• 248 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Istanbul Kadıköy de geçen 4'lü ötekilerin hikayesi bu. Küçük kız Şehlâ Nadia (Gelinlik eldivenleri ile yasayan ve birçok kişi tarafından tecavüze ugramis), Memduh Bey (Sevdiği kadın yüzünden bunalıma giren psikolog), Matmazel (emekli bir fahişe) ve Âdem değil Adem Bey'in (Başarının doruğundan aniden düşmüş Kişisel Gelişim Yazar'ı).
         Sistem için de olanlar Sürüler, dışında olanlar ise ötekiler diye sınıflandırılmış. Kitabın ilk başlarında bunalıma giren bir bunağın hikayesi gibi geldi bana, ama aslında öyle ağırdan alarak o kadar çok mesaj veriyor ki bu kitapta....
     Adem Bey aslında çok zengin, kültürlü, saygın ve sevilen bir Kişisel Gelişim Yazar'ı olup verdiği bir Seminer de aniden seyircilerin gözü önünde bayılıp, 2 yıl ömrü kaldığını öğrenir. Yatağa bağlı iken 30 yıllık hayat arkadaşı herşeyine el koyup, terkeder. Kalan sadece her süreçte kendisine ışık ve ısı yayan kitaplarının yanında Sokakta yaşayan Ötekilerin hayatini tanıma, öğrenme fırsatı olur. Oysa en yükseklerden kendisi de birden ötekilerden olmuştur. "Sokakta yasayanlar, fahişeler, dilenciler, kağıt toplayıcıları, ayyaşlar vs işte Ötekiler...."

         Bazen güldüren yerleri olsada, aslında bozuk düzeni yani kapitalizm sistemin çarpıklığını çok güzel bir o kadar da açık ve net anlatıyor. Zincirleme giden bir düzen.... Menfaat için bir artıyı hayata geçirebilmek için,  insan hayatını etkileyen nasıl eksiler icat ediliyor. Her parafini alıp buraya taşımak isterdim ama o zaman da kitabı buraya aktarmış olurdum. Modern kölelik cağı denilen kavram, tamda bu kitapta net bir şekilde anlatılmış.

         Kadıköy de geçiyor dedim ya; Ağustos depremine de yer vermiş. Bu konu bir Istanbul Kadıköy lü olup, okurken beni çok sarstı. Aynı günleri birebir yaşattı. Allahım bir daha yasatmasın .
          
    Adem Bey için 13 rakamı çok şey ifade ediyor.....13. Yaş veya ayın 13'ü.... Her birinde ayrı bir yaşanmışlık var. Sevdiği kız Eftelya'ya açılmak için takip ederken, kıza tecavüz edilgini gördüğünde henüz 13 yaşındadır...

        Yazarımız çok farklı, güzel ve detay bilgilere değinmiş ve değinirken de çok kişileri de anmayı ihmal etmemiş. Örneğin ; Einstein, Dostevsky, Socrates, Sadettin Teksoy, Gazzali, Ibni Rüşd ve bir çok dahaları... En çok ta Nietsche anmış. Emeğine, fikrine sağlık. Yazarlığı daim, okurları bol olsun inşallah
  • Salahattin Bey neler yapmamıştı! Eline geçirebildiği ve Şahinde’nin anlayacağını tahmin ettiği kitapları getirir, onun fikrini yükseltmek isterdi. Fakat bunun ilk tezahütleri karısının manasız ve lüzumsuz yerlerde lügat kullanması olurdu, Salahattin Bey bunları düzeltmek istedi mi, karısının gururu yaralanır ve derhal kızılca kıyamet kopardı.
