Belki de, bu duygunun sebepleri üzerine düşünseydi, benliğini kesin ve aşılmaz sınırlarla belirlediğini, böylece kendisini geri kalan her şeyden, Dünya'dan ayırdığını, bu yolla bir parçası olmaktan çıktığı o engin okyanus, yani Dünya karşısında elbette ki cılız, sakat ve yetersiz düştüğünü görebilirdi.
Özlemini duyduğu şan, ölümü ile zorla elde etmek istediği ölümsüzlük, adının yanından teğet geçmişti: Yazgısı, önemsiz olayların tozuyla dumanının altında kalmıştı.
Bu mesele hep gizli tutulmuştu. Bütün çok gizli meseleler gibi kimsenin doğru dürüst bilmediği ve fakat herkesin bir şeyler bildiği hale dönüşecekti sonraları.
Geç mi kalmıştı. Hayır. İçinde aynı anda hem ferahlık, hem sıkıntı duymuştu. Ferahtı, çünkü bir adım atmıştı. Sıkıntılıydı, çünkü yeni bir bekleyişin kapılarını açmıştı.