• 208 syf.
    Grigory Petrov'un Finlandiya'nın gelişimini anlattığı 118 sayfadan oluşan kitabı. Timaş Yayınlarına ait olan kitabı okudum. Kitap önsözle birlikte toplam 15 bölümden oluşuyor. Kitapla ilgili çok fazla alıntı yaptığımın farkındayım. Ancak kitabın hemen hemen hepsi alıntılık. :)
    ••• Sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bundan sonraki kısım ipucu (spoiler, sürprizbozan) içerebilir. Daha genel bilgiler okumak isteyenler bundan sonraki kısmı okuyabilir.
    -----------------------------------------------------------------
    Kitabın "Önsöz"ünde D. Bojkov tarafından kaleme alınan Finlandiya seyahatleri ve izlenimleri yer alıyor. Finlandiya'nın bu büyük gelişiminin boyutlarından bahsedilmiş. "Tarihten Ders Almak" isimli ikinci bölümde Moskova Devlet Tiyatrosunun temelindeki sorunun nasıl yenilendiği anlatılarak ülkelerin de sorunlarını yüzelsel, günü kurtaran çözümlerle (!) değil, temelinden hâlletmesi gerektiği vurgulanmıştır. "Kahramanlar ve Millet" başlıklı üçüncü bölümde ise kısaca "Her millet layık olduğu şekilde yönetilir (idare olunur)." özdeyişini anlatan açıklamalar karşımıza çıkıyor. "Suomi'nin Tarihi" adlı dördüncü bölümde Finlandiya'nın (ya da Finlerin kendi deyişleriyle Suomi'nin) bu büyük değişim ve gelişiminin başlangıç temellerinin atıldığı satırlar karşımıza çıkıyor. Bundan sonraki "Snelman" başlıklı bölümde ise öğretmen olan Snelman (1806- 1881) ve arkadaşlarının bir avuç insan olarak başladıkları Finlandiya'nın değişimi hareketinde yaptıkları çalışmaları anlatıyor. "Eğitici Memurlar", "Kışla - Halk Okulu" bölümlerinde ise memur ve ordu kesiminin nasıl olduğunu, Snelman'ın bu alanlardaki tavsiyeleri ve bunların sonucunda geldikleri noktayı anlatıyor. Dikkat çeken bölümlerden bir başkası ise "Futbol" başlıklı bölümdü. Bu bölüm diğer Avrupa ülkeleri gibi Finlandiya'da da hızla yayılan futbol tutkusunu anlatıyor. Kulüplerin, futbolcuların futboldan kazancının büyük olduğunu söylüyor Snelman, ardından da soruyor "... ya toplumun kazancı?" diye. Komşu ülkelere karşı sadece futbolla değil; bilim, teknoloji, ahlâk, adalet, mimari vs. gibi konularda da üstün gelmek gerektiğini söylüyor. "Ana, Baba ve Çocuklar" adlı bölüm en çok ilgimi çeken bölümdü. Bence ne yazık ki Türk toplumundaki ebeveyn profilinin son yıllardaki bir özeti geçilmiş gibi bu bölümde. Ana- babaların çocuklarını yetiştirme (!) tarzları anlatılmış. Anne- babası, hatta diğer aile üyeleri (amca, hala, teyze vs.) sağ olduğu hâlde toplumumuzda pekçok yetim çocuk vardır diyor Snelman. Çocukların çok iyi beslenip giydirildiğinden ancak ruhsal yönden aç bırakıldığından bahsediliyor. Böyle yetiştirilen çocukların kötü yetişmelerine şaşmamak gerektiği anlatılıyor bu bölümde. Bu bölümdeki çok beğendiğim bir alıntıyı paylaşmak istiyorum.
    "İstediğiniz kadar mükemmel yasalar, anayasalar çıkarın. Tercih konusunda halka istediğiniz kadar haklar, değişik seçenekler tanıyın. Eğer çocuklarınız gereği gibi eğitilmezlerse toplumun parlamentosu ve hukuk düzeni mevcut olduğu halde, sosyal hayat düzensiz ve sönük olacaktır."
