• Bazı insanlara ne yaparsan yap, kalplerini yumuşatmayı başaramazsın. Bir külah dondurmayla bile...
    Hazal Uzuner
    Sayfa 50 - Paraşüt Kitap
  • 56 syf.
    ·1 günde
    ~~Kraker Kız|Hazal Uzuner~~
    “Kraker Kız” tebessümle sayfaları çevirdiğim, severek okuduğum bir çocuk kitabı.
    •Farklı olmaya dair hem çok tanıdık hem kendine özgü bir hikâye...
    Bu hikâyede, kocaman bir krakeri andıran Kraker Kız ve çilek reçeliyle kaplı Reçel ile tanışacaksınız.
    •Onların öyküsü, herkesten farklı olduğu için çoğu zaman yalnız kalan Reçel ile Kraker Kız’ın tanışmasıyla başlıyor. İkisinin de hayata bakışını değiştirecek ve de koca bir mahalleyi şaşırtacak kadar sürprizli bir arkadaşlık hikayesi yazılıyor aralarında.
    •Kraker Kız, okurları bol bol heyecan, bir sürü hayal, birkaç kraker kırıntısı ve birkaç reçel damlasıyla tatlanmış bir arkadaşlığa ortak olmaya davet ediyor.
    •Çocuklara, farklılıklara karşı anlayış ve hoşgörü göstermenin, hem kendinin hem de başkalarının duygularının farkında olmanın önemini anlatıyor.
    Resimleyen: Kübra Teber
    Yayınevi: Paraşüt Kitap
    7-9 yaş Kitaptan Alıntılar:
    •Bazı insanlara ne yaparsan yap, kalplerini yumuşatmayı başaramazsın. Bir külah dondurmayla bile..
    •Seni üzen sesleri duyma bir süre . Göreceksin yok olacaklar.
  • Kocaman otobüsteydim ama ben yanlızdım
    Düşüncelerim, çıkmazlarım beynimi tırmalıyordu hunharca.
    Yorgundum ve aklım kalbime daha ne kadar ve nasıl savaşacaksın diye soruyordu? Nasıl başaracaksın yüreğinde ki bu ağır yükle? Nasıl susturacaksın çığlıklarını? Nasıl saklayacaksın gözyaşlarını?
    Yanımda küçük bir kız çocuğu oturuyordu öyle mutlu, öyle umutluydu ki gözlerinde umudu saklıyordu. Bilmiyordu ki bu kadar umudu bu dünya kaldırmaz. Gözyaşlarımı tutamıyordum. Çocuk gözyaşlarımı görmesin diye gizli gizli ağlıyordum, arada başını çizgi filminden kaldırıp bana bakıyordu anlıyordu üzüldüğümü ama anlam veremiyordu. Bana kraker uzattı, bir merhamet ve vicdanın küçücük çocukta var olduğunu hissettim ama babamda yoktu. Bu son cümleyi yazmak ve kabullenmek çok zordu. Vicdanı olan bir insan için ayrılık ne kadarda ağır değil mi?
    Ben yeniden inatla savaşacağım yanlızca.

    A.Kaya
  • Merhaba kitapseverler🙋🏻‍♀️☺️ 2 ayda okuduğum kitap isimleriyle geldim. Haziran ayında okulun son haftalarının yoğunluğundan dolayı pek okumaya zaman ayıramamıştım. O yüzden Temmuz ayı bir telafi ayı oldu benim için. Tatilde olmanın güzelliğiyle bol bol okumaya çalıştım. En çok vaktimi alan kitap ise “Yüzyıllık Yalnızlık” oldu.🤦🏻‍♀️🙄
    Bu arada listenin kalabalık gözüktüğüne bakmayın; 27 kitabın, 10 tanesi çocuk kitabı ☺️
    🛋📕📗📘📙📔📓📚
    Haziran~~

    1. Altıncı Koğuş | Anton Çehov
    2. Kuzularla Saklambaç | Mehmet Ali Başaran
    3. Suzan Defter | Ayfer Tunç
    4. Kendine İyi Davran Güzel İnsan | Beyhan Budak

