• I

    Biliyorsunuz parkların
    Sizi çağıran tarafları
    İnsanın gizli, karanlık köşeleriyle oranlı
    Orada saklanıyor onlar
    Çünkü her türlü saklanıyorlar orada
    Bir yağmur öncesinin loş sokaklarıyla
    Dağınık mavisiyle gözlerinin
    Sevgi vermez kadın uçlarıyla
    Korkuya, sadece korkuya sığınmış olarak
    Eskimiş, kurtlanmış ikonlarıyla kiliselerinin
    Yalvaran bakışlarıyla –nasıl da sevimsiz-
    En kötüsü, belki en kötüsü
    Bir duygu açlığıyla soluyarak
    Parklara yerleşiyorlar, parkların
    Onları çağıran köşelerine
    Bir karıncayı selamlıyorlar, besili, siyah
    Bacak aralarından
    Çömelmiş, öyle sakin
    Selamlıyorlar
    “Günaydın” diyorlar atılmış bir kâğıt parçasına
    Kuleler yapıyorlar ayak parmaklarından
    Birinci katta bir kibrit çöpü oturuyor
    Acılar alıp veriyor dünyadan
    Dillerini gösteriyorlar, diz kapaklarını
    Bir sıkıntı şiiri gibi
    Sıkıntı
    İşte
    Tam orada duruyorlar.

    II

    Bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
    Her cümlede iki tek göz, bu kimin
    Ya da kim korkuttu bu kadar sizi
    Bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
    Ya da tam tersine
    Boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
    Sulardan ürpermek gibi dokununca,
    Ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
    Kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
    Denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
    İş edinmişim öyle kimsesizliği
    Kendimi saymazsam - hem niye sayacakmışım kendimi -
    Çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
    Konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
    Süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.

    Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla
    Unutmak, belki de unutmak olsun diye mi
    Onu da tatmak gibi
    Oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek
    Ama gitmenin saati geldi
    Kirli bir gömleği çıkarıp asmak
    Yıkayıp kurutmak ister ellerimi
    Su içmek, saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da
    Açınca camları - diyelim camları açtık ya sonra? -
    Sonrası şu: ben bir camı, bir perdeyi açmış adam değilim
    Bilirim ama çok bilirim kapadığımı
    Öyle iş olsun diye mi, hayır
    Bilirim içerde kendimi bulacağımı
    Dışarda görüldüysem inattan başka değil
    Evet, çünkü bu karanlık işime en geleni
    Kendimi saklıyorum ya, bir yığın ölüden gelen kendimi
    Oramı buramı dürtüyorum, bunu sahiden yapıyorum
    Ve açıyorum bütün muslukları
    Diyorum sular mı böyle, sular mı olmalı
    Ne geldiği, ne de gittiği yer belli
    Olmuyor, gene kendimi düşünüyorum
    Alıştım istemiyorum.

    III

    Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
    Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
    İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
    Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
    Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
    Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
    Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
    Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
    Değişmek
    Biri mi öldü, bir mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
    Bana kızıyorlar sonra, ansızın bana
    Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
    Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
    Ve geçilmiyor ki benim
    Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.

    Bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz
    Erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan
    Ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum
    O yapayalnız olmaktaki kendimi
    Böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi
    Sanki ben upuzun bir hikaye
    En okunmadık yerlerimle
    Yok artık sıkılıyorum.

    IV

    Biliyorsunuz, size geldim sadece
    Kapınızdan aldım, ballı çöreklerinizden
    Peki bu sevinmek niye?
    Girdim ki içeriye yıllardır soyunuyordunuz
    Ve işte giyiniyordunuz yıllarca
    Bir Mısır, bir Roma, belki de bir Yunan elleriyle
    Eski bir insandınız merdiven gıcırdıyordu
    Her eski daha bir eskiyi uyarıyordu
    Otlar ve geyikler duruyordu tanımsız sadelikler içinde
    Sesler mi? acı sesler geliyordu erkeksiz, yanık
    Bir türlü bakıyor, gene bir türlü soluyordunuz işte
    Düşündüm, ama merdiven gıcırdıyordu
    Olmazdı sanki gıcırdamasın, ürpermesindi bir yerimiz
    Biliyorsunuz olmazdı
    Ağzımız koksun, ama koksun, biz iğrençliğe de varız
    Yatalım, leş gibi yatalım, öylesine alıştığımız ki bu
    Bir kumru bir kumruyu tamamlasın
    Bir yılan, bir fare bir deliği kapasın bu
    Sadece bu.

    Bak göreceksin nasıl da ayrılmak istiyoruz sonra
    Nasıl da kaçmak istiyoruz birbirimizden
    Yeniden yeniden yeniden
    Yeniden hazırlanıyoruz
    Sanki bir güzelliği ödüyoruz
    Belki bir güzelliği ödüyoruz.

    V

    Biz olmayan insanlarız, ya da çok kuşkuluyuz - böyle
    Nereden geldiniz, tam sizi soracaktım - böyle
    Biraz da soğuk almışım, biraz da içki, biraz da bahçe
    Yukarı çıkalım, hadi çıkalım, annem çay pişirir size
    Çünkü o bizim yukarda her zaman bir mavi olur
    Güneşler girer çıkar ellerinize
    Biriyle konuşuyorsunuz, olmayan biriyle, hadi sevinin
    Kim bilir, belki de buluşursunuz
    Söz verip sizi bekletenlerle
    Sonra da çıkarız - niye olmasın - bahçeye çıkarız birlikte
    Otlara basarız, dallara değeriz, bunları hep yaparız
    Biraz da susmalıyız. İnsan bir şeyler aramalı kendinde.

    Dedim ya, annem de var, ama çay pişirmez size
    Durur da durur işte yıllanmış heykeller gibi
    Bilmem ki, bilmiyorum da, belki de benim annem yok
    Belki de öyle beyaz ki, alışmış görünmezliğe.

    Nereye gidiyorsunuz ama nereye
    Sanki biz olmayan insanlarız biraz da kuşkuluyuz
    Ya da çok kuşkuluyuz - böyle.

    VI

    Yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz?
    Elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
    Siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum
    Belki de kim diye sorsalar beni
    Güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
    Belki de alıp başımı gideceğim
    Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
    Nereye ama, nereye olursa gitmenin
    Hüzünle karışık bir ağrısı.

    İşte bir denizdeyim, dalgalar ortasında
    Kim olsa denizci der, denizden anlayan der bana
    Adımı bilmeden der, adımı bilmeden
    Şafaklar kadar güzel adımı
    O zaman bir kıvrılandır, bir kuruyandır dudaklarım
    Ve gittikçe sıkılmaktır ülkesi sıkıntının
    Sanki bir yokluğa, bir çaresizliğe bakar gibi
    Nice yüzler görürüm, nice değişik kıyılar
    İnsanı, o kayalar gibi sert insanı
    Bekledikleri kadar.

    Bir ağız, bir tütün, bir mızıka gerçeği gibi
    Varınca kıyıya birden
    Değilsin artık gemici.

    VII

    Bana bir şeyler söylediniz, anlamadım
    Bir cümle, iyi bir söz, gene anlamadım
    Doğrusu hiç anlamadım, siz ne demiştiniz?
    Ben ne demiştim, ve çekip gitmiştim sonra
    Öyle ya, niye hiç değişmedi bakışlarınız?
    BİTMEDİ, DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.



    O gün bugündür işte – ben mesela
    Çok usta bir avcının gözleri karşısında
    Bir çocuk olarak taptaze oyuncakların
    Ve çok ölçülü saatlerinde ev kadınlarının
    Ki birdenbire açılan kucaklarında
    BİTMEDİ, AMA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    Bitmedi anlaşıp soyunduğumuz gün – o beyaz
    Bir taşı kaldırdığımda o akıl almayacak yaşayış
    Tanrıyı sorduğumda, olur ya, günün birinde tanrıyı
    Odama kapanıp saydığımda ayak parmaklarımı
    Kapımı çaldıklarında – bunu size söylüyorum anladınız
    Kaykılmış, büyümüş gözleriyle onların
    Kim der ki yalan, ve yalandır orda konuştuklarımız
    BİTMEDİ, DAHA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ

    Üstelik bitecek gibi değil
    Biri kopmuş ayağından, biri kopmuş kimsesizliğinden
    Sımsıkı tuttuğu dönerken köşeyi
    Elinde bir bıçakla
    Ve öldürmek isterken – kimiyse kimi
    Gülünç, sebepsiz, bilinç altı
    Ama tutalım, koyvermeyelim
    Tutalım koyvermeyelim bırakın kibarlığı
    Yanılmak kolay, üstelik çok belli işte yanıldığımız
    BİTMEDİ, DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    Paralar bozduruyoruz, gereksiz eşyalar alıyoruz bu yüzden
    İçtikçe içiyoruz o çocukluk günlerinin yüzüyle
    Birimi öldü ne, selviler, mezar taşları, kalabalık
    Ya da bir masal mı söyleniyordu, hiç mi bitmeyecek bir
    Masal
    Kimbilir n’olduydu gene
    İşte bir sevgilinin bırakıp gitmesi üzerine
    Apışıp kaldığımız, yatıverdiğimiz yemekten sonra
    Saatin kaç olduğu – üstelik sorulmaz ki
    Sabah kadar sabaha
    Uyuyup uyandığımız
    BİTMEDİ, DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    Evlere sığamıyoruz, öylesine büyüdü ki vücutlarımız
    Ve konuşmalarımız, öyle büyüdüler ki peşi sıra
    Hani hep bir olup da eve taşıdıklarımız
    Kahveden, meydandan, sokak içlerinden
    Bulup da çıkardığımız
    Konuşmalar:


    - Biri geliyor sözü değiştirelim
    - Yürüsek açılırdık
    - Bu ne uzun bakmak kendinize
    - Ağzım mı kokuyor ne, yaa! ... çok kötü günümdeyim
    - Akşama bezik, evet, siz ne içerdiniz?
    - Annem mi, çok sevinecek..
    - Belki de sinemaya gideriz..
    - Bilirsin erken kalkmalı, yarın.. (gülüşler) yok canım!
    - Siz yarın deyince aklıma ölmek geliyor, katıla katıla ölmek
    - Bana kalırsa..
    - Evet size kalırsa
    - Bana kalırsa şimdiden eğlenelim
    - Sus!
    - Biri geliyor
    - Biri geliyormuş sözü değiştirelim

    Yengemin başı ağrıyor, tek sebebi büyümek
    Masalar, tabaklar, hani şu kirazlar koyduğumuz
    Kalmadı adım atacak yer bu yüzden
    Oğuza söylemeli, bir daha çiçek getirmesin
    Lale de saçlarını kestirmeli
    Sonra gereksiz eşyalar var, bir gün oturup konuşalım
    Örneğin şu hasır koltuk neye yarıyor
    Bana kalırsa babamın mineli saati
    Tek başına bütün bir odayı dolduruyor
    Hele annemin güneş gözlükleri
    Yarından tezi yok, çakımı, kol saatimi, eldivenlerimi
    Aaaa! Kitaplarınız
    BİTMEDİ, DAHA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    Üstelik bitecek gibi değil
    Çok yaşlı bir kadın yün eğiriyor – düpedüz ilgisizlik
    Bisiklet yarışları, akşam gezintileri, insan ne güzel eğleniyor
    Bir hırsız giriyor ellerinize, polisler hırsızı kovalıyor
    Daha akşama çok var – olsun – biri sizi öpmeye hazırlanıyor
    Bense berbere uğrayacağım, şu saçlarıma bakın!
    Üstelik bilmiyorum bu şarapları nasıl içiyoruz
    Balıkları nereden geliyor soframızın hele
    Yıllardır ama, yıllardır neyi koysalar önümüze
    Alıştık, sadece bir türlü bakıyoruz.

    İşte biz böyle yapıyoruz.

    VIII

    İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli
    Size çiçekler aldım, adımı yazdım üstüne, iyi bilmeli
    Korkunç bir Yahudi, korkunç bir pastayı bölüyordu ikiye
    Bir avlu taptaze bir çaydanlığı gösteriyordu giderek
    Oooo! Demek bütün insanlar çay içecek
    Bilmem, çok uzakta biri sevindi
    Sonra ben sevindim; acı mı, sevinç mi, ama bilmeden
    Belki de ilk olarak vardım ayakta durmanın tadına
    Sıktım ki sıktım bir ara dişlerimi
    Bir bakış, bir korku, yada gereksiz bir eşya
    Yani ne varsa atılması gereken sırtımda
    Önce yavaş yavaş, sonra hızlı hızlı
    Ve bir Ortodoks kabalığınca içten
    Soyundum, yıkandım, ki görülmemiştir böylesi
    Aklıma geldi derken; acı mı, sevinç mi gene aklıma
    Ben ki bir ölüyü beklemekle geçirdim geceyi
    Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
    Size çiçekler aldım, adımı yazdım üstüne, biraz da bunun için
    Gözlerim görüyordu, öyle ki, benden ayrı görüyordu gözlerim
    Dişlerim ağrıyordu, denir ki ayrıca ağrıyordu benden
    Bilmem çok uzakta biri sevindi
    Sonra ben sevindim, kadınlar sarışındı
    Ben biraz esmerdim, o kadar
    İşlerim kötü gitti
    Bilseydim katılırdım savaşlar oldu ötemde
    Yaşayanlar güzeldi
    İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli.

    Geçen yıl korkulu bir çağda uyandım
    Sur dışlarına çıktım, sıcak havaları severdim
    Mezarları gördüm, müzeler daha güzeldi
    Annem sevinmek için boncuklar alıyordu çarşıdan
    Ben boncuğu sevmem, hele kırmızı hiç sevmem
    Demek çok uzaklarda biri sevindi
    Sonra ben sevindim, o ben ki işte bütün gün
    Bir ölüyü bekledim ve ölünün bütün inceliklerini
    Biri bir cinayetten dönüyordu, şan getiren bir cinayetten
    Biriyse bir köleydi, kâğıtlar kalemler içinde
    Akşamlara dek bir masa katılığınca gün
    Ama o gün bugündür ayrılmadım ben
    Ayrılmadım işte o
    Beklediğim ölüden.

    Pek yakınım olacak, karım, ya da kızkardeşim
    Belki hiçbiri değil, sadece bir kız
    Öyle ki, biralar, yaz günleri, onunla biraz güzeldir
    Ama çok iyi bir günde çıldırıverdi
    Yalnızlıktan
    İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli
    Sonra temizce bir yemek yemiştim, hatırlıyorum
    Dövülmüş kısraklar gibi uyumuştum
    Bir şeyler ummuştum, umudu kesmek gibi
    Sonra da gürültüler yapmak için dışarı çıktım
    Kocaman bir adamdı dışardakiler
    Bilmem, böylece kaça çıktı bekledim ölüler
    İşte her bakımdan kendini arıyordu biri
    Şaşırmış arıyordu – ben miydim neydim –
    Yıkılmış, bunalmış, sürgün içinde
    Kendini arıyordu, aynı renk, aynı biçimdeki kendini
    İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli.

