• 71 syf.
    ·2 günde·8/10
    Kitabın konusu; Ortaçağ Fransası günlerinde yani 12.yüzyılda Paris ve civar yerlerdeki manastırlarda tohumlanıp filizlenen,olgun bir filozof ve şair olan Abelard ile genç ve güzel Heolise arasındaki sıradışı aşkı anlatıyor.

    Abelard ve Heloise tanıştıklarında şair filozofumuz 37 ,genç ama dâhi Heloise ,15 yaşındadır henüz..

    Abelardın ,yaşadığı dönemin tüm düşünce sistemini kilisenin etkisinde olduğunu düşünürsek öğrendiği bilgileri farklı yorumlayarak felsefenin Hıristiyanlıktan bağımsız olması gerektiğini söylemiş ve savunmuş dönemine göre özgün şeyler söyleyebildiği ve akıcı ,etkin bir dille sunduğu için Pariste kendisine pek çok taraftar toplamış, hatta modern zaman tarihçileri Abelard için ‘ Rönesans Abelard’ın omuzlarında yükseldi’ diyecek kadar ona tarihin seyrini değiştiren adam misyonu yüklemişlerdir.

    Heloise’nin dayısı Flubert,yeğeninin ünlü olan Abelard’dan ders almasını sağlar, Heloise daha yirmilerinin başındayken Latince ve İbraniceye hâkim, döneminin kadınları ile karşılaştırıldığında feminist sayılabilecek,duygu ve düşüncelerini berrak ve akıcı bir dille ifade becerisine sahiptir ve modern düşünürler nazarında dili kullanmadaki ustalığından tam not alır..

    Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursak;
    Hoca Abelard ve öğrenci Heloise öğretmen öğrenci ilişkileriyle içiçe geçen bir aşk yaşamaya başlarlar.Dayı Flubert bu aşkı ve Abelardı, filozoftan koca olmaz anlayışı yüzünden onaylamaz ikisini ayırmayı kafaya koymuşken Heloise ve Abelardı yatakta basar..Bu aşkın meyvesi bir erkek bebek dünyaya gelmiş olmasına rağmen zalım dayı Flubert dört akrabası ile Abelardın kaldığı odayı bir gece basar ve şair filozofumuzu hadım ederler.Tam olarak bu hadım işleminden sonra belki olağan bir aşk olup unutulabilecekken iki aşık birbirlerinden ayrılmak zorunda kalır ikisi de kaldıkları manastırlardan birbirlerine toplamda yedi tane mektup yazarlar..

    Mektupların içeriğine baktığınızda özellikle Heloise’nin duygularını ve aşkını ifade ediş biçimine hayran olmamak elde değil..

    Mektuplar iki aşık tarafından latince kaleme alınmış, 17.yüzyılda tarihin tozlu sandıklarından gün ışığına çıkartılmış, İngiliz yazar Duncan tarafından ingilizceye tercüme edilerek tiyatro metni halinde aslında yedi olan mektup sayısı on ikiye çıkartılarak oyunlaştırılmıştır.

    Abelard ve Heloise hiç bir zaman kavuşamamışlar, son mektupta Abelard vasiyeti olarak Heloise’nin yaşadığı manastıra gönülmek istediğini yazmış, tarih bilincine sahip bir polis komiseri nezaretinde 1817 yılında mezarları en azından iki aşığın birleştirilmiş,bugün ise Paris’te en çok ziyaret edilen mezarlardan biridir(Ahmet Kayadan sonra)

    Heloise tutkulu bir kadın ve saplantılı bir şekilde Abelardı seviyor,hadım edildikten sonra kıskanç ve kör erkeksi duygularla aşığının eliyle manastıra kapatılmayı ve orda ölmeyi bile göze alıyor..

    Heloise’nin evlilik konusundaki düşünceleri de kendine özgü ve ahlak normlarını tanımaz bir kadın ve gerçekten umursamayan bir kadın.Abelardın ikna etmesiyle gizlice evleniyorlar yoksa evliliğe karşı ve metres olmayı yeğlerim çünkü her şeyim özgürlüğüm diyor..

