• 185 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kral gılgamış hikayesini anlatır.üç bölümden oluşur.zorba gılgamış tanrılar tarafından ölümle cezalandırılır. Enkidu ile çarpışır... sonrada başı ıstarla derde girer tek çözümü ölümsüzlüğü bulup genç ve diri kalmaktır... fakat başaramaz.. ölüm karşısında çaresiz kalır koskoca gılgamış...mitoloji ve tarihi seven her kesimin okuması gereken bir kitap... şiddetle tavsiye edir....
  • Lugalbanda: Gılgamış’ın atası. Tufan’dan sonraki üçüncü kral. Burada tek tanrılı dinlerdeki “melek” kavramının ilk biçimini görüyoruz. Nasıl herkesin bir koruyucu meleği varsa, Sümerlerde de her bireyin koruyucu bir tanrısı vardı.
  • 120 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    #35626739 nolu Gılgamış Destanı incelemesinde Sümerlerden az da olsa bahsetmiştik. Şimdi ise biraz daha derine inip Sümerlerin Türkler ile alakasını ilişkilendirmeye çalışalım. Bunun en basit ve okur kısmından bakacak olursak Dede Korkut Hikâyeleri ve Gılgamış Destanı’ndaki benzerlikten söz etmemiz mümkündür. Ayrıca yine işi yazı ve dil olarak ele alacaksak Sümerlerin dili ile Türklerin dili arasındaki benzerliklerinde epey çok olduğunu vurgulamak gerekebilir. Mümkün olabilir mi? Neden olmasın… Bu yakınlık sadece dil akrabalığı değil, kan akrabalığından da gelmesi gayet mümkün gözükmektedir.

    “Adamin” Sümerlerde geçen bir atışma türüdür. Bizdeki karşılığına bakarsak eğer Âşık Edebiyatı’nda gördüğümüz atışma/yarışma sazlı söz edebiyatını örnek gösterebiliriz. Bizim edebiyatımızda atışan “Âşıklar” olurken Sümerlerde ise “Krallardır.” Kitap içerisinde ise çokça geçmektedir. Bizde kaybeden çekilir sazından olur Sümerlerde ise şehrin anahtarını teslim eder gibi bir manası vardır.

    Anzud Kuşu Sümer Mitolojisinde geçen ve bazı Sümer kabartmalarında gözüken bir kuştur. Doğruluğu tabi ki de tartışma konusu olmaktadır. Lakin Sümer kabartmalarına baktığımız zaman aklın ve hayalin dahi tasavvur edemeyeceği kabartmalarla karşılaşmaktayız. Özellikle takipçisi olduğum Şanlıurfa ilinde bulunan Göbekli Tepe arkeoloji çalışmalarında da benzer özellikler görülmektedir. Keza en ilginci ise bana göre kabart timsah figürleridir. Yine o bölgede asla olmayacak bir vahşi hayvan türüdür. En yakın kısmı Nil’dir ve Göbekli Tepe ile en az 2000 kilometre mesafesi vardır. Görmeden hayal etmek, hele ki o devirlerde imkânsız olduğu kadar da şaşırtıcı gelmektedir.

    Kitap birbiriyle bağlantılı dört bölümden oluşmaktadır. Sümerlilerin bir kenti olan Uruk Kralı Enmerkar’ın – Güneşin Oğlu - Aratta Krallarıyla olan münakaşalarını konu etmektedir. Bulunan kil tabletlerin tasviri ve Sümerce aslından güzelce çevirisi ise okunabilirliği arttırmaktadır. Eksik ve okunmayacak durumda olan tabletler kaynaklara başvurularak, parantezler dâhilinde açıklanmaya çalışılmıştır. Genel olarak başarılı bulduğum bir çeviri olmuştur.

    Destanların okunabilirliğinden ziyadesi onların aslında dinlenebilir olmasıdır. Bu sebeple içeriğe baktığınız zaman yavan bir kurgulama/hikâyeleme okuyabilirsiniz. Lakin en eski yapıtlar olduğunu aklınızdan çıkarmamanız gerekmektedir. Bundan dolayı işin bu kısmında bir okuyucu değil de bir dinleyici olarak ele alırsanız, muhtemelen kazanacağınız güzel bir hikâyeleme ile karşılaşabilirsiniz.

    Birinci bölüm Uruk Kralı’nın Aratta kralına ulak göndermesi ve isteklerinin yerine getirilmesini içeriyor. Bölümde geçen betimlemeler okurda tebessüm ettirecek kalitededir. Özellikle “adamin” ile savaşsız sorun çözmeleri ise o devre göre gerçekten harika bir durum. Gılgamış Destanı’nda geçen “Anzu Kuşu” yine bir Sümer Mitolojisi olan Sümer Kral Destanlarında da geçmektedir.

    İkinci bölümde yine Uruk Kralı Enmerkar ile Ensuhkesdana’nın “adamin” oyunu yer almaktadır. Bu sefer işe büyücülerde dâhil olmaktadır. Birinci bölüme göre kısadır, lakin aynı okunabilirliği devam ettirmektedir.

    Üçüncü bölümde savaşa giden kralın yedi askerinden biri olan Lugalbanda sefer sırasında rahatsızlanır ve kardeşleri onu bir dağ mağarasına bırakırlar. Lugalbanda’nın Kutsal Güneş tanrısına ve diğer tanrılara yakarışlarıyla hastalıktan kurtulmak ister, devamında ise Lugalbanda ile tanrıların aralarında geçen diyaloglar damgasını vurur.

    Dördüncü bölüm kitabı okumama sebep olan bölümdü. Burada Lugalbanda ve Anzud Kuşu arasındaki diyaloglar yazılmıştır. Anzud kuşunun tarifini merak ettiğim için, özellikle burayı merak ediyordum. Keza beklediğim gibi bir tarifle karşılaştım.