    Koşup duruyorken, önce aşkların peşi sıra
    İyi günler, serin evler, baygın kokulardan gelen aşkların
    Bu sanki en azından tanrıyla işbirliği
    Ya da buluşmak gibi özüyle insanların
    Oysa bir sığıntıydım çok uzaktan bir gülmeye
    Yalvaran gözleriyle – açılmış açıldıkları kadar –
    Ya da bir tilki avında kim bilir kimin inceliği
    - Gözleri, ufukta bir yerdi işte gözleri –
    Belki de yer alıyordum korkuyla avuntu karşısında
    Belkide yitirilmiş, yok bakacak bir yeri
    Ya da bir ölüydük işte ve ölünün bütün incelikleri
    Size çiçekler aldım, adımı yazdım üstüne, iyi bilmeli
    Korkunç bir Yahudi, korkunç bir pastayı bölüyordu ikiye
    Bir avlu taptaze bir çaydanlığı gösteriyordu giderek
    Oooo! demek bütün insanlar çay içecek
    Hayır! Çok uzakta biri sevindi.

    IX

    Artık ne uyanmak için bu sabahlar
    Ne de bekliyoruz, beklemek için değil
    Üstelik ne de bir karanlıkta anlatıyoruz bu düşünceyi
    Ne açıp da ağzımızı tek kelime
    Yok, hayır, kaskatı durmuşuz sadece
    Durmuşuz; ölümü, acıyı, daha neleri durdurmak için
    Evet bir de cins tuzaklar kurmuşuz gözlerimize
    Tuzaklar, ve sanırım herkesin işi bizi anlamak
    Biz ki dört kişiyiz evde; ben, çocuklar ve karım
    Artık adını sürdüremiyoruz gizli kalmanın
    İçkiler içiyoruz, en çok da kötü içkiler – Hıh sığınmak!
    Bilmem ki ne demeli, böylesi içinden geliyor insanın
    Belki de alışıyoruz, soylu bir düşüncedir alışmak
    Diyoruz, belki de
    En önce İsa almıştır kendi söylevlerine
    Sonra da biz; ya durmak, ya da bir zincirle oynamak bütün gün
    Ya da pek olağan şey, katılmak bir döğüşe
    Korkmak, o kadar korkmak ki sonuca varmak için
    Sinmek, kalakalmak dört duvar arası bir yerde
    Bakınca duvarlara – üstelik böyle de bakmak kendimize
    Biz ki dört kişiyiz evde; ben, çocuklar ve karım
    Artık tadını sürdüremiyoruz gizli kalmanın.

    Karımı soruyordunuz, her zamanki gibi çok geveze
    Bir gün onu yaşarken görmüştüm – görmüştünüz
    Çiçek mi koparıyordu ne, elini tutmuştum tutmuştunuz
    Yani ben ne yaptıysam, o sizinde yaptığınızdı biraz
    Ben ki ne yapmıyordum, o sizin de yapmadığınızdı.

    Karımı sormuştunuz, nedense ölmüştür karım
    Sizinle yemeğe gitmek gibi kolay ölmüştür işte
    O kadar kolay ölmüştür ki, belki de anlatırım
    Ne süs, ne çiçek, ne de bir şölen
    Üstelik ne de bir şey eksiltti gülümsemesinden
    Konuşup duruyordu gene akşamlara dek
    Kumarsa kumar, içkiyse içki
    Yani bir kedi gelirdi arada bir
    Bir köpek siyaha koşardı ellerinden
    Bense o günlerde bir kürk tacirinin evinde
    Tırnakları kirli bir oğlanla
    Bir gemici durmadan bir sıkıntıyı anlatır
    Şişeleri devirir elinin tersiyle.

    Karımı sormuştunuz, nedense ölmüştür karım
    Sizinle yemeğe gitmek gibi kolay ölmüştür işte
    O kadar kolay ölmüştür ki, elbette anlatırım
    Bana gelince, günlerce kendimi yokladım ben
    Elimi kanattım, yüzümü kestim, kafamı vurdum bir yerlere
    Uyudum uyudum uyudum öylesine
    Ve şaşırdım böylece yemek saatlerini
    Ve sabahlara karşı yattım, aklıma çocukluğum geldi
    Sevdim ki sevdim o her zaman sevmediğim şeyleri
    Koynuma bir bıçak yerleştirdim, düşmeyecek gibi eğilirken
    Geceleri kapkalın adamlarla döğüştüm
    Birinde yaralandım üç dikiş vurdular göğsüme
    Bir gün de peşi sıra gittim bir adamın
    Siyah elbiseli, siyah şapkalı, eldivenli
    Adamsa ummadığım şey, bir bankaya girdi
    İstediğim kirli işlere karışmaktı, olmadı.

    Bir gün de bir lokantaya girdim, yanımda biri vardı
    İğrendim, ama susmayı seçtim sadece
    Böyleyken garsonun biri elini kesti
    Çıkardı mendilini, bir düğüm attı üstüne
    Masaya geldi derken usulcacık masaya
    Geldi: ne içersiniz? sahi biz ne içer mişiz?
    Şarap mı, konyak mı, ve ne dermişiz viskiye
    Çıkalım dedim o yanımdaki kız gibi herife
    Başını salladı, kim olsa böyle yapardı, çıktık
    Karanlık, uzakta surlar, ve kadınlar geliyordu üstümüze
    Bense şaşırmış gibi çıkalım diyordum durmadan
    Adamsa bakıyordu, şaşırmış bakıyordu kendimize
    Hep böyle diyordum işte, çıkalım çıkalım çıkalım
    Çıkalım diyordum, çıkalım diyorduk, hadi çıkalım
    Nereye, ama nereye?

    Belki de biliyoruz, doğrusu bilmiyorum, biliyor musunuz?
    Ben askerdim, yağmur mu yağıyordu, bir yere geldim
    Üçüncü sınıf bir otele indim, tırnaklarım kirliydi biraz
    Bir o kadar da kirliydi ayaklarım
    Burnum mu kanadıydı ne; ispirto, pamuk, sırtüstü yatmak
    Yattım öğleye kadar, otelci karısını dövdü aşağıda
    Üç çocuğu vardı otelcinin, bir horozun başındaydılar
    Sabahsa bir karışık şeydi, sanırım peynirler, salamlar kesiyordu
    Adamlar
    En ayıp yerlerini tıraş ediyordu biri
    Alıştım gitti
    Sonra yıkandım, tıraş oldum ben de, görmeliydiniz
    Sonra da bir bara gittim – neee! Bara mı gittiniz?
    Doğrusu müzelere gidecektim, biriyle buluşacaktım – sonra da
    Tam üç yıl oluyor özlediğim bir kadınla...
    Öldüyse, hayır ölmemiştir, nereden çıkardınız?
    Neyse ben bara gittim, çıkarken anladım gittiğimi
    Başım da ağrıyordu, üstelik alnımın üstünde koca bir yara
    Ya duvara çarptımdı, diyorum, ya da kestimdi bir bardakla
    Ya da kim bilir, bana sorarsanız tanrısal bir şey
    Elbette, kim ne der, inanmışım ben
    Bir keder, bir susuş, ve bütün bunların yüze vurmuşluğuna
    Otele döndüm sonra, oteller gidiyordu biraz
    Girmeler çıkmalar, uzanıp yatmalar büyüyordu odalarda
    Otelci duruyordu, karısı duruyordu, çocuklar durmuştular
    Birden aklıma geldi, dilimi çıkarttım onlara
    Dilimi çıkardım; sipsivri, kıpkızıl, ucunu oynatarak
    Onlar ki biraz şaşkın, acıyorlar gibi biraz da
    Sonra pek tuhaf oldu, ne yapsam, yalıyor gibi yaptım elimi
    Öyle ya, elimi kestimdi ben – ne yani, deli değilim ya!

    Yukarı çıktım, bilseniz çığlıklar içindeydi odam
    Yataklar bir şeyleri kaydırıyordu soluk soluğa
    Bardaklar büyümüş – o gün bugündür anlatamam büyümeyi
    Çoraplar, gömlekler, kravatlar taşıyordu sokağa
    Bir kedi esniyordu – ben gördüm – üstünde şehirlerin
    Bir böcek – yetişir be – dünyayı yokluyordu bacaklarıyla
    Yığılmış kalmışım öyle, sonradan anlattılar
    İyi ki anlattılar, otelci karısını dövdü gene aşağıda
    Biliriz, üç çocuğu vardı işte otelcinin
    Ama bilmiyoruz, biz neydik ve ne olmağa.

    Kalktım bir bara gittim – neee! bara mı gittiniz?
    Doğrusu müzeleri gezecektim; biriyle buluşacaktım – sonra da
    Tam üç yıl oluyor özlediğim bir kadınla
    Kadın mı dediniz, dedim ya, ne olacak?
    Hiiiç!
    Alışmak, sadece alışmak.

    Ben o kadınla yattım mı, kör olayım bilmiyorum
    İnanın Yattımsa
    Ama bilmiyorum.

    X

    “Ya ne yapmalı “ diyor annem bu geçkin çizgileri
    “Yıllardır aynı evdeyiz” bunu ne yapmalı
    Babam: ve ne yapmalı diyor bu bir yığın geleneği
    İşte bir sahnedeyiz: ev, gelenek, duygulu kadın
    Bense ufacık taşlar üzerinde bir ufacık şey olmanın
    Bir pencere beyaz, bir karanlık mayhoş, ne iyi
    Sürüyle odalar, sürüyle gülüşler, sürüyle konuşmalar
    Ne yazık! vakit de yok kurtarmak için geleceği
    Düşünsek bile şimdiden – düşünemiyoruz ya
    Üstelik ne çıkar bundan, ve ne katardı yaşamımıza
    Hiçbir şey! çünkü ne varsa içimizde gelecek için
    Sanki bir öyküsü bu hayatı süslemenin
    Soframız, yatak odalarımız, lambalarımız
    Annemin tarih kitapları, babamın güneş gözlükleri
    Kuyular gibi işte, şişeler sarkıttığımız yaz akşamları
    Tavan arasındaki boşluk, gölgesi karşı duvarın
    Kırlangıç yuvaları, yüzümüzden cins kanatların geçtiği
    Kavunlar karpuzlar yardığımız, o yemekten ayrı düşündüklerimiz, o
    Bir şey mi kaybettik öyle, kim bilir bize neler eklediği
    Sonra bir bıçak gibi durduğu sarısı içe çökmüş lambaların
    Babamın kaşları çatık, annemse düşünceli
    Kim bilir n’olduydu gene, diyelim bir yoksulluk önceliği
    Belki de hiçbiri değil, canımız sıkılmaz istemiş o kadar
    Annem: ve ne yapmalı diyor bu geçkin çizgileri
    Böylece bir sahne daha: güneşler, alışmak ve biz
    Sanki bir tramvaya bindik, az sonra ineceğiz
    Aksilik bu ya, diyelim ansızın bozuldu tramvay
    İndik, ve yeniden beklemeye koyulduk hepimiz
    İşte bir sahne daha: bir sigara yaktıydı babam
    Annem saçlarını düzeltti, bir şeyler gösterdiydi eliyle
    Bizse kısa bir oyun tutturduk, hiç! yetinmek için sadece
    Öyle bir sahne ki bu: anladık, sevdik, ve unuttuk her şeyi
    Sonra bir tramvay daha geldi.

    XI

    Size baktığım yol uzamakta
    Kendime baktığım yol uzamakta
    Yoruldum, bunaldım, canım sıkılıyor
    Eve dönmeliyim, iyi bir yemek, uyumak istiyorum sonra
    Yok eğer uzayıp gidecekse bu iş
    Derim ki vakit erken, hava da güzel nasıl olsa
    Çocuklar görürüm, uzağa bakarım, saçlarımı tararım hiç değil
    Belki de biri seslenir, güneşler güneşler tutan uyruğunda
    Bir resim görürüm ya da – ortalık inceydi biraz
    Ya da resim gördüm; köşede, antikacıda
    Ve düşündüm diyelim yanında bizim şamdanların
    Bir uyuşma olacak annemin saçlarıyla da
    Ne zaman? elbette sabahları
    Sabaha baktığım yol uzamakta
    Uyumak, nasıl uyumak, daha bilmiyorum
    İki perde arası soğuk bir limonata
    Belki de çıkınca evden taşıtlar beklediğimiz
    Ve taşıtlar beklediğimiz durakta
    Birini gördüğümüz ya da, geveze, kaypak, sıkıcı
    Bitmesi bir olayın – ölüm mü geliyor aklınıza?
    Kim bilir, belki de ölüm
    Ama korkmayın, bütün iş korkusuzlukta
    Öyle ya, ha dibinde ölmek gümüş şamdanların
    Ha bir cellat elinde, gözleriniz kapalı
    Belki de yürüyorken iki taşıt arasında
    Belki de bir intihar; güzdü, çiçekler vardı

    Şişman bir adam kulaklarını tutuyordu dünyada
    Dünyaya baktığım yol uzamakta
    Ve biraz düşünsek mi, alıştık nasıl olsa
    Kim bilir neyi istiyorduk, neyi anmıştık az önce
    Dönsek mi dersiniz, gene dönsek mi oraya
    Oraya baktığım yol uzamakta
    Ya da bir bahçedeyiz – üstelik kadınlar vardı
    Ağzınız, çatallar, tarçınlı pasta
    Ya da bir toplulukta – iyi yaptınız!
    Bu çok hoştur! – size söylüyorum – yaramaz çocuk!
    Beni de sandınız! – evde mi? – hayır! Limonlukta
    Ve hemen kalktınız, bir yangın yeriydi orası
    Ya da aklınız olacak sizi bir yangın yerine bağladı
    Kızgın güneşte bir şişe ispirtoyu devirdiniz
    Kutsal bir iş yaptınız ve yerleşti sizde bu kanı
    Belki de bir din devirdiniz; anneniz, annenizin saçları
    Gümüş şamdanlar, sabah ışığı, vesaire
    Ve sanki her olay, her davranış ölümün bitişiğinde
    İşte evdesiniz, iyi bir yemek, uyumak istiyorsunuz sonra
    İstemek, neyi istemek, daha bilmiyorsunuz
    Açtınız radyoyu, ılıyan bir ses kanınızda
    AIO, İAO, AĞ UĞ AĞ
    Ve kahkahalar arasında kahkahalar
    Orada, aşağıda
    Tek umut, tek varış, tek kurtuluş gibi
    Ve kaskatı kesilmiş, beyaz
    Sallanıyorsunuz boşlukta.

