• KRAL:
    -Yeğenimiz Hamlet nasıllar, iyiler mi?

    HAMLET:
    -Çok iyidirler, maşallah! Bukalemun misali, hava yiyip umut içiyorum, iğdiş horozlar bile bundan daha iyi beslenmez!

    KRAL:
    -Bu karşılık benim anlayacağım cinsten değil. Benim aklımı aşıyor bu sözler.

    HAMLET:
    -Benimkini de doğrusu!
  • -Ben şehadet ederim ki, bu adamların bahsettikleri o zat Allah'ın bir peygamberidir.
    Eğer ben onun bulundugu memlekette olsaydim , ayakkabılarını taşımakla övünürdüm
    (Necaşi Eshame Kral)
  • Yersiz de olsa şüphe insanı yaralar.
  • Assurlular kehanete de inanmaktaydılar. Tanrıların çeşitli yollarla gelecek hakkında mesaj gönderdiği ve kâhinlerin bu mesajları okuduğu varsayılırdı. Önemli durumlarda, tanrıların gelecekle ilgili planlarını anlamak amacıyla kurban edilen hayvanların iç organları, ciğerleri, ayrıca gezegen ve yıldızların hareketleri yorumlanır, kral da karar vermeden önce kâhine danışırdı.
  • 102 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Sizleri Tili İle Min’in küçük dünyasına davet ediyorum.

    Naime Erkovan (Yazar, editör ve çevirmen) hakkında kısa bir bilgiyle başlamak isterim. Naime Erkovan, öykü konusunda benim örnek almaya çalıştığım, kurgu, sadelik ve etkili anlatım konusunda çok beğendiğim bir yazar. Öykünün çok farklı teknikleriyle ustalıkla denemeler yapabiliyor ve asıl başarılı olduğu alan gerçeküstü öyküleri. Gerçeküstü öyküler anlatırken bunu hiç zorlamadan akıcı ve sade bir dille yapabiliyor.

    Naime Erkovan’ın şimdiye kadar yayınlanan 6 kitabını kronolojik olarak okudum. İlk kitabı “Beşinci Düğme”yi çok beğenmiştim. Burada çok beğendiğim bir çok hikaye vardı. Özellikle “Adım Yok” hikâyesi çok iyiydi ve sürekli aklımda dolanmaya devam ediyor. Bundan sonraki kitabı “Soğuk Taht”ta tematik bütünlük içinde bir hikâye sunar okurlarına. Gerçeküstü ve yine duru bir anlatımla mesajlarını verir. Kral her kapıdan döndükçe okuru farklı farklı sorgulamalara götürür. “Asılsız Hikayeler” de ise öykünün bütün tekniklerini bir araya getirerek ustalık ortaya koyar. Kitabın sonunda bu öykülerin hangi tekniklerle yazıldığını anlatarak okura ufuk açıcı bir prospektüs sunar. Ay ve Güneş Kumpanyası ‘yla tekrar gerçeküstüne döner. Ve bir sonraki kitabı Olay Berlin'de Geçiyor la Yazarlar Birliği tarafından 2017 yılında öykü dalında ödüle layık görülür.

    Bu kitabında ise yine tematik bir bütünlük içinde Tini ile Min’in küçük dünyasının kapısını bizlere açıyor. Bir çocuğu izlemenin ne kadar öğretici olduğunu kazıyor belleklere. Zamanının çoğunu penceresinden bakarak geçiren Tülin’in (Çocukcası Tin!) hayatına bir çocuğun girmesiyle başlıyor hikâyemiz. Çocuk enerjisi, hayal gücü ve güçlü duruşuyla Tin’i alt üst eder. Çocukluğundan bugüne kadar tüm duruşunu sorgulatır. Min’in yaptığı resimlere bakar. Kocaman ağızlarıyla gülen çocuklar vardır, yaptığı resimlerde. Küçükken hiç gülen çocuk resmi yaptığını bile hatırlamaz. Büyüyünce gülmeyi unuttuğu gibi.

