• _Kalpteki incelik ise sevgi yaratır. Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır.
    _Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL.
    _Halk açsa Bu üsttekilerin fazla vergi yemelerindendir. Halkı yönetmek güçse bu üsttekilerin her işe karışmasındandır.
    _Tasalanma sebebim bir bedenimin olmasıdır, Bedenim olmasaydı tasalanacak neyim kalırdı?"
    _İnsan ne kadar çok bilirse hükmedilmesi o kadar zor olur. Bu nedenledir ki eğiterek hükmetmek isyan getirir, cahil bırakarak hükmetmek mutluluk.
    _Sadece kendiniz olmak ile mutlu olduğunuzda ve kendinizi kimseyle kıyaslayıp, yarışmadığınızda, herkes size saygı duyacaktır
    _Kutlu kişinin kendi kalbi yoktur. Yetmiş iki milletin kalbidir onun kalbi. O kendi çocukları gibi bakar hepsine. İyilere iyiyim Kötülere de iyiyim. Çünkü iyiliktir ERDEM. Dost olana dostum Dost olmayana da dostum. Çünkü dostluktur ERDEM. Kutlu kişi sükûnet içinde yaşar. Geniş kalbi dünyaya açık.
    _Kutlu kişi isteksizliği ister. Değerliye değer vermez.
    _Mutsuzsanız geçmişte. Endişeliyseniz gelecekte. Huzurluysanız şu an da yaşıyorsunuz.
    _Brahman rahibi: “Komşunun tanrısını kendi tanrından çok sev!”
    _Görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur.
    _Zorlanan bir şey, eninde sonunda eski durumuna geri dönecektir.
    _Başkalarını anlamak olgunluk, kendi kendini anlamak ise daha üstün bir olgunluktur.
    _Kayıp bazen kazançtan daha fazla yarar sağlayabilir.
    _Su gibi olmalısın. Kırılmamak için bükül. Düz olmak için eğril. Dolmak için boşal. Parçalan ki yenilen.
    _Bir insan, doğduğunda yumuşak ve güçsüzdür; öldüğünde, sert ve bükülmez. Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde sert ve kuru. Bu yüzden sertlik ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve narinlik hayatın yoldaşları. Yumuşaklık sertliğe, dirençsizlik kuvvete karşı zafer kazanır. Biçim alabilen şeyler sert olan şeylerden üstündür.
    _Zekice olmayan bir davranışa dahi zekice karşılık ver.
    _Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi?
    _Küçük kafalar kişileri, büyük kafalar fikirleri konuşur.
    _Bilge kişi kendi kişiliğini en sona koyar ama yine de en öndedir
    _En büyük iyilik su gibidir: sudaki iyi herkese yarar. Su bu iyiliği umursamadan yapar.
    _Kazanmak yada kaybetmek, hangisi daha iyidir? En iyi lider insanların ancak varlığından haberdar olduğu liderdir.
    _Tao Karıncayla imparator arasında fark gözetmez. Rahmetini iyiden de kötüden de esirgemez.
    _Dünya olduğu gibi olağanüstü güzel.
    _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte.
    _Doğal olan güzeldir. İnsan içinden öyle geldiği için iyilik yapmalıdır, ödül beklediği için ya da cezadan korktuğu için değil. İçten gelmeden yapılan şeyler de uyum getirmez.

    _Tao soyuttur. Ne yükselirken parlaktır ne de batarken karanlık. Tarif edilemez ve anlayışımızın ötesindedir. Başlangıcı ve sonu yoktur._Onu adlandırdık mı, onun sonsuzluğunu yitiririz. Çünkü her söylenen söz, her verilen ad şeyleri “Kendisi olamayandan” ayırır.
    _Su, TAO’nun simgesidir. O, yumuşak ve uysal, ama taşı yenecek kadar güçlüdür. En ince aralıklara bile sızar. Karşılık beklemeden çevresine hizmet eder. Her zaman en altta, insanların hor gördüğü yerlerde kalır. Bu yüzden de toplayıcı, birleştirici olur. Her yerde çevresiyle uyum sağlar. İçinde bulunduğu kaba uyar. Yine de hiç bir zaman kendi doğasını yitirmez...
    _Tao, her şeyin kaynağı olan “HİÇLİK”tir. HİÇ iken Bir oluruz. Bir’ken İki oluruz. İki iken Üç oluruz. Üç’ten bin bir tür oluruz. Hiçlik, karşıtlıklar dünyasının kaynağıdır. Birinin içinde ötekinden, erkekte kadından, kadında erkekten, ışıkta gölgeden, toprakta güneşten bir şey vardır her zaman. Her şey karşıtıyla vardır. (Ying Yang.) Tao içerdiği yol olma niteliğinin yanı sıra rehber olmasıyla, aslında aynı anda yapan ve yapılmakta olan gibi iki kavramı içinde barındırır: Hem yönetmen hem aktör, hem besteci hem melodi, hem seyrüsefer cihazı hem seyrin ta kendisi. Üstün insana Yol'dan söz etsen, gayretle işe sarılır. Nasipsize söylesen vay haline, kahkahaya güler. Gülmeseydi, yol, yol olmazdı. İnsanlar yeryüzünü izler, yeryüzü gökleri, gökler Yol'u izler. Yol ise olanı.
    _ Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar Göğün-yerin işaretlerinde. Ben bilgelik ararım Zaman ve dünyanın işaretlerinde.
    _ Kimileri mucizeleri kutsal sayar. Ben mucize olmayanı kutsal sayarım…
    _Uyanmış insan işlenmemiş cevheri görür.
    _Bilge, gece içinde bir okyanus gibi, durgun ve sessizdir ama bir kış rüzgarı kadar yakıcıdır. Bilge kişi bulutlar gibi sürüklenir, belli bir yeri olmadan. yeni doğmuş bir bebek gibi kendini ifade etmeye çalışmaz. Bilge kişi bilir ki kişi yenilerek yenebilir ve yenerek yenilebilir. Bilge kişi kendine önem vermez, ama başkalarının ihtiyaçlarını duyumsar o alçakgönüllü ve utangaçtır, böylelikle diğerlerinin kafasını karıştırır.çocuk gibi görünür ve dinlenir. Bilge kişi kafasında yenmeyi kurmaz ki yenilsin, bir şeye sarılmaz ki yitirsin. bilgenin yolu kurnazlığa kaçmadan çalışmaktır.
    _Büyük iyilik su gibidir. Doğal olarak akar. Reddeden insana bile faydası olur. Tao gibidir. Bilge kişi de su gibi yaşar, arzusuz ve alçakgönüllü, entelektüel düşünceli, sevecen, adildir. Bilge kişi sessizce çalışır. Ne övgü ne de şöhret aramaz. Uyuyan bir bebek gibi nefes alır ve uyumu gözetir.
    _Tao yaratır ama saygınlık istemez ve yol gösterir ama karışmaz. Tao seyahat etmeden de bilinip gözlenebilir; ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi. Her nesne tao nazarında birer küçük evrendir; dünya kainatın küçük evreni, ulus dünyanın küçük evreni, köy ulusun küçük evreni; aile köyün küçük evreni, ve bedeni kişinin ailesinin küçük evrenidir; tek bir hücresinden galaksiye kadar…

