Kısıtlı zihinsel alandan ve zihinsel esneklik eksikliğinden dolayı, kişilik bozukluğu olan hastalar, gerçekliğin acımasızlığını ve hayalden uyanışı hafifletmek için kullandığımız yaratıcı Zihni ( kendilik) ne yazık ki kullanamazlar. Bunun yanında, kişinin kendi hayatı boyunca iç dünyasına arayıp bulduğu huzura da ulaşamazlar.
Kendinin ve başkalarının zihinsel ve duygusal dinamiklerini anlayamayan hastalar, ödüllendirici kişisel ilişkileri fazla sürdüremezler ve dolayısıyla boşluk ve yalnızlık duygusu çekerek, etkileşimlerinde genellikle edilgenlik veya yersiz saldırganlıkla tepki verirler.
Önce anne ile ilişkimiz ve sonra dünya ile ilişkimiz üzerinden daima kendilik algımızı oluştururuz, bilinmeyenin yabancılığını önlemek için dünyada sürekli kendimizden bir şeyler bularak dış dünya durumlarını özümseriz.
Hastalar kendi bakış açılarını esas alarak ya dünyanın kendi görüşlerine uyması için çabalarlar ( narsistik kişilik bozukluğu) ya da ihtiyaçları ve bu ihtiyaçlarının tatmini arasındaki ilişkiyi fark edip kendilerini çaresizlik ve umutsuzluk duygularına teslim ederler (borderline ve şizoid kişilik bozuklukları )