    Heloisenin ağzından mektubun bir yerinde Abelardın hadım edilmesiyle ilgili memnun olduğuna dair bir ifade geçiyor ben orda ahanda şimdi bu aşk güme gidecek hikaye olacak diye beklerken Heloise diyor ki; sevgilim senin yüreğin en keyif veren yerindi..🤪

    Lâkin bir erkeğin iyiki hadım oldun cümlesini normal karşılamasını beklemek pek mümkün olmasa gerek Abelard içerliyen bir cevap döşüyor akabinde Heloiseye...Sevinecek başka bişi bulamadın mı anlamına gelen aslında aklımdan başka bişi geçiyor ama buraya yazamıyorum kendimi sansürlüyorum burada(Abelardı hayalimde konuşturuyorum güzelce)

    Heloise, Abalerde yaklaşabilmek, onu anlayabilmek için Tanrı yoluna girmiş gibi görünüyor ama aslında aşığına sevgisini tanrılaştırmış bir kadın doğuruyor içinden, bunu mektuplarındaki satırlardan anlıyorsunuz..

    Abelard zamanında Heloiseye kıskançlık duygusunu ona başka bir erkeğin el sürmesini kaldıramayacağı için kadıncağızı manastıra kapanmaya ikna etmiş başka erkekler güzel bulmasın diye saçlarını kazıtmış sonra pişman oluyor bu düşüncelerinden çünkü Heloiseyi bedensel olarak sevdiğini itiraf ediyor bu aşktan kurtulmayı diliyor Heloiseye de var git yoluna beni unut tarzında mektuplar yazıyor..

    Hülasaten;(cidden sona gelebildim mi)
    Abalerde ve Heloise aşkı tamamen bedensel bir aşk ve hasedçi dayı Flubert’in kötülüğü ile Abelardı hadım ettirmesi ve filozofun zaten zihinsel gücü çok yerindeyken duygusal gücünü de istemeyerek ortaya çıkarıp tarihe malolmasına sebep olmuş bir aşk.

    Heloisenin tek bir dileği var aşkımız devam etsin ben kadınlığımdan vazgeçtim senin beni sevdiğini söylemene ihtiyacım var sadece diyor..Lâkin Abelard; erkekliğini kaybedince demekki şairane ve filozofça konuşmalarının gücünü erkekliğinden alıyordu her şeyi boşluyor kendini dine iyice veriyor hatta Heloiseye gitmeye çalışırken değil Papa’ya kendini affettirmek için çıktığı yolculukta son nefesini veriyor.

    Heloise bu aşkta sonuna kadar fedakar ve gerçekten aşık olan bu sıradışı kadın.Abelard’dan 22 yıl sonra 63 yaşında manastırda ölüyor..
    Farkındayım uzun bir inceleme oldu ama insan her zmaan böyle gerçek, sıradışı bir aşk hikayesine rastlamıyor..

    Kesinlikle okumanızı tavsiye ettiğim şiirsel bir dille kaleme alınmış harika bir kitap..Mektupları okurken Nalan dan Seven Ne Yapmaz şarkısını bu iki aşığı düşünerek dinlemenizi tavsiye ederim bir de..
    Keyifli okumalar️
  • ''İnanmalısın bana. Hatırlasana:
    Karın diye tanınmanın ne büyük şeref
    ne kutsal bir ünvan olduğunu bildiğim halde, istemedim seninle evlenmeyi.
    Metresin olmak benim için daha çekiciydi. Çünkü özgürlüktü.
    Evlilik bağları ticari bir anlaşma gibi, gereksiz yere bağlıyor insanları.
    "Karı" lafından nefret ediyordum, metresin olarak pekâlâ da yaşar, giderdim.
    Köpeğe tasma takmasan da, sadakati bağlar onu sana.
    Bilirsin ki isteyerek kalmaktadır yanında.''
  • "Köpeğe tasma takmasan da,
    sadakati bağlar onu sana."