    Salahattin Bey kızın yaşı küçük olduğunu, gözlerini dünyaya kendi evinde açtığını düşünerek onu yola getireceğini, kendisine bir arkadaş yapabileceğini zanneti durdu. Ona evlat ve kardeş muamelesi yapacak oldu ve çirkin bir alayla karşılandı; efendi ve hakim muamelesi yapacak oldu, ya isyan, yahut da, daha ileri gidecek olursa, bayılma nöbetleri ile karşılaştı; en nihayet ona tam bir müsavat vermek isteyince de bir sürü yersiz taleplere,saçma hareketlere ve sonradan görme arzulara tahammül mecburiyetinde kaldı. Bereket versin, Anadolu’nun bu yalnız kendisine mahsus dertleri yanında bunların gene yalnız kendisine mahsus çareleri vardır. Bunlardan en birincisi “rakır”dır.
  • Zarif vücut yapısıyla, küçük ince bir adam olan Prens Said Halim Paşa, kır düşmüş başını sallıyordu. Bu, ne red, ne de kabul anlamına gelen, daha çok temkinlilik anlamı taşıyan bir davranıştı. Uzun konuşmayı pek sevmezdi. Tem­kinli idi ve karar verme aşamasında olmaktan da hoşnut de­ğildi. Sonunda yavaşça:“Bu anlaşmanın eşit haklar esasına dayalı olacağını sa­nıyorum” dedi ve yüzüklerle süslü ellerini dikkatli bir şekil­de masanın üzerinden kaydırdı.Halil Bey, elini yuvarlak dizine dayamış; “Daha fazla beklenebilineceğini sanmıyorum. Almanya bu konuda çok kolaylık gösteriyor” diye canlı bir şekilde karşılık verdi. Sadrazam “Tabi” deyip kısa süre sustu. Diğerlerinin ba­kışlarındaki beklenti, onu susmanın sakin sahillerinden ay­rılmaya zorlamıştı: “Türkiye’nin izole edilmiş durumundan kurtulması daimi arzumuzdur. Yalnız şu anın bir anlaşma için pek münasip olmadığını düşünüyorum. Bir ittifak me­suliyet getirir. Şimdi ise mesuliyet taşıyacak durumda deği­liz. Türkiye son yıllarda pek çok savaşa girdi çıktı”Talat Paşa amirane bir şekilde kaşlarını çattı: Geçmişi değil geleceğimizi düşünmeliyiz?— Şimdi ben de aynını düşünüyorum. Böyle bir anlaşma imzalanır imzalanmaz, hemen harp için kendimizi donat­mak zorunda kalmaktan korkuyorum.Enver Paşa çenesini avucundan çekmiş, lüks lâmbası­nın aydınlattığı yüzü, hiç de halkın fantazisindeki diktatör tipine uygun çok güçlü olduğu intibaını vermiyordu. Ayağı yere sağlam basan, hükmeden karakterinden ziyade, daha sıradan, çok daha mütevazi görünüyordu. Ama yine de yü­züne bakıldığında, herhangi bir şekilde çok güçlü bir etki bırakıyordu.
  • Anadolu İhtilali (1. Cilt)
    Sabahattin Selek
    Mondros mütarekesinden Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna kadar ulusal savaşımızın belgeseli
    Birinci Cihan Harbinde 2 milyon kurban verdik.
    Cephelerde yaşanan yenilgi ordu kusurundan kaynaklanmıyor, cephelerde yaşanan perişanlık, sivil ve askeri idareye ait aksaklıklar ve memleketin bu çapta bir harp gücüne sahip olmamasındandır.
    İttihat Terakkinin sivil (Talat Bey) ve askeri (Enver Paşa) kanadı arasında anlaşmazlık, çekişme var.
    Ordunun subay kadrosu hem cihan harbinde hemde istiklal savaşında çok iyi idi.
    Ölçüsüz bir dereceye ulaşan asker kaçağı vardı.
    15 Eylül 1918’de Bakü’yü işgal ettik.
    Cihan harbi sonunda müzakereler “Agamemnon” zırhlısında yapıldı.
    Sultan Vahdettin ağabeyi 2.Abdülhamid’in kötü bir kopyasıdır.
    Vahdettin, denge politikası izlemek istedi ama artık denge yoktu sadece büyük ve güçlü İngiltere vardı.