    _Karar aklın durması halidir; karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.
    _Kalite bir erdemdir! O kendini; mekandaki yaşantıda, düşüncedeki derinlikte, sevgideki cömertlikte, İfadelerdeki gerçeklikte İdaredeki düzende eylemdeki etkide doğru zamandaki doğru harekette gösterir.
    _Kendini bilen bilge. Başkasını bilen bilgilidir. Kendini yenen kudretli. Başkasını yenen kuvvetli Halinden memnun olan zengindir. Nefsini yenen iradeli. Yerini korumayı bilen kalıcıdır, Ölüp de yok olmayan ölümsüz.
    _Edimsizliğin her şeyden el etek çekmek, eylemsizlik demek değil, tutkulu, hırslı eylemlerden, doğadaki dengeye ters eylemlerden uzak durmak demek. İçine kapalılık demek değil, ukalalık, gevezelik etmemek, çevresine yaşamı ve tutumu ile örnek olarak yol göstermek demek.
    _Kutlu kişinin bu sınırsız iyiliği karşısında herkesin ağzı açık kalır.
    _Hep hiçlikte kalanlar görür onun özünü. hep varlıkta kalanlar görür onun yüzünü...”
    _Edimsizlik, yaşamın akışına aykırı olan eylemlere girişmemektir.
    _Ezecekler mi birini. Büyütürler onu alabildiğine. Zayıf mı düşürecekler birini. Güçlendirirler onu alabildiğine. Yok edeceklerse birini. Geliştirirler onu alabildiğine. Alacaklar mı elindekini onun. Ona verirler önce bol bol. Budur görmek görünmezi. Yumuşak yener serti. Zayıf yener güçlüyü. Çıkarma balığı derinden. Sırdır düzen. Ele verme sırrını.
    _Eskinin yetkin ustaları Özlü ve gizemliydiler. Derindiler erişilip bilinmez. Kışın bir ırmağı geçer gibi Çekingen, Komşuların gözü altında gibi Dikkatli, Konuklar gibi sakıngan, Eriyen buz gibi geçici, İşlenmemiş balçık gibi şekilsiz, Vadi gibi geniş. Sis gibi bulanık…
    _YOL'u yitirmeyen doygunluğu aramaz. Doygunluğu aramayan kalır dolmadan. Hep açık yeni yetkinliğe.
    _Fazla söz boşa zahmet. İyisi mi içindekini tut içinde.
    _Su gibidir yüce iyilik. İyidir ki su Binbir türe yarar verir dayatmasız. İnsanların hor gördüğü yerlerde.
    _En yüce hakanların varlığını Bilmezdi halk. Ne sakıngandı değerli sözleri. İşlerini görürlerdi onlar ve yoluna girerdi. Sonrakiler sayıldı ve sevildi Sonrakilerden korkuldu
    _Ahlak yok olduğunda doğru davranış biter ve çıkarcılık ortaya çıkar. Çıkarcılık; düzensizliğin başlangıcıdır.
    _Beş renk gözü kör eder, beş sesse, kulağı sağır. Beş çeşni, tat alma duyusunu köreltir. Fazla düşünmek zihni zayıf düşürür, arzular ise kalbi öldürür. Denge ve ihtiyaç önemlidir.
    _Bir şeyi daraltmak istiyorsan, Önce onu genişletmelisin. Bir şeyi zayıflatmak istiyorsan, Önce onu güçlendirmelisin. Bir şeyden ayrılmak istiyorsan, Önce onunla birleşmelisin. Bir şeyi almak istiyorsan, Önce onu vermelisin. Buna “ ince kavrayış” denir.
    _Lao Tse ise toplumdaki çürümenin ahlak dersi verme ve politik önlemler almayla giderilemeyecek kadar derin olduğunu düşünüyordu. Tersine, tüm töreler, kurallar, ahlak, politik girişimler kötülüklerin asıl kaynaklarıydı, insanların doğallıklarına dönmeleri, her türlü tutku ve bencillikten kurtulmaları, toplumsal norm ve değerlerden vazgeçmeleri gerekiyordu.
    _Derler ki, tüccarın iyisi malını öyle saklarmış ki, onu gören yoksul sanırmış. Arif ve ERDEM’li kişi de odur ki, gören budala sanır, iyisi mi, Siz vazgeçin şu gururlu, hırslı, kibirli halinizden, bırakın şu yakışıksız çabalarınızı_
    _“Emirlerle yönetip cezalarla düzenlersen halk yılgın ve utanmaz olur. ERDEM’le yönetir ahlakla düzenlersen halk utanmayı öğrenir ve iyiye yönelir.” Ama gerek “ahlak”, gerekse “yönetme” ve “düzenleme” çabalarının kendisi huzursuzluğun asıl kaynağı Lao Tse’ya göre!
    _ Asıl tehlikenin büyüğü, asıl sakınılması gereken şey “hortlaklardan” da önce, insanlığa hizmet etme aşkıyla hortlaklara savaş açan kutlu kişiden gelebilecek zarar.
    _Günümüz yönetimlerinin “tüketim olanakları verip halkı pasifleştirmek” ve “basit halkı bilgisiz bırakmak; aydınların ise gözünü yıldırıp eyleme girişme cesaretini kırmak” türü yöntemlerini kaçınılmazlıkla anımsatıyor bunlar!
    _Doğru yaşamayı bilen Geçsin ülkeyi bir uçtan bir uca. Rastlamaz tek gergedana kaplana. Geçsin bir ordunun içinden. Ne zırh yarar ne kılıç. Gergedan bulamaz boynuz saplayacak yer. Kaplan bulamaz tırnak geçirecek yer. Kılıç bulamaz keskinliğini gömecek yer. Neden? Çünkü ölümlü yanı yoktur onun.
    _Yücelerden bilge YOL’u duyunca. İzler onu uyumla. Alçakçalardan bilge YOL’u duyunca Güler ağız dolusu Ve gülmezse bil ki Doğru YOL değildir o.
    _Bütün keskinlikleri körelt, Bütün düğümleri çöz, Her şeyi birbirine kat. Sır olan Ayniyet, işte buradadır. Sen, ona yaklaşamazsın, Onsuz da yapamazsın. Ona bir hayrın olmaz, Zararın da olmaz. Ona şeref veremezsin, Onu aşağılayamazsın da. Dünyada hiçbir şey onun kadar asil olamaz.
    _Nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur.
    _Kimileri mucizeleri kutsal sayar ben mucize olmayanları kutsal sayarım. Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar. Ben bilgelik ararım.
    _Olgunlaşır varlıklar. Sonra dönerler kaynaklarına. Kaynağa dönmek huzur demek. Huzur amaca varmak demek. Amaca varmak sonsuzluk demek. Sonsuzluğu kavramak aydınlık demek. Sonsuzluk kavranmadı mı Uyumsuzluk gelir. Sonsuzluğu kavrayan hoşgörülüdür. Hoşgörülü demek adil. Adil demek egemen. Egemen demek kutsal. Kutsal demek YOL'da YOL'da demek kalıcı…
    _Kutlu kişi örnek olur dünyaya. Çevresine ışık saçmaz ve aydınlanır. Kendisine değer vermez ve yüceltilir. Kendini övmez ve yarar verir. Kendini öne koymaz ve kalıcılaşır. Çünkü savaşmayanla Kim savaşabilir dünyada
    _Biliyorsam biraz doğru YOL’da yaşamı. Tek korkum yolu yitirenlerdendir. Sapanlardan dar sokaklara doğru. YOL dururken
    _Sağlam kök salan sökülmez. Sıkı tuttuğun çalınmaz.
    _ERDEM’le dolu kişi Benzer yeni doğmuş bebeğe. Yılan çıyan sokmaz Vahşi hayvan saldırmaz Alıcı kuş paralamaz İncedir kemikleri kasları yumuşaktır ama Yine de sımsıkı yapışır tuttuğuna Erkek dişi nedir bilmez ama Yine de kalkar pipisi Çünkü dopdoludur hayat tohumuyla
    _Keskinliğini körelt. Karmaşalarını çöz. Parlaklığını sönükleştir. Tozuna karış dünyanın. Budur gizli Bir’e varmak. Buna erişeni Ne sevgi yaralar ne soğukluk Ne kazanç yaralar ne kayıp Ne saygınlık yaralar ne utanç Ki en saygın olur göğün altında
    _Baştaki sakin ve edimsizse Halk dürüst ve temiz olur Baştaki zeki ve kurnazsa Halk hilekâr ve güvenilmez olur
    _Büyük ülkeyi yönetmek Küçük bir balık kızartmaya benzer.
    _Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
    _Ayaksız yürümek. Kolsuz dövüşmek. Saldırısız yenmek. Silahsız durdurmak. En büyük talihsizliktir küçümsemek düşmanı. Küçümseyen korkarım yitirir hazinesini.
    _Bilmediğini bilmek büyüklüktür. Bildiğini bilmemek eksiklik.
    _Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz. Lider ol, ancak efendi olma.
    _Düşlerini neyle suladığına dikkat et.
    _Kendi aczinden onur duymaya kuvvet denir.
    _Henüz gülümsemeyi öğrenmiş bir bebek gibi. durgun ve ifadesizim,
    _Eğer ki halkın korktuğu biriysen, Sen de halktan kork
    _Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez
    _Üç hazinem var: Sadelik, sabır ve merhamet.
    _Bahar gelir ve çimenler kendiliğinden yeşerir.
    _Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız,daima onların kölesi olursunuz.
    _Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın.
    _Düşüncelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin.
    _Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir.
    _Gerçek bilge aydınlanmanın amaç değil, anlam olduğunu anlar.
    _Eğer pes edebilirsen güçlüsündür. Kötülüğe iyilikle karşılık ver.
    _Bir aile iç ahengini yitirdiği zaman “hayırlı oğullar”dan söz ederiz. Bir devlet kargaşaya sürüklendiği zaman sadık devlet adamları”ndan
    _Dünyadaki herkes güzeli güzel olarak bilir Ve çirkinlik de bu yüzden vardır. İşte böylece, Varlık ve yokluk birbirini doğurur, Zor ve kolay birbirini tamamlar, Uzun ve kısa birbirini şekillendirir, Yukarı ve aşağı birbirini doldurur, Sesler ve tonlar birbiriyle uyuşur, Önce ve sonra birbirini izler.
    _İnsanların onay vermesini önemserseniz, onların mahkûmu olursunuz.
    _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. Düşlerini endişe ve korkuyla sularsan, yaşamını boğan yabani otlar biçersin. Düşlerini iyimserlikle, çözümlerle sularsan, başarı biçersin.
    _Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun, belki şakıyan kuşlar gelir.
    _ Erdeme haiz olanlar kusur aramaz. Kusur arayanlar erdeme haiz değildir
    _ Orada oturup sessizce tefekküre dalarak Zihnini temizleyebileceğini mi sanıyorsun? Bu, zihnini yalnızca daraltır, temizlemez. Tam uyanıklık akışkandır ve uyumludur; Her zaman ve mekanda vardır. Gerçek tefekkür işte budur. Dünyadan uzak durarak kim saflığa ve basitliğe erişebilir. Tao temiz ve basittir Ve dünyadan uzak durmaz. Neden basit şekilde ana-babanızı onurlandırmıyor, çocuklarınızı sevmiyor, kardeşlerinize yardım etmiyor ve en yüce doğruyu anlamak yerine, elinizde sıradan yöntemler bulunduruyorsunuz? Bu, gerçek saflık, gerçek basitlik ve gerçek ustalık olacaktır.
    _Bilmek ama yine de bilmediğini düşünmek en büyük hünerdir. Bilmemek ama bildiğini düşünmek ise hastalıktır
    _Zeka, bilgelik demek değildir.
    _Bir ağacın güzelliği hiçbir zaman kelimelerle ifade edilemez; bunu anlayabilmek için onu kendi gözlerinle görmelisin. Dil, bir şarkının melodisini yakalayamaz; onu anlayabilmek için kendi kulağınla işitmelisin.
    _Ermiş kişi yönetirken: Kalplerin boşalmasını ama karınların doymasını sağlar. İstekleri zayıflatır, ama kemikleri kuvvetlendirir. İnsanları daima alimlikten ve arzudan yoksun bırakır ve alimler bir eyleme geçmeye cüret edemez. Yaptıkları bundan ibarettir ve işte böylelikle düzensiz bir şey kalmaz.
    _Büyük işler başarıp şeref kazandıktan sonra bir yana çekilmesini bilmeli.
    _Büyük bir milleti yönetmek küçük bir balık pişirmek gibidir; fazla kurcalarsanız mahvedersiniz.
    _Sonsuz Tao, ne anlatılabilir olan, ne de ad verilebilir olandır. Her şeyin durmaksızın dönüştüğü ileri sürülerek, ona ad vermekle..
    _Taoist cinsel uygulamalar - Özlerin Birleşmesi. Uzun yaşama ve ölümsüzlüğe ulaşmasının yöntemlerinden biri genç yaştaki bakirelerle cinsel ilişki kurmaktır. Tavsiye edilen 14 - 16 yaş aras..Chang Taoist cinselliğin yaşlı erkek - genç kız ilişkilerinde hayata geçirilebileceğini belirtirken, genç erkeklerin ise gençler yerine yaşlı kadınlarla ilişki kurmasının daha avantajlı olduğunu ileri sürmektedir
    _Konfüçyüs bir gün suyun içinde çırpınan adamı kurtardıktan sonra. coşkun suların içinde sağ kalmayı nasıl başardığını sormuş. 'Çok kolay!' demiş adam. 'Akıntı beni aşağı çektiği zaman daldım, yukarı ittiği zaman da su yüzüne çıktım.'" sertliğe karşı yumuşaklığın, tutkuya karşı tutkusuzluğunu, hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörünün, erkeğe karşı kadının yanını tutan bir öğreti bu.
    _ Hiçliğe dönendir Biçimlenmemiş biçim Aslı olmayan resim Karanlıktır kaostur
    _Ah daha ne kadar sürer yalnızlık. Herkes sevinç saçıyor. Bayrama gider gibi. Bir ben çekingen. Gülmeyi öğrenmemiş bebek gibiyim. Huzursuz savrulurum. Yersiz yurtsuz gibiyim. Herkes bolluk içinde. Ben unutulmuş gibiyim. Mağara gibi yüreğim. Uyumsuz ve karanlık Dünya insanları ışıl ışıl ah Bir ben bulanık su gibiyim. Dünya insanları kurnaz mı kurnaz. Bir ben kapalı kutu gibiyim. Huzursuzum ah deniz gibi. Dur durak bilmeyen girdap gibiyim. Herkesin hedefi var Bir ben aylak dilenci gibiyim Bir ben başkayım herkesten Ama değerlidir anadan alınan besin.
    __YOL’da bir oldun mu onlarla YOL’da olanlar da Hoşnut olur bundan. Yoklukta bir oldun mu onlarla. Yoklukta olanlar da Hoşnut olur bundan. Güven bulamaz güven göstermeyen.
    _Ayak parmakları üstüne kalkan sağlam durmaz. Dizlerini kırmadan yürüyen ilerlemez. Çevresine ışık saçan aydınlanmaz Kendine değer veren yüceltilmez Kendini öven yarar vermez. Böyle kişi yemek artığı yara irini gibidir YOL’a
    _Yüceliğini bilip alçaklığını yitirmeyen Olur göğün altında vadisi yerin
    _YOL doğurur. ERDEM besler, Büyütür, bakar, Geliştirir, tutar, Örter ve korur.
    _Yeryüzünün kaynağı var ki anası yeryüzünün. Her kim anaya bakarsa Yaşamı boyunca korkmasın bir şeyden Sonsuzluğu kucaklamaktır bunun adı
    _Ülkenin günahını kim alırsa üstüne. Başta gider tohum kurban töreninde. Ülkenin acılarını kim alırsa. üstüne Hakanı olur yeryüzünün
    _ERDEM’li kişi ERDEM’i bilmez Ondan ERDEM’lidir o. ERDEM’siz kişi Çabalar ERDEM’i Yitirmemeğe. Ondan ERDEM’sizdir o. ERDEM’de olan amaçsız. ERDEM’siz olan amaçlı.YOL’u yitirince ERDEM. ERDEM’i yitirince aşk. Aşkı yitirince adalet. Adaleti yitirince ahlak. Sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak. Ve başıdır huzursuzluğun
    _Her şey Ya çoğalır azaldıkça Ya azalır çoğaldıkça
    _En büyük yetkinlik eksik görünür Ve sonsuz olur etkisi En büyük doğruluk eğri görünür En büyük yetenek aciz görünür En büyük belagat dilsiz görünür Soğuğu hareket yener sıcağı sükûnet Saflık ve sükûnet Bu ikisi ölçütüdür dünyanın
    _Ölümden korkmaz olursa insanlar Nasıl korkutursun ölüm korkusuyla? Ölümün sahibinin yerine öldürmek Marangoz yerine keseri ele almak demek.
    _Yaptığını kendi yaşamı için yapmayan Daha bilgedir yaşama değer verenden
    _TAO’nun özünü kavramanın yolu, hep hiçlikte kalmak, tutku ve isteklerden arınmaktır, TAO’nun özüne varacağım diye tutkularından kurtulmak için çabalayıp duran kişinin bu halinin de tutku dolu olduğunu hatırlatıyor
    _“Fincanı iki elinle tutarken, aynı anda dolduramazsın.
    _Hiç ile kaynak aynıdırlar. Yalnızca biz farklı adlar vermişiz. Maddesel ve tinsel her şeyin kaynağı olan TAO…
    _Toplum kuralları gerçekte toplumsal hastalıkların asıl kaynağı olduğunu gösteriyor._
    _Devlet yönetiminin filozofların işi olduğu inancındadır. Basit halk, yüreğini huzursuz kılmaktan başka bir işe yaramayacak, ona ancak mutsuzluk getirecek olan tüm bilgiden uzak tutulmalıdır. Tutkularını aşmış, bilge kişi içinse durum başkadır:
    _Karın, Karanlık, gizli, sırlı hakikatin simgesidir.__ __
    _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte .“Sevgi, iyilik, insaniyet, bağlılık”…Taoculuk bu tür sevgiyi reddeder: Böylesi sevgi, kimilerini başkalarına karşı kayırmak demektir. Oysa TAO’nun, doğanın, dünyanın iyiliği, tarafsızlığında, kimseyi sevmeyip, kimseyi kayırmamasındadır. .
    _Taoculuk’ta ne geçmiş ne gelecek, yalnızca şimdiki yaşam vardır.
    _Zhuang Zi, Ölümün eşsiz bir “mutluluk” olduğunu savunur.
    _Yaradılış, doğa ananın koynunda sürekli olarak yeniden gerçekleşir….
    _Vadi hiçliği simgeliyor. Her iki yönden de “vadi ruhu” TAO’yu çağrıştırıyor: ana rahmi” anlamına geliyor. “Karanlık dişinin kapısı” da, hem bin bir türün doğuşunun tablosunu çiziyor, hem de “sırlar sırrı” olan “tüm mucizenin kapısı”nı çağrıştırıyor.
    _Ying aydınlık, Yang gizemli karanlık ve ikisini birleştirem yaşam soluğu uyum…
    _Kong Zi yani Konfüçyüs “Başkalarının bana yapmasını istemediğimi ben de onlara yapmamalıyım” der… “
    _Taoculuk’ta daha çok vurgulanan, bütünün parçalardan fazla bir şey olduğu olgusudur..._
    _Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı, Peygamber Yeşaya’ya “Bilgelerin bilgeliğine son vereceğim, yok edeceğim usluların usunu!” diye seslenir. Yeni Ahit’te de Aziz Pavlus “Nerede zeki insanlar, nerede okumuş kişiler? Tanrı bu dünyanın bilgeliğini deliliğe çevirmedi mi?” diye alaya alır yetenekleri ve bilgeliğiyle övünenleri…Tao ise insanı kendi doğasıyla yüz yüze bırakıyor.
    _Halkın günahlarını, ülkenin acılarını üstüne alan dünyaya hükümdar olur
    _Kong Zi, Lao Tse’yı ziyaret ederek onun bilgisine başvurur. Lao Tse onun gururlu ve girişimci tutumunu eleştirir. Kong Zi sarsılmış ve Ustaya derin şekilde hayran kalmış bir halde öğrencilerinin yanına döner. Kong Zi öğrencilerine dedi ki: Kuşları bilirim, uçarlar. Balıkları bilirim, yüzerler. Hayvanları bilirim, koşarlar. Koşanı tuzağın ağı yakalar. Yüzeni oltanın iğnesi tutar. Uçana avcının oku erişir. Ama ya ejderhalar? Ya onlar nasıl yükselir rüzgârların bulutların üstüne de göğe ulaşırlar, bunu bilemem. Lao Tse’yi gördüm bu gün. Düşündüm: Acaba o da ejderha gibi mi?Lao Tse’nin bir “ejderha” gibi olduğunu anlatır.
    _Toplumsal değerleri ve yöneticilerin otoritesini insanlığın tüm acılarının kaynağı saydığı.
    __ Kong Zi eski gelenekleri öğrenmek için Lao Tse’ye geldi. Lao Tse ona dedi ki: Sizin sorduklarınız ancak kemikleri bile çoktan çürümüş insanların sorunları. Onlardan bugüne kalan yalnızca sözcüklerdir. Arif kişi zamanını bilir, arabası gelince biner, gelmezse de çıkınını toplayıp gider.

