• SOLJENİTSİN’İN BATI’YA ÇAĞRISI İÇİN…

    Sinsiliğin, çıkarın, acının, açlığın, korkaklığın, bencilliğin, ikiyüzlülüğün, açgözlülüğün, sömürünün kol gezdiği bir dünya ve bu dünya önünde insan.

    İnsan, seyirci değildir, çünkü seyirci kalmak yaşamanın yerine geçmez Jaupers’in dediği gibi. Yazar da yaşadığının delilini, toplumunun içinde bulunduğu yanlışları ortaya koyarak, toplumu yanlışlardan kurtarmaya çalışarak gösterir.

    Yalnız, toplumlar içinde değil, toplumların ortak evrensel değerleri üzerindeki bulutların kaldırılmasına da çalışılmalıdır. Milletlerin bağımsızlığı da, savunulacak evrensel değerlerden biridir çağımızda.

    «Laos’ta, Çin’de, Angola’da özgürlük kayboldu. Müstebitler, gangsterler, kuklalar iktidara geldiler. Ve siz (Batı), pragmatik felsefe ile, ‘zarar yok, onları tanımak zorundayız’ diyorsunuz. Fakat, özgürlük bir bütündür. Ve insanların ona karşı bir ahlâkî tavır takınması gerekir.» (Yeniden Millî Mücadele, mart, 1976, s. s. 8.)

    Diyor, Soljenitsin.

    Burada ve diğer Batı’ya çağrılarında bir serzeniş var Batı’ya karşı. Bazı olaylar bilinse de, yaşandığında başka tepkilere yol açarlar. Bu yaşamakla bilmenin farkıdır, denilebilir. Karanlıklar içindeki bir sistemde ümit bulamayan yazarın, bütün vasıflarına rağmen bir şifa umudunu yönelttiği Batı’ya karşı serzenişi. Ya da uyarısı. Çünkü görünürde, ya da onun gözünde özlediklerini gerçekleştirecek, bir yeniden kuruluşu inşa edecek güçler ancak Batı’nın içinde bulunmaktadır.

    Fakat şu gerçeği de gözden ırak tutmamak gerekir. Her devirde, yanlışları, güçsüzlükleri ortaya çıkan, —en azından aydınlar planında ortaya çıkan— anlayışları sekteye uğratmak ve yeni bir kuruluşu gerçekleştirmek üzere inanmış ve denenmiş bir insan grubu her zaman bulunmuştur.

    Ancak, «ol» ve «öl» düsturuyla Mefisto ile masaya oturan Tanrı katında ebedîlik yerine gençliğin kalıcılığını seçen ihtiyar Faust; evrenin içinde çıkar yol bulamayan «abes» arayıcısı Camus ve insanı entellektüel bir muamma olarak tanımlayan Sartre’ın anlayışlarını barındıran Batı içinde Soljenitsin, rezilâne bir hayat yaşamaktansa ölmek yeğdir» (The Daily Teiegraph, 2 mart 1976, Soljenitsin’in BBC’de yaptığı konuşmadan.) sözüyle gerçekçi ve günümüzdeki yeni bir boyuttur.

    Yüzyılımızda Batı, bir hesap verme durumundadır. Asya ve Afrika’da varlığını sürdürmeye çalışırken, kendi aydınları tarafından da sorguya çekilmenin azabını yaşamaktadır. Pürüzsüz, sömürüsüz ne bir tarih anlayışı ne de bir insan anlayışı bulunmaktadır. Daha demokratik bir ortamda, eleştirilerini sürdürme imkânına sahip olan Soljenitsin, pürüzsüz, ürpermeden bakabileceği bir yakın tarihi bile bulamamanın sıkıntısını yaşamaktadır. Ne Sovyetler, ne diğerleri…

    Soljenitsin’in gerçeği arayışına, ve komünizm amaçlarını değil; ancak taktiklerini değiştirir temasından yola çıkarak Batı’yı uyarmasına biz de katılıyoruz. Vicdanın sesi vicdanlarda yankılanır gerçeğinin ışığında…

    Şöyle bağlayabiliriz:

    «Sıranın en önünde yürüyen «kayboldum» diye bağırıyorsa, bizim de muhakkak o noktaya kadar yürümemiz ve ancak ondan sonra yolumuzu değiştirmemiz gerekmez.» (A. Soljenitsin, a.g.e., s. 26.)
  • Askıya asmadan evvel mutlaka ceplerimi kontrol ediyorum. Asılınca içim boşalır bahanesinin arkasında duran korkaklığın sesi benimki. Bütünü görmeden sesleri birbirinden ayırt edemiyorum.Kırık camlar her tarafımı kanatıyor. Pürüzsüz bir zeminde yürümek nasıl olurdu acaba? Tüm kırılan camlar toplanırsa sesim arşive kalkar mı? Belki de
    kalkmaz.