    Vahdettin: “Bizim hanedanımıza her türlüsü gelmiştir; sarhoşu, zalimi, delisi, aptalı gelmiştir. Dinsizi gelmemiştir”.
    Anadolu hareketi sadrazama göre hareket ediyordu, Damat Ferit sevilmediği için onunla ters düşmek artı puan kazandırıyordu. Ferit’in sadrazam olması Anadolu hareketinin işini kolaylaştırıyordu.
    Mustafa Kemal’e verilen ordu müfettişliği sadece askeri değil mülki bir yetki. Bütün idari amirlerle haberleşme yetkisi var. Bunu kullanarak Anadolu’da ki tüm yetkililere milli mücadeleyi duyurdu. İdarecilerin artık taraf seçmesi gerekiyordu. Milli mücadele yanlısı olacak mı, olmayacak mı ?
    Mustafa Kemal, Anadolu’da askeri bir idare kurmak niyetinde değildi. Liderliğini yüklendiği hareketi halka maletmek, meşru göstermek istiyordu. Bunun için sivil idarenin desteğine ihtiyacı vardı. İdare adamları memuriyetlerinden çok, aydın zümreye mensup bulunmanın kuvvetini taşıyordu. Bu sebeple askeri ve sivil idare hiç bir zaman birbirine karıştırılmamış, en önemli vilayetlere bile askeri vali getirilmemiştir.
    İstanbul nufusunun %59,7 si Türk, %25’i Rum.
    Milli mücadele başında Doğu Trakya ve Anadolu Türkleri 8-9 milyon olarak kabul edilir.
    Urla, Ayvalık, Erdek nüfusu, 23 bin Türk, 60 bin Rum. Trabzon’da 70 bin Rum vardı.
    Halk milli mücadeleye, başta subaylar olmak üzere aydın zümre tarafından zorla sürüklenmiştir. Milli mücadele halka rağmen yapılmıştır. Halka rağmen halkın yararına yapılmıştır. Buna rağmen milli mücadele dememizin nedeni insan ve maddi kaynak halktır.
    Milli mücadeleye karşı ayaklanmalara halkın istekle katılması bunu gösterir.
    Komünizm Anadolu’da şöyle anlatılıyor: “Hiç kimsenin nikahlı karısı olmayıp her kopuğun istediği kadını istediği gibi kullanması, çocuklar iki yaşına kadar analarının kucaklarında kaldıktan sonra alınıp umumhanelerde beslenerek anasız ve babasız yetiştirilmesidir ki, ne bir babanın çocuğunu ne bir evladın ana babasını tanımaması demektir.
    Osmanlıda “Osmanlı” olarak yaşandığı için milli şuur oluşmadı Türklerde.
    Mustafa Kemal’in durgun bir suda fırtına koparması gerekiyordu. Yoksa liderin bir işareti ile bütün millet ayaklanacak değildi. Ve nitekim böyle olmamıştır.
    Erzurum, Ankara, Konya gibi büyük merkezlerde müdafaai hukuk cemiyetlerinin başında din adamları vardı.
    Kuvayı milliyeyi dağıtmaya çalışan Anzavur, avanesine “Kuvayı Muhammediye” adını takmıştır. Bütün bu karşı ihtilal hareketleri genellikle din adamlarının idaresinde ve din uğrunda düzenlenmiştir.
    İtitihatçılar Kasım 1918’de ülkenden kaçmıştı. Onlardan harp ve tehcir hesabı sorulmalıydı.
    Balkan harbi ile cihan harbi arasındaki kısa süre içinde Türk ordusunun çok az bir sürede düzene sokulabilmesi başta Enver Paşa olmak üzere, seçkin subay kadrosunun çabasıyla olmuştur.
    Türkiye’nin ilk aydın kadrosunu subaylar teşkil eder. Batı tipi okullarda subaylar okumuşlar, ilk batılı öğretmenlerden onlar ders görmüşler, tahsil veya staj için batıya il gidenler yine subaylar olmuşlar.