    _Karşılaştırmalar yargılamalardır,
    _Övgü beklemeyen bilge kişidir.
    _Gereğinden fazla zorlarsan, en müthiş bıçak bile körleşecek. Çaresizlik ona hiçbir işe yaramayan, akordsuz yalanlar söyletecek. Bilgelik de akılla birleşip sağduyulu zekayı ışıldatacak. sabır en dolaşık ipleri bile düğümlerden kurtaracak,
    _Tabiat kasıtlı hareket etmez. Hiçbir varlığa iyi veya kötü niyeti yoktur. Tao da aynen tabiat gibidir. Tabiat tao'nun takipçisidir. Bilge kişi de böyledir. Tutkularından arınmış
    _Çömleği yapan kil değil boşluktur.
    _Kaos ortaya çıktığında, üstün insanın içsel dünyası düzenli ve sakindir. Topluma geri dönüşünde yardımcı olur. Kaos sona erdiğinde toplum tarafından görülebilir.
    _Çok daha iyidir basitliğini görmek ham ipeğin güzelliğinin ve işlenmemiş taşın; kişinin kendisiyle bir olmasından daha iyidir tao ile bir olması, bensizliğin geliştirmesi.
    _Butunlugu korumak icin boyun egmek kendini savunmayarak ayricalik kazanir. Eğilmek dik olmaktir; bos olmaksa dolu. Böbürlenen kişi aydınlanmamıştır, saygı görmez değerli insanlardan; böylece, hiç bir şey kazanmaz ve itibarı lekelenir. kibir aşırılıktır ve bilge kişi onlara ihtiyaç duymaz
    _Yaratıcı prensip birleştirir sonsuzluğa uzanır. Sonsuzluğa seyahat ederken değişmez özünü korur. En lüks yerlerde basitliğini korur.
    _Onurlu davranın ama alçakgönüllülüğü koruyun.
    _En büyük balık gölün dibinde yaşar ve bir ülkenin en iyi silahları kuytuda kilitli tutulmalıdır. Uysal ve nazik olan, sert ve güçlünün üstesinden gelebilir.
    _Gerçekten iyi insan haptığı iyiliklerden bihaberdir.
    _Liderin görevi nüfusun refahını sağlamaktır kendi refahını değil.
    _Bazen her şey ters görünür. Aydınlık karanlık. Doğru yanlış gibi, kolay zor gibi, pak olan kirli, ilerleme gerileme olarak görünür. En kötü anlarda dahi umudunu kesmez doğa-tao. Sen de öyle ol. doğru görünen bir dahakinde eğri görünebilir; zeka aptallık görünebilir, güzel söz söyleyiş patavatsızlık görünebilir; hareket soğuğu alt edebilir, durağanlık da sıcağı, ama hareketteki durağanlık tao'nun yoludur.
    _Sertin üstesinden ancak ona boyun eğen yumuşak gelir.
    _Aydınlanmış kişi arkadaş edinmekle ilgilenmez, ne de düşman kazanmakla; iyi ya da kötü ile, övgü ya da suçlama ile. bu tür bir tarafsızlık* insanın en üst halidir…
    _Keskindir ama kesici değil. Pivridirler ama hiç bir zaman delici değil. Parlaktırlar ama kör etmezler. Budur bilge kişinin eylemi.
    _Tasarlamadan hareket et; doğal bir şekilde çalış ve tatsızın tadını al; karmaşıktaki basiti ara…
    _Sorunlar ortaya çıkmadan önce yüzleşilirse kargaşanın önüne geçilir…
    _Uçsuz bucaksız yolculuklar ilk adımı atmakla başlar. Koca ağaç küçük bir fidandan oluşur
    _Irmağın ve akıntının hakimi denizdir, çünkü hepsinden alçaktadır. öğretmenin öğrencilerine yol göstermesinin en iyi yolu önde gitmelerine izin vermektir.
    _Tartışmalar kavgacılık yapmak yerine beklemeyi bilerek, üstüne gitmek yerine geri çekilerek kazanılabilir. büyük savaşlar kıpırdadığını belli etmeden ve gizlediği gücünü koruyarak hareket etmek, saldırmadan ele geçirmek silahtan başka şeyler kuşanmak sayesinde kazanılabilir.
    _Ülkedeki insanların karnı aç canları kıymetsiz olursa onlar da yönetimi alaşağı etmek için artık kendi canlarından geçerler… _Eğilmek bilmeyen savaşçı kendini ölüme mahkum eder ve eğilmeyi reddeden ağaç kolayca kırılır. onun için sert ve yoğun olanın yenilmesi yumuşak ve esnek olanınsa yenmesi mukadderdir…
    _İhtiyacından çoğuna sahip olandan alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtmak tao'nun yoludur yüksektekini alçaltır, alçaktakini yükseltir…
    _Tezatmış gibi görünse de insanların aşağılamalarını kaldırabilen kişi yönetmeye uygundur. Önderlik etmeye uygun olan da ülkesinin felaketleriyle bizzat yüzleşendir.
    _Ne kadar azsa çoğalır, ne kadar çoksa azalır. Gerçek her zaman güzel güzel sözler de her zaman gerçek değildir.
    _Erdemli kişi kendi için tartışmaya gerek görmez çünkü bilir ki tartışmak yararsızdır.
    _Övgü beklemeden, ışığı saklamak,, aşırılıklar olmadan, kara aynayı temizlemek, arzuların bastırılması ,sakin ve hareketsiz, köke geri dönmek, ahlakin çürümesi, butunlugu korumak icin boyun egmek, değiştirilemeyeni kabullenmek, erdemli pasiflik arkadan önderlik etmek tek başına durmak
  • Yalnızlık, yabancılaşma, tüketim ve şöhret açlığı.. Televizyon kanallarından boca edilen sayısız yalanla kirlenmiş, hiç bir şeyin dolduramadığı bir boşluk... Modern dünyanın ürkütücü çılgınları, medya-pop kültüründeki nevrotikler ...Kahramanlar anti-kahramanlar, sıradan insanlar en tepedekiler, hayatta her şeyi başarmış eleğini bir tarafa siktir etmişler , aşağıya tırmananlar, küfürbazlar, sahtekarlar, beyefendiler, hanımefendiler amaçsızlar, idealistler,tinerciler,psikopatlar, sadistler, parasızlar, pulsuzlar, doğuştan başarılılar, krallar , kraliçeler, soytarılar, bok adamlar....
    Uzun lafın derin özeti insanlar.. ve taktıkları maskeler, maskelerin altında saklı kalmış ve kalacak olan o derin bulunamayan ben olma duygusu erdem, kendini bilememe tanıyamama.. Sürüdeki koyun olma dürtüsünü yenememe, okuyamama, görememe, düşünememe kendine gelememe. Kendin ol.. Kendin ol demeden önce tabi söylemesi gereken kendini tanı, kendini tanıyan kendisi olur kendine gelir.
    Çoğu insan kendine gel denildiğinde kime nereye gidiyordur acaba tanıdığı zannettiği hangi kendisi oluyor hangisiyle kandırıyor kendi kendisini.
    Kendileşemeyengillerin hepisine lafım
    Amannnn banane canım ☺️
  • 196 syf.
    ·1 günde·3/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Son Ada kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim:
    https://youtu.be/dR12B0gIkhg