    Bunun gibi birçok konuşmayı şehir, köy ve kasabalarda yapan Snelman ve arkadaşlarının toplumda oluşturduğu farkındalık anlatılıyor bu bölümde. "Halk Üniversitesi" adlı bölümde toplum adına yapılan yararlı çalışmalardan bahsediliyor. Alanında uzman kişilerin çeşitli konularda pazar günleri halka açık olarak yapılan toplumu bilgilendirme çalışmalarından bahsediliyor. Burada Finlandiya'nın Reçel Kralı ünvanıyla anılan Yarvinen'in konuşmasından bahsediliyor. Yarvinen, nasıl bu konuma geldiğini, neler yaptığını açıklıyor. "Haydut Karokep" adlı on birinci bölümde ise Yarvinen'in konuşmasının devamı mevcut. Bu bölüm de çok dikkatimi çekti. Yarvinen bu bölümde çocukluk arkadaşı olan Karokep'in hırsızlık ve cinayet işlerine nasıl bulaştığından bahsediyor. Ancak tahmin ettiğimiz gibi şeyler değil, alt mesajları çok güzel verilmiş. Karokep'in hayatını daha sonra nasıl değiştirdiği de bu bölümde mevcut. "Yarvinen, Okunen ve Gulbe Nasıl Kral Oldular?" bölümünde ise Yarvinen, diğer iki arkadaşı Okunen ve Gulbe ile ülkelerine faydalı olmak adına yaptıklarını anlatıyor. İlgi çeken bir bölüm daha... Bu bölümle birlikte Yarvinen'in uzun ancak halk tarafından dikkatle dinlenen konuşması sona eriyor. "Köylü, İşçi ve Sanatkârlar" isimli on üçüncü bölümde toplumdaki işçi, köylü ve sanatkar kesimin görmezden gelinemeyeceği, toplumun sadece elit bir kesimden oluşmadığı, toplumun her kesiminin beslenmesi (madden ve manen) gerektiğini anlatılıyor. "Halkın Sağlığını Koruyan Doktor" adlı bölüm, "Bir Köy Hekiminin Hatıraları" adlı eserin yazarı bir doktorun kitabını kısaca anlatıyor. Kitap edebiyat çevrelerince okundukça büyük yankı uyandırıyor. "Ne yapılabilir?" sorusunu akla getiriyor. Hükümet, il-ilçe yönetimleri ve belediyeler olaya el atıyor. Sorunlar çözüme kavuşuyor. Bu bölümün sonunda sağlık seferberliğini başlatan doktor vefat ediyor. Onun cenaze merasimine katılan köy delikanlılarından birinin kısa ve öz konuşmasıyla bölüm sonlanıyor. Kitaptaki son bölüm olan Rahip Mc Donald ise Helsinki Üniversitesi'nde din bilimleri kürsüsü teklif edilen aristokrat aileye mensup bir rahip. Ancak Mc Donald bu teklifi reddedip Fin halkının kendisine daha çok ihtiyacı olduğunu söyleyip kendini yollara vuruyor. Bu son bölümde din algısıyla ilgili birçok dikkat çekici söz mevcut. Alıntılarıma da ekledim. Sayfa 114'teki alıntılarda bulabilirsiniz.. Toplumdaki kokuşmuşluğun rahip Mc Donald tarafından kaleme alındığı bir bölüm bu. Sayfa 117'den de bir alıntı paylaşmak istiyorum.
    "Hayatın yükünden, acılarından, düzensizliğinden herkes şikayetçi, ama hayatı düzene sokmak, daha iyi bir duruma getirmek için hiç kimse bir şey yapmak istemiyor. Sanki hepimiz birer seyirci gibiyiz. İşçisi, subayı, rahibi, bakanı, öğretmeni, gazetecisi, köylüsü, şehirlisi.. ne yapıyorsunuz? Neden hiçbir şey yapmıyorsunuz? Hayatı düzene sokmaya neden çalışmıyorsunuz? Neden asalaklar gibi hayatı savurgan olarak yaşıyorsunuz? Bundan niçin utanmıyorsunuz? Hayatı yeniden kuracak sanatçılar olacağı yerde, leş kokulu bir çöplüğe çeviriyorsunuz."
    Yukarıdaki alıntı bizim toplumumuzun da bir özeti aslında. Bizim toplumumuz da her şeyden şikayetçi ancak, icraate gelince topu hep başkalarına atmakta üstümüze yok. Herkes sorunları görüyor, çözümler konusunda kafamızı kuma gömmekteyiz. Kitaptaki "... İşte ben, her okuruma, kitabımın her bölümü, her sayfası sonunda şunu hatırlatmak isterim:
    Hayat yapıcılığına ne zaman başlıyorsunuz? Siz ey bay ya da bayan, hayata borcunuzu ne zaman ödeyeceksiniz?.." cümlesiyle kitap sona eriyor.
    ---------------------------------------------------------------
    Ben de rahip Mc Donald'ın Fin halkına yönelttiği soruyu Türk halkına yöneltmek isterim. Biz hayata olan borcumuzu ne zaman ödeyeceğiz? Biz ne zaman başkalarının önündeki pisliği görmeden önce kendi önümüzü temizleyeceğiz? Aslında sorulması ve cevaplandırması gereken çok soru var. Ancak kafamızı kuma gömmeden ve geçiştirmeden bunları yapmak gerek. Fin halkı bu şekilde yapmış ki bu denli gelişmiş. Kimi zaman İsveç kimi zaman da Rusya'nın idaresinde olan bataklıklar ülkesi Finlandiya'nın bir avuç insanın farkındalığını dalga dalga tüm ülkeye yaymasıyla elde ettiği başarının, gelişimin kitabı Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Kitabı okur okumaz yazsaydım daha hoş bir inceleme çıkabilirdi ortaya. Zihnimdekileri daha etkili bir şekilde yansıtabilirdim. Ne yazık ki mümkün olmadı. Ancak zaten sitede çok daha etkili, dikkate değer incelemeler mevcut. Bu kısa kitabın aslında tamamının alıntılık olduğunu söyleyebilirim sadece. Kitabı bitirdikten sonra keşke biraz daha uzun olsaydı, hiç bitmeseydi diye düşünmedim değil :) İdeal toplum hayalinden olsa gerek... Kitap kimi yerde gerçek kimi yerde kurgu içerse de okuyucuyu sıkmadan kendini okutturuyor. Zaten kısacık bir kitap (bendeki 118 sayfaydı), çabucak okunuyor. Kitaptaki birçok bölüm dikkate değer ancak aklıma ilk anda gelen "Tarihten Ders Almak", "Kahramanlar ve Millet", "Ana, Baba ve Çocuklar", "Haydut Karokep", "Rahip Mc Donald" bölümleri daha çok dikkate alınması gereken bölümler. Kitapla ilgili yayınevine tek eleştirim, kitabın okuduğum 2005 baskısında yazım (bağlaçların ve bazı kelimelerin hatalı yazımı), noktalama hataları vardı. Umarım bunlar daha sonra düzeltilmiştir. Okunması ve okutulması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Değerli okurlara keyifli okumalar dileklerimle...