    Dört yıl süren milli mücadelede ordunun insan kaybı, kazanılan zafere ve mevcuduna kıyasla hafiftir. Bütün cepheler dahil savaş meydanlarında 9167 kişi şehit olmuştur.
    Kuvayı milliye hem milis güçleri hemde milli mücadelenin tamamını ifade eder.
    Kuvayı milliye halkı korkutmuş, yıldırmış, soymuş halka fena muamele etmiştir. Hemen her yerde terör havası yarattığı için halk tarafından sevilmemiştir. Kuvayı milliyenin hepsinin bu şekilde olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Fakat büyük çoğunluğu böyledir.
    Başlangıçta bütün şartlar cesaret kırıcı idi, ama para meselesi hepsinden zor görünüyordu.
    Mustafa Kemal daima Enver Paşa ile mücadele etmek durumunda kalmıştır. Enver memleket dışında olduğu halde milli mücadelede Mustafa Kemal için huzursuzluk sebebi idi. Enver ısrarla Anadolu’ya gelmek ve milli mücadelenin başına geçmek istiyordu. M.Kemal O’nun Anadolu’ya girmesine müsade edemezdi. Eğer Enver gelseydi, M.Kemal’in liderliği tehlikeye düşebilirdi.
    İsmet İnönü, çete harbine son verilip düzenli orduya gidilmedikçe mücadeleye katılmayacağını söylüyordu. İlk hükümette genelkurmay başkanı oldu.
    İsmet paşanın düzenli orduya geçme ısrarı önemlidir.
    Mondrostan sonra 55 parçalık düşman gemisi İstanbul’da demirledi.
    İstanbulda 250 bin civarında Rum yaşıyordu.
    Adana’da “Ermeni intikam alayı” çok cinayetler işledi.
    M.Kemal İstanbul’da kaldığı altı ay içinde padişah ile dört kez görüştü. Ayrıca gizli faaliyetlerde de bulundu. Gizli bir komita kurarak padişahı değiştirmek istedi. Gizli cemiyetin adının “Ay-yıldız” olduğu söyleniyor.
    Bizans İstanbul’da can vermişti, Osmanlıda İstanbul’da ölecekti.
    Enver Paşa’nın Samsun’dan Anadolu’ya çıkma ihtimali üzerine İngilizler Samsun’a asker çıkardı.
    İngilizler bazı ordu komutanlarını işbaşından uzaklaştırdılar. M.Kemal’e dokunmadılar.
    TBMM’nin Anadolu’da hakimiyet kurabilmesi, karşı ihtilal hareketlerinin temizlenmesi ve milis kuvvetlerin tasfiyesi ile mümkün oldu.
    Sivas kongresine Rumeliden temsilci katılmamıştır. Politik açıdan kurulan cemiyetin adı “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk” yapılmıştır.
    İstiklal mahkemeleri ihtilal mahkemeleridir.
    Anadolu ihtilalinin ekonomik yöndeki fikri çok kısır kalmıştır.
    Kazım Karabekir, Erzurum kolordusunun başına geçti.
    Albay Refet Bey, Sivas’da bulunan 3. kolordunun başına geçti.
    Ali Fuat Paşa, Ankara’daki kolordunun başına geçti.
    İzmir’in işgali, hükümetin işgal karşısında ki tutumu M.Kemal’in işini kolaylaştırdı.
    İngiliz, Fransız ve İtalyanların Anadolu’da bulundurdukları kuvvetler savaş istemediklerinin göstergesidir. Politik yollarla istediklerini almaya çalıştılar.
    Yunanlılar kalabalık bir kuvvetle geldikleri için ciddi düşmandı. Ama bu küçük ülkeyi Anadolu’dan atmadan büyük devletlere isteklerimizi kabul ettiremezdik. Bu yüzden batı cephesi önemliydi.
    İzmir’e yakın yerlerde halk işgale kaşı uslu durarak cezadan kurtulmayı düşünmekte idi.
    İşgalciler: 1- işgal geçici, 2-padişah savaşa taraftar değil, 3-asker kaçıyor 5-10 silahlı birlikle ülke kurtulmaz gibi ifadelerle halkı uyuşturmak istyordu.