    XII

    Bir kedi başını kaldırdı, ve adam esnedi – tak
    Bir yüzü vardı kocaman düşüverdi avuçlarına
    Bilmem ki gelir miydi? – saat üç buçuk – üstelik hava..
    Sonra şu yağmur bulutu, boşandı boşanacak
    Bir kedi ürperdi, ve adam yeniden esnedi – tak
    Acaba?
    Yazıldı saatin üç buçuk olduğu havaya
    Boşandı, taptaze üçler halinde bir yağmur
    Kim bilir, bu saatte, onu anlıyorum
    Belki de unutmuşumdur.
    İşte düğmeler, iğneler, ibrişimler satılan bir dükkânda
    Herkesin akşamı onu buluyordu
    Bir adam sakallarını yokluyordu kasılarak
    Sizi bekliyorum – beni bekliyormuş – niye olmasın?
    Bir bakış, bir gülüş, ve yüzünü yüzüne tutuyordu ustaca
    Adamsa şunu yapıyordu: hiçbir şey, ama hiçbir şey
    Ne tuhaf! – Ben olsam! – ne çıkar ben olsam da
    Gelmedi, gelmeyecek ve otuz yıl önce yazlıkta
    Oturmuş bir köstebek yavrusunu bekliyor
    Çıkmadı, ama çıkacak – babası sesleniyor
    Bir sofra duruyor, gerilmiş çilek kokularıyla
    Tam çileğe geldi sıra, uzattı çatalını batıracak
    Hayır! bir tuhaftır bu, insan gecikmek ister biraz da
    Gecikmek: sanırız bizi bir şeyler bekliyordur olağanüstü
    İşte ansızın biri çıkacaktır karşınıza
    Hiç yoktan biri çağıracaktır sizi
    Ya da bir kadın bayılacak, bir memur çıldıracaktır önünüzde
    Bir kurşun, bir kurşun daha
    Yere serecektir bir serseriyi
    Gecikmek: bana kalırsa eve dönmeli en iyisi
    Bir küfür, bir patırtı ve babası çıkışıyor
    Annesi, annesi biliyor başına geleceği
    Bahçede bir kız çocuğu erik ağacını sallıyor boyuna
    Diyelim her olayda böylece bir şeyler bulunur
    Kalsın, daha çok zaman kalsın diye hatırda
    Bir gün, bir benzin deposu havaya uçmuştu biliyorum
    Bir alev, bir duman, usulca sokulmuştum
    Yanmış bir cep saatini aklımda tutmuştum yıllarca

    Gelmedi, ama gelecek, nedense alıştık zamansızlığa
    Bir kedi başını kaldırdı, ve adam esnedi bak
    Demek siz! – koca ihtiyar! – ıslandım işte!
    Saat üç buçuk, vallahi saat üç buçuktu gene
    Hey tanrım neye yaradı sanki unutulmak
    Kadın saçlarını tarıyor, ve usulca sokuluyordu adama
    Adamsa ayağa kalkıyor ve işte ayağa kalkıyordu ustaca
    Dışarı çıkıyor, içeri giriyor, üç aşağı beş yukarı
    Kadınsa domates doğruyor, yok mu ya bu yaz yağmurları
    Evet, sahiden, niye?
    Soruyor kadın:
    Bu yaz yağmurları..

    XIII

    Şimdi her yerden bakıyorlar – demek uykusuzum –
    Kral birini çağırıyor uykusuz bitmiş olarak
    İşte Salı, akşama doğruyuz, Bay Kemik Taciri kestiriyor
    Vahalam’da, bilmem ki neresidir Vahalam
    Babamın, ak saçlı babamın açtığı yara
    Bir tarla konusu
    Oysa bre dolduran doldurana boşluğu
    Babamın akıttığı kan
    Bilmem ki neresiydi, neresidir Vahalam
    Babamı tanıyorum; oysa çorabı, tütünü, acılarıyla o adam
    Eksiği yok küfürden yana
    Onu buğdaylar öldürecek, sapsarı öldürecekler onu
    Belki de gelenek bu
    Al kılçıklarıyla ve hep birden – tamam!
    Bilmem ki neresiydi, neresidir Vahalam.

    Kral birini çağırıyor, basarak parmağını kağıda
    Bay Kemik Taciri çamurdan yüzünü üstümde tutarak
    Hırçık ve kadınsal bir sesle çıkışıyor
    Anlamak, sadece anlamak istiyor korktuğumu
    Bir adam sokağın alt yanını doldurdu
    Kırmızı elleriyle
    Masa camında bir çınar yaprağı derinleşiyor
    Evet, sizi anlıyorum
    Yani kendimi
    Saat beş, bu üçüncü çay, kalkınan bir yerimi öldürüyorum
    Ve işte bilmiyorum katil kim
    Bir burgu, gene bir burguyu oyuyor
    Ve karım otuzunu dolduruyor bu akşam
    Saat beş, diyelim erken dönmeli eve
    Kral birini çağırdı ve işte birini kovmak üzere

    Genel bir yanlışlık olacak, hadi kazandı Bay Kemik Taciri
    Beni bu kemikler öldürecek, yağlı, pis hayvan kemikleri
    Olanca aklığıyla, ve hep birden – tamam!
    Bilmem ki neresiydim, neresiydi Vahalam.

    Kral tacını çıkarıyor, başı ağrımış olacak
    Onu selamlıyorum, kapıyorum kapıyı ardından
    Saat beş, bakınca camdan onu görüyorum
    Camlarda iri gölge derinleşiyor, o
    Kralsa tavana bakıyor, bir kristal avize haklayabilir onu
    Bay Kemik Taciri karşıya geçiyor başarıyla
    Ben sadece paltomu giyiyorum

    Akşam
    Kral birini çağırdı; biraz et, biraz da şarap
    Oturmuş masaya Bay Kemik Taciri
    Karısı ve dört çocuğuyla
    Duvarda bir tüfek asılı, durmadan ona bakıyor
    Tavşanlar, keklikler, turnalar oluyor tüfeğin ucunda
    Başkaca bir şey olmuyor
    Ben kötü bir meyhaneye dalıyorum, ortalık küf kokuyor.

    Duvara alıştırıyorum gözlerimi – siz nesiniz duvarlar?
    Hiiiç! sadece duvarız biz
    Öyleyse bir yarım saat, karım da bekleyebilir
    Adamlar önce beyaz değil, sonra beyaz
    Bir şapka gene bir şapkaya asılı
    Bir palto gene bir paltoya
    Bir adam kendiyle döğüşüyor bir adamda
    Evet onu anlıyorum
    - Yani kendimi –

    Bir kadın bir sürahide biriyle sevişiyor
    Bir burgu gene bir burgu oyuyor ayrıca
    Bir adam dikilmiş ve dikilmiş içiyor durmadan
    Hey tanrım! omuzlu, güçlü kuvvetli
    Kocaman bir çocuk yüzü taşıyor yalnızlıktan.

    Gece, saat on, karım otuzunda olmalı diyorum
    Bir gidip bir geliyorum karanlıklarda
    Çiçekler alıyorum, bitmeden çiçeklerini gecikmelerin
    Ve dalıyorum içeri ışıksız bir kapıdan
    Aranmak, yenilmek, ve hayır! utanmaktı Vahalam
    Kral uyandı, karım iç çekiyor durmadan
    Bir sabah ışığı kendini yerden yere vuruyor
    Kızım uyuyor, ve uyuyan biri gibi konuşuyor karım
    Bir duvar resmi gibi konuşuyor
    Kral?
    Kral uyandı.

    Saat dokuzu on beş geçiyor, üşüyorum
    Güneşler mi vuruyor sırtıma ne, üşüyorum
    Ölgün ve değişmez adımlar atıyorum, üşüyorum
    Karanlık, pis adamlar çıkıyorlar mağaralarından
    Ne umut, ne hiçbir şey, sadece çıkıyorlar
    Bir gece, bir sabah, ve benim bakışlarımı taşıyorlar
    Karım ağlıyor, kızım uyuyor, karımsa gene ağlıyor
    Diyorum
    kim bilir
    belki de
    tamam!
    Orasıydı Vahalam.

    XIV

    İşte bu boşluk, durmadan bizi çağırıyor
    Kremler, pudralar, iç bunaltıcı kokular gibi
    Bir kır bekçisi köpeğini sevdi
    Bir çcuk delinmeş bir kovayı sürüdü – nereye?
    Bir kadın bağırdı bağırdı bağırdı
    Tam on yıl öncesine yarayacak bir sesle.

    ÇOĞULLAMA

    Biz kadınız, bilmeden seviyoruz bu kedileri
    Seviyoruz, bir sevilme içgüdüsüyle
    Bu bizim yüzümüzde ufacık çizgiler oluyor – acaba?
    Evet, çok değil konuşurken düzeltiyoruz
    Orayı burayı topluyoruz, yeriyse çocuklarımızı öpüyoruz
    Ama biliyorsunuz ki gene de
    Hepimiz, işte hepimiz
    Bitmenin, tükenmenin yorgunluğu içinde.

    Gözler mi? Tavana dikili, hayır, pencereye
    Yağmalar, sürgünler, yangınlar içinde
    Çünkü bu boşluk; tüneller, çukurlar, kap kacak ağızları
    Mağaralar, denizler, gökyüzleri değil de
    Bu boşluk, o bir türlü dolduramadığımız, o
    Orman, dağ, kısacası evrenle.

    ÇOĞULLAMA

    Biz bu lavanta kokularını bilmeden taşıyoruz
    Biz bu tavana bilmeden eski rengine boyuyoruz
    Bu bizim terliklerimizde ufacık güller oluyor – acaba?
    Evet, çok değil, onları bilmeden hoşa gideriyoruz
    Sormayın, ama sormayın, bilmeden aralık tutuyoruz kapılarımızı
    Bilmeden bekliyoruz, bilmeden uyuyoruz sabahlara değin
    Kim bilir, belki de biz
    Tanrısıyız en olunmaz şeylerin.

    Bu bizim en düzenli hareketimiz: olmak
    Asılıp kalmışız sokak fenerlerine
    Asılıp kalmışız öyle, görenler bizi görüyor
    Görenler bizi görüyor ve gidip geliyoruz dikkatle
    Doğrusu, niye saklayalım, hepimiz bunu yapıyoruz
    Ama biz yaşıyorken de bunu yapıyoruz sadece
    Cansız
    Ve gidip geliyoruz dikkatle.

    ÇOĞULLAMA

    Biz bu kendimizi boşuna soruyoruz kendimize
    Boşuna asıyoruz onları, boşuna öldürüyoruz
    Bu bizim gözlerimizden ufacık şeyler geçiyor – acaba?
    Evet, çok değil, bakışırken düzeltiyoruz
    Biz ne garip şeyleriz ki; doluyuz, bazıyız, avuntuluyuz
    Ve bizim en güzel öldüğümüzdür bu: yaşamak
    Ben biliyorum, yalan mı, sizde biliyorsunuz.
  • Kitaplarımı satışa çıkartıyorum, talep edenler listeden seçip mesaj yoluyla bana ulaşabilir.

