• Bazıları uğradıkları felaketi pek çabuk unutarak yeni bir yola girmekte hiç tereddüt etmediler. Bazıları ise geçmişten kopamadı, kopma gücünü kendinde bulamadı ve umutsuzca çırpınıp durdu olduğu yerde.
  • Bugun Benim Biriciğimin Doğum Günü. Çok Şey Yazmak İsityorum Ama Sığmaz .
    İyiki Varsın Öncellikle. Hayatımdada Hep Olucaksın . Sen Benim Herşeyimsin . Sensin Asla Olmaz Biliyorsun. K os Koca 8 Ay Bana Katlandın .Halen de Katlanıyorsun. DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN ADAMmm. İyiki Doğdun. Her Yeni Yaşında Yanında Olucağıma Söz Veriyorum. ❤
    Seninle iyi Kötü Günlerimiz Oldu. Çok Kavga Ettik. Bir Çok Kez Birbirimizi Yaraladık Ama Olsun Yinede Kopamadık.
    Kısacası Adam.
    BENDEN KURTULUŞUN YOK.(A)❤❤🌹🌹😍😍
  • 288 syf.
    ·10 günde·7/10
    Selam arkadaşlar umarım iyisinizdir,

    Yaklaşık on gün süren bir okuma oldu. Ara ara kitaptan koptum, başka bir kaç kitaba daldım. Çevirideki sıkıntıdan mıdır (dolabı karıştırırken buldum, çok eskiden alınmış.), odaklanma sorunum olduğu bir döneme denk geldiğinden mi, çok farklı tarzları okuduktan sonra buna geçmenin vermiş olduğu şoktan mı, yoksa romantizm dozu, bir erkek okur olarak bana fazla mı geldi çözemedim. (Belki de hepsi...)

    Sıkıntılı bir okuma süreci oluyordu ama bir yandan da kitabı bırakmak istemiyordum çünkü müthiş betimlemeler, hayata dair çok önemli tespitler ve derin tartışmalar vardı Vadideki Zambak'ta. Resmen birbirimizle didişdik durduk, Henriette ve Felix'in ilişkisine döndü ilişkimiz:) Birbirimizden kopamadık ve özellikle son elli-altmış sayfanın vuruculuğuyla beni alt üst ederek bitti roman.

    Ben sitede sızlanıp dururken, bazı arkadaşlar da yorumlarında bu romanı okurken sıkıntı çektiklerini ve yarım bıraktıklarını söylediler. Tavsiyem; direnip, sonuna kadar okumaları. Buna değecek nitelikte bir eser olduğunu düşünüyorum.

    Vadideki Zambak belki de en fazla alıntı işaretlediğim kitaplardan biri oldu. Tam bir aforizma deryası. Balzac, tutkulu bir aşk çerçevesinde, aşk, ahlak, erdem kavramlarını derinlemesine irdeliyor. Okumayı yaparken karakterlerle kafamızda tartışmaya başlamışsak, yazarın, aslında karakterler üzerinden okuru ve kendisiyle karmaşık ve sonsuza uzayan bir tartışma başlatmak istediğini kabul etmemiz gerekir.

    Balzac, bu evrensel konuları, Monsieur de Mortsauf, Henriette, Felix, Lady Arabelle gibi güçlü ve derin karakterleriyle ortaya koyarken, ucu açık bir tartışma ve insanların içinde sonsuza kadar devam edecek olan sorgulamaları müthiş anlatımıyla bize sunuyor.

    Karakterler üzerinde kesinlikle keskin bir yargıya varamıyorsunuz, içinizde hep bir soru, hep bir acaba... Henriette'e kızacakken birden İngiliz Lady Arabelle ortaya çıkıyor ve bu kadın karakterlerin çatışması üzerinden öylesine bir erdem tartışması ortaya çıkıyor ki zihniniz alt üst oluyor. Kitabın gücü de buradan geliyor zaten. Vadideki Zambak, insanın karmaşık ve değişken gerçekliğini vurguluyor. Yaşadığımız döneme, coğrafyaya, kişiliklerimize göre değişkenlik gösteren ahlaki değerler, aşka bakış açımız, tercihlerimiz ve önceliklerimiz...

    Balzac, insanoğlunun varoluşundan sonsuza dek içinde devam edecek olan tutkuların ve değerlerin savaşını, Vadideki Zambak gibi klasikleşmiş bir romanla ölümsüzleştirmiş.

    Herkese iyi okumalar dilerim, sevgiler...
  • Bana Seni Yazdıran Yarım Kalmışlığındır..

