• II. Dünya Savaşı Sırasında Kırım Türklerinin Siyasî Faaliyetleri

    Alman-Sovyet Savaşının Başlaması 22 Haziran 1941 sabahı, radyo ajansından Alman ordularının Sovyetler Birliği sınırlarını aşarak taarruza geçtiği öğrenildi. Bütün dünyada heyecan uyandıran bu olay, Kırım Türklerinden Cafer Seydahmet Kırımer ve Müstecip Ülküsal’a yeni bir ümit için ışık tuttu. Esir Türk dünyasının uzun zamandan beri sabırsızlıkla beklediği Alman-Rus Savaşı başlamıştı. Kırım’a giren Alman orduları ise bir kısım halk tarafından kurtarıcı olarak karşılandı. Almanlara gösterilen bu ilginin bir diğer tezahürünü, Kırım dışında yaşayan Kırım Türklerinin vatanlarının bağımsızlığını elde etmek için Almanlarla temasa geçmelerinde görmekteyiz. İlk olarak Edige Kırımal ve Müstecip Ülküsal gibi tanınmış iki Kırım Türkü, Türkiye Cumhuriyeti’nin de çabaları sonucu Almanya’ya gitti. Kırımal ve Ülküsal burada Alman yetkililerle ülkesinin ve halkının geleceği hakkında girişimlerde bulundu. Aynı şekilde Kırım’da da bir kısım Kırım Türkü, vatanlarının Sovyet Rus hâkimiyetinden kurtularak bağımsız bir Kırım Türk Devleti hâlini almasını istiyordu. Bu gaye ile Alman ordusu bünyesinde kurulan askerî taburlarda bu düşünce içinde olan bazı Kırım Türkleri yer aldı. “Gönüllü Nefs-i Müdafaa Taburları” olarak da adlandırılan bu teşekküllerde yer alan Kırım Türklerinin bir bölümünün Nikolaev ve Akmescid (Simferopol)’deki Alman esir kamplarında bulunan askerlerden oluştuğunu da belirtmek gerekir. Önemli bir kısmı, hayatta kalma arzusundaki savaş esirlerinden oluşan bu taburların, o dönemin şartları içinde ne kadar “gönüllü” oldukları ihtiyatla karşılanmalıdır. Bu taburlarda gerçekten gönüllü olarak yer alan Kırım Türklerinin amaçları Alman hâkimiyeti altında yaşamak değil, ne şekilde olursa olsun Rus hâkimiyetinden kurtulmak ve bağımsız Kırım Devleti’ni kurmaktı. Onlar bu hedefe ulaşabilmek için Almanların kendilerine ne tür haklar tanıyacağını hesaba katmadan böyle bir işbirliğine giriştiler.
    Kırım Türklerinden “gönüllü” asker alınmasına, nihai olarak Führer tarafından 2 Ocak 1942’de 11. Ordu Keşif Birliği’nde yapılan bir toplantı sonrasında karar verildi. Bu mesele ile ilgilenmek üzere SS şefi Ohlendorf idaresindeki D Özel Görev Birliği görevlendirildi.