    Livaneli'ye hak ettiği değerden fazla değer verip onu putlaştırıyor musunuz?

    Livaneli'nin kitaplarından bazılarını hiç sevmemenize rağmen sırf başka okurlardan tepki almamak için diyeceklerinizi içinize mi atıyorsunuz?

    O zaman gel vatandaş gel, burada korku ya da kimin bana ne diyeceğinin umursanması yok, sadece Livaneli kitabı incelemesi var. Senin de Livaneli hakkında olumsuz düşüncelerin varsa bütün düşüncelerini yorumlara yaz. Kimseden çekinme. Kimsenin senin nasıl düşüneceğini ve nasıl konuşacağını yönlendirmesine izin verme. Survivor'da sanki dokunulmazlık oyunu kazanmış gibi Türk Edebiyatı'nın dokunulmaz dehası olarak nitelenen, dokunduğun zaman da ateşli Livaneli fanlarının mesnetsiz bir şekilde "akıcı ve sürükleyici" olduğunu söylemelerinden başka bir şeyiyle savunulamayan şu bizim Livaneli'den bahsediyorum.

    Öncelikle bilenler bilir, bu sitede incelemelerimle konuşurum, boş gevezeliklerle zaman kaybetmem. Eğer yazdığım eleştirilere tartışmacı bir üslupla değil, eleştirilerini mesnetlendirerek mantıklı ve edebi antitezler yazabiliyorsan kapımız her zaman açık. Mesela hala kendisinin Huzursuzluk kitabı hakkında yaptığım incelememdeki eleştirilere 1 (yazıyla bir) adet bile antitez gelemedi: #52088163 Demek ki ortada hastalıklı bir putlaştırma, yazar fetişleştirme ve birilerinin dokunulmaz olarak görülüyor olma sorunu var ve bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Sadece 5-10 dakikanızı ayırmanız yeterli. Bakın ben nasıl dokunuyorum ve duymaktan hoşlanmayacağınız şeyler söylüyorum şimdi...

    Yazarın da kabul ettiği üzere distopya türüne ait Son Ada hakkındaki eleştirilerimi duymadan önce bir kullanıcı adıma bak istersen... Bu siteye kaydolduğumdan beri o kısım hiç değişmedi çünkü: "distopikokur" Yani distopyalara ayrı bir sempati besliyorum ve distopyanın kökenlerinden, distopya hakkında yazılmış kurgudışı metinlere, sosyologların görüşlerine kadar geniş bir skalada araştırmalar yapmayı seviyorum. Hal böyle olunca Son Ada kitabı distopya türünün teorik yeterliliklerini karşılamaktan epey uzak bir kitap.

    Mutlu ve şehir toplumundan uzak, arınmış, izole olmuş bir ada hayatı vardır, oraya gaddar karakterli bir başkan gelir, doğayı kendi rantı için katleder ve olaylar gelişir. Kitabın konusu bundan fazlası değil. Livaneli'nin bu kitabını okurken King Kong filminde adada yaşayan gorilin bu adaya gelip de ortalığı acilen dağıtmasını ve Livaneli'nin bu kitabı yazmasını bir şekilde engellemesi gerektiğini düşündüm.