    Batı Anadolu’da ilk kuvayı milliye Ödemiş’te ortaya çıktı.
    M.Kemal, hareketi halka maletmek ve seçimle lider olmak istiyordu.
    İstanbul işgali ve meclisin dağıtılması yeni meclis fikrini kuvvetlendirdi.
    İhtilalin metodu: 1-Anadolu’yu İstanbul’dan koparmak, 2-hareketi halka maletmek, 3-ihtilal için ordu desteğini almak, 4-Anadolu’daki mülki idareyi ihtilale bağlamak.
    İşin başında olanların bile M.Kemal’in ihtilal istedeğini bilmemesi gerekiyordu.
    Halkı ve orduyu ihtilale sürüklemek için M.Kemal’in elinde üç şey var: 1-İzmir’in işgali, 2-hükümetin zaafı, 3-taşıdığı sıfat ve selahiyetler.
    Türk ocakları cumhuriyet döneminde kapatıldı yerine halkevleri açıldı.
    M.Kemal, “Yaveri Hazreti Şehriyari” ve “Ordu Müfettişi” ünvanlarını kullanıyordu.
    Erzurum Kongresi, 14 gün sürdü, 54 delege katıldı.
    Kurtuluş için üç ayrı görüş vardı: 1-İngiliz himayesi, 2-Amerikan mandası, 3-milli mücadele
    İstanbul’daki aydın çevre, memleketin kurtuluşu için tek çıkar yol olarak Amerikan mandasını düşünürken, M.Kemal’in delice bir iş yapmasından endişe duyuyorlardı.
    Sivas Kongresi 31 delege ile, 7 gün sürdü.
    Rauf Bey, Amerikan kongresinden, memleketimizi tetkit edecek ve hakikati görecek bir kurul davet edilmesini teklif etti. Teklif kabul edildi. Böylece manda meselesi kongrece karara bağlanmamış oluyordu.
    Anadolu ihtilali için, Sivas’ta oturup, padişahın İstanbul’daki hükümetini telgraf tellerini kullanarak devirmek, ancak kuvvetli bir ihtilal hareketinin başarabileceği bir işti. M.Kemal bunun bir an önce herkes tarafından öğrenilmesini istiyordu.
    M.Kemal, her işte Anadolu’daki paşaların fikrini alıyordu.
    Kilikya işgalden sonra Ermeni göçüne maruz kaldı. Kilikyada kuvvetli bir direniş veya cemiyet oluşmadı.
    Yeni meclis için kurucu meclis ifadesini komutanlar onaylamadı.
    İlk TBMM 120 kişi ile toplandı.
    Meclis seçmenler ve seçilenler tarafından geçici bir meclis olarak kabul edildi. Her şey geçici gösterilmek için “nazır” yerine “vekil” kullanıldı.
    TBMM’nin açılması ile M.Kemal, meclisi toplamış, adını koymuş, hükümetini kurmuş ve Anadolu ihtilali meşruluk kazanmış oluyordu.
    Meclisin bütün üyelerinin ortaklaşa kabul ettikleri tek amaç, memleketi, padişahı ve halifeyi kurtarmaktır. Vekil yemini şu şekilde yapılıyordu: “Makamı hilafet ve saltanatın ve vatan ve milletin kurtuluşu ve istiklalinden başka bir gaye takip etmeyeceğime vallahi....”
    Birinci meclis kurucu meclis adı ile toplanmadığı halde, çıkardığı kanunlar ve aldığı kararlar bakımından bir kurucu meclis çalışması yapmıştır.
    İlk mecliste fes tartışılmıştır.
    Anadolu ihtilalinin tutunması ve başarısını tehlikeye sokan en önemli olaylar, karşı ihtilal hareketleridir, meclise karşı isyanlar.
    Çerkez Ethem’in kardeşleri, Reşit, Tevfik.