    JOHN STEİNBECK-AL MİDİLLİ
    ALFRED ADLER-YAŞAMA SANATI
    JACK LONDON-DENİZİN ÇAĞRISI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-ONİKİNCİ GECE
    THOMAS MANN-EFENDİ VE KÖPEĞİ
    PLATON-SOKRATES’İN SAVUNMASI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-ROMEO VE JULİET
    WİLLİAM SHAKESPEARE-OTHELLO
    WİLLİAM SHAKESPEARE-KRAL LEAR
    THOMAS MANN-BÜYÜLÜ DAĞ
    ALFRED ADLER-YAŞAMSAL SORUNLAR
    JOHN STEİNBECK-BİTMEYEN KAVGA
    AHMET İNAM-DENEYEN FELSEFE
    ALFRED ADLER-İNSANI TANIMA SANATI
    PLATON-DEVLET
    KRİSHNAMURTİ-KARTALIN UÇUŞU
    DOBROLYUBOV-OBLOMOVLUK NEDİR?
    CENGİZ GÜLEÇ-USTACA YAŞAMAK VE OTANTİK VAROLUŞ
    FRİEDRİCH NİETZSCHE-ŞEN BİLİM(ŞİİRLER)
    PANAİT İSTRATİ-BARAGANIN DİKENLERİ
    GOETHE-YARAT EY SANATÇI
    HERMANN HESSE-ÖLDÜRMEYECEKSİN(09.10.2016)
    KRİSHNAMURTİ-ZİHNİN UYANIŞI
    DİNO BUZZATİ-KLİNİK BİR VAK’A
    JEAN-PAUL SARTRE-SÖZCÜKLER
    PANAİT İSTRATİ-ARKADAŞ
    ALFRED ADLER-NEVROZ SORUNLARI
    JACK LONDON-UÇURUM İNSANLARI
    PLATON-EUTHYPHRON
    PLATON-KRİTON
    CERVANTES-DON KİŞOT
    THOMAS MANN-MARİO VE SİHİRBAZ
    WİLLİAM SHAKESPEARE-BİR YAZ GECESİ RÜYASI
    CARL GUSTAV JUNG-İNSAN RUHUNA YÖNELİŞ
    WİLLİAM SHAKESPEARE-VENEDİK TACİRİ
    ANDRE GİDE-TOHUM ÖLMEZSE
    ERİCH FROOM-ÖZGÜRLÜKTEN KAÇIŞ
    WİLLİAM SHAKESPEARE-ATİNALI TİMON
    THOMAS MANN-LOTTE WEİMAR’DA
    THOMAS MANN-ZOR SAAT
    CAHİT ZARİFOĞLU-MOTORLUKUŞ
    CARL SAGAN-KOZMOS
    JACK LONDON-DEMİR ÖKÇE
    TARIK TUFAN-ŞANZELİZE DÜĞÜN SALONU
    ARTHUR SCHOPENHAUER-OKUMAK, YAZMAK VE YAŞAMAK ÜZERİNE
    ANDRE GİDE-AYRI YOL
    ANDRE GİDE-ISABELLE
    ARTHUR SCHOPENHAUER-SEÇKİNLİK VE SIRADANLIK ÜZERİNE
    ANDRE GİDE-THESEUS
    ANDRE GİDE-KADINLAR OKULU
    ANTON ÇEHOV-MARTI
    ARTHUR SCHOPENHAUER-GÜZELİN METAFİZİĞİ
    MAKSİM GORKİ-AYAKTAKIMI ARASINDA
    PANAİT İSTRATİ-PERLMUTTER AİLESİ
    ARTHUR SCHOPENHAUER-HAYATIN ANLAMI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-MACBETH
    PANAİT İSTRATİ-KODİN
    WİLLİAM SHAKESPEARE-YANLIŞLIKLAR KOMEDYASI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-YOK YERE YAYGARA
    WİLLİAM SHAKESPEARE-WINDSOR’IN ŞEN KADINLARI
    ERİCH FROOM-YENİ BİR İNSAN YENİ BİR TOPLUM
    JEAN-PAUL SARTRE-EDEBİYAT NEDİR?
    ARTHUR SCHOPENHAUER-OKUMAYA VE OKUMUŞLARA DAİR
    FRİEDA FORDHAM-JUNG PSİKOLOJİSİNİN ANA HATLARI
    HAKAN GÜNDAY-DAHA
    CARL GUSTAV JUNG-DÖRT ARKETİP
    THOMAS MANN-MAJESTELERİ KRAL
    ERİCH FROOM-SAHİP OLMAK YA DA OLMAK
    ALFRED ADLER-YAŞAMIN ANLAM VE AMACI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-JULİUS CAESAR
    WİLLİAM SHAKESPEARE-CORİOLANUS
    WİLLİAM SHAKESPEARE-HUYSUZ KIZ
    ARTHUR SCHOPENHAUER-BİLMEK VE İSTEMEK
    ERİCH FROOM-KENDİNİ SAVUNAN İNSAN
    JEAN-PAUL SARTRE-ÖZNELLİK NEDİR?
    ARTHUR SCHOPENHAUER-DİN ÜZERİNE
    ARTHUR SCHOPENHAUER-ÖLÜMÜN ANLAMI
    GOETHE-FAUST
    ALFRED ADLER-BİREYSEL PSİKOLOJİ
    ARTHUR SCHOPENHAUER-BİLİM VE BİLGELİK
    EMİNE GÖĞSU-İBNİ SİNA FELSEFESİ’NDE AŞK(CUMHURİYET ÜNİ. Y.L TEZİ)
    UĞUR KOŞAR-YÜZLEŞME
    ARTHUR SCHOPENHAUER-AŞKA VE KADINLARA DAİR(AŞKIN METAFİZİĞİ)
    MELİSA BARAN-FARABİ VE İBNİ SİNA’DA FELSEFE TERİMİ VE MAHİYETİ(ANKARA ÜNİ Y.L TEZİ)
    PLATON-PROTAGORAS
    PLATON-LAKHES
    ERİK HORNUNG-MISIR TARİHİ
    PLATON-ALKİBİADES 1-2
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-KAFA KÂĞIDI
    HAKAN GÜNDAY-AZ
    JEAN VERCOUTTER-ESKİ MISIR
    PLATON-MENON
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-AYNADAKİ YALAN
    SOPHİE DESPLANCQUES-ANTİK MISIR
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-O VE BEN
    ERİCH FROOM-TANRILAR GİBİ OLACAKSINIZ
    PLATON-MİNOS&EPİNOMİS
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-HİKAYELERİM
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-BİR ADAM YARATMAK
    WİLLİAM SHAKESPEARE-YETER Kİ SONU İYİ BİTSİN
    WİLLİAM SHAKESPEARE-ANTONIUS VE KLEOPATRA
    ERİCH FROOM-MARX’IN İNSAN ANLAYIŞI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-IV. HENRY
    FERİDÜDDİN ATTAR-MANTIKUT-TAYR
    HAKAN GÜNDAY-ZİYAN
    SOREN KIERKEGAARD-KİŞİLİĞİN GELİŞİMİNDE ETİK-ESTETİK DENGESİ
    HAKAN GÜNDAY-MALAFA
    HAYAT NUR ARTIRAN-AŞK BİR DAVAYA BENZER(MESNEVİ SOHBETLERİ)
    HAKAN GÜNDAY-ZARGANA
    WİLLİAM SHAKESPEARE-HAMLET
    HAKAN GÜNDAY-PİÇ
    CEZMİ ERSÖZ-ŞİZOFREN AŞKA MEKTUP
    NECİB MAHFUZ-MİRAMAR
    NECİB MAHFUZ-ZAMAN VE MEKÂN
    NECİB MAHFUZ-KARNAK KAFE
    NECİB MAHFUZ-ZAMANIN HÜKMÜ
    YUVAL NOAH HARIRI-HOMO SAPIENS
    NECİB MAHFUZ-KUŞTİMAR KAHVEHANESİ
    SOREN KIERKEGAARD-KORKU VE TİTREME
    NECİB MAHFUZ-YAĞMURDA AŞK
    MARCEL PROUST-SWANN’LARIN TARAFI(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NECİB MAHFUZ-SARAY GEZİSİ
    NECİB MAHFUZ-ŞEVK SARAYI
    NECİB MAHFUZ-BAŞKANIN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ GÜN
    NECİB MAHFUZ-ŞEKER SOKAĞI
    TOBY WILKINSON-ESKİ MISIR
    NECİB MAHFUZ-KAHİRE MODERN
    NECİB MAHFUZ-CEBELAVİ SOKAĞI’NIN ÇOCUKLARI
    YUVAL NOAH HARIRI-HOMO DEUS
    NECİB MAHFUZ-HIRSIZ VE KÖPEKLER
    NECİB MAHFUZ-DÜĞÜN EVİ
    NECİB MAHFUZ-EZİLENLER
    NURETTİN TOPÇU-AHLÂK
    MARCEL PROUST-GUERMANTES TARAFI(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NURETTİN TOPÇU-VAROLUŞ FELSEFESİ-HAREKET FELSEFESİ
    VİCTOR HUGO-BİR İDAM MAHKÛMUNUN SON GÜNÜ
    MARCEL PROUST-ÇİÇEK AÇMIŞ GENÇ KIZLARIN GÖLGESİNDE(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-REİS BEY
    NURETTİN TOPÇU-VAR OLMAK
    TEVFİK EL-HAKİM-SANAT ÜZERİNE
    TEVFİK EL-HAKİM-ASÂ İLE SOHBETLER
    MARCEL PROUST-SODOM VE GOMORRA(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NURETTİN TOPÇU-REHA
    NURETTİN TOPÇU-TAŞRALI
    NURETTİN TOPÇU-BERGSON
    MARCEL PROUST-MAHPUS(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    HERMANN HESSE-KLEİN VE WAGNER
    HERMAN MELVİLLE-MOBY DICK
    MARCEL PROUST-ALBERTİNE KAYIP(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    PERİHAN SADIKOĞLU-ANTİK MISIR SANATI VE TARİHSEL AKIŞTAN GÜNÜMÜZE ETKİLERİ
    NURETTİN TOPÇU-MEHMET ÂKİF
    MARCEL PROUST-YAKALANAN ZAMAN(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NURETTİN TOPÇU-İSLAM VE İNSAN-MEVLANA VE TASAVVUF
    NURETTİN TOPÇU-BÜYÜK FETİH
    NURETTİN TOPÇU-İSYAN AHLÂKI
    SPİNOZA-ETİKA
    NURETTİN TOPÇU-KÜLTÜR VE MEDENİYET
    DESCARTES-RUHUN TUTKULARI
    NURETTİN TOPÇU-AHLÂK NİZAMI
    NURETTİN TOPÇU-MİLLET MİSTİKLERİ
    SPİNOZA-MEKTUPLAR
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-TOHUM
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-TOHUM
    NURETTİN TOPÇU-PSİKOLOJİ
    VİRGİNİA WOOLF-MRS. DALLOWAY
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-KÜNYE
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-PARMAKSIZ SALİH
    VİRGİNİA WOOLF-DENİZ FENERİ
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-SİYAH PELERİNLİ ADAM
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-SABIR TAŞI
    HAYATİ İNANÇ-CAN VEREN PERVANELER
    HAYATİ İNANÇ-CAN VEREN PERVANELER(2)
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-AHŞAP KONAK
    NURETTİN TOPÇU-SOSYOLOJİ
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-PÜF NOKTASI
    STEPHEN ERİC BRONNER-BİR AHLAKÇININ PORTRESİ(ALBERT CAMUS)
    NURETTİN TOPÇU-FELSEFE
    NURETTİN TOPÇU-MANTIK
    PEYAMİ SAFA-YALNIZIZ
    NURETTİN TOPÇU-TÜRKİYE’NİN MAARİF DAVASI
    PEYAMİ SAFA-MATMAZEL NORALİYA’NIN KOLTUĞU
    STEVEN NADLER-SPİNOZA: BİR YAŞAM
    SPİNOZA-ANLAMA YETİSİNİN DÜZELTİLMESİ ÜZERİNE İNCELEME
    AYŞE ÖZEL-ESTETİK VE TEMEL KURAMLARI
    SITKI MEHMET ERİNÇ-RESMİN ELEŞTİRİSİ ÜZERİNE
    CHARLES RAMOND-SPİNOZA SÖZLÜĞÜ
    MAURİCE MERLEAU PONTY-GÖZ VE TİN
    ÇETİN BALANUYE-SPİNOZA
    NURETTİN TOPÇU-AMERİKAN MEKTUPLARI, DÜŞÜNEN ADAM ARANIZDA
    DİEGO TAİTAN-SPİNOZA. DÜNYA SEVGİSİ
    MİHAİL LERMONTOV-ZAMANIMIZIN BİR KAHRAMANI
    ÖMER NACİ SOYKAN-ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ
    JOSEPH CONRAD-KARANLIĞIN YÜREĞİ
    MEHMET RİFAT-MARCEL PROUST YA DA BİR ROMAN YARATMAK
    MARTIN HEIDEGGER-SANAT ESERİNİN KÖKENİ
    NURETTİN TOPÇU-YARINKİ TÜRKİYE
    ÖZKAN EROĞLU-BİR RESME NASIL BAKMALIYIZ?
    SPİNOZA-KISA İNCELEME
    DESCARTES-MEDİTASYONLAR
    DESCARTES-AKLIN YÖNETİMİ İÇİN KURALLAR
    IRWIN D. YALOM-SPİNOZA PROBLEMİ(NAZİ SUBAYININ PARADOKSU)
    ÇETİN BALANUYE-SPİNOZA’NIN SEVİNCİ NEREDEN GELİYOR?
    SPİNOZA-DESCARTES FELSEFESİNİN İLKELERİ VE METAFİZİK DÜŞÜNCELER
    DESCARTES-YÖNTEM ÜZERİNE KONUŞMA
    IMMANUEL KANT-GÜZELLİK VE YÜCELİK DUYGULARI ÜZERİNE GÖZLEMLER
    JALE NEJDET ERZEN-ÇOĞUL ESTETİK
    DESCARTES-FELSEFENİN İLKELERİ
    DESCARTES-AHLÂK ÜZERİNE MEKTUPLAR
    ALAİN BADİOU-BAŞKA BİR ESTETİK
    TÜLİN BUMİN-TARTIŞILAN MODERNLİK: DESCARTES VE SPİNOZA
    PETER DE BOLLA-SANAT VE ESTETİK
    ERASMUS-DELİLİĞE ÖVGÜ
    ALAİN DE BOTTON-FELSEFENİN TESELLİSİ
    AVNER ZİSS-ESTETİK
    KOLEKTİF-MARX’TAN SPİNOZA’YA SPİNOZA’DAN MARX’A GÜNCEL MÜDAHALELER
    VİNCENT VAN GOGH-THEO’YA MEKTUPLAR
    MORİS FRANSEZ-SPİNOZA’NIN TAO’SU
    AHMET HAMDİ TANPINAR-MAHUR BESTE
    MATHİAS ROUX-SOKRATES YEŞİL SAHALARDA
    REYDA ERGÜN,CEMAL BÂLİ AKAL-KİMLİK BEDENİN HAPİSHANESİDİR
    AHMET HAMDİ TANPINAR-BEŞ ŞEHİR
    HADI RIZK-SPİNOZA’YI ANLAMAK
    PONTUS HULTEN-VERMEER VE SPİNOZA
    AHMET HAMDİ TANPINAR-AYNADAKİ KADIN
    ALAİN DE BOTTON-PROUST YAŞAMIMIZI NASIL DEĞİŞTİREBİLİR
    H.ÖMER ÖZDEN-İBN-İ SİNA-DESCARTES METAFİZİĞİ
    MUSA KAZIM ARICAN-SPİNOZA FELSEFESİ ÜZERİNE YAZILAR
    RÜDIGER SAFRANSKİ-SCHOPENHAUER
    ARTHUR SCHOPENHAUER-AKIL SAĞLIĞI
    NURETTİN TOPÇU-İRADENİN DAVASI DEVLET VE DEMOKRASİ
    AHMET HAMDİ TANPINAR-SAHNENİN DIŞINDAKİLER
    BERTRAND RUSSELL-BATI FELSEFESİ TARİHİ I
    BERTRAND RUSSELL-BATI FELSEFESİ TARİHİ II
    BERTRAND RUSSELL-BATI FELSEFESİ TARİHİ III
    TURAN ALPTEKİN-AHMET HAMDİ TANPINAR
    AHMET HAMDİ TANPINAR-HEP AYNI BOŞLUK
    VİCTOR HUGO-93 İHTİLALİ
    GİORGİO VASARİ-SANATÇILARIN HAYAT HİKAYELERİ
    CHARLES DICKENS-İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ
    ROBERT MUSİL-NİTELİKSİZ ADAM I
    ROBERT MUSİL-NİTELİKSİZ ADAM II
    MEVDUDİ-TEFHİMU’L KUR’AN I
    IRVING STONE-YAŞAMA TUTKUSU
    ALİ ŞERİATİ-İSLAMBİLİM I
    ALİ ŞERİATİ-İSLAMBİLİM II
    ALİ ŞERİATİ-İSLAMBİLİM III
    YESHİM TERNAR-REMBRANDT’IN MODELİ
    HENRİ BERGSON-GÜLME(KOMİĞİN ANLAMI ÜZERİNE DENEME)
    HENRİ BERGSON-YARATICI TEKÂMÜL
    IRVING STONE-IZTIRAP VE COŞKU I
    IRVING STONE-IZTIRAP VE COŞKU II
    CHARLES DICKENS-BÜYÜK UMUTLAR
    ALİ ŞERİATİ-İNSAN
    ALİ ŞERİATİ-YALNIZLIK SÖZLERİ I
    ALİ ŞERİATİ-YALNIZLIK SÖZLERİ II
    GILLES DELEUZE-BERGSONCULUK
    SIENKIEWICZ-QUO VADİS?
    H.HALUK ERDEM-KARL JASPERS FELSEFESİNE GİRİŞ
    ALİ ŞERİATİ-YENİ ÇAĞ’IN ÖZELLİKLERİ
    ALİ ŞERİATİ- İSLAM NEDİR MUHAMMED KİMDİR
    ALİ ŞERİATİ-DUA
    VİCTOR HUGO-MARION DE LORME
    ALİ ŞERİATİ-İSLAM VE SINIFSAL YAPI
    ALİ ŞERİATİ-DİNLER TARİHİ I
    ALİ ŞERİATİ-DİNLER TARİHİ II
    ALİ ŞERİATİ-EBUZER
    ALİ ŞERİATİ-SANAT
    ALİ ŞERİATİ-ÖZE DÖNÜŞ
    ALİ ŞERİATİ-DÜNYAGÖRÜŞÜ VE İDEOLOJİ
    ALİ ŞERİATİ-MEDENİYET TARİHİ I
    ALİ ŞERİATİ-MEDENİYET TARİHİ II
    TAHA HÜSEYİN-GÜNLERİN KİTABI
    ALİ ŞERİATİ-İBRAHİM’LE BULUŞMA
    TAHA HÜSEYİN-VADEDİLEN GÜNLER
    ALİ ŞERİATİ-DİNE KARŞI DİN(ANNE BABA BİZ SUÇLUYUZ)
    ALİ ŞERİATİ-HAC
    ALİ ŞERİATİ-BİZ VE İKBAL
    GENE R. GARTHWAITE-İRAN TARİHİ
    ALİ ŞERİATİ-İSLAM’I TANIMA METODU
    SÂDIK HİDÂYET-KÖR BAYKUŞ
    ALİ ŞERİATİ-ALİ
    SÂDIK HİDÂYET-DİRİ GÖMÜLEN
    ALİ ŞERİATİ-KENDİNİ DEVRİMCİ YETİŞTİRMEK
    SÂDIK HİDÂYET-ÜÇ DAMLA KAN
    ALİ ŞERİATİ-ALİ ŞİASI SAFEVİ ŞİASI
    SÂDIK HİDÂYET-HACI AGA
    ALİ ŞERİATİ-AŞİNA YÜZLERLE(AİLESİNE VE DOSTLARINA MEKTUPLAR)
    SÂDIK HİDÂYET-AYLAK KÖPEK
    ALİ ŞERİATİ-KADIN(FATIMA FATIMADIR)
    ALİ ŞERİATİ-ÇÖLE İNİŞ(HUBUT-KEVİR)
    ALİ ŞERİATİ-MUHTELİF ESERLER I
    ALİ ŞERİATİ-MUHTELİF ESERLER II
    SÂDIK HİDÂYET-HİDÂYETNAME
    ALİ ŞERİATİ-MEKTUPLAR
    SÂDIK HİDÂYET-ALACAKARANLIK
    ALİ ŞERİATİ-KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ
    ALİ ŞERİATİ-İRAN VE İSLAM
    SÂDIK HİDÂYET-HAYYAM’IN TERÂNELERİ
    SÂDIK HİDÂYET-VEJETARYENLİĞİN YARARLARI
    ALİ ŞERİATİ-ÂDEM’İN VÂRİSİ HÜSEYİN(ŞEHADET)
    ALİ ŞERİATİ-KENDİSİ OLMAYAN İNSAN(İNSANIN DÖRT ZİNDANI)
    FRANTZ FANON-SİYAH DERİ BEYAZ MASKELER
    ETİENNE BALİBAR-SPİNOZA VE SİYASET
    CEMAL BÂLİ AKAL-VAROLMA DİRENCİ VE ÖZERKLİK(BİR HAK KURAMI İÇİN SPİNOZA’YLA)
    FRANTZ FANON-YERYÜZÜNÜN LANETLİLERİ
    HÜSEYİN YORULMAZ-BİR NESLİN AĞABEYİ ERDEM BAYAZIT
    ŞEFİK CAN-KONULARINA GÖRE AÇIKLAMALI MESNEVİ TERCÜMESİ I
    ERDEM BAYAZIT-İPEK YOLUNDAN AFGANİSTAN’A
    JULIO CORTAZAR-SEKSEK
    CHARLES DICKENS-OLIVER TWIST
    JIM AL-KHALILI-PARADOKS(BİLİMİN EN BÜYÜK DOKUZ BİLMECESİ)
    MURAT TURNA-ERDEM BAYAZIT VE ŞİİRİ
    ERDEM BAYAZIT-ŞİİRLER
    RASİM ÖZDENÖREN-HASTALAR VE IŞIKLAR
    RASİM ÖZDENÖREN-GÜL YETİŞTİREN ADAM
    RASİM ÖZDENÖREN-ÇÖZÜLME
    RASİM ÖZDENÖREN-ÇOK SESLİ BİR ÖLÜM
    RASİM ÖZDENÖREN-ÇARPILMIŞLAR
    BURÇAK ÇEREZCİOĞLU-MAVİ SAÇLI KIZ
    ŞEFİK CAN-KONULARINA GÖRE AÇIKLAMALI MESNEVİ TERCÜMESİ II
    IRVING STONE-İNSAN RUHUNUN DERİNLİKLERİNDE FREUD I
    KARL JASPERS-FELSEFE KONUŞMALARI-FELSEFEYE GİRİŞ
    LEVENT BAYRAKTAR-BERGSON
  • Son derece şaşırtıcı bir kugusu var kitabın, daha ilk satırlardan sarıp sarmalıyor...
    Basit bir körlük yaşanıyar önce hemen arkasından sıradışı olaylar baş gösteriyor ve sonu alınamıyor. Çember her saniye genişliyor. Artık yiyecek,su, elektirik hepsi birer lükstür. Zaman ölüme doğru akmaktadır
    ...
    Yeşil ışığın yanmasını bekleyen adam birden beyaz bir körlüğün içerisinde bulur kendini. Kitapta ilk kör olan adam diye gecer adı. Kısa süreli kargaşadan sonra bir gönüllü evine bırakır ve ayrilırken de ilk kör olan adamın arabasını çalmayı ihmal etmez. Kitapta adı hırsız diye nitelendirilir genellikle. Ilk kör olan adamın karısı olayın şaşkınlığını atlatamaz bir süre. Bir çözüm olsun diye doktora gitme kararı alırlar hemen. Taksi ile giderler doktora. Dokotorun başka hastaları da vardı. Tek gözü siyah bantlı yaşlı adam, gözü şaşı olan çocuk, siyah gözlüklü genç kız... Doktorun her şeyin normal olduğunu anlaması uzun sürmez fakat zaman lazımdır. Akşam evde kitaplarını karıştırır uzunca bir süre çözüm arar. Gece o da kendini beyaz bir körlüğün içinde bulur. Durum çok ciddidir. Beyaz körlük bir salgın gibi her saniye yayılır. Devlet ilk vakaları tedbir olarak bir akıl hastanesine yerleştirir. Hayatta kalma mücadelesi her geçen gün zorlaşır hatta hayat onlar için ilerlemez olur. Insanların ast üs iliskisi kurması biribirini ezmesi kaçınılmazdır. En değerli hazine ise bir lokma...
    Akıl hastanesinde yaşanan olayların dehşetliğini tüm çıplaklığıyla şahit olan bir kişi vardır o da doktorun karısı...
    Rezillik her geçen gün katlanılma hale gelir. Körlük o kadar çok büyümüstür ki ortada devlet bile kalmamıştır. Her yer akıl hastanesi gibidir.
  • Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. (OSCAR WILDE)
    Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler. (Wieslaw Brudzinski)
    Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. (Rus Atasözü )
    Rüzgara tüküren, kendi yüzüne tükürür. (İtalyan atasözü )
    Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma. (İsrail atasözü )
    Evlilik bir kale gibidir. Dışardakiler oraya girmek için, içerdekiler de çıkmak için uğraşır dururlar. (Çin atasözü )