    Temmuz~~

    5. Çavdar Tarlasında Çocuklar | J. D. Salinger
    6. Küçük Edip Cansever ve Çiçeği | Önder Yetişen, Emre Gül
    7. Küçük Sabahattin Ali ve Defteriyle Kalemi | Semih Öztürk
    8. Küçük Cemal Süreya ve Masal Kitabı |A. Fatih Aktaş
    9. Lyon'da Düğün | Stefan Zweig
    10. Fahrenheit 451 | Ray Bradbury
    11. Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu |Eleanor Coerr
    12. Fıtrat Pedagojisi | Hatice Kübra Tongar
    13. Bütün Şiirleri 1 | Şükrü Erbaş
    14. Musa ve Yol Arkadaşı | Ümit Aktaş
    15. Değirmen | Sabahattin Ali
    16. Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi | Cemal Süreya
    17. Hiç Hata Yapmayan Kız |Mark Pett
    18. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku | İlhami Algör
    19. Yüzyıllık Yalnızlık|Gabriel Garcia Marquez
    20. Dirilt Kalbini|Nouman Ali Khan
    21. Ah'lar Ağacı|Didem Madak
    22. Yaprağın Renkleri|Ceren Kerimoğlu
    23. Ay'da Bir Gece| Filiz Çavuş
    24. Bay Mucittaş ve Ailesi|Eva Furnari
    25. Kraker Kız| Hazal Uzuner
    26. Körlük|José Saramago
    27. Martı Jonathan Livingston| Richard Bach
  • Bazı insanlara ne yaparsan yap, kalplerini yumuşatmayı başaramazsın. Bir külah dondurmayla bile..
  • Yazar: Fatih Karakaya
    Hikaye Adı : Şiirine
    Link: #31097932
    Müzik Parçası : Primavera

    Esinlenilen şarkı: Ludovico Einaudi - Primavera
    https://www.youtube.com/watch?v=qYEooPeyz5M

    Dükkanın kapısı açıldı. Ağabeyim, yengem ve benim 4 yaşındaki şirin mi şirin yeğenim Sedef içeri girdi. "Amcaa" diye bağırarak koştu bana doğru. Önce sıkıca yeğenime sarıldım. "Nasılsın bal kız?" dedim. Hafifçe dudağını bükerek "İyiyim amca," dedi "sen nasılsın?" "Ben de iyiyim şirine. Bak bu güzelmiş, sana bundan sonra şirine diyeyim ben, olur mu?" O yeşil gözlerini şaşkınca açarak "Oluur," dedi. Güldüm, Sedef'i kucağımdan yere indirip, ağabeyim ve yengemle selamlaştım.

    Bir saat önce ağabeyim arayıp, yengemi hastaneye muayene için götürmesi gerektiğini, Sedef'in de ben amcama gideceğim diye tutturduğunu söyledi. İki saat senle kalsa olur mu diye de sordu. Olmaz mı? Tabii olurdu. Yeğenimle öyle güzel, öyle eğlenceli vakit geçiriyorduk ki, hem Sedef mutlu oluyor, enerjisini atıyordu hem de ben dükkanın monotonluğundan kurtulup, sinirimi, stresimi atıyordum. Sedef doğduktan sonra anlamıştım: Bir çocukla vakit geçirmek, onun mutluluğunu görmek dünyanın en güzel şeylerinden biriydi. Kırtasiye dükkanım olduğu için bazen oyuncaklardan birini seçer beraber oynardık, bazen bilgisayarın başına geçer çizgi film izlerdik, bazen de müşterileri beraber karşılar, o patron olur ben çalışan, satış yapardık. Yorulur, acıkır, yemek yer; tekrar aynı şeyleri yapardık. Bu süreçte çocuk bakımı ile ilgili az da olsa tecrübem olmuştu. Artık diğer çocuklarla da daha iyi anlaşıyordum.