    Distopya konusuna geri dönelim. Sosyolog Foucault'nun görüşlerine göre bir distopyanın distopya olarak sayılabilmesi için gerekli birkaç koşul vardır. Foucault'nun görüşüne göre pastoral iktidar öncülü sağlanmadan bir distopyanın varlığından da söz edemeyiz. Peki nedir bu pastoral iktidar? Basitçe anlatacak olursam, çoban-sürü ilişkisi. Yani 1984, Cesur Yeni Dünya, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, Biz, Fahrenheit 451 kitaplarında olduğu gibi. Bu iktidar biçiminin distopya sayılmasının nedenlerinden ilki, "Çoban, bir toprak parçası üzerinde değil, daha ziyade, bir sürü üzerinde iktidar kullanır" olmasından dolayı. Livaneli, Son Ada kitabını yazarken sanırım ki distopya türünün teorik ve kurgudışı altyapısını araştırmayı unutmuş olacak ki, eski yazdığı ve sonradan yazacağı kitaplar gibi bir kitap yazıp geçmeyi istemiş, ama ben geçmiyorum, geçmeyeceğim.

    Ne demiştik, "Çoban, bir toprak parçası üzerinde değil, daha ziyade, bir sürü üzerinde iktidar kullanır". Peki, Son Ada kitabında ise ne oluyor? Adaya gelen çoban olan Başkan (bu adamın kurgusundaki mantık hatalarına sonra geçeceğim, o da ayrı bir konu), adanın toprak parçası üzerinde hakimiyet kurup kendi iktidarını insan sürüsüyle distopyalaştırmaktansa, doğaya ve toprağa hakim olarak gerçekleştirmek istiyor. Yani ortada Başkan'ın iktidarını ve çoban rolünü güçlendiren, sürü psikolojisi oluşturan bir distopya bu ilk maddeye göre yok.

    İkinci maddede "Çoban, sürüsünü bir araya toplar, onlara yol gösterir ve önderlik eder" der Foucault. Romanda ada halkından bir sürü olarak bahsedemeyeceğimiz için sadece birkaç bireyin Başkan tarafına katılması mevcut. Sanki adam dünyaya hükmeden faşist bir lider olmuş da Başkan'ın zalimliği bu kadar ön plana koyuluyor, hiç alakası yok. Başkan karakteri bugüne kadar distopik ve kurgu bir romanda gördüğüm en başarısız karakter tasarımı zaten, dediğim gibi ona birazdan geçeceğiz.

    Üçüncü maddemiz "Çobanın rolü kendi sürüsünün selametini sağlamaktır". Son Ada'da ise bu maddeyi sağlayan hiçbir şey yok. Dedim ya, Livaneli'nin bir distopyayı distopya yapan şeyler hakkında ufacık bir bilgisi bile yok. Ada halkında sürü diyemeyeceğimiz birey bilincinde pek çok insan var ve Başkan'ın da bunları ikna etmek, kendi distopik düzenini daha fazla distopyalaştırmak için ortaya koyduğu ekstra bir çaba da yok. Dolayısıyla çobanın rolü, Son Ada kitabında adadaki sürünün selametini sağlamaktansa, daha çok kendi kendine takılıp eski atari oyunlarındaki gibi silahla kuş vurmak kadar basit. Tam tersine sürünün selameti değil, nefreti kazanılıyor. Bu ise distopya teorisine ters bir durum.

    Dördüncü maddemizde "Çobanın attığı her adım sürüsünün iyiliği göz önünde tutularak ayarlanmıştır. Bu onun sürekli kaygısıdır", der Foucault. Bu kitapta ise ne sürüsünün iyiliğini gözeten ve kaygı duyan bir Başkan var ne de iyi hisseden bir sürü var. Şimdi Başkan karakterine geçiyorum.

    Başkan karakteri o kadar pısırık ve bir distopyada korkulabilecek bir lider olmaktan uzak ki, tek başarısı doğayı katletmek. Bu aciz Başkan, bir distopya kurmacasında olması gereken bir yönetici gibi değil. Daha çok adaya yazlığına gelip de avcılık yaptıktan sonra birkaç ada sakinine zabıta çağırtacak kadar etkisi olabilecek biri. Anca o kadar yani. Ayrıca Başkan'ın taşıdığı merkezi karakter-yardımcı karakter çelişkileri de bu işin ayrı bir boyutu ama Livaneli zaten bunu Huzursuzluk kitabındaki Hüseyin karakterinde de becerememişti.

    Biraz da ada mekanına bakalım. Ada nedir? Ada dört bir yanı sularla çevrili kara parçasıdır. Evet, ilkokul eğitimimizden hatırlıyoruz bu kısmını. Bir adanın özelliği ise izole, yalıtılmış ve diğer her şeyden uzak, hatta ütopik olarak yansıtılabilecek bir mekan olmasıdır. Fakat ne hikmetse, adaya hiçbir şekilde neden gösterilmeden gelen bir Başkan var. Bu ada ise anarşizm ile yönetilen bir ada, peki anarşizm ne?

    Anarşizm, her türlü şefkat belirtisinin, akrabalığın, dostluğun, sevginin ve minnettarlığın devrimci davaya duyulan soğuk tutkuyla tamamen söndürülmesidir Bakunin'e göre. Yani evet, devlete net olarak karşı koymaktır ama yukarıdaki duyguların başka bir ilgi alanına yönetilmemesi de dahil olacak şekilde bir başkaldırıdır. Fakat Livaneli'nin bu kitaptaki ada halkını ve ada halkı için belirlediği anarşik düşüncelerini yazarken Bakunin, Kropotkin ya da Neçayev gibi devrimci anarşistleri hiç okumadığından o kadar eminim ki, ada halkını devlet haricinde her şeyi seven sayan, dostluğun, akrabalığın önde olduğu ve ada mekanını anarşizm varken bu düşünce biçimine ters bir şekilde aşırı ponçikmiş gibi gösterme çelişkisinde olduğu kısımları da görmezden gelemezdim.

    Eğer anarşi ve bir iktidara bağlı olmak istemeyen bir kurgu tasarlıyorsan Livaneli, sana bir önerim var. Yukarıda saydığım adamlara ek olarak bir de Pierre-Joseph Proudhon'u oku. Çünkü Andrew Heywood'un Siyasi İdeolojiler kitabına göre anarşizmin karşı çıktığı şeyler arasında yer alan yönetilmek, izlenmek, teftiş, gözetlenmek, yönlendirilmek, kurala tabi kılınmak, sıraya sokulmak, kapatılmak, beynine girilmek, vaaz verilmek, kontrol edilmek, tartılmak, değerlendirilmek, sansürlenmek, komut verilmek gibi şeylerden adadaki iktidar sahibi sünepe Başkan'ın sahip olduğu yönetilmek ve kurala tabi kılınmak var sadece. Yani gözünü seveyim Proudhon'u da oku Livaneli, yazdığın şeylerin teorik ve kurgudışı altyapılarını öğrenerek yaz şu kitaplarını artık.

    Açıkçası bir doğa katliamı, hayvan ölümleri vb. şeyler okumak ya da izlemek istesem kendi adıma başka şeylere başvururum, edebiyatı edebi bir zevk alma ön planında okuruz çünkü. Eğer bu ekolojik düzenin bozulması kurmacaya hiçbir şekilde dil, içerik, biçim, üslup gibi ekstra kazançlarla gelmiyorsa Son Ada kitabı da bana kattığı hiçbir şey olmadan hayatımdan çıkıp gider, aynı şu an olduğu gibi. Sırf bu yüzden bile Livaneli dil, biçim ve üslup kaygısını hiçbir zaman gütmemiş kötü bir yazardır.

    Ayrıca hiç duydunuz mu bilmiyorum fakat Livaneli 2008 yılında yayımlanmış bu kitabın sonunu tekrardan yazıp "Yenilenen finaliyle Son Ada" şeklinde tekrar yayımlatıyor. Kendisi resmen okuruyla dalga geçiyor. Ben de mesela şimdi bir kitap yazıp binlerce kişi tarafından okunmasını sağlayıp 10 yıl sonra "yenilenen final" saçmalığıyla tekrar yayımlatsam, kendime bu konuda hiçbir eleştiri getirilmeyeceğini nasıl düşünürdüm?

    Kitabın olumlu yönleri, önemli bir konuda ekolojik bir felaket özelliğini taşıyor olması. Adaya gelen liderin ada halkını anarşiden kurtarmak isterken yaptıklarıyla ekolojik düzeni yok etmesinde kullanılan şiddetin apaçıklığı. Film yönetmeni Roman Polanski de şiddetin açık şekilde gösterilmesi gerektiğini savunur ve şiddeti açık göstermemek ahlaksızlıktır ve zararlıdır der, o yüzden Livaneli bu yönden başarılı bence. Bir de kitapta 100 sayfa martı anlatılmış. Bu üç konudan dolayı kitaba 3 puan verdim ama bu kadar martı okuyup görmek isteseydim zaten evimin önünde her gün martılar uçuyor, onlara bakardım daha iyi.

    Livaneli'nin bu kitap da dahil olacak şekilde farklı dönemlerinden 4 kitabını okudum arkadaşlar ve edebiyat kariyerinde zerre kadar bile gelişme yok, bütün kitaplarında kullanılan dil, biçim, içerik, üslup hepsi aynı. Bu yüzden biçim, dil ve üslup konularına hiç girmedim, gereksiz ve boş bir uğraş olurdu. Bir de üstüne adam bu haliyle Umberto Eco'ya klişe demeye cüret edebilmiş biri, düşünün artık. Zaten Türk Edebiyatı'na görünür herhangi bir katkısı da yok adamın. Etrafına topladığı ve paralarına göz koyduğu okurların onun her yazdığına güzel demesi, hiçbir eleştiri getirmemesi ve boş bir göğe çıkarma durumu var ama. Yani yazardansa eleştirmeyi denemeyen, gelecek tepkilerden çekiniyor diye pısırık kalan okuru da suçlarım, suçlamamız da gerekir bence.