    Boş bir çuvalın dik durması zordur. (Benjamin Franklin)
    Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (F.Schiller)
    Bir yengece, doğru yürümesini asla öğretemezsiniz. (Aristophanes)
    Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur. (La Fontaine)
    İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başlari havadadır, doldukça eğilirler. (Montaigne)
    Mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek, ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir. (Montesquie)
    Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur. (Desiderius Erasmus)
    Eğer bir örs isen kendini sabit tut, eğer bir çekiç isen zamanında vur. (G.Herbert)

    Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. (John Lyly)
    İnsanlar kötülüğü arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için aparlar. (J.S.MILL)
    Başlayan herşey biter. (SENECA)
    Biten herşey yeniden başlar.Hiç bir şey yok olamaz. (BAHADIR)
    Sinir köpeklerin özelliğidir. (BAHADIR)
    Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim. (B.SHAW)
    Az anlamak, ters anlamaktan iyidir. (A.FRANCE)
    Zayıfın kini, dostluğu kadar tehlikeli değildir. (V.DRAGUES)
    İstemek, “İstiyorum” demek değil, harekete geçmektir. (A.MAURROIS)

    İnsanların yaptığı sahteparalar kadar paraların yaptığı sahte insanlar vardır. (S.J.HARRIS)
    İnsanin hırsız olup olmadığı, suç ortağından sorulmaz ki! (C.MARLOWE)
    Birçok insan mutluluğu burnunun üstünde unutuğu gözlük gibi etrafta arar. (DROZ)
    Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider. (C.BRUNO)
    Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol. (DALE CARNEGIE)
    Dev eserleri taşlar değil, onları işleyenler meydana getirir. (J.T.MOTLEY)
    Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik. (M.L.KING)
    Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz. (ARAP ATASÖZÜ )
    Bana “Ben sana zarar verebilirim, tekme atabilirim” dersen bil ki insana değil, eşşek ve ata uygun bir özellikle övünüyorsun. (EPIKTETOS)
    Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur. (İTALYAN ATASÖZÜ )
    Nice kötü insanlar vardır ki hiç iyi yanları olmasa daha az tehlikeli olurlardi. (L.ROCHEFOUCAULD)
    Sonuçları değil, baslangıçları değiştirmek gerekir. (ALAIN)
    Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğinki ise robot. (E.FROMM)

    Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki cemiyetin üstüne çıkalım. (NECIP FAZIL KISAKÜREK)
    Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak birşeydir. (A.CAMUS)
    Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsan. Niye bugünden başlamıyorsun? (EPIKTETOS)
    Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok… Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok… (mevlana)
    Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır. (Golti)
    Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerliyebiliyor. (James B.Conont )
    Küçük seylere gereğinden çok önem verenler,elinden büyük iş gelmeyenlerdir. (Eflatun)
    Yumuşak olma ezilirsin , sert olma kırılırsın. (VICTOR HUGO)
    İnsanların umudunu kırma.. Belki de sahip olduğu tek şey odur.
    Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır. (Confucius)
    Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. (Benjamin Franklin)
    Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil aynı zamanda aranan kişi olmaktır. (Foster Wood)
    Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir. (John Christian)
    Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı hemde gelecek treni görür. (J.Harris)

    Acı
    ■ İşi Çok Olanların Gözyaşları İçin Vakitleri Yoktur. LORD BYRON
    ■ Acı Çekmek, Ölmekten Daha Çok Cesaret İster. NAPOLEON
    ■ Tatlı Şeyler, Sonu İyi Biten Acılardır. AESKHYLOS
    ■ Hiçbir Şey, Acıdan Daha Hızlı Gelemez. BAİLEY
    ■ Dünkü Acılar, Bugünkü Sevinçlerin Kaynağını Oluşturur. POLLOK
    ■ Acı, Acıyı Bastırır. TÜRK ATASÖZÜ

    Açlık
    ■ Açlık, Kılıçtan Bile Keskindir. BEAUMONT İLE FLETCHER
    ■ Açlık, Dünyanın En Güzel Salçasıdır. CERVANTES
    ■ Aç Tavuk Düşünde Darı Ambarı Görür. TÜRK ATASÖZÜ

    Akrabalar
    ■ Akrabalarının Sevmediği İnsanı Kimse Sevmez. PLAUTUS
    ■ En Kötü Nefret, Akrabaların Nefretidir. TACITUS
    ■ Akrabalar, Ne Yaşamasını Nede Ölecek Zamanı Bilen İnsanlardır. OSCAR WILDE

    Alçakgönüllülük
    ■ Övülmek İsterseniz,Alçak Gönüllülüğü Yem Olarak Kullanabilirsiniz. CHESTERFİELD
    ■ Gerçekten Alçak Gönüllü Olan Bir İnsan, Kendisinden Hiç Söz Etmeyen İnsandır. LA BRUYERE
    ■ İnsan Gururu Yüzünden De Alçak Gönüllü Olabilir. MANTAİGNE
    ■ İnsan Yüzü Kızaran Hayvandır. MARK TWAİN
    ■ Bir Adamın Gerçekten Büyük Olup Olmadığını, Onun Alçak Gönüllülüğünden Anlayabilirsiniz.
    ■ Senden İyilere Yerini Vermesini Bil. KEBLE

    Aptallık
    ■ Her Aptal Onu Beğenen Başka Bir Aptal Bulur. BOİLEAU
    ■ Gençler, Yaşlıların Aptal Olduklarını Sanırlar, Ama Yaşlılar Gençlerin Aptal Olduklarını Bilirler.
    ■ Bilgili Bir Aptal, Bilgisiz Bir Aptaldan Daha Aptaldır. MOLİERE
    ■ Büyük Tehlike, Yarı Aptallarla Yarı Akıllıların Arasında Yatar. GEOTHE
    ■ Eğer Hiç Aptal Görmek İstemiyorsanız, Gözlüklerinizi Kırın. RABELAİS
    ■ İnsanlar Aptal Olarak Yaşayabilirler; Ama Aptal Olarak Ölemezler. YOUNG
    ■ Aptal Ata Binmiş, Bey Oldum Sanmış. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Kendini Akıllı Sanan Herkes Aptaldır. VOLTAİRE
    ■ Yaşamanın Tadını Çıkarmaktan Korkana Aptal Derim. ALBERT CAMUS

    Aşk
    ■ İlk Ve Son Aşkımız Kendimize Karşı Olandır. BOVEE
    ■ Aşk, Masraflarla Çevrilmiş Bir Duygu Okyanusudur. LORD DEWAR
    ■ Gençlerin İstekleri: Aşk, Para, Sağlık. Yaşlıların İstekleri: Sağlık, Para, Aşk. Erkekler Aşka Aşık Olarak Başlarlar,Kadınlara Aşık Olarak Bitirirler; Kadınlarda Erkeklere Aşık Olarak Başlar, Aşka Aşık Olarak Bitirirler. REMY DE GOURMONT
    ■ Aşk Fransa’da Bir Komedi, İngiltere’de Bir Trajedi,İ Talya’da Bir Opera, Almanya’da Bir Melodramdır. MARGUERİTE BLESSİNGTON
    ■ Aşk, Deniz Meltemleri Gibidir; Sesini Duyarız, Nereden Nereye Gittiğini Kestiremeyiz. BORNE
    ■ Aşkın Gözü Kördür. PROPERTİUS
    ■ Aşk, Yüreklerden Gökyüzüne Kadar Uzanan Ateşten Bir Merdivendir. E.GEİBEL
    ■ Aşk, Yepyeni Kalabilen Eski Bir Masaldır. H.HEİNE
    ■ Aşkın Gelişi, Aklın Gidişidir. ANTOİNE BRET
    ■ Beni Az, Ama Uzun Sev. MARLOWE
    ■ Aşk, Geceyi Bile Gün Işığına Boğabilir. A. SALLE
    ■ Sevmeyi Bilmeyen, Ölmeyi De Bilmez. ANONİM
    ■ Aşk, Sürekli Bir Mutluluktur. GEORGE SAND
    ■ En Tatlı Gelen Sevinç Ve En Kötü Gelen Acı Aşktır. BAİLEY

    Babalar
    ■ Baba Bilgisiyle Adam Olunmaz. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Baba Malı Tükenir. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Babalar, Doğanın Yarattığı Bankerlerdir. FRANSIZ ATASÖZÜ

    Bağışlamak
    ■ Bir Düşmanı Bağışlamak, Bir Dostu Bağışlamaktan Daha Kolaydır. MME.DOROTHEE DELUZY
    ■ Başkalarını Hep Bağışla; Kendini Hiç Bağışlama. SYRUS
    ■ Sevdiklerimiz, Bizi Aldattıkları Zaman Onları Bağışlarız. Aslında En Az Bağışlanması Gereken Kişiler Onlardır.

