Körmös

Körmös
@kormos888
"Öd teŋri aysar kişi oglı kop ölgeli törömiş.”
8/10
·112 syf.·
2026 1. kitabı
Bu kitabı okurken zaman geçmiyor, sıkışıyor. Sayfalar ilerledikçe saatler değil, nefes daralıyor. Zaman Girdabı, okuru bir hikâyenin içine alıp gezdirmiyor; tek bir anın içine kapatıp orada tutuyor. Artuç’un yaşadıkları bir yolculuk hissi verse de aslında baştan sona bir geri dönüş. Girdap başladığında alınan o ilk nefesle her şey yaşanıyor, sonunda verilen nefesle her şey aynı ana kilitleniyor. Roman, geçmişten geleceğe akan bir yapı kurmuyor; aynı anı defalarca farklı şekillerde yaşatan bir zaman algısı yaratıyor. Zaman burada düz bir çizgi gibi davranmıyor. Nedenler sonuçları doğurmuyor, sonuçlar nedenleri inşa ediyor. Artuç’un kaçtığını sandığı her adım, onu daha da merkeze çekiyor. Müdahale ettikçe zinciri tamamlıyor. Olan biten hiçbir şey tesadüf değil ama hiçbir şeyin de bir başlangıcı yok. Körmös, bir rehberden çok zamanın ağzı gibi duruyor. Söyledikleri bir uyarı değil, çoktan yaşanmış olanın yankısı. Onun varlığı Artuç’u kurtarmıyor, sadece döngünün farkına vardırıyor. Ama fark etmek de burada bir çıkış sunmuyor. Roman boyunca tekrar eden olaylar ve aynı sorular, okuru bilinçli biçimde huzursuz ediyor. Bu bir anlatım zaafı değil; zamanın kilitlenmiş hâli. Artuç’un özgür iradeye sahip olduğunu düşünmesi, kitabın en acı yanlarından biri. Seçimler var ama sonuçlar çoktan yazılmış. Zaman Girdabı okurunu rahatlatmaz. Açıklamaz. Teselli etmez. Zamanı anlamaya değil, zamanın altında kalmaya zorlar. Saatler burada ölçü birimi değil, bir baskı aracıdır. Bu bir macera romanı değil. Bu bir kurtuluş anlatısı hiç değil. Bu kitap bize şunu sorar: Eğer her şey bir nefesin içine sığıyorsa, yaşadıklarımız gerçekten bize mi ait? Bitirdiğinizde cevap değil, bir ağırlık kalır. Ve o ağırlık, uzun süre yerinden kalkmaz.
Zaman GirdabıFurkan Bartan · Kutlu Yayınevi · 20261 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Aklından binlerce soru geçiyor fakat herhangi birine cevap verebilecek kudreti kendisinde bulamıyordu.
Sayfa 13
Artık gölgesini kaybetmiş birisi kadar yalnızdı.
Sayfa 87
Düş Çıkmazı
10/10
·200 syf.·
2023 1. kitabı
Düş Çıkmazı okurdan sabır istemiyor, farkındalık talep ediyor. İlk sayfalarda bir aşk ve arayış hikâyesi okuyormuş hissine kapılıyorsunuz; fakat ilerledikçe metnin derdi ne aşk ne de klasik bir yolculuk anlatısı oluyor. Düş Çıkmazı, kendi kendini doğuran bir hikâye. Roman, Artuç’un okuduğu bir kitaba yönelttiği eleştiriyle başlıyor ve kitap bittiğinde fark ediyorsunuz ki eleştirilen karakter de, okunan kitap da yine bu kitap. Bu kırılma, metni doğrudan bootstrap paradoksunun içine yerleştiriyor. Ortada bir başlangıç yok. Bilgi, deneyim ve farkındalık dışarıdan gelmiyor; kendi kendini var ediyor. Artuç’un yaşadıkları, sebep olduğu şeylerin sonucu; sonuçlar ise yeni sebeplerin kaynağı. Usta karakteri bir rehber değil, Artuç’un gelecekte ulaştığı hâlin geçmişe sızmış bir yansıması gibi duruyor. Söyledikleri öğüt değil; çoktan yaşanmış bir sonucun kendine gönderdiği mesajlar. Bu yüzden bazı cümleler metin boyunca tekrar ediyor; çünkü bootstrap paradoksunda tekrar bir kusur değil, zorunluluktur. Zaman meselesi burada kilit nokta. Bu roman aynı zamanda Tolman paradoksuna göz kırpan bir yapı da kuruyor. Artuç’un rüyaları geleceğe ait bilgileri taşırken, bu bilgilere verdiği tepkiler geçmişini şekillendiriyor. Bildiği şeylerden kaçmaya çalıştıkça onları inşa ediyor. Müdahale ettikçe kaçınılmaz olana yaklaşıyor. Her bölümün rüyayla başlayıp uykuyla bitmesi, yaşam ve ölüm arasında sıkışmış bir döngü hissi yaratıyor. Rüyalar bilinç kayması değil; zamanın kendini dengeleme çabası gibi işliyor. Artuç’un aynı yerlere dönmesi, ilerleyememesi ya da sürekli aynı sorulara takılması bir tekrar değil; evrenin kapanmayan parantezi. Romanın en rahatsız edici ve en çarpıcı taraflarından biri ise Artuç’un bazı anlarda bir hikâyenin içinde olduğunun farkına varması. Kilitlendiği anlarda
Düş ÇıkmazıFurkan Bartan · Kutlu Yayınevi · 202311 okunma
En ağır yüküm bu, Nefes alabilmek. En ağır zulüm bu, Yazabilmek. -Körmös