Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Seçimlerimize, onların sonuçlarına ve seçmeden başımıza gelenlere sahip çıkmalıyız. Sahip çıkmaktan kastımız onları sevmek, olanlara şükretmek değil. Küfredebilirsiniz. Hiç hoşunuza gitmeyebilir. Veya çok memnun olabilirsiniz. Ne hissettiğinizden bağımsız veya daha doğrusu ne hissettiğinizi de kapsayarak olana olduğunu gibi sahip çıkmak; bu benim hayatımın, benim dünyamın bir parçası diyebilmek.
Tıka basa doldurarak yaşamanın en büyük sakıncası, sahip çıkmadan, ne olduğunu bilmeden, sadece bir araç olarak görerek hayatımıza aldığımız her parçacığın, bizi kendimizden bir adım daha uzaklaştıracak olmasıdır. Hayatımızı tıka basa doldurdukça kendimize yabancılaşırız. Gerçek anlamıyla hayatımızın parçası olmayan, kendimizi tutmak veya yapmak zorunda hissettiğimiz bir sürü eşya, seyahat ve aktiviteyle çevrelediğimizde kendimizle ilişkimiz derinliğini kaybeder.
Oysa dolu dolu yaşadığımızda bunun tam aksi olur. Varoluşçuların dolu dolu yaşamaktan kastı, bize anlamlı gelen, bizi çeken şeylerin peşinden gitmek; hayatımızı böyle unsurlarla doldurmak ve bezemektir. Felsefe, yoga, kendimi romanlarda kaybetmek, koşmak beni inanılmaz derecede çekiyor. Öte yandan hayatım boyunca skydiving yapmadan, dalmadan, "garip" tatların peşinden koşmadan yaşayabilirmişim gibi geliyor. Kendime sadık kalmayıp yılan kanı içerken videomu Instagram'a koymam beni sadece kendimden bir adım daha uzaklaştıracak. Ama sizlerden bazıları bu konuya çok çekildiğini hissedebilir. Her birimizi ne çekiyorsa o.