    Basın
    ■ Basın, Milletin Müşterek Sesidir. ATATÜRK
    ■ Meclis, Konuşma Ve Basın Hürriyetlerini Kısan Kanunlar Yapamaz. ABD ANAYASASI.
    ■ Basın Hürriyeti Kalkarsa, Vicdan, Eğitim, Konuşma Hürriyetleri De Kalkar. F.D.ROOSEVELT
    ■ Basın Hürriyeti, Öteki Hürriyetlerin Emniyet Sübabıdır; Diktatör Hükümetlerden Başka Hiçbir Kuvvet Onu Kısamaz.GEORGE MASON
    ■ Bizi İdare Edenler, Hükümetler Ve Gazetelerdir. WENDEL PHİLLİPS
    ■ Gazetesiz Bir Hükümet İdaresine, Hükümetsiz Bir Gazete İdaresini Tercih Ederim. JEFFERSON
    ■ İyi Bir Başyazıda İnsanlara Kendi Düşüncelerinizi Değil, Onların Düşüncelerini Verebilirsiniz.
    ■ Hürriyetimiz, Basın Hürriyetine Dayanır; Basın Hürriyetide Kaybolmadan Kısılmaz. A.BRİSBANE
    ■ Üç Gazete, Beni Yüz Sancaktan Daha Çok Korkutur. NAPOLEON

    Başarı
    ■ Hiçbir Başarı Kazanamayanlar İçin En Tatlı Şey, Başarıdır. EMİLY DİCKİNSON
    ■ Dünyada Başarı Kazanmanın İki Yolu Vardır: Kendi Aklından Faydalanmak, Başkalarının Akılsızlığından Faydalanmak. BRUYERE
    ■ Dünyada Başarı Kazanabilmek İçin Aptal Görünmeli, Akıllı Olmalıdır. MONTESQUİEU

    Bekarlık
    ■ Bekar Bir Adam, Son Saniyede Daha İyisini Bulan Kadınların Bir Hatırasıdır. ANONİM
    ■ Topluma En Büyük Eserleri, Çocuksuz Adamların Evlenmemiş Olanları Vermişlerdir. BACON
    ■ Bekar Gözüyle Kız Alınmaz. TÜRK ATASÖZÜ

    Bencillik
    ■ Sevgililerin Birbirilerinden Hiç Bıkmamalarının Sebebi, Hep Kendilerinden Söz Etmeleridir.
    ■ Herkesin Sizden İyi Bir Şekilde Söz Etmesini Mi İstiyorsunuz? Öyleyse Kendinizi Övmeyin.PASCAL

    Bilgi
    ■ Gençken Bilgi Ağacını Dikmesek, Yaşlandığımız Zaman Gölgesine Sığınacak Bir Yerimiz Olmayacaktır. S.R.CHAMFORT
    ■ Bilgi, Sevgiyle Zekanın Anasıdır. A.W.HARE
    ■ Bütün Bildiğim, Bir Şey Bilmediğimdir. SOKRATES
    ■ Bazı Şeyleri Yarım Bileceğine, Bir Şey Bilme Daha İyi. NİETZSCHE
    ■ İnsanın, Cahil Olduğunu Bilmesi Bilgiye Atılmış İlk Adımdır. DİSRAELİ
    ■ Dünyada En Zor Şey, İnsanın Kendini Bilmesidir. THALES
    ■ Bildiklerini Saatin Gibi Kullan; Kendine Sakla. Herkesin Ortasında Sık Sık Çıkarıp Caka Satma. CHESTERFİELD
    ■ Başkalarını Bilen Kimse Bilgili, Kendini Bilen Kimse Akıllıdır. LAO-TSZE
    ■ Ne Olacağımızı Değil, Ne Olduğumuzu Biliriz. SHAKESPEARE
    ■ Bazı İnsanlar Koca Evreni Bilirler De Kendilerini Bilmezler. LA FONTAİNE
    ■ Çok Bilenin,Derdi De Çok Olur. LESSİNG

    Boş İnançlar
    ■ Boş İnançlar, Cılız Akıllıların Dinleridir. BURKE
    ■ Boş İnançlarda, Tanrıya Karşı Duygusuz Bir Korku Vardır. CİCERO

    Ceza/Cezaevi
    ■ Suçluları Asmak Onları İyileştiremez Ki. VOLTAİRE
    ■ En Büyük Cezaevi Taş Duvarların, Demir Parmaklıkların Değil, İnsan Kafasının İçidir. LOVELACE
    ■ Haklıların Mahkum Edildiği Bir Ülkede, Bütün Doğruların Yeri Cezaevidir. THOREAU

    Cumhuriyet
    ■ Cumhuriyetler Zenginlikten, Diktatörlerde Yoksulluk Yüzünden Yıkılırlar. MONTESQUİEU

    Çocuklar
    ■ Çocuklar İyi Yapmanın En İyi Yolu Onları Sevindirmektir. OSCAR WILDE
    ■ Çocukları Eleştirmecilerden Çok, Örneklere İhtiyacı Vardır. JOUBERT
    ■ Bir Çocuk Sütle Ve Övgüyle Beslenir.LAMB
    ■ Çocuk Mantığın Uykusudur. ROUSSEAU
    ■ Mutlu Çocuk! Beşik Ne Büyük Geliyor Sana; Büyü De Bakalım Dünyaya Sığabilecek Misin?
    ■ Çocuklar Uyuya Uyuya Büyür, İhtiyarlar Uyuya Uyuya Ölür. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Çocukları Duymayınız, Görünüz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Davranışlar
    ■ Erkekler Yasaları, Kadınlar Davranışları Şekillendirir. DE SEGUR
    ■ Davranışlar Herkesin Kendini Seyrettiği Bir Aynadır. TERENCE

    Dedikodu
    ■ Dünyada, Kendi Hakkında Konuşulmaktan Daha Kötü Bir Şey Vardır; Kendi Hakkında Konuşulmamak.OSCAR WILDE

    Değişme
    ■ Irmaktan Geçerken At Değiştirilmez.TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Her Gün Değişiyoruz; Düşüncelerimizle Eserlerimiz Nasıl Aynı Kalabilir? CARLYLE
    ■ Yüksek Bir Mevkiye Yerleşen Alçak Bir Kişiden Daha Kötü Bir Şey Olamaz. CLAUDİANUS

    Demokrasi
    ■ Demokrasi, Halkın Halk Tarafından Halk İçin İradesidir.LİNCOLN
    ■ Demokrasinin Kusurları, Yine Demokrasiyle Kapatılır. ALFRED E.SMİTH
    ■ Demokrasi Demek, ”Sende Benim Kadar İyisin” Demektir. THEODORE PARKER

    Deney
    ■ Deneyler, En İyi Öğretmenlerdir. Yalnız Okul Masrafları Biraz Çoktur. CARLYLE
    ■ Başkalarının Deneylerinden Yararlanmayı Bilecek Kadar Akıllı Kimse Var Mı Şu Dünyada.

    Diktatörlük
    ■ Nasıl Güneş Batmadan Akşam Olmazsa; Basının Elinden Özgürlüğü Alınmadan Da Diktatörlük Olmaz. COLTON
    ■ Bir Ulusu Tek Kişinin İdare Edebileceğine İnanırım, Şu Şartla: O Adam Ayaklarında Çizme, Elinde Kırbaç, O Ulus Sırtında Semerle Doğarsa.
    ALGERNON SİDNEY
    ■ İyi Bir Anayasa, En İyi Diktatörlükten Kat Kat İyidir. MACAULAY

    Dil
    ■ Kendi Dilini Tam Olarak Bilmeyen, Başka Dili De Öğrenemez. G. BERNARD SHAV
    ■ Kuşlar Ayaklarıyla, İnsanlar Dilleriyle Yakalanırlar. THOMAS FULLER
    ■ Dil Sürçeceğine Ayak Sürçsün Daha İyi. HERBERT
    ■ Dilsiz Olmak, Çok Söylemekten Yeğdir. TÜRK ATASÖZÜ

    Dilenciler
    ■ Ölü Bir İmparator Olmaktansa, Yaşayan Bir Dilenci Olmak Daha İyidir. LA FONTAİNE
    ■ Bir Dilenciyi At Sırtına Koy Da Bak, Nasıl Dört Nala Sürüyor. BURTON
    ■ Dilencilerin Seçmeye Hakkı Yoktur. BEAUMONT İLE FLETCHER

    Doktrinin
    ■ Doktrinin Derisi Soğukluktur, Ama İçi Tıka Basa Samanla Doludur. HENRY W.BEECHER DOSTST
    ■ Üç Gerçek Dost Vardır: Yaşlı Bir Eş, Yaşlı Bir Köpek, Hazır Para. FRANKLIN
    ■ Dostu Olmayanın Düşmanı Da Olmaz. TENNYSON

    Düşman
    ■ İnsanın En Büyük Düşmanı Kendisidir. CİCERO
    ■ Bir Tek Düşmanı Olan, Her Yerde Onunla Karşılaşır. EMERSON
    ■ Tanrı’ya Ettiğim Dua Pek Kısadır: ”Tanrım, Düşmanlarımı Gülünç Duruma Düşür. ”VOLTAİRE
    ■ Düşmanın Eline Kılıç Verilmez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanın Karınca Gibi İse Sen Onu Fil Gibi San. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanım Dost Olacağına, Düşman Olsun Daha İyi. BİAS
    ■ Uyuyan Köpeği Uyandırmaya Gelmez. ALLESSANDRO ALLEGRİ
    ■ Unutma Ki, Ağzında Bal Olan Arının Kuyruğunda Da İğnesi Vardır. LYLY

    Düşünce
    ■ Fikirler Cebir Ve Şiddetle, Top Ve Tüfekle Asla Öldürülemez. ATATÜRK
    ■ Büyük İşler Gibi, Büyük Düşüncelerinde Davula İhtiyaçları Yoktur. BAİLEY
    ■ Uyuyan Düşünce, Bir Daha Uyumaz. CARLYLE
    ■ Düşünceler İyi Ve Cesur Olanların Beyinlerinde, Kollarında Gelişmelidir; Yoksa Rüya Olmaktan İleri Gidemezler. EMERSON
    ■ Hiçbir Ordu, Zamanı Gelmiş Bir Düşünceye Karşı Koyamaz. VİCTOR HUGO
    ■ Düşüncelerini Değiştirmeyenler Sadece Aptallarla Ölülerdir. LOWELL
    ■ Düşünüyorum, Öyleyse Varım. DESCARTES
    ■ Düşünmeden Öğrenmek, Vakit Kaybetmektir. KONFİÇYUZ
    ■ Herkes Düşüncelerinde Yanılabilir. Ama Aptallar Bir Türlü Yanıldıklarını Anlayamazlar. CİCERO
    ■ Soylu Düşünceleri Olan Kişiler Yalnız Değildirler. SİR PHİLİP SİDNEY
    ■ Büyük Düşünceler, Yürekten Doğar. VAUVENARGUES
    ■ İnsan, Savaşmadığı Düşüncelerini Değiştiremez. THOMAS MANN
    ■ Düşünce Rüzgar, Bilgi, Yelken, İnsanlık Bir Kayığın Kendisidir. A.W.HARE
    ■ Ölümsüz Olarak Bildiğim Tek Şey, Düşüncedir. MEREDİTH
    ■ Acayip Şeyler, Acayip Düşüncelerden Doğar. SHELLEY
    ■ Düşüncelerle Karşılaşınca, Zayıflar Korkar, Aptallar Karşı Gelir, Akıllılar Karar Verir. J.ROLAND
    ■ Alçakgönüllü Yüreklerde Yaşayan Düşünceler, Yüksek Düşüncelerdir. MONTAİGNE

    Gece
    ■ Gecenin Kara Pelerini Herkesi Aynı Şekilde Örter. DU BARTAS
    ■ Sabah Yaklaştıkça, Gece Kararır. LONGFELLOW
    ■ Gece, Kadınlarla Yıldızları Güzel Gösterir. LORD BYRON
    ■ Gecenin Binlerce Gözü Vardır. W.BOURDİLLON

    Geçmiş
    ■ Geleceğin En İyi Peygamberi Geçmiştir. JOHN SHERMAN
    ■ Geçmişi Hatırlamayanlar, Onu Bir Kere Daha Yaşamak Zorunda Kalırlar. GEORGE SANTAYANA
    ■ Geçmiş, Bir Kova Külden Başka Bir Şey Değildir. CARL SANDBURG

    Gelecek
    ■ Dünyada Her Şey Yıkılsa Bile, Gelecek Yerinde Durur. BOVEE
    ■ Geleceği Hiç Düşünmem; Ansızın Geliverir. ALBERT EİNSTEİN
    ■ Bu Günü Görmek.Geleceği Görmekten Daha Kolaydır. FRANKLİN
    ■ Geleceği Satın Alabilecek Tek Şey, Bugündür. SAMUEL JOHNSON

    Gençlik
    ■ Geçlik, İnsanın Başına Hayatta Bir Kere Gelir. LONGFELLOW
    ■ Gençliğimizin Rüyalarından Ayrılmalıyız. SCHİLLER
    ■ Ne Kadar Uzun Yaşarsanız Yaşayın; İlk Yirmi Yıl Ömrünüzün En Uzun Yarısıdır. SOUTHEY
    ■ Gençlikte, Güzellikte Akıl Arama! HOMEROS

    Gözler
    ■ Gözler Kendilerine, Kulaklar Başkalarına İnanırlar. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ İnsan, Gözleri Kapalı Olduğu Zaman Da Görebilir. COLERİDGE
    ■ Bütün Mesele, Ruhları Görebilecek Gözler Edinmektir. LORD BYRON
    ■ Gözler İnsan Ruhunun Penceresidir. DU BARTAS

    Gözyaşları
    ■ Gözyaşları, Acının Sessiz Sözleridir. VOLTAİRE
    ■ Gözyaşları, İnsan Ruhuna Yağan Yaz Yağmurlarıdır. ALFRED AUSTİN
    ■ En Çabuk Kuruyan Şey, Gözyaşıdır. CİCERO