    Bir yazarın bunu başarabiliyor olması bence inanılmaz bir şey, yani sen o kadar kitap yaz, o kadar müzikle iç içe ol ve hala edebiyatında hiçbir gelişim göstereme, pes vallahi. Hatta yukarıda dediğim gibi kitabın yorum sayfasına girdiğinizde hakkında neredeyse hiçbir eleştiri bulamadığınız Huzursuzluk kitabı, yazarın olgunluk çağında yazılmasına ve en olgunlaşmış Livaneli kitabı olması gerekmesine rağmen Livaneli'nin en başarısız kitabı diyebilirim. Dediğim gibi o kitap hakkında yazdığım eleştiriyi de okumanızı tavsiye ederim mutlaka: #52088163

    Zülfü Livaneli'nin özel bir yeteneği olduğunu düşünüyorum artık arkadaşlar. Her kitabını okuduktan sonra adam kendi başaramama çıtasını biraz daha yukarı taşıyor... Okuyacağım bir sonraki kitabını "Bakalım bu sefer neyi başaramamış acaba?" cümlesiyle birlikte kendi edebiyatından her seferinde daha fazla soğuyarak okuyorum.

    Hani kitapların sonlarında ve arka kapaklarında gazetelerden, ünlü simalardan yazılar olur ya, işte bu kitap için o tür şeyler yazmak isteseydim tam olarak aşağıda gibi cümleler yazardım:

    "Sanatını o kadar iyi gizlemiş ki atom mikroskobuyla bile görmek olanaksız."
    The Mirror

    "İnsanı hayretler içinde bırakıyor!
    "Kitap ayracınızı birinci sayfadan almanız tek kelimeyle imkansız."
    New York Herald Tribune

    "Bu kitabı mutlaka alın!"
    Kredi Yetkilisi, Ziraat Bankası

    Eğer ölmeden önce okunması gereken değil, bence okumadan önce ölünmesi gereken bu kitap hakkında yazdığım eleştirilere bir antiteziniz varsa yorumlar kısmı her zaman size açık ama şu aşağıdaki kitap eleştirisi kriterlerine uymanız, bilgi ile salt duygusal edebiyat holiganlığı ayrımını yapabiliyor olmanız koşuluyla:

    "Kitap eleştirisi için kriterler:
    • Yaptığınız eleştirel değerlendirmelerin haklı nedenlerini ortaya koyarak bilgi ile salt görüş arasındaki farkı bildiğinizi gösterin.
    • Yazarın nerede bilgisiz olduğunu ortaya koyun.
    • Yazarın nerede yanlış bilgi sahibi olduğunu ortaya koyun.
    • Yazarın nerede mantık hatası yaptığını ortaya koyun.
    • Yazarın analizi ve açıklamasının nerede eksik kaldığını ortaya koyun." (s. 170) Mortimer Adler, Kitapları Nasıl Okumalı?
  • 223 syf.
    Bir ömrün en uzun yolculuğuna!

    Dolu dolu bir anlatımla, farklı bakışıyla Ali Şeriati. Düşünürler, dini felsefe ile anlatmaya çalışınca kafir diye etiketlenmiştir. Şimdi felsefe anlatan adam söze “Selamun aleyküm” diyerek başlayabiliyor. Bu onun taraflı olduğunu değil, aydın olmanın gereğini aktarıyor. Her felsefe ve sosyoloji okuyan dinden uzaklaşmıyor. Dini anlatan edebi türlerde de çok farklı anlatımlar vardır.

    Tasavvufta. Edebi anlatımlarda devriye çok göze batmasa da şathiye ilgi çekici ve farklı bir anlatımdır.

    Hallâc-ı Mansûr'un (öl. 922) "Ene'l-Hakk" (ben Tanrı'yım veya Tanrı ile beraberim) sözü tasavvuftaki şath'ın en meşhur örneklerindendir. Hallâc-ı Mansûr, Şahabeddin-i Maktul, Bâyezid-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdadî, Muhiddin-i Arabî gibi birçok mutasavvıf, başka türlü de yorumlanabilen, fakat ilk bakışta şeriata aykırı düşen ve te'vil götürmeyen bu tür bazı sözler söylemişlerdir.

    "Şath" kelimesi Arapça'da alaylı söz anlamına gelir. Tasavvufta ise sûfînin kendisinden geçtiği bir sırada söylediği şeriata aykırı söz ve hareket anlamına gelir.

    İşte Ali Şeriati’nin anlatımına bakarken kelime ustalığını mananın önüne koymamak adına dikkatli ve anlam arayışı ile okuyunuz!


    Mekke’ye Yolculuk

    İster yaya ister araçla ömründe bir defa seni sen yapan gerçek benliğine git!
    Evine!
    Beytullah’a!
    Beytullah ne? Allah’ın evi!
    Neden senin?
    Çünkü Allah’ın yeryüzündeki yansıması sensin. Evet, ey çamur! Balçıktan yaratılıp zirvelere çıkan sen!


    “İbrahim'in yeryüzündeki çağrısını duymuyor musun?:
    "İnsanların içinde Hacc'ı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana
    gelsinler."12(Hacc, 27)
    Ve sen ey çamur! Allah'ın ruhunu ara.”

    Kişi hacca giderken kendi kendine "hac ne demektir diye sormalı ve haccın Allah'a doğru yükselmesi olduğunu bilmelidir.

    “Güçlü olmak Hacca gitmeye gücü yetmek, zengin olmak, servet sahibi olmak demek değildir. Hacc, servete zenginliğe düşen bir vergi değil, bir vazifedir, namaz gibi bir görev. Her görevi ifa etmeye güç yetirmek gibi, Hacc'ı
    yerine getirmeye güç getirmek de aklî bir şarttır!
    Burada bütün milletlerin gerçek temsilcileri kendilerine özgü ve ortak dertlerle bir araya gelip toplanırlar.”

    Hacc'da şunlar şöyle yapılmalı böyle yapılmalı gibi şeylerden ziyade Hacc'ın Müslümanlara niçin farz olduğu üzerinde durulup öğrenilmesidir.


    Amaç, Hazırlık ve Ulaşma


    “O'nu görmek için evini terk et. O seni bekliyor. İnsan varlığı, gaye, Allah'ın ruhuna yaklaşmak olmadıkça bir saçmadan başka bir şey değildir. Seni Allah'tan uzaklaştıran bütün şu ihtiyaç ve doymak bilmez arzularından sıyrıl. Dolayısıyla Hacc'a giden sonsuz insan göçüne katıl. Kâdir Allah'ı gör! Hacc için evinden ayrılmadan önce bütün borçların ödenmelidir. Yakınlarına veya dostlarına karşı duyduğun bütün nefret ve kızgınlıklar yok olmalı. içinde bir arzu doğmalı. Bütün bu jestler, bir gün herkesin başına gelecek ölüme hazırlanmada birer deneydir. Bu hareketler, kişisel ve malî arınmayı garanti eder. Vedanın son anları ve insanın geleceği sembolize edilir. Sen ve bedeninin her azası amellerinizden sorumlusunuz. Bu amel yurdundayken, hesap yurduna hazırlan. Ölmeden önce ölümü duy. Hacca git.”


    Mekke!


    Müslümanların en kutsal şehri olup Arabistan yarımadasında bulunmaktadır. Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) bu şehirde dünyaya gelmiştir. Bekke, Beledu’l-Haram, Beledu’l-Emin ve Ümmü’l-Kura, Mekke’nin diğer Bu şehrin asıl ve en meşhur adı Mekke’dir. Bu isim Kur’an-ı Kerim’de de zikredilmiştir:
    “Sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke'nin içinde onların elini sizden ve sizin ellerinizi de onlardan çeken, O'dur. Allah, yaptıklarınızı görendir.” (Fetih suresi, 24.)


    Mekke; Mek (ev) ve Rab kelimesinin birleşmesiyle oluşmuştur ve Mekke de, Beytu’r-Rab veya Beytullah manasına gelmektedir.

    Mekke kelimesinin asıl manası mukaraba’dan; yani yakınlık kelimesinden alınmıştır ve bu mekan da Allah’a yakınlığın oluştuğu mekan manasına gelmektedir.

    Mescidu’l-Haram, Arafat, Meş’ari’l-Haram ve Mina bu şehrin kutsal ve dinî mekanlarından bazılarıdır.


    Mikata Giriş ve Bir Oluş

    Mikat sınırları Cebrail (as) tarafından Peygamber (sav) öğretilmiştir. Bu sınırlar içerisinde ibadet derece olarak farklılık kazanır. Zira insan değişir.

    Bu noktada insan elbiselerini değiştirmelidir. Niçin dendiğinde çünkü kişinin elbisesi kendisi kadar karakterini de örter. Kişi elbise giymez fakat gerçekten elbiseler onu gizler. Mikat'ta elbiselerini çıkar ve bırak. Düz beyaz kumaştan kefeni giy. Herkes gibi giyineceksin. Bir parçacık halinle kalabalığa katıl bir damla olarak okyanusa dal. Gururlanma, buraya birini görmek için gelmedin. Alçak gönüllü ol, Allah'ın evini göreceksin. Kendi evini!


    Herkes aynı ihramı giyer. Hiçbir görünüm farkı yoktur. Dünyanın her tarafından gelip Hacc'a doğru yol alan kervanlar Mikat'ta toplanacaktır. Aynı yerde ve aynı zamanda karşılaşacaklardır. Allah yolunda kişi olduğu gibi değil olması gerektiği gibi olacaktır ve dönüş Allah'a dır. Kişi Allah'a dönmeye karar verir. Bütün benlik ve bencillik eğilimleri Mikat'ta gömülür.

