• Etrafımızda, bahçesindeki koyun kesildiği için Depresyona giren çocuklar maalesef ailelerinin aşırı korumacı tavırları yüzünden tabiata, yaşama ve ölüme yabancılaştırdığımız çocuklardır. Onları gayet doğal bir süreç olan kayıp, ölüm ve fanilik gibi konulardan uzak tuttukça çocuklarımıza iyilik ettiğimizi sanıyoruz ama maalesef hayatlarında baş etmeleri gereken en büyük gerginlik ve korku kaynağı olabilecek ölüm fikrine hazırlanmalarına engel olarak onları gayet hazırlıksız bir şekilde bakabiliyoruz. Ölümü anlamadan yaşamı, anlamı ve aşkı anlamak mümkün değildir.
  • Tahammülsüzlüğümüz, çocukluktan gelen aşırı korumacı tutum ya da yıkıcı eleştirel tutumdan kaynaklanır.
    Serhat Yabancı
    Sayfa 112 - Avrupa Yakası Yayıncılık
  • Zannedildiği gibi erkekler yumuşak kadınları ezmezler; çünkü erkekler merhametli ve korumacı yaratılmışlardır. Tam aksi, erkekler sert kadınları ezmeye çalışırlar; çünkü sert kadınlarla erkeksi bir mücadeleye girerler, rekabet ederler ve kadın bunun sonunda genellikle ezilir.
  • Sevdiğin kişilerin
    hata yapmasını seyretmek kolay değildir.Ama zaman zaman yapılması
    gereken budur ki onlar kendi derslerini öğrenebilsinler. Dersler
    kolay yoldan da öğrenilebilir, ama zor yoldan öğrenildiklerinde bir
    daha asla unutulmazlar. Bu yüzden, asla aşırı korumacı olma;
    bakmakla yükümlü olduğun kişilerin üzerinden, ki onlar kaç yaşında
    olursa olsunlar, kim olursa olsunlar, ellerini çekmeyi öğren.
    Onların kendi sorumluluklarını üstlenmelerine izin ver.
  • Günün birinde korumacı bir baba olacağımı biliyordum. Çocuklarım onları umursadığımı bilecekti.
  • Fantastik altkültürün her noktasını tatmaya çalışan bir okuyucu olarak uzun bir zamandır listemde olan ''Rüzgarın Adı''nı bir türlü okuyamamıştım. En önemli sebebi ise son kitabının çıkmasını beklememdi. Üçüncü de çıksın hepsini okurum derken artık daha fazla beklemedim ve ilk kitabı elime aldım. Ne yalan söyleyeyim gözüm korktu önce. 700 küsür sayfa... Şahsen fantazyada yüksek edebi değerden daha çok kurgu ve hikaye arıyorum. Bu yüzden kelime sayısı artsın diye uzatıldığını düşünmüştüm eserin, okurken zorlanacağımı zannetmiştim ancak 250 bin kelimede bir tane gereksiz yer yoktu. Yazar kitabı için ''uzun ama kısa ve öz'' diyor. Kesinlikle çok doğru. Uzun ama boşa çevrilen sayfa yok. Tam anlamıyla ''yağ gibi akan'' bir kitap.

    Kitaba başlamamın en önemli sebebi ise takip ettiğim site ve kişilerin bu eserden ''yazılmış en iyi fantastik edebiyat kitabı'' olarak bahsetmeleri. Bir değil iki değil pek çok yerden duydum bunu. Fantazya gibi takipçisinin aslında gelenekçi ve aşırı korumacı davrandığı bir türde Tolkien gibi bir isim varken G.R.R. Martin zirve yapmışken bir yazarın ilk kitabı için herkesin böyle konuşması beni çok heyecanlandırdı. Kitap için bu kadar iddialı bir cümle kuracak yeterliliğe sahip birisi değilim ama Kvothe'nin hikayesi muhteşemdi! Ve bu 700 sayfa sadece olayların temeli, daha hiçbir şey tatmadık!

    Bu evrende beni etkileyen en önemli noktalar ise para, çaresizlik ve bir kahramanlık hikayesi olmaması.
    Kvothe'nin dayak yiyen bir çocuğu kurtarabileceği halde korkudan pusup sindiği bir öykü. Kvothe bir kahraman değil, bir insan.