    Arzu Kadumi, kitabın adı hakkında yazdığı yorumunda “Akvaryumda kopan fırtınadan habersiz yetişkinler için yazılmıştır belki” diyerek bizleri de bu dünyaya davet eder aslında. Bir çocuğun saf ve basit dünyası bir büyük için bu kadar çok anlam ifade edebilir mi? Edebilir, hatta sarsabilir bile. Belki tüm çocukluğunu ve bugününü baştan yazmaya kalkabilir. Öğreten kim, öğrenen kim belli olmaz!
    Çocuk önyargıyı ve tecrübeyi henüz öğrenememiş haliyle bizim öğretmemize muhtaç gibi görünürken, bu hikâye ters bir yöne bakmamızı sağlıyor. Hayır, çocuk o kocaman dünyası ve sınırsız güçleriyle bize öğretebilecek kadar büyüktür aslında. Çünkü biz, yıpranmışlığımızla ve görülmemesi görülenleri görmüşlüğümüzle, doğallığımızdan uzaklaşmış ve savunmaya geçmişizdir. Artık daha fazla darbe yemeden kendimizi koruma güdüsü bizi çocukluğun o büyülü dünyasından uzaklaştırmıştır. Kurmuş olduğumuz güvenli bölgeden dışarıyı izliyoruz belki de! Olgun bir insan olarak bu savunma çok mantıklı bir duruşu ifade etse bile, uzaktan bakıldığında komik görünüyor olabiliriz!

    Bir dönem çok popüler olan bir dizide, bir psikolog gelen her hastası için “Çocukluğuna inmek lazım” derdi. Bu ifade olumlu yönüyle bize çocukluğa gitme farkındalığı kazandırsa da, belki kavramın içini boşaltıp klişe haline getirmesi ile zararı dokunmuştur diye düşünüyorum. Çünkü gerçekten herkesin çocukluğuna inmek gerektiğine bugün daha fazla inanıyorum. Herkesin içinde bir şekilde yaşanamayan, eksik kalan, belki fazla gelen, o saf dünyasına silinemeyecek şekilde kazınan hikâyeler var.

    Bu hikâyelere küçük bir çocuğun gözünden tekrar bakabilmeniz için sizi bu akvaryuma davet ediyorum. Küçük bir çocuk burada bir fırtına başlatabilir. Sorgulatan, gülümseten, sizi kendinize getiren bir fırtına. Belki siz de kurmuş olduğunuz dünyanızdan dışarı çıkabilmek için küçük bir öğretmene ihtiyaç duyabilirsiniz.

    Kitabın girişindeki Ali Ural’dan yapılan alıntı kitabın özeti gibiydi aslında.
    #45253563

    Yine Arzu Kadumi’den bir alıntıyla son vermek istiyorum “Bir kitabı okuduğunuzda artık hiç okumamış gibi değilsinizdir.”

    Keyifli okumalar diliyorum :)
  • Düşen insanın mevkii, kişiliği, kudreti büyük, yüce oldukça, gülünçlüğü de artar. Herhangi bir insan düşerse, şöyle bir güler geçeriz. Üniformaları içinde, tören askerleri önünden haşmetle geçen bir kral düşerse, gülmekten kırılırız.
  • ADALET 😔
    KRALDAN DAHA ÖNEMLİ
    Çok eski yıllarda İngiltere’de bir gelenek varmış. Sıradan bir vatandaş öldüğünde kilisenin çanı bir kez çalınıp herkese duyurulurmuş. Bir asil öldüğünde iki kez, kralın bir yakını öldüğünde üç kez, kral öldüğü takdirde ise dört kez çalınırmış. Günün birinde, herkesin hak aramak için sığındığı mahkeme, bir vatandaşı haksız yere mahkum etmiş… Ve kilisenin çanı tam beş kez çalmış. Ahali merak içinde kalıp papaza koşmuş: “Ey papaz efendi, kraldan daha önemli biri var mı ki o ölünce çan beş kez çalınsın…” Papaz yanıt vermiş: “Kraldan daha önemli bir şey var!.. Adalet öldü.”