    Ağabeyim ve yengem, Sedef'e "Amcanı yorma, tamam mı?" deyip hastaneye doğru yol aldılar. Bilgisayar koltuğuna Sedef'i oturtup "Yeğenim, ben iki dakika şu hesaplarımı bitireyim, hemen senle ilgileneceğim." dedim. Hesaplarımı yaptım, kağıtları çekmeceye koydum, aynı zamanda dükkana da çeki düzen verdim. Sedef'e dönüp sordum:"Bugün ne yapalım şirine? "Amca kedileri konuşturalım mı?" dedi. Küçük iki peluş kediyi aldık; önce tanıştırdık, sonra tezgahın üstünde yemek yedirdik, yine tezgahın üstünde gezintiye çıkardık. Arada yaptığım esprilere Sedef çok gülüyordu. Bir çocuğun gülüşü, küçük bir kırtasiye dükkanını bile aydınlatacak güçteydi. Sonra müşteri geldi, pilot kalem sattık Sedef'le. Yarım saat böylece geçmişti. Sedef'e, bilgisayardan çizgi film açtım, o sırada depo olarak kullandığım yerin yanındaki tuvalete iki dakikalığına gittim. Tuvaletten çıktım, geri geldim. Bilgisayar koltuğuna takıldı gözüm, boştu. Tezgahın arkasına baktım, sonra dışarıya göz attım. Sedef yoktu. Seslendim, "Sedef," dedim, "yeğeniim, şirinee," dedim. Yan dükkanlara sordum, hiçbiri görmemişti. Yeğenim yoktu. Benim 'şirinem' yoktu. İçimi müthiş bir korku kapladı. Sokakları boydan boya dolandım koşarak. Zaman geçtikçe boğulur gibi oluyordum. Gözümden yaşlar gelmeye başladı. Gelene geçene sordum, gören yoktu. Kuzum kayboldu, bal kızım kayboldu. Zaten haberlerde görüyordum: Küçücük kızlar önce kayboluyordu, sonra bir cani tarafından canına kıyılıyor, en son cansız bedeni bulunuyordu. Çıldırmak üzereydim, ya kaçırmışlarsa. Komşu dükkan sahipleri sakinleştirmeye çalışıyordu beni. Ama Sedef yoktu. Her geçen saniye içimden parçalar kopuyordu. Masum bir çocuğa, hele ki benim canıma, ciğerime kötü bir şey olması fikri beni esir aldı, acıma acı, korkuma korku, telaşıma telaş kattı.

    Daha on beş dakika olmuştu Sedef'im, kuzum kaybolalı ama herkes aramaya koyuldu. Ben de hangi sokağa saptığımı bilemeden arıyordum onu. Sonra arkadan bir ses geldi: "Ağabey Sedef'i bulduk." Arkamı döndüm, onu gördüm, dizlerimin bağı çözüldü, bir müddet öylece kaldım. Koştum, bir anda koştum o küçük bedenine. Sarıldım, sıkıca sarıldım. Bir yandan hıçkırarak ağlarken, bir yandan da kesik kesik konuşmaya çalışıyordum: "Kuzuum, kuzuum, kuzum, kuzum... Neredeydin sen?"

    Bana hayatımın en büyük korkusunu yaşattı ama kurban olsun ona amcası, kızamadım bile. Bozuk paraları vardı yanında, çikolata ve kraker almaya gitmiş markete. Büyük marketlerden biri. Markette de kaybolmuş, çıkamamış dışarı, biraz da korkup, çekinmiş. O sırada arayanlardan birisi market çalışanlarına da Sedef'i sorunca, bu sayede bulmuşlar. Bir de öyle şirin "Amcacım özür dilerim." deyişi var ki bir on dakika daha ağlattı beni.

    Bazı şarkılarda piyano ile başlanır; sakince, huzurlu bir girişi vardır. Tüm şarkı öyle huzurlu, sakin gidecek gibi gelir. Tıpkı bizim de hayatımızda her şeyin yolunda gideceğini sanmamız gibi. Sonra keman sesi gelir, çok hafifçe. Yavaş yavaş kendini hissettirir , öyle bir yere gelir ve yükseldikçe yükselir. Keman telleri gerilir, bu sırada dinleyen de gerilir. Sedef kaybolunca; kemanın telleri kopacak, şarkı da yarım kalacak gibi geldi. Ben de yarım kalacaktım. O kaçırılma düşüncesi, hele ki öldürülme düşüncesi, o kısacık sürede, benim gibi sakinliğini koruyabilen birisini delirtmeye, dağıtmaya yetti. Neyse ki bazı şarkılar başladığı gibi o sakinlikle bitiyor. Benim bugünüm de, Sedef'i bulmamla, biraz dağılmış olsam da o sakinlikle bitti.Ve bir çocuğun masumiyeti bütün içimi kapladı.