    Haccı eda etmeden önce, insanlar insan olma özelliğini kaybetmişlerdi. Kuvvet, servet, kabile, ülke ve ırklarla kendinden kopmuşlardı. Hayatları sadece bir varolmaktan öte geçmiyordu. Sonunda hac ibadeti kendilerini keşfetmelerini sağladı. Şimdi birbirlerini bir olarak ve bir fert olarak algılıyorlar başka hiç bir şey değil.


    Niyet!

    Mikat'ta hac etmeye hazırlan, neyi niçin yapman gerektiğini bil. İhrama girdiğinde kendini Allah'a arz ederek namaza dur.

    ihramlı oluşa geçiş. Son derece bilinçli olarak inancını kalbinde duymalısın. Kalbini aşk aleviyle aydınlat. Yan ve parla, kendini tamamen unut!Geçmişteki hayatın, ihmal ve cehaletten ibarettir. Şimdi bu yaşama şeklini bırak. Tam anlamıyla Cenab-ı Allah’ın kendinin ve insanların bilincine er.


    İhramla değiş!

    İhram: Dikişsiz iki parçalı beyaz elbise. Tek tip. Kefen! Ölmeden önce ölmek için. İnsanın ihramlıyken yapmaması gereken bazı şeyleri bilmesi gerekir. Aynaya bakmamak lazım, benliğini unutmak için, güzel koku kullanma, kimseye emir verme kardeşlik havasında ol, tamamen itaât etme zamanıdır. Herkes yer yer kendisi Allah'a sesleniyor ve Kâbe'ye yaklaşıyorsun, yaklaştıkça heyecan artıyor. Kâbe ye daha da yakınız sessizlik, düşünce ve sevgi dolu gözlerin büyüdükçe büyüyor ve kıbleye dikiliyor. Burası imanın, aşkın, sevginin ve dünyanın merkezi.


    Kabe!

    Bir küp! Adı Kabe! Evet, sade taşlar üzerine dizili bir bina. Bir mezar taşı bile bundan daha süslüdür.

    Kâbe yi boş görmek ne kadar güzel orada hac için bulunduğunu hatırlatıyor. İnsanın varacağı son nokta değil. Kâbe, yön gösteren bir kılavuzdur.

    Her yan onun kendine dönüşü senin o’na dönüşün, senin tek yolun. Ona yönelebilirsin, her taraftan ve her yandan.
    Bir çıkıntısı var ona yön veren. Hicr-i İsmail! Habeşli köle, siyahi bir kadının oğlu ve onun yeri. Evet, Allah’ın evine yön veren Habeşli bir kadının mezarı! Allah onu ümmetin annesi olmaya seçmiş, değer vermiştir.

    Tavaf 7 defa sadece tek yön istikamette sonsuz olmak. Yanındaki kim bilmiyorsun. Belki üst makamda bir memur,belki çiftçi belki doktor... burda statü yok, burda süs yok... herkes sade olan Allah’a sade gel. Tüm insanlık beyaz bir dalgada tek kalp. Kâbe çevresinde insanlar daire çizerek dönerler. Kâbe Allah'ın ölümsüzlüğünü ve sonsuzluğunu sembolize eder. Dönen daireler ise yaratıklarının sürekli hareket ve değişimlerini temsil eder. Allah'ın yolu insanların yoludur; Allah'a yaklaşmak için önce insanlara yaklaşmalısın. Tavaf eden insan çağlayanın içine dalmalısın. Hacı olmanın yolu buradan geçer.

    *Hacerü'l Esved Ve Biat
    *Makam-ı İbrahim [Hz. İbrahim'in Makamı]
    *Sa’y: Hacer’in, bir annenin evladı için yakarışı. Ya Rezzak (cc) yakarmadı ve Zemzem hadisesinin yaşandığı olayın hacılar tarafından tekrarı.
    *Say’ın sonu (Taksir)
    *Büyük hac: Zilhicce’nin 8.günü Mekke’de hacı olmaya Arafat’a hazır olmaya gitmek.
    *Arafat (Cebel-i Rahme): Hz. Adem’in duasının kabul olduğu yer. Peygamber Efendimiz (sav) veda hutbesinde insanlığa seslendiği yer. Ve burda büyük hac’da (küçük hac umredir) gece ve gündüzün hacılar için çok farklı anlamları vardır.
    Meş-Ar: Meş'ar, şiâr ve şuur yeri-zamanı demektir. Hacı orada, beklenen bilinç düzeyine, gerçek şiârına erişecektir. Kâbe'de kalbini vesveselerden temizler, Zemzem'le midesini yıkar, Arafat'ta ârif olur, marifet bulur, Meş'ar'da şuura erer.

    “Hac Arafat’tır.” Hadisi şerifi bunun en güzel tanımıdır.

    *Mina: En uzun kalış.
    *Savaş Cephesi [Şeytan Taşlama: Recm]:

    “Mina’da üç putun İbrahim’i aldatmaya çalışan şeytanı temsil ettiğini hatırla.
    Birinci put [cemre-i ulâ]:'Arafat'ın düşmanı'
    İkinci put [cemre-i vustâ]:Meş'ar'ın düşmanı'
    Üçüncü put [cemre-i ukbâ]:'Mina'nın düşmanı'
    Ey hacı. Şu anda Mina'dasın. Ateşle silahını İsmail'ini kurban yerine getirdin. İbrahim gibi üç putu vur ve devir.”

    “Firavun mu?
    Karun mu?
    Bel'am-ı Bâura mı?

    Bu üç put, bu üç Kabili gücün âbidesi, bu üç İblis sembolü, tevhid karşıtı şirk teslisidir.

    Firavun'u vur; zira: "Hüküm ancak Allah'ındır".
    Karun'u vur, zira: "Mal, Allah'ındır".
    Bel'am-ı Bâura'yı vur, zira: "Din, büsbütün Allah'ındır".

    Allah'ın tabiattaki temsilcisi, insanlardır, Allah'ın yeryüzündeki ailesi insanlardır. Yeryüzünün varisleri ise layık, salih kullarıdır. Demek ki Allah'ın hükümeti, insanların elindedir. Öz kaynakların hepsi de insanların...

    Allah'ın dininden bütünüyle sorumlu olanlar da insanlardır.”



    Hac süresince yaşadığın her aşamada kendini nefsinden, istek ve arzularından, ön yargılarından, benliğinden bir şeyleri eksilterek ve yeni şeyler kazanarak özüne dönmeye başladın. Atanı İbrahim (as), annen Hacer(as) ve varis, teslimiyet timsali İsmail (as) ile yolculuk ettin.

    Tavafla tevhid inancını ilan ettin. Say ile Haccın uğraşını yapacaksın Kâbe’den Arafat'a gitmekle Ademin inişini gösterdin. Arafat’tan Mina'ya gitmekle insanın yaratılış felsefesini düşüncelerin saf bilimden saf aşka doğru evrimini ve ruhun çamurdan Allah’a [cc] doğru
    yükselişini sergiledin. İbrahim'in sahnesi Mina'dasın. Şu anda İbrahim gibi davranmalısın. O oğlu İsmail'i kurban etmek için getirmişti. Bizim İsmail'imiz Kim veya Ne?


    “Senin İsmail'in kimdir?
    Veya nedir?
    Makamın mı ? Onurun mu? Mevkiin mi? Statünmü? Mesleğin mi? Paran mı? Evin mi? Bağın mı? Otomobilin mi? Ma'sükun mu? Ailen mi? İlmin mi? Rütben mi? Sanat ve
    maharetin mi? Ruhaniyetin mi? Alimliğin mi? Elbisen mi? Adın mı? Nâmın mı? Şöhretin mi? Carim mı? Ruhun mu? Gençliğin
    mi? Güzelliğin mi...?

    Ben nereden bileyim? Bunu sen kendin bilirsin.”

    İsmail’in kurban edilmesi ve baba oğul arasında geçen konuşmalar.

    Bayram

    Nerede?
    Mina'da!
    Şaşırtıcıdır ki, Mekke'nin komşusu olan yerde! Neden hacc Mekke ve Kâbe yanında bitmezde, burada biter? Haccın bu sıralarını anlamalısın. Bu kalabalığın ortasında ne yaptığının tam anlamıyla bilincinde olmalısın. Burada düşünebilmelisin;evinin bir köşesinde veya hayallerinde değil! Hacc birlikteliği teşvik eden bir bütünlüktür. Allah [cc], İbrahim [asm] ; Muhammed [sas] ve insanlarla karşılaşılan yerdir. Haccı anlamak ve tanımlamak gidebilmek ve şimdiye kadar söylediklerimizi yapabilmek demektir.

    Mina’da Bekleyiş:

    Bayramdan sonra iki gün daha kalmalı ve oturup bütün çağların üzerinde birleştiği şu soruyu kendine sormalısın. Toplum için ne yapabiliriz? Ve cevabı bulmaya çalış. Sadece otur ve hacc boyunca ne yaptığını düşün.

    Son Şeytan Taşlamalar ve Bitiş.

    Artık hacısın. Öncenin temizlik aşamalarını Hacca niyetlenince yaptın, artık yaptıklarını düşün.

    Hacc süresince yapılan bütün davranışlar, Kur'an'ın kelimelerle anlattığı mesajı nakleder. Haccı bitirmeden önce, Kur’anı hiç olmazsa baştan sona bir kez okuman ve son suresinde bir ders çıkarman öğüt verilir.

    Felak ve Nas suresi.

