• La casa de papel
    Öncelikle diziyi izlemeden önce elime kalem ve kagit alarak izlemeye başladım dikkatimi çeken kısımları diziyi izlerken araştırdım ve arastirirken dizinin daha önce gercek hayatta esinlendiğini gördüm . bir çok kişinin yok şöyle mantık hatası var yok böyle olabilirmi demelerine bakmayın bi sefer sinemaseverlere dedigim gibi dünyanın en büyük soygunun Türkiyede yapıldığını hatırlatmak isterim bilmeyen arkadaşlar çoktur bu soygunu La Casa De Papel, sürükleyiciliği konuyu kısa kesip uzatmadan bitirmesiyle çok başarılı bir çalışma olmuş.Filmde mantık hataları arayan arkadaşlar alttaki BU KISMI DİKKATLİ OKUYUN Bu Dizide Mantık Hataları Var Diyen Sinemaseverler 07.07.2008 13:17 Türkiye Ankarada Yapılmış milyar dolarlık kasa soygunuyla yani Dünya üzerindeki Bu kadar yapılmış en büyük soygunla kıyaslasınlar aradan geçen 10 yıla rağmen bazı kaynaklarca milyar doları bulduğu söylenen bu soyguna dair en ufak bir şüpheli yada ip ucuna rastlanamadı SOYGUN OLAYI ŞÖYLE OLDU ANKARA’nın Balgat semtinde bir banka şubesindeki kiralık müşteri kasaları,şehrin göbeğinde yer altından 500 metrelik tünel kazılıp bankaya girilerek boşaltıldı. Olayın duyulmasının ardından bankaya gelen polis ekipleri, bir türlü tünelin dışarıya çıkışını bulamadı. Bunun üzerine soyguncuların tünele nereden girdiklerinin belirlenmesi için iş makinalarıyla banka etrafında günler süren kazı çalışması yapıldı. Bankanın arka tarafındaki arazide yapılan kazı çalışmaları sonucunda bulunan tünel akıllara durgunluk verdi. Soyguncuların maden işçileri gibi aylarca çalışarak yaklaşık 500 metrelik tünel kazıp banka şubesine girdikleri belirlendi. Polis yetkilileri, bu tünelin ancak 4.5- 5 aylık bir çalışma sonucu kazılabileceğini açıkladı. Ankara emniyet müdürü olay yerinde yaptığı açıklamada çok büyük şaşkınlık yaşadıklarını belireterek, “Böyle birşeyi ancak filmlerde olur sanıyorduk, ancak şimdi gerçeğini gördük” dedi. 13 KASADAN 11’Nİ BOŞALTMIŞLAR Soyguncuların aralarında isimleri açıklanamayan Millet Vekillerinin Devlet Bakanların ve Türkiyenin en büyük iş adamlarınında bulunduğu banka müşterilere ait kiralık 13 kasadan 11’ni açarak içini boşaltıkları belirlendi. Soyguncuların çaldıkları değerli eşya ve para miktarı henüz belirlenmezken, 2 kasanın açılmaması dikkat çekti. Soygunun duyulmasının ardından da kasa kiralayanlar bankaya çağrılarak bilgilerine başvuruldu dizide profesörün kapitalist sisteme başkaldırısını görüyoruz. avrupa merkez bankasının nakit akışına yapılan eleştiri bunun güzel örneği. yine düzene başkaldıran bir ekip için salvador dali maskesi seçilmesi de boşuna değil. dali yaşadığı dönemin tüm tabularına başkaldırmış aykırı bir adam. dali maskesi de düzene başkaldırıyı simgelemiş. kırmızı tulumlar ve berlin karakterinin konuşmaları yoldaş lenin çizgisinden komünizmi simgeliyor. stockholm sendromu, narsizm gibi psikolojik konulara değinilmesi de güzeldi. dbu dizinin gerçekten öylesine bir dizi olduğunu düşünmüyorum derin mesajlar veren bir dizi bence şöyle ki: öncelikle dali maskerlerinden başlamak istiyorum. dali maskeleri öylesine seçilmiş tarzda maskeler değil. Dali toplum olusturdugu ahlak kurallarına ve genel geçer fikirlere aykırı bir insandır. maskelerde bu aykırılığı temsil ediyor. kırmızı tulumlar sosyalizmi temsil ediyor. darphane ve polisler kapitalizmi temsil ediyor. kapitalizmde para her şeyi belirler statünü, gücünü, sevilip sevilmeyecegini ve en önemlisi ahlakı bile para belirler. paraya dokunduğun an onu senden geri almak isterler, paraya dokunduğunda canın zerre önemi kalmaz ve silahlar konuşur. biraz da karakter analizi.. profesör: bilim ve hesapciligi sembolize ediyor. sonuçta bilim ve hesap yapabilmek her sorunun üstesinden gelmeyi başarabiliyor ama o da duygularına esir oluyor berlin: kontrolcülüğü ve gücü temsil ediyor. (ki kendisi bence en kaliteli 2. karakterdi çünkü 1.el profesör) denver: merhamet ve saflıgı moskova: koruyuculuğu nairobi: sevgiyi rio: masumluğu tokyo: aslında tokyo için karışık duygular içerisindeyim bencillik mı desem korumacı mı pek bilemedim helsinki ve oslo hakkında bir görüşün yok çünkü onlarda karakter derinliği yok
  • Devlet memuru anne babanın ve üç kızının güzel bir kurgu, sade bir dil ile anlatıldığı sıcak ve samimi bir aile romanı. Türk usulü bir kurgu çünkü sadece çekirdek aile değil; halalar, dünürler, damatlar, komşular da aileye katılarak anlatılıyor. Bir annenin çocuklar üzerindeki baskısının, korumacı tutumunun nelere yol açtığını okuyoruz. Yanlız karakterler
    anlatılmıyor, harika bir Ayvalık turu yaptırıyor bize İclal Aydın.
    Yabancı ve yerli yazarların duygusal durumları anlatışı o kadar farklı ki yazarını bilmeden okusaydım yazanın Türk olduğunu tahmin ederdim. Bizler acıları da sevinçleri de çok yoğun yaşıyor ve coşkulu anlatıyoruz.
    Zaman zaman uzun dialogları ve detaylı anlatımları hızlı geçtim. Daha az sayfa olabilirmiş gibi geldi roman. İkibuçuk saat süren yerli dizi senaryosu gibi uzatılmış bölümler vardı.
  • İnsan... Doğmak... Yaşamak... Ve o son noktayı koyan ölüm.

