• Işte günümüzün gerçekler ! ..
    Boşaltılmış köylerimiz, sürülmüş insanlarımız ,yıkılmış camilerimiz gerçek dışı! .
    Tutukevlerinde çürüyen şairlerimiz, doktorlarımız, öğretmenlerimiz gerçek değil ki !..

    "Kırılmış haysiyetimiz gerçek olamaz! "
  • yaban 16
    Bekir Çavuş, geçenlerde Polatlı'ya kadar gitmiş.
    -Gördüm, diyor, trenler Ankara'dan Eskişehir'e boyuna
    asker taşıyor ve Eskişehir'den Ankara'ya vagon dolusu erzak
    gidiyordu.
    Soruyordum:
    -Aylıklar, muntazam çıkıyor mu, memur efendi?
    -Aylıklar, hiçbir zaman bu kadar muntazam çıkmamıştı.
    Ayın otuzu oldu mu hemen bordrolar hazırlanıyor. Bir imza
    edip almak kalıyor.
    Milli hükümetin bu başarısını duyunca sevinçten yüreğim hopluyor.
    -Her şey buna göre... Ben Kalecik'ten Ankara'ya üstümde iki bin lira
    emanet parayla geldim. Yolda kah yaya yürüdük, kah açıkta yattık.
    Elhamdülillah, kılımıza dokunan olmadı. Her taraf güven içinde.
    Yüreğim bir daha sevinçten ağırma geliyor. Güya bütün
    asayişi, düzeni sağlayan benmişim gibi bir gurur ve iftihar
    duyuyorum.
    Memura köylüleri göstererek:
    -Bir de bunlar, her şeyin kötüye doğru gittiğini söylerler.
    Hep uğursuzluktan, bereketsizlikten bahsederler, diyorum.
    Lakin, memur, bu sırada gene uykuya dalmıştı. Köylülerden biri:
    -Öyle deme, beyim dedi ve eliyle ovada bir geniş daire çizerek; vakti
    zamanında şu gördüğün yerler hep ağzına kadar dolu erzak kuyularıydı. Şimdi
    açsam diplerinde bir tane arpa bulamazsın.
    Aşar memuru, tam bu sırada gözünün bir tanesini açtı ve
    bana: İnanma, yalan söylüyor der gibi bir, işaret yaptı.
    Anadolu köylüsünün zahire ambarları bomboş, fakat
    Türk entelektüeli yedi devlete harp açmıştır.
    yakup kadrikaraosmanoglu (56)
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 56 - iletişim
  • yaban 12
    Mehmet Ali gitti. O giderken, bütün ev sarsılacak sandım. Fakat, tahminim
    kadar olmadı. Hatta ayrılırken, sarılıp öpüşmediler bile.
    Kızkardeşleri, sessiz sessiz ağlıyordu. Karısı bir iki defa
    hıçkırayım dedi, fakat, Mehmet Ali öyle bir ters ters baktı ki;
    kadın bütün hıçkırıklarını katı lokmalar yutar gibi içine çekti.
    Zeynep Kadın, duvara dayanmış duruyordu. Yanında İsmail, iki elini kuşağına sokmuş
    bakıyordu.
    Mehmet Ali, bana doğru egildi, elimi öptü. Bir şey söylemek istedi ve
    torbacığı omuzunda, yürüdü, gitti.
    Bu çocuk, belki bir daha dönmeyecek. Yüreğimde derin
    bir kasvetle arkasından yürüyorum. Yolda rastgeldikleriyle
    durup helallaşıyor...
    Gözlerinde yaş var mıydı? Gözleri yaşlı mıydı? Bilmiyorum. Aramızdaki
    bütün anlaşmazlıklara rağmen yeryüzünde, o benim tek dostumdu. Yarı yerinden
    bölünmüş yaşantıma yeni bir yön vermek için bana yardım eden tek adam o
    değil midir? Hangi fikir, sınıf ve meslek arkadaşımdan hayır
    gördüm? Hepsi, kendi başının derdine düşmüştü. Yalnız
    Mehmet Ali bana elini uzatıp:
    -Gel seni köyüme götüreyim. Burada yalnız sersebil olursun, demişti.
    Bu sözü hatırıma gelince burnumun direği sızladı. Hemen orada bir çakal
    gibi avazım çıktığı kadar ulumak ihtiyacını duydum.