    Parasızlığını onunla beraber yaşıyoruz. Bir crpg oynar gibi ınventoryimi kontrol ediyordum sanki sayfalarda. Kvothe'nin şu kadar parası kaldı, gömleği yırtıldı gömlek almalı, ayakkabı ihtiyacı var, şu tarihe kadar şu kadar para bulmalı yoksa başına şunlar gelecek, acıktı ne yiyecek, lavtasına repair yaralarına pot lazım... Sanki birisi bir oyunda Kvothe'yi oynuyor da biz onu izliyoruz gibi hep bu ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını düşünmek çok zevkli ve ince hesaplanmış bir şeydi.

    Kitabın içeriğinden bahsetmekten ziyade hissettiklerimi anlatmaya çalıştım çünkü kitabı okumaya niyetiniz var da buraya bakıyorsanız içerik hakkında hiçbir şey aramanıza gerek yok. Hemen edinip okuyun. Bu yüzden şunu da eklemeliyim kitap bittiği an bir duraksadım. Yukarıda dediğim gibi bu sadece başlangıç hiçbir şeyi öğrenemedik daha. Bu Bast nereden, nasıl geldi. Denna kim? Düşmanlarını yenmek için naısl bir yol izleyecek, şimdi ne yapacak? Bu efsanevi ününü nasıl edindi... Hiçbir şeyi anlatmıyor aslında kitap. Bugün kitabı bitirdim. Normalde internet üzerinden sipariş verir gelmesini beklerdim uygun fiyatlı olması için fakat yarın gidip satın alacağım. Kargo beklerken ben çoktan 1000 sayfayı aşan o kitabı bitirmiş olurum.

    Son eklemem ise kitabın kapağına. ABD dahil bence kitabın en iyi kapak tasarımı Türkiye'de. Diğer kapaklar berbat. Withcer kitaplarında da böyleydi. Kapakta Kvothe'nin ufka doğru bakan bize sırtı dönük resminden bile bizi başka bir yere götürdüğü belli olmuyor mu?
  • Cem KalenderKayıp Gergedanlar

    Üç koldan ilerleyen,psikolojik bir kitap.Maraş katliamının odağında,tüm ailesini bu katliamda kaybetmiş Suna’nın veteriner eşi ve dört çocuğuyla geldiği kasabada ki yaşamı,eşi Sümer Bey’in kayıp çobanı ve kayıp gergedanları bulma çabası.
    Suna çocuklarını tüm kötülüklerden korumak adına kendince bir düzen yaratıyor,okuma yazmayı kendi öğretiyor,hiç kimseyle görüştürmüyor çocuklar öyle ki ev dışardan görünmesin diye bahçe duvarlarını daha da yükseltecek kadar da korumacı.Maraş katliamının ele alınması ve katliam sahnelerinin dehşeti,acımasızlığı okurken canımı öyle böyle acıtmadı.

    Çünkü kendilerine üzecek yanlışlar yapıyorlar. Birbirlerini öldürüp sonrada yas tutuyorlar. Ölenin, gidenin, kaybolanın yasını tutuyorlar. Birbirlerinin dillerini zehirliyorlar. Dillerindeki zehirle konuşuyorlar, konuştukça daha çok zehirleniyorlar. Dil, insanı zehirliyor, acı çektiriyor, insana doğru dürüst bir kimlik, kişilik kazandırmıyor, mikrop gibi insandan insana yayılıyor. Herkes aynı sözcüklerle anlaşıyor, aynı sözcükleri kullanıyor. Bu sözcükler virüs yayıyor. Mikroplar, virüsler nasıl kimseye ait değil; herkese zarar veriyorsa dil de kimseye ait olmadığı için herkese zarar veriyor. Dil, kimseye özel değil çocuklar, herkese yabancı insanı kendine yabancılaştırıyor, İnsanın kendini tanımasını zorlaştırıyor, insanı doğasından uzaklaştırıyor. İnsan hep dilin gerilimine yalanına maruz kalıyor. Düşünün bir çok insan birbirine sevdiklerini söylüyor ama gerçek manada kimse kimseyi sevmiyor.