  • Üniversiteyi bitirmiş, edebiyata bağlanmış, hükümet merkezinde büyümüş, daha ne istersiniz?.. Böyle birisi adam olmazsa, okulu, kitabı olmayan ve hayatın daha güzel, daha sevinçli, daha düzenli olması için neler yapılması gerektiğine dair hiçbir söz işitilmeyen bir yerde yetişen cahil bırakılmış halktan ne beklenebilir? Milyonlarca insan bedenen, düşünce ve ahlaki yönden çürüyor da, hiç kimse bu kokuşmayı hissetmiyor. Ya herkesin koku alma duyusu bozulmuş, ya da herkes artık bu kötü kokuya alışmış ve bunu tabii bir durum sanıyor. Soruyorum size, bu böyle mi olmalıdır?
    Grigory Petrov
    Sayfa 99 - Timaş Yayınları, 2005 Mart Baskısı, Çeviri: Ali Çankırılı
  • "Ülkemiz halkının ekseri çoğunluğunun ilim ve kültürden, eğitimden yoksun bırakılması, bir cinayettir. Devletin kendi kendini yıkması, yağma etmesi demektir."
    Grigory Petrov
    Sayfa 94 - Timaş Yayınları, 2005 Mart Baskısı, Çeviri: Ali Çankırılı
  • "...Halkın durumu ise tabii hayat yaşayan bir ormana benzer. Eğer kıymetini bilirlerse onu korurlar. Fakat buna canlı ve gerekli olduğu için kıymet verirler. ormandaki ağaçlar, nasıl bahçedekiler gibi birer canlı ağaç ise, halkın içerisindeki herbir fert de, yüksek ilerde bulunan insanlar gibi birer insandır. Onlar da yaratılış bakımından zeki ve kabillyetlidirler. En yüksek ruhi gelişimlere açık ve meyillidirler. Sadece bunlara emek vermek, milyonlarca insandan her birine, tam anlamıyla yetişebilrneleri için, imkan vermek gerektir."
    Grigory Petrov
    Sayfa 93 - Timaş Yayınları, 2005 Mart Baskısı, Çeviri: Ali Çankırılı
  • İşte, milletin elit tabakası yukarıda tasvir edilen bahçeye benzer. Tahsil, terbiye, konfor, sağlık, güzel sanatların verdiği zevk hep onlar için.
    Grigory Petrov
    Sayfa 93 - Timaş Yayınları, 2005 Mart Baskısı, Çeviri: Ali Çankırılı
  • Snelman sabır ve tahammülün bu derece yüceltilmesinden nefret eder ve her iki tarafa da kızardı.
    Bir kere, kendisi için bütün özgürlükleri, refah ve mutluluğu isteyen, halka da en büyük sefalet ve mahrumiyetlere karşı tahammül tavsiye eden yöneticilere kızardı. Hani derler ya "kemer sıkma politikası" diye... Ne acıdır ki, kendi kemerlerini oldukça geniş tutan yöneticiler halkın kemerini sıktıkça sıkarlar.
    Snelman, bu durumlara sabır gösterdiğinden dolayı halka da kızardı. Halkın, kendisine yapılan haksızlıklara karşı çıkmayışına, düşünce yönünden uyuşukluğuna, hayatın maddi manevi sefaletine, adaletsizliklere alışmış olmasına kızardı.
    Grigory Petrov
    Sayfa 92 - Timaş Yayınları, 2005 Mart Baskısı, Çeviri: Ali Çankırılı
  • Çimlendirmeyi, hayvancılığı, tuğla, kağıt ve kumaş üretim yöntemlerini hep iyiye doğru götürmüşlerdir. Fakat, çalışkan halk kitlelerinin ruhunu, moralini, sağlığını, gıdasını ve oturdukları yerleri düzeltmeyi hiç düşünmemişlerdir bile. Halkın yaşantısını kendi haline terketmişlerdir. Sanki halkın problemlerini düşünmek ve çözmek hiç kimsenin vazifesi değil gibi.
    Grigory Petrov
    Sayfa 92 - Timaş Yayınları, 2005 Mart Baskısı, Çeviri: Ali Çankırılı