Şehzadeye iyice yaklaşmıştı. İki taraflı insan duvarının içinde yürüyordu.
Peki ya, işini bitirince bu duvarı nasıl aşacaktı?
O an fazla üstünde durmadı. Moralini bozmamalıydı.
“O kargaşada elbet bir yolu bulunur” dedi sessizce.
Zaman zaman, “Şehzademiz bir yaşa!” sesleri yükseliyordu.
Şehzadenin muhafızları bile kalabalığın cazibesine kapılmış, koruma görevini unutmuş
görünüyorlardı.
Tam fırsattı işte. Elini indirdi. Kayan hançeri sapından kavradı. Şimşek hızıyla kaldırdı. Fakat aynı
hızla indiremedi. Hançeri şehzadenin ensesine vuracaktı ki havada yakalandı.
“Bırak!..” diye böğürdü bir ses.
Bileği mengeneye sıkışmış gibi ağrımaya başlamıştı.
“Bırak!”
Üzerine dikilen bir çift göz, ateş saçıyordu. Kolunu arkasına doğru kıvırdı. Elindeki hançer
kalçasını çizerek yere düştü.
Gorona, ağzından sarı köpükler saçarak hırlaya hırlaya oracıkta öldü.
Şehzade ağır adımlarla derviş kılıklı adama yaklaştı. Elini omzuna koydu:
“Sağol bre Pargalı, ikidir hayatımı kurtarıyorsun.”