gerçek yaşamla yaşanmamış yaşam arasındaki, olduğumuz kişiyle olmak istemediğimiz kişi arasındaki en kısa mesafe, ünlü ressam M.C. Escher'in şeytani bir acımasızlıkla tasarlamış olduğu bükümlü bir merdivendir.
"Sence bu yarasa seni çok seviyor mu?"
"Sevmez olur mu... "
"Yürekten mi seviyor? "
"Kesinlikle."
"Öyleyse geleceğinden emin olabilirsin. Biraz gecikebilir ama bir gün mutlaka seni bulacaktır. "
"Şunu beğendin mi? Baksana ne güzel bir portakal ağacı. "
Hiçbirini beğenmemiştim. Şunu da, onu da, hiçbirini de... Hepsi dikenlerle kaplıydı.
"Bu çirkin şeylerle kalacağıma şeker portakalı fidanını tercih ederim. "
"Nerede? "
Bulunduğu yere gittik.
"Ne güzel bir şeker portakalı fidanıymış bu! Hem bak, dikeni de yok. Pek de kişilik sahibiymiş, şeker portakalı olduğu ta uzaktan belli. Ben senin boyunda olsaydım başka bir şey istemezdim. "
"Ama ben büyük bir ağaç istiyordum. "
"İyi düşün, Zezé. Henüz gencecik bir fidan bu. Bir gün koca bir ağaca dönüşecek. Seninle beraber büyüyecek. İki kardeş gibi iyi anlaşacaksınız. Dalını gördün mü? Bir tanecik dalı olsa da sanki özellikle senin binmen için hazırlanmış bir ata benziyor."
"Ne oldu Zezé? "
"Hiç, şarkı söylüyordum. "
"Şarkı mı? "
"Evet."
"Demek ki kulaklarım sağır olmuş. "
Acaba insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor olabilir miydi? Sesimi çıkarmadım. Bilmiyorsa benden öğrenecek değildi.