    Gurur
    ■ Gururla Zayıflık, İkiz Kardeştirler. LOWELL
    ■ Küçük İnsanların Büyük Gururları Vardır. VOLTAİRE
    ■ Bütün Büyük Yanlışlıkların Altında Gurur Yatar. RUSKIN
    Kadın
    ■ Bir Kadın Sevgisine Ulaşmak İçin Geçilen Yolların En Kısası”Acındırmak”Tır. B.I.FLETCHER
    ■ Kadını Güzel Yapan Tanrı; Sevimli Yapanda Şeytandır. VİCTOR HUGO
    ■ Kadınların Aşkları Suya Yazılmış İnançlarıda Kuma Çizilmiştir. AYTOUN
    ■ Kadınların Üzüntüsü Yaz Fırtınası Gibidir; Şiddetli Ama Kısa Olur. JOANNA BAİLLİE
    ■ Kadın İnsanın Gölgesi Gibidir; Kovalarsanız Kaçar, Kaçarsanız Kovalar. CHAMFORT
    ■ Erkekler, Kadınlara İstediklerini Söylerler; Kadınlar, Erkeklere İstediklerini Yaparlar. DE SEGUR
    ■ Kadınların Çoğu, Resimleri Kadar Genç Değildir.SİR MAX BEERBOHM
    ■ Kadınlar, Gururlarını Kurtaran Yalanlardan Hoşlanırlar. G.F.ATHERTON
    ■ Kadınların Ellerine Düşeceğine Kucaklarına Düş. BİERCE
    ■ Kadınların En Büyük Suçları Erkeklere Benzemek İstemeleridir. DE MAİSTRE
    ■ Kadının Namusunu Erkeklere Karşı Koruması, Ününü Kadınlara Karşı Korumasından Çok Daha Kolaydır. ROCHEBRUNE
    ■ Kadının Kötüsü Kadar Kötü, İyisi Kadar Da İyi Bir Yaratık Yoktur. EURİPİDES
    ■ Bir Kedinin Dokuz Canı, Bir Kadının Da Dokuz Kedi Kadar Canı Vardır. FULLER

    Kalem
    ■ Kalem, Kılıçtan Daha Güçlüdür. BULWER-LYTTON
    ■ Kalem, Acemi Avcıların Elinde Hedefini Şaşıran Bir Ok Da Olabilir. BARACCİO
    ■ Dünyayı Yönetenler Kalem, Mürekkep Ve Kağıttır. JAMES HOWELL

    Kan
    ■ Kan Dökenin Kanı Temiz Kalmaz. BARACCİO

    Kandırma
    ■ İnsanı Kendisi Kadar Kimse Kandıramaz.GREVİLLE

    Evlilik
    ■ Bütün Bildiklerini Karısına Söyleyen Koca, Az Şey Biliyor Demektir. THOMAS FULLER
    ■ Karılar; Gençlerin Sevgilisi, Orta Yaşlıların Arkadaşları, Yaşlılarında Dadısıdır. BACON
    ■ Kötü Kızdan İyi Karı Olmaz. FRANKLIN
    ■ Bütün Kocalar Aynıdır, Yüzleri Değişik Olmazsa Birbirinden Ayırt Edemezsiniz. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Sağır, İyi Bir Karıda Kör Olmalıdır. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Geceleyin İlk Uyuyan, Sabahleyin De Son Kalkan Kişi Olmamalıdır. BALZAC

    Komşu
    ■ Arkadaşsız Ederiz, Ama Komşusuz Edemeyiz. THOMAS FULLER
    ■ Komşunun Tarlası Daha Verimli, Komşunun Sütü Daha Çok Görünür. OVİDİUS

    Konuk
    ■ Misafir Misafiri İstemez; Ev Sahibi Hiçbirini İstemez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Hiçbir Konuk Üç Günden Fazla Çekilmez. PLAUTUS
    ■ Fırtınanın Kapınıza Attığı Konuklara İyi Davranın. HORATİUS

    Konuşmak
    ■ Konuşmak, Öğrenmeye Yol Açar; Ama Dehanın Okulu Yalnızlıktır. GİBBON
    ■ Sessizlik De Bir Çeşit Konuşma Sanatıdır. HAZZLİTT
    ■ İnsan Ne Kadar Az Düşünürse, O Kadar Çok Konuşur. MONTESQUIE
    ■ Her İnsanın Düşündüğünü Söylemeye, Her Dinleyenin De Ona Karşı Çıkmaya Hakkı Vardır. SAMUEL JOHSON
    ■ Söylediklerini Kabul Etmeyebilirim; Ama Söyleme Hakkını Ölünceye Kadar Desteklerim. VOLTAİRE
    ■ Konuşma, İnsanın Aklını Kullanma Sanatıdır. EFLATUN
    ■ Çok Konuştukça, Düşünce Ölür. HALİL CİBRAN

    Kötülük
    ■ Biri Sana Kötülük Ederse Unut, Ama Sen Birine Kötülük Edersen Hiç Unutma. HALİL CİBRAN
    ■ Kötü Olaylar, Kötü Sebeplerden Doğar. ARİSTOPHANES
    ■ Çamur Atma; Hedefini Şaşırır, Kirli Ellerinle Kalıverirsin. JOSEPH PARKER
    ■ Kötü Kazanabilir.Ama Üstün Gelemez. JOSEPH ROUX
    ■ Kötülüğün İçine Kolayca Girilir, Ama Güçlükle Çıkılır. MME.DE.MAİNTENON.
    ■ En Çok, Kendine Yapacağın Kötülüklerden Kork. PESTALLOZİ
    ■ Kimse Bir Birinden Kötü Olamaz. JUVENAL
    ■ Kötülükle Ancak Kötülük Uyuşabilir. LİVY

    Moda
    ■ Modadan Ayrılmayan Bir Kadın, Kendine Aşık Olmuş Bir Kadındır. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Moda Öyle Dayanılmaz, Öyle Çirkin Bir Şey Ki, Altı Ayda Bir Değiştirmek Zorunda Kalırız. O.WILDE

    Mutluluk
    ■ Bana Bir Mutluluk Söyleyin Ki, Acı Karşılığında Elde Edilmiş Olmasın. MARGERET OLİPHANT
    ■ Herkes Mutluluktan Bahseder, Ama Pek Az Kimse Bilir Onu. MME.JEANNE P.ROLAND.
    ■ Herkes Kendi Mutluluğunun Demircisidir. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ Talihli Olanların Horozları Bile Yumurtlamaya Başlar. RUS ATASÖZÜ
    ■ Mutluluk, Sağlamlığı Yaratır. C.W.CURTİS
    ■ Mutluluk, Paylaşılmak İçin Yaratılmıştır. CORNEİLLE
    ■ Mutluluk, Bizi Zorlayan Kadere Karşı Kazanılan Zaferlerin En Büyüğüdür. ALBERT CAMUS
    ■ İnsanlar İçin En İdeal Düzen, Onların Mutlu Olduğu Düzendir. ALBERT CAMUS
    ■ Başkalarının Mutluluğundan Kendine Pay Çıkaran İnsan, En Mutlu İnsandır. GEOTHE

    Namus
    ■ Namuslu Davranmak En İyi Siyasettir. CERVANTES
    ■ Namuslu Bir Adam, Tanrı’nın En Soylu Eseridir. ALEXANDER POPE

    Nükte
    ■ Keskin Nükteler De ,Keskin Bıçaklar Gibi Sık Sık Sahiplerinin Parmaklarını Keser. ARROWSMİTH
    ■ Nükte, Konuşmanın Yemeği Değil, Tuzudur. HAZZALİT
    ■ Bir Gram Nükte, Bir Kilo Acıya Bedeldir. RİCHARD BAXTER
    Öğrenmek
    ■ Herkes Öğrenmek İster; Kimsede Karşılığını Vermeye Kalkışmaz.JUVENAL
    ■ Öğrenmenin Üç Kaynağı Vardır; Çok Görmek, Çok Acı Çekmek, Çok Çalışmaktır. CATHERALL
    ■ İnsan, Kendi Yanlışlarından Çok Şey Öğrenebilir. FREUDE

    Öğüt
    ■ Verilen Öğütlerden Yalnız Akıllılar Yararlanır. SYRUS
    ■ Hiçbir Zaman Kimseye Savaşa Gitmeyi Ya Da Evlenmeyi Öğütleme. İSPANYOL ATASÖZÜ
    ■ Konuşacak Zamanı Bil; Krallara Öğüt Vermek Tehlikelerin En Büyüğüdür. HERRİCK
    ■ Sakın Bir Toplulukta Öğüt Vermeye Kalkma. ARAP ATASÖZÜ
    ■ Sersemler Bile Ara Sıra İyi Öğütler Verir. BOİLEAU
    ■ Ne Öğüt Verirsen Ver, Yalnız Kısa Olsun. HORİTUS
    ■ Öğüt, Geçer Akçelerin En Küçüğüdür. BİERCE
    ■ Aklı Az Olanın Verdiği Öğüt Çok Olur. BOİLEAU
    ■ En İyi Öğüdü Ancak Kendine Verebilirsin. CİCERO
    ■ En İyi Öğüt Verenler Kadınlardır. CELDERON
    ■ Salım Limanda Olanlar, Rahat Öğüt Verirler. SCHİLLER

    Övgü
    ■ Akıllı Erkeği Arkasından, Kadını Da Yüzüne Karşı Öv. GAL ATASÖZÜ
    ■ Bütün Seslerin En Tatlısı Övgüdür. KSENOPHON
    ■ Beni Daha Az Övseydin, Seni Daha Çok Överdim. LOUİS XIV

    Özür
    ■ Özür, Yalandan Daha Korkunç, Daha Kötüdür; Üstü Örtülmüş Bir Yalandır Çünkü. ALEXANDER POPE
    ■ Akıllı Bir Kimse, Hiçbir Zaman Özür Dilemek Zorunda Kalmaz. EMERSON

    Para
    ■ Para İyi Bir Uşak, Kötü Bir Efendidir. BACON
    ■ Paranın Değerini Öğrenmek İsterseniz, Borç Almaya Çalışın. FRANKLIN
    ■ Varlığında Bu Kadar Gururlandığın Paran, Senin Dcğumunu Değiştiremez Ki. HORATİUSUS
    ■ Para Konuşunca, Doğruluk Susar.

    Rus Atasözü
    ■ Para Arttıkça, Para Sevgisi De Artar.JUVENAL
    ■ Para Önden Gidip İnsana Bütün Yolları Açar. SHAKESPEARE
    ■ Çoğu Kötülüğün Başı, Para Sevgisidir. ANONİM

    Partiler
    ■ Ülkenin Yararlı Olan, Partisine De Yararlı Olur. R.B.HAYES
    ■ Siyasi Partiler Birbirini Kontrol Etmek İçin Kurulurlar. HENRY CLAY
    ■ Partiler, Düzenli Düşüncelerdir. DİSRAELİ

    Pazarlık
    ■ Pazarlık Etmek İçin, En Az İki Kişi Olması Gereklidir. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Kimsenin Kazançlı Olmadığı Pazarlık, Kötü Bir Pazarlıktır. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Az Samimiyet Tehlikeli, Çok Samimiyet De, Çok Tehlikelidir. OSCAR WİLDE
    ■ Samimiyetin Dili Yoktur. O, Gözlerden Anlaşılır. ATATÜRK
    ■ Samimiyeti Yitirmek, Gücünü Yitirmektir. BOVEE

    Sanat
    ■ Sanatsız Kalan Bir Milletin Hayat Damarlarından Biri Kopmuş Demektir. ATATÜRK
    ■ Sanat Ne Kadar Uzun Tanrım, Hayat Ne Kadar Kısa.! GOETHE
    ■ Sanatı Duyan İnsanlarla, Sanatı Anlayan İnsanlar Çoktur; Ama Sanatı Hem Duyan, Hem De Anlayan İnsan Pek Azdır . G.S. HİLARD
    ■ Sanatçıya İki Göz Yetmez. LAMARTINE
    ■ Sanatlar, Hürriyet Tarafından Emzirilince Büyürler. SCHİLLER
    ■ Sanatın Düşmanı Bilgisizliktir. BEN JOHNSON

    Savaş
    ■ Harp Zorunlu Ve Kaçınılmaz Olmalıdır. Milletin Hayatı Tehlikeyle Karşı Karşıya Kalmadıkça Harp Bir Cinayettir. ATATÜRK
    ■ Savaşta Bütün Gecikmeler Tehlikelidir. DRYDEN
    ■ Savaşı Bilmeyen, Barışı Da Bilmez. JAPON ATASÖZÜ
    ■ Savaş, Bulduğu Ülkeyi Bir Daha Bırakmaz. BURKE
    ■ Savaşta Yasalar Susar. CİCERO
    ■ Kötü Bir Barış, Savaştan Daha Berbattır. TACİTUS
    ■ Akıllılar Dövüşmeden Önce Kazanırlar, Cahiller Kazanmak İçin Dövüşürler. ZHUGE LİANG

    Sır
    ■ Başkaları Senin Sırrını Açıklamasını İstemiyorsan, Sen Kendi Sırrını Açıklama. SENACA
    ■ Bir İnsan Sarhoş Olunca Ya Da Aşık Olunca Sır Tutamaz. ANTİPHANES

    Siyaset
    ■ Her Siyasi Parti, Kendi Yalanını Yutarken Ölür. JOHN ARBUTHNOT
    ■ Bir Siyasetçi Gelecek Seçimi, Bir Devlet Adamı Gelecek Kuşağı Düşünür. JAMES F.CLARKE
    ■ Devlet Adamı Koyunu Kırpar; Siyasetçi Koyunun Derisini Yüzer. AUSTİN O’MALLEY
    ■ Çağdaş Siyasi Toplum, ”İnsanları Umutsuzluğa Düşürme Makinesi” Dir. ALBERT CAMUS
    ■ Muhalefetin Görevi, Muhalefet Etmektir. RANDOLPH CHURCHİLL
    ■ Siyasetle Ahlakı Ayıranlar, İkisine De Bir Şey Anlamamışlar Demektir. JOHN MORLEY

    Sonuç
    ■ Küçük Bir Kıvılcım, Yangına Sebep Olur. DANTE
    ■ Koca Selleri Meydana Getirenler, Küçük Dereciklerdir. SHAKESPEARE

    Süslenmek
    ■ Çok Süslenenlere Bakın; Hepside Gizlenmek İstiyordur. ARİSTO
    ■ Hiç Giyinmeyen Bir Güzel, En İyi Biçimde Giyinmiş Demektir. PHİNEAS FLETCHER
    ■ Aynaya Bakacağına, Üstündeki Elbiselere Bak. BARACCİO