    Neden son sure? Hacc’ın son aşaması vurmak olup, Kur'an'ın son suresinin son kelimeleri de bir tehlikeden uyarma konusundadır! Hacc'ın sonunda sen üç putu vurursun, Kur'an'ın sonu da üç gücü reddeder. Hacc'ın son bölümünde, Müslüman, bir tehlikeye karşı uyarılırken, Kur'an'ın son bölümünde de bir şerre karşı uyarılır. Kur'an'ın biterken şerrin bitmemesi, Peygamberliğin biterken tehlikenin sürmesi bize şaşırtıcı geliyor belki! Kur'an'ın son iki suresi, `şer'den sığınma `dan söz eder ve aynı zamanda, İbrahim [as.]’ın peygamberliğini tamamlayan, tevhidin son peygamberi Hz. Muhammed'i [sav.] uyarır. Ve Hacc'ın son iki günü, kişinin savaşmak zorunda kaldığı ve Allah’ın [cc] İbrahim'e[as.] uyarıda bulunduğu Mina'da geçer. Ve sen ey Muhammed'in [sav] ve İbrahim’in [as.] sünnetinin yolunda giden, yalnızca menasike uyman değil, fakat `şifre'leri çözmen gerekir. Mina'dan sonra nereye gidiyorsun? Ey hacı, ülkemize dönmek için Mina'dan ayrılmadan önce oturup muzaffer peygamberimizin uyarıldığı tehlikeyi anlamak için Kur'an'ın son iki suresini okuyalım. Allah'ın sevgili elçisinden sığınmasını istediği şeyleri anlamak için, şu vahiylere kulak verelim:
    "De ki: Sabahın Rabb'ine sığınırım,
    Yarattığı şeylerin şerrinden,
    Karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden.
    Ve haset edenin, haset ettiği zaman şerrinden ,
    Düğümleri üfleyenlerin şerrinden". [Felâk suresi]
    Ey Habilin varisi; 'babanın katilinden öc alıcı' Kabil ölmedi! Ey 'meleklerin secde ettiği','Adem'in varisi'; şeytan şimdi öc alıyor! Üç yüzü, yedi rengi, yetmiş bin hilesi olan ve insanların kalbine fısıldayan bu şerden uzak dur..
    Allah’a [cc], Şafağın Rabb'ine, 'insanların sahibine, 'İnsanların Maliki'ne ve İnsanların sevgilisine, İlahına' sığın. Ve sen ey hacı, Kurban Bayramı'ndan sonra Mina'da kal ve günde yedi kez üç putu vur! Her günü Kurban günü. Her ayı Zilhicce. Her yeri Mina ve... hayatı hacc bil.


    Felak suresi ve anlamı:


    Bismillahirrahmânirrahîm. Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.

    1- Kul e'ûzü birabbil felak
    1- De ki: "Sığınırım o sabahın Rabbine,
    2- Min şerri mâ halak
    2- Yarattığı şeylerin şerrinden,
    3- Ve min şerri ğasikın izâ vekab
    3- Karanlığı çöküp bastırdığında bir gecenin şerrinden,
    4- Ve min şerrinneffâsâti fil'ukad
    4- o düğümlere üfleyen üfürükçülerin şerrinden
    5- Ve min şerri hâsidin izâ hased
    5- ve kıskançlık gösterdiğinde bir kıskancın şerrinden!"


    Nas suresi ve anlamı:

    Bismillahirrahmânirrahîm. Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.

    1- Kul e'ûzü birabbinnâs
    1- De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, 2- Melikinnâs
    2- İnsanların hükümdârına,
    3- İlâhinnâs
    3- İnsanların ilâhına,
    4- Min şerrilvesvâsilhannâs
    4- O sinsi vesvesecinin şerrinden.
    5- Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi
    5- O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.
    6- Minelcinneti vennâs
    6- Gerek cinlerden, gerek insanlardan.


    Kur’an biterken insanın kendisiyle olan hesabının bitmeyeceğini ilan eder.

    Ve Ali Şeriati der ki;

    "Hacc" benim gibi birinin anlama kapsamıyla
    sınırlandırılamayacak kadar derin ve zengin bir olgudur. Başka bir ifadeyle ben, "Hacc"in tamamını, bütün yönlerini kavrayacak kapasite de birisi değilim. Her gidişimde Hacc'ı bütün yönleriyle anladığımı, sonraki ziyaretimde artık bir tekrardan öteye geçmeyeceğini sanırdım. Fakat bir sonraki ziyaretimde şaşırıp kalır, "önceki ziyaretimde Hacc'dan ne anlamışım ki" diye sormadan edemezdim.

    Ve sen ey benim okurum! Sen de sanıyorsun ki benim Hacc hakkında söylediklerim, Hacc'ın bütün anlamını kapsamaktadır veya Hacc'ın manası, burada söylediğim şeylerden ibarettir. Oysa durum böyle değildir. Bu noktada
    benim iddiam şudur: burada söylediklerim, benim Hacc’dan anladıklarımdır. Sen de başka bir şekilde anlamaya çalış.

    Zira bu pratik "menâsik" risalesi veya bir ilmihal kitabı değil, fikrî bir risaledir. Bütünüyle normal bir zihnin imkan ve kabiliyet sınırları içerisinde gösterilmiş bir çabadır. Bu, rejisörü evrenin rejisörü olan bu simgesel mucizevârî gösteriyi kendi çapında tahlil etme ve denizi, bir testiye
    doldurma çabasıdır! Bu nedenle Hacc'a her gidişimde önceki bilgi ve anlayışımı tashih ettim, önceki yorumumu tekmil ettim ve yeni sırlar
    keşfettim. Öncekine nispetle her şey olan ve fakat sonrakine nispetle hiçbir şey olan Hacc bilgi ve anlayışıma yeni noktalar, keşif ve gözlemler kattım!”


    Medine!

    Peygamber (sav) tarafından Yesrib’in dönüşümü. İlk İslam ülkesi. Ensar ve muhacir kardeşliği ile düzenlenen toplum düzeni. Kardeşlik, dostluk, şehadet, cihat, yaşamak...

    Hacı oldun, İbrahim’in yolunu yürüdün. Şimdi Medine’de İslami yaşamarsan düzenini, kuralları oluşturan ve yaşatan Resule ziyarete git. Sende iç alemini dönüştürdün. Artık Yesrib değilsin.



    “Hacc'ı idrâk edip Umre'yi tamamlayarak, eve selâmette döndüler.

    Ben bir an istikbâle gittim, haddimi aştım.
    Kafile arasında mermer gibi, muhlis, aziz ve kerîm bir dost vardı. Ona dedim ki söyle bu acı ve korku ite yolculuk yapmaktan kurtulup da, Senden ebedî olarak geride kaldığım zaman düşüncemi sıkı bir pişmanlık kaplar.
    Hacettiğin için mutlu oldum, bu iklimde senin gibisi yoktur.

    Yine söyle, o yüce harîmin hürmetine nasıl sahip oldun?

    Tam ihrama girmek istediğinde, o tahrîm hususunda neye niyet ettin?
    Bütün kötülükleri ve yüce Yaratıcı'nın dışındaki herşeyi kendine haram ettin mi?
    Dedi ki hayır, ona dedim ki ilim ve ta'zîmle lebbeyk haykırdın mı?
    Hakk'ın nidasını duyduğunda Kelîm'in verdiği gibi cevap (karşılık) verdin mi?
    Dedi ki hayır, ona dedim ki Arafat'ta durup takdimde bulunduğun zaman Hakk'ın arifi ve nefsinin münkiri olduğunda, sana ma'rifetten bir esinti geldi mi?
    Dedi ki hayır, ona dedim ki Harem'e gittiğin zaman Ehl-i Kehf ve Rakım gibi, Cehennem alevi ve azabının kederiyle nefsinin şerrinden emin oldun mu?
    Dedi ki hayır, ona dedim ki (Minâ'da) kovulmuş Seytan'a cemre taşını attığın zaman, Kendi nefsinden de bütün kötü adet ve fiilleri attın mı?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki esir ve yetimin uğruna koyun (kurban) kestiğin zaman Öncelikle Hakk'a yakınlaştığını gördün ve alçak ve aşağılık nefsi öldürüp kurban ettin mi?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki sen İbrahim'in Makamına (makam-ı İbrahim) muttali olduğun zaman, Sıdk, itikâd ve yakîn ile kendi nefsini Hakk'a teslim ettin mi?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki tavaf vaktinde var gücünle koştuğun zaman, Bütün Meleklerin koskoca arş etrafındaki tavaflarını hatırlayıp andın mı?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki Safâ'dan Merve'ye doğru taksim üzere sa'y ettiğin zaman, Kendi Safâ'nda iki kevn'i gördün mü ve kalbin cennet ve cehennem düşüncesin den kurtuldu mu?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki ikiye bölünmüş kalple Ka'benin ayrılığıyla geride kaldığın zaman, Şu anda çürüdüğün gibi, acını orada mezara gömdün mü?

    Dedi ki bu konuda söylediğin şeylerin, doğru mu yanlış mı olduğunu ben anlamadım (bilmiyorum).

    Dedim ki ey dost, öyle ise sen hacc etmedin, mahv makamında mukîm olmadın.
    Gittin, Mekke'yi gördün ve çölün sıkıntısını gümüş ile satın alıp geri geldin, Bundan böyle eğer haccetmek istersen sana öğrettiğim gibi yap.*


    *Nasr-ı Hüsrev’in şiirinden.


    Bu keşif insanda hiç bitmez. Bir keşif, bir kişisel gelişim yolculuğudur hac. İbadetin en üst noktasıdır, ve insana ömründe bir kere bu farz kılınmıştır.


    Haca ya da umreye gitmeden böyle bir deneyimi böyle bir bakış açısını okumak iyi gelebilir. Çok farklı bir bakış açısı. Alışılmışın dışında bir bakış, bir arayış, bir keşif..


    Ve dediği gibi yazarın tekrarı olsa bunun tekrarı olmayacaktır hiçbir şeyin. Hep bir farklılık hep bir yeni düşünce olacaktır. Allah isteyen ve tekrar gitmek isteyen herkese nasip etsin.


    Keyifli okumalar!
  • Koyunlar insan için nasıl olmamak gerektiğini gösteren en güzel örnektir. Ama maalesef insanoğlu koyun olmaya çok üst seviyede meyillidir. Koyun olma, kendin ol!