• İnsan soyu güçlü, insan soyu saygıdeğer bir soy. Bunu insanı salt övmek için, yalnız
    övülmesi gerektiği için söylemiyorum. Yaptığı işleri, mağaradan atoma gelişini göz önüne getirip içimden insan soyunu kutsamak geçiyor. İnsanların bu yaptıkları çok önemli. Bir de bu güçlü insan soyunu yereceğimiz yerler çok. Başarılması en kolay işi en geriye bırakmış. Atom yapmış da, göklerin ötesini aşmış da, kendi sorunlarını çözümleyememiş. Açlığın, sömürmenin, tutsaklığın, insanı aşağılatan işlerin önüne geçmemiş daha. Asıl adaleti bulamamış.
  • 256 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Kültürel tarih matbaanın icadına kadar sözlü; matbaanın icadından 2. Dünya Savaşı’na kadar yazılı ve 2. Dünya Savaşı’ndan 1960’lara kadar 2. Sözlü; 1960 ile günümüz ise görsel çağdır. Yazarın ağır eleştirisine hedef olan sanat ve sanatçılar kitapta bol bol geçmektedir. Bulunduğu döneme sıkça atıfta bulunmasına rağmen; ağır eleştirilerde yapmaktadır. Mevcut düzende ve günümüzde “iyi kadın” film ve kitap konusu olmaz. Eğer ki Nobel Ödülü ile de taçlandırmak istiyorsan eserini “aykırı” ve “öteki” olmak zorundasınız. Afrika’da ırkçılık ve kahrolsun İslam tutar ve Nobel aldırır; Türkiye’de Kürt Meselesi Nobel aldırır ve hatta sinemaya uyarlayın Oscar’ınız dahi garanti. Yok mu böyle eserler elbette var. Bknz; V. S. Naipaul hem Nobel hem de Oscar; konu ise ırkçılık ve din...

    Keza Almanya’da ya da farklı Avrupa ülkelerinde de durum budur. Örneğin; İspanya ve amacınız Nobel ise yapmanız gereken tek şey “Özgür Katalonya” demenizdir. Bakın 2000 yılı ve sonrası Nobellerine hepsi ülkesi ile sorun yaşayan tipler ve hatta ülkelerine dahi giremiyorlar. Neymiş kısas peki; “aykırı” ve “öteki.” Bu eserler bir daha asla bu şekilde kaleme alınamayacaktır. Gerek buna dönem izin vermeyecektir, gerekse kültür. Ancak değerli midir bu tartışılır. Kısacası 1987’den sonra alınan Nobel Ödüllerine itibar pek etmeyin.

    “Susmak iyi bir silahtır.” (Alıntı #41994235 )

    Politik durumlar, mezhep çatışmaları, Alman savaşları ve “böyle bir dünyaya çocuk getirmek” saçmalığı Nobel’in istediği kriterlerdir. Çünkü “Yıkmayan Şeye Ödül Vermezler.” Ve Böll... Önemlidir çünkü dönemin kültürel kaynakçası niteliğinde bir kitaptır.

    Karakterimiz Hans Schnier içten bir hedonisttir. Ancak sürdüğü yaşam bunu gölgeliyor. Kendi zamanına kin kusan bir hali var ve çoğu yerde anakronik anlatımla geçmişe çok dem vurarak özlem duyuyor... Ve maskelerin ardına sığınan yüzlerin kendisi de dâhil kahrını hissettiriyor. Bknz; Papa'yı kandıran Marie gibi... Hastalıklı âşık kurgusu dönemin yaşam tarzına, din ve mezhep, hatta Roma’da bulunan Papa’ya dahi bir serzeniştir. Kendisini Protestan ilan etse de belli bir yerden sonra dinsizliği ile karşılaşıyoruz. Katolik toplumuna ve derneklerine olan güvensizliğini her vakit dile getiriyor; ancak şunu da çok iyi biliyor ki din konjonktüreldir; satılır ve alınır.

    “...insanoğlunun varlığının kökten yalnızlığı, gerçekte kendisinden başka şey bulunmamasından değildir. Tam tersine: Kendisinden başka koskoca bir evren vardır, tüm içindekilerle birlikte. Yani sonsuz şeyler vardır, ama onların ortasında İnsan, kökten gerçekliğinde, yalnızdır, onlarla yapayalnızdır ve o şeylerin arasında diğer insan varlıkları da olduğuna göre, onlarla birlikte yalnızdır.” (Alıntı başka bir kitaptandır. #37114930 )

    Buna en iyi alıntı aslında Halil Cibran'dan gelir "Neşeniz, maskesini çıkarmış kederlerinizdir" - #29564070 - ve devamında ise Fransız yazar, yönetmen ve senarist olan Romain Gray'in "rol yapmazsanız; asosyal, uyumsuz ve sinir hastası damgası yersiniz" sözü kitabı çok iyi bir şekilde özetliyor. Aykırı kişiliği olan bireylerin toplumlardan soyutlanması ve kendine yer edinememesidir asıl konu.

    Kitabım Can Yayınları’ndan 4. baskı. Çevirmeni Ahmet Arpad ve gayet başarılı bir çeviridir. Anlamayacağınız ya da kitabı değersizleştirecek bir kusur yoktur. Tek problem 2018 basım kitaplarda karşılaştığım kitap sayfalarının incelmesi olayı bu kitapta da mevcuttur. Özellikle bazı anlar kitabı eğip bükerken gırç etmesi inanın duymak istemeyeceğim bir iç titretme sesidir. Kitap kısa bir yazar ve çevirmen hayatı sunuşuyla başlıyor. Hemen ardından kurguya “Bonn’a vardığımda hava kararmıştı,” cümlesiyle kurguya girip; her sayfasında dramı, yalnızlığı, yıkımı hissettirdikten sonra yazarın yıllar sonra yaptığı üç sayfalık son söz ile kitap bitiyor.

    “Orospu ve evli kadınlardan başka, iyi kalpli kadınlar da vardır. Fakat onları pek göstermezler filmlerde.” #42063007 )

    “Eğer içinde yaşadığımız zamana bir ad vermek gerekirse, bence "orospuluk dönemi" demek doğru olur.” (Alıntı #42123091 )

    Yukarıdaki altında ise o dönemin sanatsal yaşam tarzına ve burjuvaziye bu denli iki söz söylenmiş ise şimdinin görsel kültürüne ve hatta sosyal medyasına ne tür ithamlarda bulunurdu inanın merak etmekteyim. En kötü seçenek olarak sanırım “mahremiyetin ifşası” yaftasını yapıştırırdı.

    Sözün özü; benim için meraklısı için gerekli; sade, sakin veya durağan bir kitaptı. Ancak dönemin çok iyi kurgusunu yaptığı için kesinlikle değeri sonuna kadar hak ettiğine inandığım bir eserdir. Bazen sıkıldığım anlarda oldu ancak bazı yerlerde ise kesinlikle kendisini coşkuyla okutturdu. Kitap okunulası ve tavsiye edilesi. Kitabı beraber okumaktan onur duyduğum: Değerli Mustafa A. abime sonsuz teşekkür ederim.

    Sevgi ile kalın.

    Ayrıca Sözlü ve Yazılı Kültür bu kitabı da okumanızı tavsiye ederim.