    Şeref
    ■ Her Aşık, Şairdir. EFLATUN
    ■ Şairlerin Yalan Söylemek İçin Ehliyetleri Vardır. PLİNİUS
    ■ Şiir Şeytanın Şarabıdır. ST AUGUSTINE
    ■ Şiir, Güzelliğin Ülkesinde Yaşayan Gerçektir. GİLFİLLAN
    TARAFSIZLIK
    ■ Yürek Hiçbir Zaman Tarafsız Değildir. SHAFESBURY
    ■ Tarafsızlık, Bir İlke Olarak Sürüp Giderse, Zayıflık Olur. KOSSUTH
    ■ Tarafsızlık, Geri Tepen Bir Armağandır. BARACCİO

    Tarım
    ■ Gerçek Çiftçi, Ürününü Göremeyeceğini Bildiği Halde, Toprağını Eken Adamdır. CİCERO

    Tarih
    ■ Tarih, Olmayan Olayların, O Olayların Geçtiği Yerde Bulunmayan Kişiler Tarafından Yazılışıdır.
    ■ Tarih İnsanların, Düşlerin En Aydınlık Olanların Gerçekleştirmek İçin Giriştikleri Umutsuz Bir Çabadan Başka Bir Şey Değildir,ALBERT CAMUS

    Tartışma
    ■ Herkes Benim Düşünceme Katılırsa, Yanılmış Olmaktan Korkarım. OSCAR WILDE
    ■ Akıllılar, Sebepler Konusunda Tartışır; Aptallar Da Karar Verir. ANARCHASİS
    ■ Güçlü, Acı Kelimeler Zayıf Bir Sebebe Dayanır. VİCTOR HUGO
    ■ Sakın Sofrada Tartışmaya Kalkmayın; Nasıl Olsa Aç Olmayan Kazanacaktır. WHATELY
    ■ Tartışırken, Doğruluk Hep Kaybolur. SYRUS
    ■ Tartışmalarda Yapılan Benzetmeler, Aşkta Söylenen Şarkılara Benzerler. Hiçbir Şeyi Kanıtlamazlar. PRİOR

    Tutsaklık
    ■ Bir Tutsağın Boynuna Geçirdiğiniz Zincirin Öteki Ucu, Kendi Boynunuza Takılıverir. EMERSON
    ■ Bir Ulus; Yarısı Hür, Yarısı Tutsak Olursa Yaşayamaz. LİNCOLN
    ■ Zayıfların Haklarını Korumak İçin Konuşmayanlar, Tutsaklardır. LOWELL

    Ulus
    ■ Ulusların Çoğu Çocuklara Benzerler. Büyüdükçe Huylarını Değiştiremez Olursunuz. ROUSSEAU
    ■ İnsanlar Gibi Uluslar Da Deneylerle Güçlenirler. S.SMİLES
    ■ Bir Ulusun Değeri, O Ulusu Meydana Getiren Bireylerin Değeriyle Ölçülür. JOHN STUART MİLL

    Umut
    ■ Umut, Yoksulun Ekmeğidir. THALES
    ■ Hastalar İçin Hayat Oldukça, Umut Da Vardır. CİCERO
    ■ Umut Olmadan, Umut Edilen Ele Geçirilemez. LİESHERAK
    ■ Umut, Çalışkanların Rüyasıdır. PLİNİUS
    ■ Kadınların Umudu Gün Işığında Örülmüştür; Bir Gölge, Onları Karartır. GEORGE ELİOT
    ■ Umut,Genç Tutkuların Dadısıdır. BİCKERSTAFF

    Umutsuzluk
    ■ Yaşayanlar İçin Umut Her Zaman Vardır. Umutsuzluk, Ölüler İçindir. THEOKRİTOS
    ■ Umutsuzluk, Sersemlerin Elde Ettiği Bir Sonuçtur. DİSRAELİ

    Ülkü
    ■ Bir İnsanı Bulunduğu Mevkiyle Değil, Göz Koyduğu Mevkiyle Ölçmek Gerekir. TOLSTOY
    ■ Ülkü, Dünyayı Yaşatan Bir Güçtür. J.G. HOLLAND
    ■ Ülkülerimiz Bizden Daha Temizdirler. A.B. ALCOTT

    Ün
    ■ Öldükten Sonra Unutulmak İstemiyorsanız Ya Okumaya Değer Şeyler Yazın Yada Yazılmaya Değer Şeyler Yapın. FRANKLIN
    ■ Ansızın Yükseliveren Kişiler Pek Beğenilirler. Ama Toprağa Hızla Basın Bir Kere, Tozun, Samanların, Tüylerin Yükseldiğini Göreceksiniz. HARE

    Üzüntü
    ■ Zamanın Azaltamadığı, Yumuşatamadığı Üzüntü Yoktur. CİCERO
    ■ Üzüntü Bir İlaçtır. WİLLİAM COWPER
    ■ Ağır Bulutlar Gibi, Ağır Yüreklerde Sularını Akıtınca Rahatlarlar. RİVAROL

    Vermek
    ■ Malını Veren Az Vermiş Sayılır. İnsanın Kendisini Vermesi Gerekir. HALİL CİBRAN
    ■ Yalnız Verilene Bakma; Verene De Bak. SECENA
    ■ Büyük Armağan Veren, Büyük Armağan Umar. MARTİAL
    ■ Hediye Atın Dişlerine Bakılmaz. ST.JEROME

    Vicdan
    ■ Temiz Bir Vicdan Kadar Yumuşak Hiçbir Yastık Yoktur. FRANSIZ ATASÖZÜ
    ■ Kendi Yüreğinden Korktuğum Kadar Ne Papadan,Ne De Papazlardan Korkuyorum. LUTHER

    Yaş
    ■ En İyi Yananlar, Eski Odunlar; En Güvenilen Kimseler, Eski Dostlar; En Rahat Okunanlar Da,Eski Yazarlardır. BACON
    ■ Yirmi Yaşında Yakışıklı, Otuz Yaşında Güçlü, Kırk Yaşında Zengin, Elli Yaşında Akıllı Olmayan İnsan Hiçbir Zaman Yakışıklı, Güçlü, Zengin Ve Akıllı Olamaz. HERBERT
    ■ Yirmi Yaşında İstek, Otuz Yaşında Zeka, Kırk Yaşında Akıl Önemlidir. FRANKLIN
    ■ Çizgiler, Yüreklerimizde Değil, Yalnız Alınlarımızda Belirir. Çünkü İnsanın Ruhu Hiçbir Zaman Yaşlanmaz. JAMES A.GARFİELD
    ■ Gençlikte Günler Kısa, Yıllar Uzun; Yaşlılıkta Da Günler Uzun, Yıllar Kısadır. PANİN
    ■ İnsanın Kırk Yaşına Kadar Geçen Yılları Bir Kitap, Geri Kalan Yılları Da O Kitabın Eleştirmesidir. SCHOPENHAUER
    ■ Yaşlılar Her Şeye İnanırlar; Orta Yaşlılar Her Şeyden Kuşkulanırlar; Gençler De Her Şeyi Bilirler.
    ■ Herkesi Bıktırıncaya Kadar Yaşayan, Çok Yaşamış Demektir. H.GEOGE BOHN
    ■ Yaş Da Sevgi Gibidir; Saklanamaz. THOMAS DEKKER
    ■ Kalbin Yaşı Yoktur. EUGENE IONESCO
    ■ Eğlence, Gençlikte Günah, Yaşlılıkta Çılgınlıktır. SAMUEL DANİEL
    ■ Pek Az Kimse Yaşlanmasını Bilir. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Yaşlanmak İsteriz.Ama Yaşlılıktan Korkarız; Bu Hayatı Ne Kadar Sevip, Ölümden Nasıl Kaçmak İstediğimizi Gösterir. LA BRUYERE
    ■ Hiçbir Akıllı Adam, Daha Genç Olmayı İstememiştir. JONATHAN SWİFT
    ■ Yaşlanmadan Önce İyi Yaşamak; Yaşlandıktan Sonra Da İyi Ölmek İstedim. SENECA
    ■ Kimse, Yaşlı Bir Adam Kadar Sevemez. SOFOKLES
    ■ Yaşlılık Ölümden Çok Daha Korkunçtur. JUVENAL
    ■ Yaşlılar İçin, Öğretmenimin Zamanı Hiç Geçmez. AESKHYLOS
    ■ Kadınlarla Müziğin Yaşı Yoktur. GOLDSMİTH

    Yemek
    ■ İnsanın Kalbine Giden Yol, Midesinden Geçer. SARAH P .PARTON
    ■ Bana Ne Yediğini Söyle, Nasıl Bir Adam Olduğunu Söyleyeyim Sana. BRİLLAT SAVARİN
    ■ Yaşamak İçin Yemelisin, Yemek İçin Yaşamalısın. CİCERO

    Yemin
    ■ Yeminine Bakıp İnsana İnanma; İnsana Bakıp Yeminine İnan. AESKHYLOS
    ■ Çok Yalan Söyleyenin Ettiği Yemin De Çok Olur. ALFİERİ
    Yengi/Yenilgi
    ■Kendi Kendine Yenmek, Zaferlerin En Büyüğüdür. EFLATUN
    ■Yenilgi, Eğitimden Başka Bir Şey Değildir. WENDELL PHİLİPS
    ■Yenilgi, Bir Umutsuzluk Kaynağı Değil, Taze Bir Başlangıç Olmalıdır. SOUTH

    Yolculuk
    ■Başka Ülkeleri Ne Kadar Çok Görürsem, Kendi Ülkemi O Kadar Çok Severim. MME.DE STAEL
    ■Yolculuk Ederken Gözlerini Yanına Almayı Unutma. A.B. ALCOTT

    Yönetim
    ■İşin İçine Çok Aşçı Girdi Mi, Çorbanın Tadı Tuzu Kalmaz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Zaman
    ■Zamanı Sıkıştırmaya Kalkma; Hayatı Meydana Getiren Şey Zamandır. FRANKLİN
    ■Zaman, Tutsaklar İçin Yaratılmıştır. JOHN B.BUCKSTONE
    ■Vakitsiz Açan Gül, Tez Solar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zamanın Mahvetmeyeceği Bir Şey Yoktur. HORATİUS

    Zenginlik
    ■İnsanın Hayatını Düzenleyen Akıl Değil, Zenginliktir. CİCERO
    ■Yalnız Akıllar Zenginliklerini Kullanabilir. EURİPİDES
    ■Zenginin Malı, Züğürdün Çenesini Yorar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zenginlik İnsanı Ya Destekler Ya Da Yönetir. HORATİUS
    ■Hayat Kısadır.İnsan Zenginliğini Kullanmaya Ne Kadar Erken Başlarsa O Kadar İyidir. SAMUEL JOHNSON
    ■Zenginliğin Zevkleri Yoksulların Gözyaşlarıyla Satın Alınır. THOMAS FULLER
    ■Madem Ki Bu Zenginlikler Senin, Neden Öteki Dünyaya Götürmüyorsun? FRANKLİN
    ■Zengin Adamlarda Sağduyuya Pek Rastlanmaz. JUVENAL
    ■Yoksullara Pek Cömert Davranan Zenginlere Güvenme. PLAUTUS
    ■Dünyada Okuduğum En Güzel Kitap Nedir Diye Sordular. “Annem” Adlı Kitaptır Dedim A.LINCOLN.
  • Okuduğum ilk Saramago kitabıydı. İlk noktalama ve konuşma işaretleri olmayışından mütevellit uyum süreci yaşasam da keyifle okudum. Konusundan kısaca bahsedecek olursam şayet; Kırmızı ışıkta arabasıyla bekleyen bir adam beklenmedik bir anda kör olur.  Bu zor durumda ona yardım etmek istercesine yaklaşan kötü niyetli bir hırsız da bu beklenmeyen körlüğe yakalanır. Körlük ne ilginçtir ki bulaşıcı bir hal alarak talihsiz adamın iletişim kurduğu insanlara da bulaşır. Ardından tedavi amaçlı gittiği klinikte körlük doktorada bulaşır. Durum gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alıp hızla yayılırken ülke ve toplum çaresizce seyretmektedir. Panik hali herkesi etkisine almış ve bulaşıcı körlük hastalığından kurtulmak için çözüm aranmaktadır… Aslında Saramago kitapta körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmıştır. Anlatmak istediği çağımızda yaşanan toplumsal duyarsızlık ve bencilliktir. Liberal demokrasiyi eleştiren yazar, düzeni sağlamak adına kaos yaratıldığını belirtmiştir. Sistemi ve sistemin yarattığı yeni insan tipini kurguyla eleştirmektedir.
  • İnsan doğası hakkında kuşkucu olanlar ki bunların sayısı oldukça fazla olduğu gibi,böyleleri düşüncelerinde inatçıdırlar, önüne çıkan fırsatların, insanı ille de hırsız yapmadığı doğru olsa bile, hırsız olmasına çanak tuttuğu da gözardı edilemez, derler.Bize gelince, kör adam, hem gerçek, hem de sahte iyiliksever Samaralının kendisine son anda yaptığı ikinci öneriyi kabul etmiş olsaydı ki bu durumda iyilik yapma isteği ağır basabilirdi, yani karısı gelinceye kadar yanında kalmasına izin verseydi, kendisine bahşedilen güven duygusunun sağlayacağı ahlaki sorumluluğun etkisi, onun suça eğilimini dizginler, böylelikle de en sefil ruhlarda bile her zaman rastlayabileceğimiz parıltıyı ve soyluluğu yüzeye çıkarırdı, diye düşünmemize izin verilmesini rica ediyoruz.
    José Saramago
    Epub can 1999
  • Kör adama yardım teklif ettiğinde, sonradan arabayı
    çalan adamın, tam o anda, hiçbir art niyeti yoktu,
    hatta tam tersine, tek yaptığı, yücegönüllülük ve insan sevgisi
    denen duygulara itaat etmekti, ki bunlar, herkesin bildiği gibi,
    insanın en iyi iki özelliğidir, hatta bu duygulara, mesleğinde
    ilerleme umudu bulunmayan, yoksulun ihtiyaç içinde
    olmasından yararlanan gerçek işletme sahipleri tarafından
    sömürülen bizim basit araba hırsızınkinden
    çok daha taş kalpli suçlularda bile rastlandığı olur.

    Sonuçta, ne olursa olsun, kör bir adama önce yardım edip
    sonra arabasını çalmak ise can çekişen ve eli kolu tutmayan
    bir ihtiyarın mirasına göz dikerek onunla ilgilenmek
    arasında çok da büyük bir fark yoktur.

    Kör adamın evine yaklaşırken, kendiliğinden aklına gelivermişti bu,
    tıpkı, hani denir ya, herhangi bir önsezi nedeniyle değil,
    yalnızca karşısına biletçi çıktığı için piyango bileti almaya
    karar veren, ne yapacağı kestirilemeyen kaderin
    sunacağı şeye baştan razı olmuş biri gibiydi,
    ya eline bir şey geçerdi yada hiç bir şey...
    José Saramago
    Kırmızı Kedi