla var etmeye, ya da varsa da onu tamamlamaya çalışıyorum. Eğer sayfalardan başka bir dostum olsaydı, ona bu alışkanlığımı anlatsaydım, kesinlikle bana, benim bir zavallı olduğumu söylerdi. Neyse ki hiç dostum yok, sayfalar dışında ve neyse ki sayfalarında konuşmak gibi bir özellikleri yok. Daha çok dinlemek için var onlar, sır tutmak ya da hayallerin kendi üzerlerindeki resmedilişini izlemek için var.
    Ben de bir aralar yaşamıştım, hatta bir vakitler daha da güzelini yaşayabileceğim algısına kapılmış ve güzel bir hayatın varlığına kendimi inandırmıştım. Oysa… Oysa, bu yalnızca ölümümü hızlandırmaya yaradı. O günlerden, ileriki günlere bakıp mutlu olacağımı düşünürdüm, güzel hayaller kurardım ki bir süre sonra insan yalnız başına yapamaz bunu.
    Tükenir.
    Umutsuzluğa kapılır ve yalnızlığının karalığına gömülür.
    Hayal kurmak tek kişiliktir fakat onları gerçekleştirmek için bir kişiye daha ihtiyaç olur. O kişi bulunamadığı zaman, baş başa kaldığınız hayalleriniz tek tek terk eder sizi ve yalnızca nefes almanın yorgunluğunda sürer artık yaşam. Yorucu bir iş, oldukça yorucu, alınan her nefeste geçmişi hatırlamak, kaybolan umutları görmek öylesine kasvetli ve yorucudur ki, inanç denen şeyin içinizde kayboluşuna tecrübe demeye başlarsınız. Ben öyle diyorum. Ben mi diyorum acaba gerçekten, ne kadar varım ki, ne kadarını söyleyebileyim. Birazdan… Birazdan… Ya da yarın belki bilemiyorum, artık ne zaman bulunursam…
    Bunları okuyacak kişi ne düşünecek hakkımda, cesedime baktığında ‘’acaba ne derdi vardı’’ diye söylenir belki ilk önce. Sonra ‘’yazık’’ diye ekler. ‘’Yazık.’’
    Yalnızca ölüm değil birçok başka konu ve olayın kötü son bulmasının ardından, kırılan tarafın söylediği sözcük ‘’yazık.’’
    Beş harfe kimi zaman bir ömür, bir aşk sığdırılır böylelikle. Öyle olması temenni edilir ama o söz söyledikten sonra bu kez yürek sayıklamaya başlar onu, zihinle öyle bir arkadaşlık kurar ki yapılan fedakarlıklar gelir akla ve onlar akla her geldiğinde yine bir yazıklar olsundur dile dökülen…
    Ne değişir?
    Dile dökülenler şu vakitten sonra neyi değiştirme gücüne muktedir?
    Koca bir hiç.
    Birazdan ölecek beden gibi bir hiç..
    Yalnızca insanlarda değildir resmettiklerim ve hayatını yaşadıklarım, çok kez bir çiçeğin bir ağacın bedeninde hissetmişimdir ruhumu. Bu da kötü, Oldukça kötü…


    Çiçeklerin bu denli sık oluşu, insanlar arasında tanığı olmadığım bir olayı hatırlatır bana. Onların etrafa yaydığı bu kokular kendi köklerindeki sevgi ile doğrudan ilintilidir. Neden sonra bu sevgi sembolü, bir başka insana olan aşkını açıklama nedeniyle bir araç olur ve kökünden koparılır?
    İnsanlar… Ah bu insanlar. Siz onları tanımazsınız.
    Uykumun gelmek bilmediği gecelerin baş mimarlarını en iyi anlatan cümle;
    ‘’Bir var, bir yoktur.’’
    Onların o yokluklarından dahi bir vara tezahür etmek mümkündür. Bu tezahürün adına verdikleri tanımı ‘’Acı’’ adı altında toplamışlar. Varken belki size sahte mutluluklar yaşatırlar ve budalalığınız onları gerçek sanmanızı sağlar. Keşke acıları da aynı sahtelikte olsaydı ve ben bugün almış olduğum kararın arefesinde bu cümleleri yazmıyor olsaydım. Bu cümleler, bu kağıdın bekaretini bozma hakkını kendinde hunharca görürken benimde yaşamıma son vermeden az evvelki düşüncelerim oldular.
    Cümleler… Onlarda insanlar gibi bir var bir yoklar. Hayat gibi, oksijen gibi ve Aşk gibi.
    Keşke o çiçekler kökünden yalan sevdalar için ayrılmasaydı…
    Keşke bu ruh yalnızca kendi bedenine hapsolmayı başarabilse ve diğerleri gibi, bencilliğin maskesine sıkı sıkıya bağlanıp ondan hiç ayrılmasaydı.
    Ne derler ölmüş bir bedene?
    Önce yazık, sonra…? Sonra rahmet diler kimileri. Kimileri de bunun bir intihar olduğunu anlar ve zayıflık olarak niteler belki. Ama hayır! İşte bu zoruma gider. Çünkü gerçek zayıflık bencillik maskesinden hiçbir zaman kurtulamamak, vefasızlığın kucağında yaşayıp etrafa hala gülücükler saçabilmek iğrençliğidir. İnsan mutlu olmak için böylesi bedbahtlıkları nasıl olur da hak sayar…
    Belki de onlardır haklı olan, belki de yaşamak için, mutlu bir hayat sürdürebilmek için, böyle davranmak gereklidir. Ölmek için ise…
    Ölmek için gerekli olan tüm şeyleri yaşadım…

    Ötesi yok...

    - Bu mektubun sonuna eklenen tarih, başka bir başlangıcın vücut bulmasıdır. Ölümümden fiziki anlamda kimse sorumlu değildir...


    °°° Vaveyla °°°

    https://www.strawpoll.me/17261037
  • Konuşmak küçülür-küçülürse
    Adı değişir susmak olur
    Ağlamak büyür-büyürse
    Adı değişir susmak olur
    Özdemir Asaf
    Sayfa 465 - Yapı Kredi Yayınları
  • Konuşmak istiyordum.
    Duyguları filan olan biriyle yani.
    J. D. Salinger
    Sayfa 68 - Yapı Kredi Yayınları
  • "Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı."
  • Güzel konuşmak,
    ince düşünmek,
    halden anlamak,
    sevmek,
    düşeni kaldırmak,
    ağlayanı güldürmek,
    sarılmak hep bedava biliyor musunuz?

    Farid Farjad