    Mehmet Ali yokuştan indi. Dereyi geçti. Tarlaların içinden yürüyerek yola
    doğru ilerliyor. Dört arkadaştılar. Bu dört arkadaşın sabahleyin okula giden cocuklardan farkı yok.Bir defa dönüp arkalarına bakmıyorlar.
    Belki bakmayı erlik saymıyorlar. Bunlar belki, yarınki Türk zaferinin
    isimsiz kahramanları olacaklar.
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 33 - iletişim
  • yaban 11
    Muhtar, jandarmalar, Mehmet Ali ve kendisiyle çağrılan
    bir iki kişi kapının önünde toplanmış duruyorlar. Mehmet
    Ali'nin yüzü bembeyazdı. Bana bakıyor, fakat hiç tanımıyor
    gibi.
    Nihayet ta yanına yaklaşıp neler olduğunu sorunca,
    mahzun ve küskün önüne baktı:
    -Ben sana dimedim mi idim? İşte... diye, mırıldandı ve
    elinin tersiyle bana jandarmaları, muhtarı gösterdi.
    Muhtar, iki jandarmanın ortasında, artık köylülükten
    çıkmış, bir hükümet memuru gibi duruyor. Kendisine verilen
    damgalı ve matbu kağıtları dikkatle gözden geçiriyor. Hepsini, birer birer
    inceliyor.
    Beni görünce, merasimle ayağa kalktı ve jandarmalara
    kalkmalarını işaret etti. Ben de onların sırasında bir sandalye alıp
    oturdum. Jandarmalar, daha yirmi iki köy dolaşacaklarmış.
    Mehmet Ali ile arkadaşlarının yirmi dört saate kadar behemehal Eskişehir'de
    olmaları gerekiyor.
    Mehmet Ali kolunu benden tarafa uzatarak:
    -Hiç yetişilir mi? İşte beye sorun, dedi.
    Mehmet Ali'nin asi bir hali var. Onun bu tarafını görmemiştim.
    Muhtar, bütün resmi otoritesini takındı.
    -Nasıl yetişemezmişsiniz? Pekala yetişirsiniz, dedi.
    Mehmet Ali, burnundan soluyordu.
    Tam bu sırada, nereden çıktı bilmiyorum. Zeynep Kadını,
    dimdik karşımda gördüm. Herkese, sert sert bakıyordu. Yavrusunu savunmaya
    hazırlanmış bir dişi kurt gibiydi.
    Yavaş, yavaş kadınlar, bir iken iki, iki iken beş oldu.
    Grup büyüdükçe büyüdü. Sanki aralarında bir şeyler mırıldanıyorlar. Sanki,
    bir teşebbüse hazırlanır gibi bir halleri var.
    Mehmet Ali'ye dedim ki:
    -Memleketin, senin gibi usta askere çok ihtiyacı var. Bugün gidip cephede
    vuruşmazsan, yarın burada, kapının önünde vuruşmağa mecbur kalırsın. Her
    vakit söylüyorum.
    Düşman şuracığa geldi. Hem bu şimdiki askerlik senin bildiğin gibi değil.
    Millet, kendisi savaşıyor. Angarya yok. Sonra
    emin ol, çok uzun sürmez. Bir çarpışmada herşey hallolacaktır.
    Zeynep Kadın atıldı:
    -Öyle ama, şimdi tam iş zamanı. Hep öyle yaparlar. Bebelerimizi tam iş zamanında alırlar
    yakup kadrikaraosmanoglu
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 31 - iletişim
  • yaban 10
    Bu işi, bin bela, Mehmet Ali üstüne aldı. Muhtarın evine
    gitti. Fakat, gitmesi ile gelmesi bir oldu. Muhtar O sizin
    ayağınıza gider mi? Siz onun ayağına gelin demiş. Bunun
    üzerine hep birlikte kalktık; gitmeğe mecbur olduk. Muhtarın evinde, Şeyh
    Yusuf'un oturduğu oda tıkabasa insanla dolu. O, köşede bir hasır üstünde
    bağdaş kurmuş oturuyor. Sırtında eskiden yeşil olduğu belli bir cüppe var.