    Kabullenmek ne kadar güç olsa da bizim dünya ritüelimiz belli. Doğmak için yaratılıp biçimlendiriliyoruz Yüce bir kudret tarafından. 9 ay gibi süreçte korumacı bir bedende sefahatteyiz. O süreç bitip dünya denen ıstırap sahnesine düştüğümüzde ise rollerimiz belirleniyor.

    Dökeceğimiz gözyaşı için de şu şişe senin ya da şu kova senin deniyor.

    Neden bu sözleri diyorum, emin değilim. Ancak öyle bir kitap okudum ki kafama dank eden düşünceler oldu.

    Gelin dostlar, kendimizi kandırmayalım. Hepimiz bir gün öleceğimizi düşündük, değil mi? Evet, düşündük. O yüzden bırakın an'ı yaşayalım. Anın tadını çıkarıp bu ıstırap dünyasına gözyaşı şişelerinden ziyade tebessüm kelebekleri uçuralım.

    Nasıl doğmak ve yaşamak insan içinse ölmek de insan için. Fakat ölmenin biçimleri ve sebepleri var. Sonuç ise yine stabil.

    Çaresi olan hastalıklar, tedavisi olmayan hastalıklar, kazalar vb. Hepsinin sonu yine de ölüm. Kabul edelim.

    Aya Kito'nun başına gelen de doğmak, yaşamak ve ölmekti aslında. Tek fark ölüm faktörünün nasıl geldiği ve nasıl oluştuğu.

    Tedavisi olmayan bir hastalık; Beyincik Dejenerasyonu. Henüz genç bir kızın hayatının nasıl karardığını okudum. Ölüme nasıl kavuştuğunu izledim. Gerçek hayatta meydana gelen bu trajik hayat yaşantısı edebiyata ve sinemaya da yansıtılıyor.

    Amansız bir hastalıkla mücadeleyi ve insan gücünü idrak etmek isterseniz okuyabilirsiniz. Anılarından ve hastalık sürecinden oluşan bu kitabı iyi ki okudum diyorum. Çünkü yaşamak ve ölmek anlamlandı. Doğmak ise epey külfetli.
  • Ama Vahşi Doğa, Vahşi Doğa’dır. Annelik de anneliktir; ve ister Vahşi Doğa’da ister başka yerde olsun son derece korumacı bir görevdir.
  • Vatandaş hiçbir şeyin farkında değildi. Kimsede, Türkiye Almanların veya Müttefiklerin yanında savaşa sürüklendiği takdirde, başlarına gelebilecek felaketin büyüklüğünü ölçebilecek bilinç yoktu, inönü'nün, Dışişleri mensuplarıyla el ele, nasıl ince, keskin bir bıçağın sırtında yürümeye çalıştığını nereden bilsinlerdi.

    Halkı paniğe sevk etmemek, zaten sıkıntıdan bunalmış milleti büsbütün zıvanadan çıkartmamak için, elinden geleni yapıyordu hükümet. Ama acaba hangisi daha iyiydi, gerçekleri olduğu gibi açıklamak ve olacakları göğüslemek mi, yoksa yavrularını üzmemek için korumacı bir tavırla onlardan kötü haberleri saklayan baba rolünü üstlenmek mi? Karar veremiyordu Macit.
  • Ebeveynin içine düştüğü en önemli hatalardan biri de fazla korumacı olmasıdır. Risk almaktan fala korkmayıp çocuklarımızı hem tehlikelerden korumak hem başarısızlıklarını azaltmak hem de kapasitelerini ölçmek için mümkün olduğunca özgürlük tanımalıyız onlara. Bu ayarı da tamamen çocuğu en yakından tanıyan aileye düşüyor.