    Genel olarak ilkyazım yapıtları olmasına rağmen, eğlenceli bir dille yazılmış, bol mitoloji içeren, bir dünya tanrı barındıran güzel bir eserdi. Özellikle hoşuma giden sadece çıplak doğa ile yapılan betimlemeler ise gerçekten hoş bir okuma heyecanı yarattı.

    “Ey Ulak, Aratta kralına de ki;
    [Arattalıları şehirden] kovarsam ağacından edinmiş kuş gibi kalırlar,
    Yuvasından kaçırtılmış kuş gibi olurlar,
    Adi bir mal gibi üzerlerine fiyat biçersem,
    [Şehri] yerle bir edip toz duman içerisinde bırakırsam,
    Enki'nin bir şehri lanetlediği zaman gibi,
    Bütünüyle yok ederim orayı, yok ederim.” Sayfa 7

    “Hangi tahılı yiyeceğini şaşırmış eşek gibi dolanıyordu...” Sayfa 17

    …gibi sayısız betimleme ile karşılaşmanız mümkündür.

    Sözün özü; benim için türünde normal, ancak keyifli bir kitaptı. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

    Sevgi ile kalın.
  • ŞAHMARAN EFSANESİ

    Şahmeran sözcüğü farsçadır. “Maran” yılan anlamında olup, “Şah” sözcüğü ise “kral” anlamında kullanılmaktadır. Tarsus ve çevresinde, halk Şahmaran sözcüğünü biraz yumuşatarak, Şahmeran olarak kullanmayı benimsemiştir.

    Şahmaran figürlü bir yılan, bir ejderhadır. Baş kısmı insan olan ve yılanla insanın birleşmesinden oluşmuş, doğa üstü bir yaratıktır. Yılan figürleri, genelde kötülük ve uğursuzluğu anımsatsa da; şahmeran figürü: doğurganlığı, bereketi ve bilgeliği sembolize eder.

    Kem gözlerden korunmak için, yaygın olarak kullanılır. Hayat ağacını bekleyen ve Gılgamış Destanında, ölümsüzlük otunu çalandır. Tüm kayıtlarda, dişi olarak geçer. Anadolu’da şahmaran resimleri: özellikle uğur getirsin diye, daha çok genç kızlar ve kadınlar tarafından özellikle yatak odalarına asılır.
  • 176 syf.
    ·Puan vermedi
    Tarihin bilinen en eski destanıymış.
    Babillerin ,akatca-sümerce yazdığı,Kral Gılgamış'ın maceralarını anlatıyor. Klasik bir mitolojik öykü. İlyada ve Odesa ile kıyaslıyorlar ama ben o kadar donanımlı bulmadım.
  • - Gılgamış Destanı, dünyada muhtemelen milyarlarca insan tarafından biliniyor, ama paradoksal olarak Avrupa'da, Batı dünyasında çok az biliniyor.

    -Gılgamış Destanı, insanlık tarihinde yazılmış olan ilk kitap. M.Ö. 18. yüzyılda yazılmış bir kitap. Yani Homeros'un Odysseia'sından on yüzyıl önce; (..) Yazıyı icat edenlerce, Sümerlerce. (..) Yazarı bilmiyoruz. Çok özel bir metin. İnsanlık tarihinde yazılan ilk roman. (..) ve bu bir aşk romanı. Aşkın ve ölümün destanı.

    -Gılgamış, örneğin Kral Arthur ya da Odysseus gibi kahramanların aksine gerçekten yaşadı. Uruk şehrinin kralıydı, bir Mezopotamya şehri; Basra Körfezi'ne çok uzak değil, bugünkü Irak dolaylarında. M. Ö. 2600-2500 yılları civarında.

    -Gılgamış Destanı'nın müthiş bir etkisi oldu. Birazdan onu da göreceğiz. Hem Eski Ahit üzerinde hem de Yunan mitolojisi üzerinde. Örneğin Nuh'un Gemisi'ni çok net bir şekilde, tüm detaylarıyla bulabiliyoruz burada.

    -İncil, bu hikâyeyi tamamen Gılgamış Destanı'ndan almış. Yunan mitolojisinde de aynı hikâyeyi bulabilirsiniz, aynı şekilde tufan miti şeklinde. Pyrra ve Deukalion miti, Nuh'un Gemisi'nin muadili. Buradaki birçok detayı ana kaynakta da ayrıntılarıyla bulmak mümkün. Örneğin Nuh'un gemisinden salınan küçük güvercinin gagasında küçük bir dal parçasıyla geri dönmesi. Tüm bunlar Gılgamış Destanı'nda mevcut.

    -Gılgamış Destanı, sanki, Orta Çağ'da bile değil, on yedinci yüzyılda yazılmış gibidir; bize çok çok yakın.

    Luc Ferry - Gılgamış Destanı
    Destanı ve önemini anlattığı videosu:
    https://www.youtube.com/watch?v=1HbW1B8ksis
  • 312 syf.
    ·50 günde·6/10
    Yazarın 12. Gezegen isimli kitabının ardından, uzunca bir uğraş sonucu edindiğim kitap bence tam bir hayal kırıklığı. Yazar ölümsüzlüğü arayan Gılgamış'ın destanını bu kez araştırma-belgesel tarzı bir anlatım tekniği yerine roman gibi kurgulayarak aktarmaya çalışmışsa da olmamış. Araştırmacılık başka, yazarlık başka şeyler. Ayrıca Omega Yayınlarının özensiz baskısı da cabası. Romanın hiçbir yerine dipnot konmamışken, sonuna olmayan dipnotların açıklamaları verilmiş. Şaka gibi.