    Çerkez Ethem’in emrinde 5 bin adam var. TBMM’ye karşı isyanları bastırdılar, düşman ile savaştılar ama TBMM otoritesine girmemek için sonunda isyan ettiler.
    Kuvvei seyyare ile mücadele bir ay sürdü.
    Zararsız olan kuvayımilliyeciler sakarya savaşına kadar yavaş yavaş orduya dahil edildi.
  • 134 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Gezmeyi, seyahat etmeyi, yeni yerler keşfetmeyi sever misiniz?
    Bana sorarsanız ben çok severim. Gittiğim her yerden küçük bir hatıra alırım kendime. Hatta günlük tuttuğum zamanlarda gittiğim yerlerle ilgili notlar alıyordum, şimdi günlük tutmaya da vaktim olmuyor, biraz zaman ayırmam lazım.
    Peki sizler de gittiğiniz, gezdiğiniz yerlerle ilgili notlar alıyor musunuz?
    Sorularımdan sonra yoruma geçiyorum.
    Bu ay okuduğumuz #seyahatjurnali kitabımızda Âli Bey’in Düyûn-ı Umûmiye müfettişi olarak 1885-1888 yılları arasında çıktığı seyahatte tuttuğu notları okuyoruz.
    Gezdiği yerlerin adetlerini, gelenek-göreneklerini, yemeklerini bize aktarıyor.
    Mesela kelek ile gezme şekilleri çok ilginç geldi bana. Kelek keçi tulumlarından yapılma bir çeşit salmış. Hatta bu keleğin üstüne oda yapmışlar Âli Bey orada seyahat etmiş. Notlarını bu odada tutmuş.
    Açıkçası şu ana kadar okuduğum Türk Klasikleri içinde en az beğendiğim bir kitap oldu. Çok sürükleyici gelmedi bana. Biraz yavaş ilerledi. Ama her eserimizin kıymeti bambaşkadır.️
  • İKİNCİ GARDİYAN: Müdürlük ne tatlı!..
    BİRİNCİ GARDİYAN: Neresu tatlı? O da mahkûmun biri... Serbest mahkûm...
    İKİNCİ GARDİYAN: Ama bayılır vazifesine..
    BİRİNCİ GARDİYAN: Doğan kuşu da esirdir ama, küçük kuşlar avlamaya bayılır.
  • 168 syf.
    ·4 günde·6/10
    Sadık Bey- Pınar KÜR
    Ellili yaşlardaki Sadık Bey bir şirketin küçük bir hissedarı. Şirketin sahibi ortaokul zamanlarında tanıştığı ve en yakın arkadaşı olan Ertuğrul'dur. Çapkın bir bey olan Ertuğrul her zaman her istediği kızı avcunun içine almayı başarmış ve istediğine ulaştıktan sonra yeni heveslere kucak açmıştır. Üniversite zamanlarında Semiramis ile tanışıyorlar. Tabi ki Semiramis Ertuğrul'un sevgilisi. Sadık Bey de Semiramisi sevmesine rağmen arkadaşından çekiniyor ve kıza duygularını aktaramıyor. Semiramis tiratroda birlikte vakit geçirdikçe Sadık Bey'e karşı duygular hissetmeye başlıyor ve bunu belirtiyor. Her şeyi elde eden Ertuğrul sevdiği kadının kendini değil de bir başkasını tercih etmesini kabul etmiyor, arkadaşına sanki kendisine ait bir malmış gibi al Semiramis artık senindir diyor. Derken zamanlar geçiyor Sadık Bey ile Semiramis ne yazık ki birbirlerini çok sevmelerine rağmen ilişkilerini yürütemiyorlar. Kitapta Sadık Bey'in iç hali, yaşadıkları, duyguları, hayatından kesitler anlatılıyor. Kitabı beğendim ama Sadık Bey'i sürekli takip eden, Semiramis ile neden birlikte olamadıklarını Sadık Bey'e irdeleten genç erkegin kim olduğunu anlayamadım. Ama gayet akıcı bir kitap, okumanızı tavsiye ederim. iyi okumalar