    Bu gece yokluğunun dökümünü yapıyorum. Aylar önce sensizliğe yazdığım şiiri okudum, bir de dün gece yazdığımı... Hiç fark yok... Neden azalmıyorsun bende? Neden gidişin dün gibi? Neden sana yazdığım her yazı, hep aynı yerde tıkanıyor? Ben bugüne kadar kimseyi yokluğunda bu kadar önemsemedim... Kimseyi yokluğunda bu kadar özlemedim... ve şuna emin ol; hiç kimse, yok’ken bu kadar sevilmedi... Benim karşıma “aşk” diye bu sonucu çıkaran, yarım kalmış’lıktan başka bir şey değil, bunun farkındayım....

    Ama iyi ama kötü, bitmeli her hikaye! Sen bitmedin..... Bitmeyensin... Ayrılığın adını koyamadık sevgilim. İşte bu yüzden kopamadık birbirimizden bir türlü...... Ben yarım kalan ve adı konmayan hiç birşeyi unutmam... unutamam..... içimde sızısı kalır. Ya herşey yaşanacağı yere kadar yaşanıp sona ermeli ya da ayrılık sözkonusu olduğunda bir daha kimsenin çıtı çıkmamalı! Biz bunu başaramadık, ayrılamadık! Sen yaşanıp da bitseydin eğer hatrıma gelmezdin. Seni bu kadar yazılası yapan, yarım kalmışlığındır.....

    O gecenin sabahında, ayrılığın aklına nerden geldiğini biliyorum... Anlamıştın
    benim soyut’ a tutkun olduğumu... O yüzden gittin kim bilir... Sevilmek için, güzel hatırlanmak için, kayıplara karışmayı tercih ettin... haklıydın belki de... Olağan hiç birşeyi sevemedim ben hayatım boyunca..... Herkesin, her an yaşadığı hiç birşeyi benimsemedim... Ben yaşadığım hiçbir aşkı hayatın akışına bırakmadım. Bunu
    yapanlar her zaman kaybeder... Zaman denilen kavram düşmanıdır aşkın... eğer ortada aşk denen bir şey varsa, ne yapıp edip zamanı durdurmalı. Biz bunu başaramadık.... oysa bu o kadar zor bir şey değildi sevgili... Farklı bir dokunuş,
    ağızdan çıkan ve bugüne kadar kullanılmamış bir söz yeterdi zamanı durdurmaya..... Ben, aşktan söz açıldığında zamanı durduramayan kimseyi sevemedim... Ondandır belki de varlığında sevemediğim insanları, yokluğunda düşlemek.... Belki de onandır, yanındaylen yüreğinin gurbetine düştüğüm bir sevgiliyi, sılasında özlemek.....

    Yokluğun hiç de adil değil... beni yok ediyor, seni var ediyor sevdiğim..... Evet seviyorum seni varlığına rağmen! Üç mevsim değişti bu şehirde ama ben varlığınla-yokluğunun tezatını çözemedim... seni yaşamak istemiyorum! .... öyle bir sen yarattım ki sen yokken, yaşanıldığı an yitirir anlamını... sen yokken yarattığım sen, yasakladı sana dokunmamı... Sana düşman bir sen var içimde.... seni senle savaştıryorum, olan bana oluyor...

    Tam olarak hatırlamıyorum ama uzun zaman önce bir yerden duymuştum bu sözü, “HANİ RUHLARIMIZ ÖPÜŞÜR YA? BAŞKASINDAYKEN AĞZIMIZ...” şu an varlığınla yokluğunun tezatını bu şekilde tanımlıyorum, seni senle savaştırırken mağlup olan yüreğime... Birkaç ay geçtikten sonra, daha anlaşılır bir tanım bulabilirim elbet ama şimdi gerçek olan bu; RUHLARIMIZ ÖPÜŞÜYOR SEVGİLİM...

    Gidişin beni yaralamadı, aksine daha bir sevilir hale geldin... Varlığındaki seni, yokluğundaki sen kadar sevemezdim... “Keşke sen yanımda oslaydın, keşke bir şeyler yapıp da seninle zamanı durdursaydık” diye hayıflanmıyorum artık..... Her ne kadar adı konmasa da bir kopuşun, her ne kadar vazgeçmeyi beceremesek de, ayrılık ihtiyaçtandı bu hikayede.... Yazık! son sözü zaman söyleyecek... Yazık! bu sefer hayatın acımasız akışına bıraktık aşkı... Ben senden kalan ayrılığa bile yas tutamıyorum adam gibi! Bunu engelleyen senin varlığın... ben bunca zaman yokluğundaki senle hayatı paylaşsaydım ve böyle bir senle ayrılığı yaşasaydım, hiçbir şiir kolay kolay hayata döndüremezdi beni... işte bu kadar güzeldir senin yokluğun... işte bu kadar ayrılğına üzülmemi engelliyor varlığın.....
    VARLIĞININ CANI CEHENNEME, YOKLUĞUNU ALMA BARİ.....

    Okan Savcı