    Üstü başı, sakalı o kadar kirli ki, -yanına yaklaşmağa hacet yok- kapıdani
    itibaren bir teke gibi kokuyor.
    Beni görünce küçük kalabalık, kendiliğinden dağıldı.
    Mehmet Ali ile anası arkamda, içeri girdik.
    -Merhaba Şeyh Efendi.
    Rahatı kaçmış bir adam huzursuzluğuyla başını kaldırdı.
    Beni, uzun uzadıya süzdükten sonra dişsiz ağzının içinde bir
    homurtu halini alan şu sözleri geveledi:
    -Merhaba, merhametten gelir. Sen kim oluyorsun ki, bana merhamet edeceksin?
    Hemen, Muhtar söze karıştı:
    -Kusura bakma; yabanın biridir, dedi.
    Ben, tek elimin yumruğunu, bir anda, hem Şeyh'in, hem
    Muhtar'ın suratına savurmak ihtiyacını güç zaptediyordum.
    Yarı gülümseyerek, yarı dişlerimi sıkarak dedim ki:
    -Sen yalnız merhamete değil, terbiyeye de muhtaçsın.
    bu sözüm üzerine, insana hayret veren bir çeviklikle
    yerinden fırladı. Kapının bir kenarında duran pabuçlarını koltuğunun
    altına almasıyla dışarıya uğraması bir oldu.
    Herkes, arkasından koşuyor. Hatta Mehmet Ali bile.
    Ben, biraz şaşkın, biraz mahçup, oturduğum yerden kalkıyorum. Gerçi
    sonradan, bu olayın şu son safhasını hatırladıkça, çok defa, gülmekten
    katılmışımdır. Fakat, o gün, düştüğüm hüzün sonsuzdu. Yalnızlığımı,
    kimsesizliğimi ve yabancılığımı o günkü kadar şiddetli hissettiğim
    olmamıştır
    Şeyh Yusuf, benim yüzümden, bu yıl köyü çabuk terketti.
    Fakat, giderken gördüm. Köylülerden aldığı hediyelerin yükü altında, hem
    kendisinin, hem eşeğinin beli bükülmek raddesine gelmişti. Her ikisi de,
    birbirinin ardı sırası, sendeleye sendeleye gidiyorlardı.
    Şeyh Yusuf gitti. Fakat, zehirini köyde bıraktı. Hava bir
    süre, bir uzun süre, onun nefesiyle dolu kaldı.
    Köylüler artık benden nefret etmeğe, bana kızmağa bile
    lüzum görmüyorlar. Bana, yalnız acıyorlar. Bana bir mahkum, bir idam mahkumu
    bir ukubete çarpılmış lanetleme adam gibi bakıyorlarŞeyhin gazabına uğrayan, şu zavallının hali ne olacak?
    Hepsinin dudaklarında, benim hakkımda, bu sorunun çizildiğini görüyorum.
    Ve ben, bu dikenlerin arasından, geçen gün keşfettiğim
    vahaya kaçıyorum. Ancak burada kendimi buluyor, başımı
    dinliyorum.
    yakup kadri karasosmanoglu
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 28 - iletişim
  • yaban 9
    İki günden beri, köyde, olağanüstü zamanlara mahsus
    bir hal var. Bayram mı? Hayır. Çünkü, hiç kimse yeni esvaplarını giymemiş.
    Biri mi evleniyor? O da değil. Yalnız, herkes işini gücünü bırakmış, şunun
    bunun evinde hemen gizli diyebileceğim birtakım toplantılarda... Sonra genel
    bir avarelik, bir kendinden geçiş, gözlerde bir alışmadığım parıltı...
    Mehmet Ali'nin anası bile gülümsüyor ve yirmi yaş daha genç görünüyor.
    Bekir Çavuş'un ağzı kulaklarına varıyor. Bir Geldi... sözüdür
    fısıldanıyor.
    -Geldi. Ahmet'inkilerin odasında...
    -Geldi. Görmediniz mi?
    -Geldi; ama çok kalmayacakmış.
    Mehmet Ali'yi şöyle bir kenara çektim:
    -Ne var? Ne oluyor?
    O da kendini genel heyecana kaptırmış görünüyor. Sırıtarak:
    -Hiç, beyim, diyor.
    Fakat ben sıkıştırınca söyledi:
    Şeyh Yusuf geldi beyim, Şeyh Yusuf...
