Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, insan her zaman yeni dostlar edinir. Papaz okulunda olduğu gibi, insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır. Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez.
"Gördüğün düşler hakkında bilgi almaya geldin," dedi bunun üzerine yaşlı kadın.
Ama düşler, Tanrı'nın diliyle konuşurlar. Tanrı dünyanın diliyle konuşursa bunun yorumunu yapabilirim. Ama senin ruhunun diliyle konuştuğu zaman bunu yalnızca sen anlayabilirsin.
Dünya büyüktü, sonu gelmiyordu. Kısa bir süre de olsa, koyunlarının kendisine yol göstermesine izin verse, sonunda bir yığın ilginç şey keşfederdi. "Sorun şu ki, her gün yeni bir yere gittiklerinin farkına varmıyorlar. Otlaklanın değiştiğini, mevsimlerin birbirine benzemediğini anlamıyorlar. Çünkü yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yok."
"Belki de herkes için durum böyledir," diye düşündü çoban.
"Dünyanın bütün insanları şimdiye kadar bu köy den gelip geçtiler, oğlum," dedi baba. "Burada yeni şeyler aramaya geldiler, ama hiç değişmediler. Şatoyu gezmek için tepeye çıkarlar ve geçmişin günümüzden daha iyi olduğuna karar verirler. Saçlarının rengi ister açık ister koyu olsun, hepsi de köyümüzün insanlarına benzerler."
"Ama ben, bu insanların geldikleri ülkelerdeki şatoları bilmiyorum," diye yanıtladı delikanlı.
"Bu insanlar, tarlalarımızı, kadınlarımıza görünce her zaman burada yaşamak istediklerini söylerler," diye sürdürdü baba.
"Onların geldikleri yerlerin kadınlarını ve topraklarını tanımak istiyorum," dedi oğul bunun üzerine. "Çünkü hiçbiri bizimle kalmıyorlar burada."
"Ama bu insanların cepleri para dolu," dedi baba. "Bizim burada, yalnızca çobanlar başka yerleri görebilirler."
"Öyleyse, ben de çoban olacağım."
Bunun üzerine baba hiçbir şey söylemedi.
Çobanların da, tıpkı denizciler ve gezgin satıcılar gibi, kendilerini yeryüzünde başıboş dolaşmaktan vazgeçirtecek birinin yaşadığı bir kente uğrayabileceklerini biliyordu.