    D Özel Görev Birliği’nin görevi, asker alımlarının yürütülmesi, esir kamplarından gönüllü asker toplanması, askerlerin eğitilmesi olarak tespit edilmişti. Bu birlik ayrıca, Kırım’ın kuzey kısmındaki Türk köylerinde halkın etnografik özellikleri hakkında çalışmalar yapmak gibi pek de askerî olmayan vazifelerle de görevlendirilmişti. Nefs-i Müdafaa Taburları’nda yer alan Kırım Türklerinin mevcudu hakkında kesin bir bilgiye maalesef sahip değiliz. Bununla birlikte, bu taburlarda bulunan Kırım Türklerinin sayısının genel olarak 20.000 civarında olduğu ifade edilmektedir. Alman askerî belgelerine göre ise Kırım’ın 203 yerleşim bölgesinden 5.655 kişi ve beş esir kampından 3.600 kişi olmak üzere, toplanan gönüllü sayısı toplam 9.255 kişidir. Görevi Kırım’daki diğer milliyetlere mensup halkı korumak ve Sovyet partizanlarına (çeteci) karşı mücadele etmek olan bu taburların infaz birlikleri olarak görev yaptığı ve Kırım’da yaşayan 88.000 sivilin ölümünde, 85.000 kişinin de Almanya’ya sürgün edilmesinde görev aldığı Sovyet makamları tarafından iddia edilmektedir. İşgalin ardından Kırım’da kurulan Alman idaresi, Kırım Türklerine karşı askerî konularda gösterdiği itimadı siyasî meselelerde göstermedi. Bunun en açık göstergesi, Almanlar tarafından Kırım’daki askerî makamların, yerel yönetimlerin ve emniyet teşkilatının büyük çoğunluğunda Rusların göreve getirilmesi idi. Bunun yanında Almanlar kendileriyle işbirliği yapan Kırım Türklerine karşı bir takım kültürel imtiyazlar da sağladılar. Kırım Türkleri ayrıca Müslüman komitelerinin teşkili gibi siyasî bir ayrıcalık da elde ettiler. Nazi Güvenlik Servisi (SD) ve Alman Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı (OKW) tarafından Kasım 1941’de kurulmasına izin verilen ve merkezi Akmescid’de olan bu komiteye sadece dinî ve kültürel meselelerle ilgilenme yetkisi verilmişti.Fakat komite gayriresmî olarak Kırım Türklerinin siyasî merkezi hâline geldi. 11 Ocak 1941’de komite tarafından haftada iki kere olmak üzere Azat Kırım adlı bir gazete çıkarılmaya başlandı. Kırım Türklerinin siyasî haklar konusundaki taleplerini dikkate almayan Almanların sağladığı bu ayrıcalıkların da kendi çıkarları doğrultusunda olduğu anlaşıldı. Özetle, Kırım’da 1941-1944 yılları arasında yaşanan Alman işgali döneminde Alman ırkını “en üstün ırk” olarak kabul eden Naziler, işgal ettikleri diğer bölgelerde yaptıkları gibi, Kırım’da da halkı “üstün” ve “üstün olmayan ırk” şeklinde ayırdılar ve “aşağı ırk” saydıkları halklara karşı etnik temizlik başlattılar. Dolayısıyla, Kırım Türkleri için bu dönemde de fazla bir değişiklik olmadı, onlar da diğer Sovyet halkları kadar Nazi Almanyası’nın zulüm ve sömürüsüne uğradılar. Bu dönemde Kırım Türklerine sadece dinî ve kültürel hayatta kısmî serbestlik tanınırken siyasî, idarî ve sosyal hayatta herhangi bir hak tanınmadı. Yani Almanların Kırım’a gelmeleri Kırım Türkleri için bir çözüm getirmedi, Kırım Türkleri iki ateş arasında kaldı. Almanlar, Sovyet ordusuna karşı Kırım Türklerinden faydalanabilmek için harekete geçtiler, zorla gönüllü olarak Alman ordusuna asker almaya, gelmeyenleri veya desteklemeyenleri Almanya’ya çalışma kamplarına göndermeye ya da esir kamplarında toplayarak salgın hastalık ve açlıktan yok etmeye başladılar. Almanlar, Kırım Türklerinden faydalanarak Sovyetlere karşı sınır birlikleri kurarken, aynı şekilde çok sayıda Kırım Türkü de Ruslar tarafından Almanlara karşı en ön saflarda istihdam edildi ve savaşta, aynı milletin mensubu kişiler iki düşman ordu saflarında birbirlerine karşı savaştırıldı. İşgalin ardından Kırım’da kurulan Alman idaresi, Kırım Türklerine karşı askerî konulardaki itimadını siyasî meselelerde göstermedi.