• mehmet ali gel beyim seni bizim köye götüreyim buralarda yalnız başına sersebil olursun dedigi vakit bir anadolu köyünün ne oldugunu bilmiyor degildim
    lakin hic kimse bu köyde kolsuz oldugumun farkinda degil oysa burada isterdimki farkinda olsunlar zira sag kolumu ben onlar icin kaybettim istambulda zilletim olan şey burada şerefimdir.
    hatta ilk günlerde mehmet ali ile köyde dolaşırken şuna buna rasgeldikmi hemen sag tarafimi ceviririm ne yapip ne yapip eksikligimi gostermemeye calisirdim bu da benim son süsüm son gösterisim son calımımdi.
    Beş on gün icinde oda gitti
    sag kolumun yoklugu kimsenin taktirini celbetmek söyle dursun hatta mehrametini bile uyandirmadi.bunu sonradan anladim
    zira sakatlik burada her kese mahsus bir hal gibidir.
    mehmet alinin anasi enikonu topalliyor
    salih aganin ogullarindan biri kanbur
    bekir cavusun kizi zehra kör ben görmedim fakat mehmet alinin söyledigine göre muhtarin karisida adi bilinmez bir hastaliktan sonra kolu bacagi bir birine girmis 8 yildan beri bütün vucudunda canli yalniz gözleri imiş muhtar hergün bagirirmiş bari oldu olacak onlarida kapayi virde kurtulalim deyip dururmuş
    bundan başka köyün iki meczubu var
    şimdi düşünün bu illet ve sakatlik yuvasinda 1.cihan savaşi gazisi kolsuz ben ahmet cemal nasıl kendimi gösterebilirim.

    yakup kadri karaosmanoglu yaban
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 5 - iletişim
  • Bir gün Kahvenin çardağı altında oturuyorduk. Bizim
    Mehmet Ali, Bekir Çavuş, Salih Ağa ve Muhtar, hep orada idiler. Bahis, harp
    üzerine ve onun akıbetlerine dairdi. Onlara İstanbul'un dört devletin
    askeri işgali altında olduğunu, İzmir'in ta Bursa'ya kadar Yunanlılar
    tarafından istila edildiğini, Adana'dan henüz Fransızların el
    çekmediğini, Urfa'da, Antep'te kanlı olaylar cereyan etmekte
    olduğunu haber veriyor ve her birinin yüzüne ayrı bir dikkatle bakıyordum.
    Hiçbirinde ne hayret, ne dehşet, ne de alelade bir alaka izine tesadüf
    etmedim.
    Ateşin içinden henüz çıkmış olan Mehmet Ali bile artık bunları
    geçmiş zamana ait bir masal gibi dinliyordu.
    Dedim ki: İşte Mehmet Ali bilir; İstanbul'da ne padişahın, ne devletin, ne
    hükümetin beş paralık itibarı kaldı. Yüzbaşı rütbesinde yabancı subaylar,
    sadrazamlara emir veriyor. Padişaha, filan adamı filan yere tayin et, filanı
    filan yerden kaldır, diye akıl öğretiyor. Dinlemezse, kamçısını sallayarak
    Mabeyin kapısına dayanıyor. Ahaliye ise, yapılmadık
    cevir kalmadı.
    Memleketin büyüklerini, akıllı adamları alıp
    Malta adasına sürdüler. Kimseye ağız açtırıp söz söyletmiyorlar. Herkesi,
    olur olmaz sebeplerden haraca kesiyorlar.
    Şundan, tavuğu baş aşağı tuttun diye beş lira, bundan, tramvayda yüksek
    sesle konuştun, diye on lira alıyorlar.
    Gene yüzlerine bakıyorum. Bu işleri, tuhaf bile bulmuyorlar. Sonra
    hislerine dokunmak istiyorum
    . Diyorum ki:
    -Bunların tecavüzünden ne karılarımızın ırzı, ne çocuklarımızın canı, ne
    din, ne iman, hiçbir şeyimiz kurtulamadı.
    Hepsine el uzatıyorlar. Ve bunları izah eden vakalar anlatıyordum.
    Tam bu
    sırada bir de baktım ki, muhtar uyukluyor.
    Mehmet Ali elindeki çakı ile bir söğüt dalını yontuyor.
    Salih
    Ağa, ta uzakta, yamaçta, otlayan davarlarını gözetliyor. Yalnız, Bekir Çavuş
    biraz dikkat eder gibi göründü:
    -Efendi, tekrar savaş olacak mı? dedi.
    -Olmaktadır; dedim. İşitmediniz mi? Mustafa Kemal isminde bir büyük adam,
    bir büyük kumandan, İstanbul'dan çıktı, Anadolu'ya geçti. Erzurum'da,
    Sivas'ta, milleti başına topladı. -Hükümet, devlet görevini yapmıyor. Biz kendi
    kendimizi koruyacağız. Düşmana karşı koyacağız dedi. Şimdi,
    onun adamları taraf taraf Yunanlılarla, Fransızlarla döğüşüyor. Hepsi öyle
    kahraman kişiler ki...
    Ve destani kıssalarla onları heyecana getirmeğe çalıştım.
    Çanakkale'de bulunmuş olan Mehmet Ali, Mustafa Kemal
    adını hatırlıyor. Ona göz ucuyla baktım. Başını yonttuğu söğüt dalından kaldirarak benden tarafa döndü.
    -Beyim, Allah vere de, bizi tekrar askere almasalar, dedi.
    yakup kadrikaraosmanoglu-yaban
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 12 - iletişim