• 303 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    İçinde bulunduğumuz koronavirüs döneminde Veba'yı okuması için herkese telkinde bulunasım var. Bu durum tabii ki temelsiz bir istek değil. Şimdi bunu temellendirmeye çalışacağım.

    Her ne kadar adı veba olsa da salgının yarattığı psikolojik durumlar ve insanların yaşayışları birçok salgın türleriyle ortak noktada buluşabiliyor. Umut, umutsuzluk; sessizlik, çığlıklar; ölüm, yaşama isteği; karantina, özgürlük istemi gibi diyalektik düşünceleri aynı bedende, aynı zihinde toplayabilen salgın hastalıklar, insan yaşamının ne yöne doğru yöneleceğini tamamen belirsizlikte bırakabilen toplumsal olaylar olarak karşımıza çıkıyor. Böyle anlarda belirsizlik bizi kuşatıyor ve Camus’nün de dediği gibi, “Hastalığa yakalanmamış olanlar bile onu içlerinde taşıyorlar.” (sf.119)

    Yaşadığımız bu süreçte her yerde Veba kitabının önerisini görmek isterdim, bunu kesinlikle hak ediyor. Ama bu durumun neden gerçekleşmediği yönündeki düşüncelerim, siyasî ve dinî sebeplerden ötürü olduğu yönünde. Bunları biraz irdeleyelim.

    Camus bize soruyor: “Tanrısız bir aziz olunabilir mi?” (sf. 252) Bu sorunun öncesine gidelim. Ana kahramanımız Rieux ve yardımcı karakterlerin birçoğu inançsız karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Ölüm, çocukların işkence görmesi ve genel olarak kötülük kavramı karakterlerimizin kafasını epey kurcalamaktadır. Hattâ Karamazov Kardeşler’den hatırlayabileceğimiz İvan karakterinin çocuklar ile ilgili söylediği bir sözün çok benzerini görüyoruz, “Sevgi deyince başka bir şey anlıyorum ben. Ve ölünceye kadar çocukların işkenceden geçtiği şu yaradılışı reddedeceğim.” (sf.217)

    Bir de olmazsa olmazımız olan, felaket anlarında ön plana çıkan dinî görevlilerimiz var. Veba kitabında bu görevi Rahip Paneloux karşılamaktadır. Vebanın insanların olumsuz davranışlardan ötürü Cezayir’in Oran kentine yayıldığını ve Tanrı’nın bir cezası olarak görülmesi gerektiği yönünde vaazda bulunur. Aynı zamanda Paneloux, bu durumun Tanrı’ya umut beslemek adına en verimli zaman olacağını düşünür. Kitabımızın inançsız karakterleri bu görüşü pek tabii reddedecektir. Rieux bu cezadan çocukların neden pay aldığını içten içe düşünür, bunu kabul edemez. Camus’ya göre acı da saçmalığın içerisindedir ve acı, çocuk, büyük, inançlı veya inançsız demeden herkesin karşılaşabileceği bir durumdur. Camus da kinayeli olmak üzere şöyle bir eleştiri getirecektir: “Marsilya vebasıyla ilgili olarak vakanüvis Mathieu Marais yardımsız ve umutsuz, cehennemin dibinde yaşamaktan yakınmıştı. Aman Tanrım! Mathieu Marais körmüş! Tersine, Rahip Paneloux herkese açık olan Tanrı’nın yardımını ve Hıristiyanlık umudunu hiç bugünler olduğu gibi yoğun hissetmemişti.” (sf.103)

    Şimdi biraz da tarihsel süreçlere bakalım: Kitabın yazıldığı tarih 1947. Yani II. Dünya Savaşı’nın üzerinden iki yıl geçmiş durumda. Fakat bu savaş insanların zihninden hâlâ sökülüp atılamamış, olumsuz şartlar altında insanların dayanışması defalarca gündeme getirilmiştir. Evet, Veba kitabı bir başkaldırı kitabıdır, dayanışmanın kitabıdır. Veba, II. Dünya Savaşı’ndaki insanların dayanışmasını anlatır, içinde bulundukları psikolojiyi anlatır, aslen Veba, II. Dünya Savaşı’na yönelik yazılmış bir romandır. Bu anlatım, salgın hastalık üzerinden metaforik bir şekilde zenginleştirilmiştir ve bence pek de güzel olmuştur.

    İnsanlar, vebaya yönelik olumlu giden bir haber aldıklarında ne yapacağını şaşırır ve eski yaşamını geriye getirmeye çalışır. Tam olarak koronavirüs sürecinde içinde bulunduğumuz durum değil mi acaba? Her yere saldırmaya başladık bile. Rieux, vebanın iyileşme sürecini kabul etse de, tamamen yok olduğunu düşünemez. Buradaki Rieux düşüncesi vebadan ziyade kötülük düşüncesine yönelik gibi gözüküyor. Dünyamızda iyiliğe yönelik birçok adım atılsa da perdenin arkasında kötülük eli bıçaklı bizi bekliyor. Tekrardan iyiliği deşmek ve insanların en sevinçli anında onların üzerine kara bulut gibi çökmek istiyor.

    Yine de pes etmez Rieux, başkaldırmayı sürdürür ve başkaldırısını şöyle süsler: “Benim nefret ettiğim ölüm ve kötülük; bunu iyi biliyorsunuz. Ve siz isteseniz de istemeseniz de, bunlara katlanmak ve bunlarla savaşmak için birlikteyiz.” (sf.218)

    Başkaldıran İnsan adlı denemesinde “Başkaldırıyoruz, öyleyse varız” der Camus. “Varız” hep birlikte varız, dayanışma hâlinde mücadele içindeyiz, ölüme ve kötülüğe karşı. Sonuç ne olursa olsun, ‘istesek de istemesek’ de mücadele etmek zorundayız, yaşayabilmek için.

    Kitabı oldukça beğendiğimi ve bazı noktalarda soluksuz, pürdikkat okuduğumu da belirtmeliyim. İncelemeyi okuduğunuz için de ayrı bir teşekkür ediyorum, umarım size de faydalı olmuştur. Keyifli okumalar :)