    -Bu Şeyh Yusuf da kim oluyor?
    -Mübarek, büyük bir adam. Her yıl gelir, duasını alırız.
    Hastaları okur üfler. Bize güzel öğütler verir. Yol gösterir.
    Başı sıkıda olanları selamete çıkarır.
    -Hangi tarikattan bu şeyh?
    -Bilmem beyim; o kadarını gayri bilmem.
    -Peki, bu adamın şimdiye kadar size ne iyilikleri dokundu?
    -Çok, beyim.
    Fakat, bu iyiliklerin bir tanesini saymadan, yalnız, esrarlı bir tavırla
    başını sallıyor.
    -Yalnız muhtarın karısını iyi edemedi.
    -Ya Salih Ağa'nın oğlunun kamburunu düzeltebildi mi?
    -Ya Bekir Çavuş'un kızı Zehra'nın gözlerini açabildi mi?
    -Ya şu meczup Memiş'in aklını başına getirebildi mi?
    Mehmet Ali cevap vermiyor. Önüne bakıyor. Biliyorum ki
    bana, içinden, öfkeleniyor. Bana karşı, her ne zaman öfke duyarsa böyle
    sessiz, önüne bakar.
    Daha alaycı, daha babayani bir tavır takınarak devam
    ediyorum:
    -Gelelim öğütlerine... Neymiş bakalım onlar?
    -Aklımda kalmamış beyim; anam bilir.
    Benim elimden kurtulmak için anasını çağırıyor. İhtiyar kadın:
    -O ne bilir; dedi, Şeyh Yusuf Efendi kim, o kim?
    -Öyle ise sen anlat bana, Zeynep Kadın.
    -Nasıl anlatayım ki...
    yakup kadri karaosmanoglu
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 30 - iletişim
  • yaban 8
    Birkaç gününü kasabada geçirmeğe giden muhtar, birtakım havadisler ve
    birtakım yeni fikirlerle döndü. Gerçi, bana pek açılmıyor. Fakat, ben, bana
    söylediklerinin arkasında, söylemek istemediklerini keşfediyorum. Ve bazı
    yarım cümlelerini, başkalarından işittiklerimle tamamlayarak kafasının
    içindeki şeylere nüfuz ediyorum.
    Ona göre, Kemal Paşa'nın açtığı yol, çıkmaz bir yolmuş.
    Hem de çok tehlikeli imiş. Çıkmaz bir yolmuş, çünkü padişah kendisiyle
    beraber değilmiş. Padişah, düşmanla çoktan barış yapmış. Sonra, Avrupa
    diye bir kraliçe varmış. O işe karışmış. Ben sizin müşkülünüzü hallederim,
    demiş.
    Tehlikeli bir yolmuş. Çünkü... düşman yalnız İzmir'de çoğunup otururken,
    Kemal Paşa'nın ettiklerine kızıp; daha ileriye varmış. Bursa'ya kadar
    gelmiş. Nihayet geçen gün, İnönü'ye dayanmış.
    Öfkeden tirtir titreyerek:
    -Oradan püskürttük, hem de döğe döğe... diyorum.
    Muhtar, sinsi bir tebessümle, kırçıl sakalı arasından gülümsüyor. Onu
    omuzlarından tutup sarsmak ve:
    -Ne gülüyorsun? diye bağırmak istiyorum.
    Öfkemi, yüzümden sezen köylüler, birer birer etrafımdan
    çekiliyorlar. Muhtar, onlarla beraber ensesini kaşıya kaşıya
    ve önüne bakarak uzaklaşıyor. Biraz ötede, benden uzak bir
    çevre teşkil edip duruyorlar.
    Nihayet, çok yalnız kaldığımı hisseden Mehmet Ali, mahçup inahçup, bana
    yaklaşıyor. Yanımda çömeliyor. Daha dün kesip yonttuğu söğüt dalından
    değneği ile toprağı dürtüşlüyor. Bana bir şeyler söylemek istiyor. Fakat,
    nereden başlayacağını bilmiyor. Birden soruyor:
    -Beyim bizi gene askere alacaklar mı?
    -Olabilir.
    -Nasıl olabilir, beyim? Bizi terhis etmediler mi?
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 27 - iletişim