Ölenlerin yerine hemen yedekler girer oyuna. The match must go on! Kovanda gözünü dünyaya açan küçük arı, yaşamın her döneminde değişik görevler üstlenir. Önceleri süt-arısı olarak, peteklerin üzerinde düşe kalka emekler. İlerleyen günlerde hemen kovan temizliğinden ve imparatorluğun derli topluluğundan sorumlu olduğunun bilincine erer ve nihayet yirmibir gün sonunda kovandan uçar ve al çiçekten mor çiçeğe dolanarak, topladığı balını, getirip petekteki yerine bırakır. Şu baldan bir çimdik de ben yiyeyim, demez. Ve bu kutsal görevini ölene dek sürdürür.
Vinteuil’ün cümleciği
Hatta Swann onu düşünmediği anlarda bile, cümlecik, maddi karşılığı olmayan başka bazı kavramlarla, ışık, ses, derinlik, tensel haz gibi kavramlarla aynı şekilde Swann’ın zihnindeki gizli varlığını sürdürüyordu; iç yaşantımızı çeşitlendirip süsleyen değerli varlıklarımızdır bu kavramlar. Belki hiçliğe geri dönecek olursak, onları kaybederiz; silinip giderler. Ama yaşadığımız sürece, tıpkı gerçek nesneler gibi, bu kavramlarla da tanıştığımızı inkâr etmemiz imkânsızdır; örneğin lambayı yaktığımızda odamızdaki eşyaları dönüştüren, karanlığın hatırasını bile kovan ışıktan şüphe edemeyiz.
Sayfa 327
Günlerden öyle bir gündü; Üstüne tarih düştüğüm. Gözümün önüne geldi birden Balkıyan güzel yüzün. Ve yüreğim yandı söndü, Ter bastı avuçlarımı. Bir işlek kovan uğultusu Kapladı kulaklarımı. Uzandım usulca cigarama; Yavan ömrüme katık. Ben o gün öldüm gülüm, Bir daha ölmem artık.
Zonguldak, Maden ve Toplumsal İlişkiler
Hâlâ köye bağlı olmanın getirdiği tüm olumsuzlukları taşır madenci. Yerli-yabancı işçi ekseninde dönen bölgecilik tartışması bir grup işçide diğerlerine karşı husumetin doğmasına neden olur. Örneğin
Hep kendime sorarım: 15, 16, 17 yaşımdayken niçin İslâm düşüncesi cezbetmedi beni? Düşündüm ve cevabı çok açık, çok anlaşılır bir şekilde verebiliyorum: Çünkü Türkiye'deki Müslümanlar Ensarlaşma fikrinden de, tavrından da, hassasiyetinden de uzaklaşmışlardı. Allah yolunda ölme fikrine sadece laikler değil Müslümanlar da alaycı bir tarzda yaklaşıyordu. Dikkatini arıların nasıl oğul verdiğine çeviren olmamıştı. Arı kovanında bir tek doğuran arı vardır. Doğuran arı olmasına rağmen ona halk arasında "arı beyi" denir. Bir miktar diğer arılardan vücutça iri erkek arı vardır. Gerisi çoğunu bizim kırda bayırda gördüğümüz dişi ve fakat kısır işçi arılardır. Yılda bir kez bey arı çiftleşmek üzere kovandan ayrılır. Peşinde onu dölleyecek olan erkek arılar vardır. Çiftleşmeden sonra bey arı kovana döner ve bir müddet sonra yumurtlar. Bu zamandır işin kritik zamanı. Yumurtalardan ne tür ar çıkacağı önceden belirlenmiștir. Yani her batında bir tek bey arı doğar; ama bey arının doğacağı yumurta bütün yumurtalardan sonra çatlar. Önceden doğan arılar bey arının güvenliğini sağlamak üzere onun etrafını sarar. Niçin yaparlar bunu? Çünkü "eski" bey arının hedefi yeni doğacak bey arıyı katletmektir. Yeni bey arıyı öldürürse işçi arılar eski işçilere katlacaklardır. Ne zaman ki koruma gerçekleşir, işte o zaman işçi, erkek arılar yeni bey arının yönetiminde kovanı terk eder. Böylece kovan "oğul" vermiş olur.
Sayfa 45 - Tiyo, 2026·Kitabı okuyor
Edebiyat
“Film bitmiş de, herkes salondan çıkarken, aklı son sahneye takılı kalmış, koltuğuna çakılı adam ruhuyla baktım. “Ulan,” dedim, “bu milletin tarih kitabına ihtiyacı yok. Şarkıları peş peşe diz, koy kasete, ver radyodan...” Kışlanın önünde redif sesi ile başla, Çanakkale içinde vurul, az zamanda, çok işler başar, açık alınla on yılda çık, araya bir fokstrot, bir yurttan sesler korosu koy, Şişli’de bir apartmana takıl, yârin İstanbul’u mesken tutsun, görsün güzelleri seni unutsun, gurbet halde bir hal gelsin başına, “Yaşa! Var ol!” muhabbetiyle Harbiye önlerinden geç, deniz ve mehtap sorsunlar seni, mani olsun halini takrire hicabın, Kalamış’ta huzur ara, havanı al, ak güvercinler uçur, Gemerek’ten dön gel, sararsın rengi ruhsarın, kolbaşının kıratını şahlandır, geç arı, kovan, petek muhabbetine, sarı çiğdeme sor, bir de Nataşa patlat... Meraklısı varsa, aralara Elvis, Bitıls atsın, mevzuyu renklendirsin isterse.”
Alıntı