• Yalan değilmiş eskiden her şeyin daha güzel olduğu ; bir nostalji sayıklaması değilmiş.
    Nazan Bekiroğlu
    Sayfa 37 - Timaş
  • Ey koca Çukurova,
    Dertli insanı aşık edersin, ağıtlar, türküler yaktırırsın, taşın toprağın altın olsa da kıymat mı bilirsin... Ne fayda!
    ...
    Dilim döndüğünce, bir yerli köylünün ağzından Yörükleri ve de kitabı anlatayım.

    Çukurova'nın altını üstünü, her dağını her taşını öğrendiğim annemden,

    " Babamın ebesi derlerdi, bir Paşa Karısı varmış, adı Fatma'imiş. Ta bu Paşa karısının çocukluğu zamanlarında, Aydınlı Yörükleri buralara göçerlermiş Çukurova'dan yaylamaya, buradan da Kiraz, Obruk, Çatak yaylalarına...
    Benim küçüklüğüm zamanlarında da gelirdi kızım aha şu gördüğün yazıya, yazı kapkara davar olurdu bir geldiler miydi. Develerinden korkar kuyuya suya gidemezdik bir koca olurlardı. İşte kızım bu babamın ebesi dediğim Paşa Karısı'nın da bir kardaşı, daha çocuğken bu Aydınlı Yörüklerine karışmış gitmiş neye gitmiş niye gitmiş bilen yok. Ne izini gören, ne sanını bilen, ne de bir arayan çıkmış, aradan yıllar yıllar geçmiş Paşa Karısı yaşlanmış epeyce... Yine bir yaz mevsiminde Aydınlı Yörüklerinin yaylak zamanında bir adam gelmiş evine, (dedemin şimdiki evi) vardan yoktan çok şeyler istemiş bulgur, yarma, setik, soğan, papates, pekmez, sarı kabağa varıncaya kadar. Paşa Karısı da Allah Rızası, adamın istediğini, elinde olduğunca vermiş.
    Adam koymuş çuvala aldığını, sırtlamış, düşmüş yola evden aşağı, uzaklaşınca biraz, dönmüş arkadı bir izleyivermiş Sahancık dağının başını, Mıklı yollarını, Tekeç'in çamlarını, meşelerini... Paşa karısı evden ırak bunu görünce anlamış o adamın kardaşı olduğunu 'kardaşım' demiş yekinmiş ama yetişememiş ardından. Bir ağıt bir gözyaşı kalakalmış öylece... "

    Daha nice nice yaşanmışlıklar, nice olaylar...

    Annem çok anlatır bunu, her yaz Aydınlı Yörükleri gelip de konunca bizim ekin yerlerine, şimdilerde tabii deve yok, eşek yok, at yok, kara kıl çadırları yok. Eskilerden kalan bir tek at kadar büyük çoban köpekleri var. Onların yerine bir traktör bir römork öyle geliyorlar.
    Eskiler anlatılınca yeniler gibi olmuyor benim gördüklerim gibi olmuyor daha ilginç geliyor daha güzel geliyor. Okudukça okuyayım dinledikçe dinleyeyim. Hele bir de bu kadar yazmışken, bizim köylerin bir Aşığı da vakti zamanında bir Yörük kızına sevdalanmış, sevda bu yol mu bilir yordam mı bilir. Almış sazını eline, vermiş sözünü ağzına söyleyivermiş bir türkü...

    https://youtu.be/GyHpfqS_S_s

    Kitap dedim adını yazmadım daha, Binboğalar Efsanesi de bir Yörükler kitabı, acısıyla tatlısıyla, Hıdırelleziyle, ve daha her şeyiyle bir Yaşar Kemal mükemmeli... Ta Horasan'dan gelip buralarda kök salan kültür, gelenek, görenek...

    Bir de ithafım var buraya kadar okuyup gelenler için :)
    Canım Hemşehrim, ben kadar Çukurova kokan, biricik Liliy'im (Liliyar) bu incelemem senin için...
  • Şimdi bir hikaye anlatacağım bir çoğunuza o kadar uzak bir çoğunuza o kadar yakın. .
    Küçük bir kız 10 yaşında sevdi.kaderi hep kesiştirdi yollarını.buna hiç tahmin edemiyeceğiniz şeyler de dahil .birbirlerine şiir yazdılar göz göze okudular ağladılar güldüler.. gün geldi küçük kız merdivenin başında okulun son günü içine doğmuş gibi veda etti ve gerçekten gitti sevdiği çocuk sevdiğine bir gün ansızın yanında olsun istedi sevdiği ve mucize gibi çocuk okula geldi.küçük kız saklanmaya çalışırken tellere geçti ve kolu çizildi öyle bir yaraydı kıza hep onu hatırlattı. Her gülüşüne bir daha hatırlattı.bir daha çağırdı küçük kız ve geldi bu sefer küçük kıza yalan söylemişti .ve bir daha görüşmediler.4.5 yıl geçti küçük kız büyümüştü.o zamanda sevdiği için şiirler yazdı herkesten güzel yorum aldı ama kimse bilmiyordu hangi duyularla yazdığını kız daha sonra kitabı bastırmaya karar verdi ilk . Onu seven bir çocukta vardı küçük kız kardeş gibi görüp sevdiğini ona şiirler yazdığı anlatmıştı ama o çocuk yıkılmamıştı ama sevdiği çocuğu görebilme ihtimali vardı ona da sormak okutmak istiyordu.en mutlu gününde çağırdı .çocuk gelecekti ama o günde 2 gün sonra kıza 3 ayrı hesaptan mesaj geldi .'benim sevgilim var!'ve sevgilisinin ağzından küfürlere ve bunu başka birinden duydu.yıkıldı o an .toparlanamadı genç kız.bir gün rüyasına girdi o çocuk bilimsel araştırmaya göre rüyanda gördüğün kişi seni özlermiş .kızın içi umut doldu.ama sonra rüyasında sevdiği çocuğun ona sevdiği kızı anlattığı aklına geldi .bir daha yıkıldı.bu kız sadece bir kısmını anlattı siz acı veren noktalardan bazısını en acısıda o kız benim mazim....küçüklüğüm...göz yaşım...yaram....herşeyim....
  • Herkes beni rahmetli amcama benzetirdi. Onun gibiymiş küçüklüğüm, onun gibi bakıyormuşum. Hovarda bir serseriydi rahmetli. Nerede akşam orada sabah takılır, çalışmazdı.
  • Livaneli'ye hayran oğlu hayran adamım. Hayran oğlu dediysem gerçekten öyle. Babamda çok hayrandı. O sevdirdi zaten. Küçüklüğüm Livaneli şarkılarıyla geçti. İyi ki sevdirmiş be. Düşünsenize bir, adam yazar, şair, besteci şarkıcı, yönetmen, senarist, politikacı, gazeteci vs.. Ama en önemlisi SANATÇI kişilikli olması. ***Gelelim kitaba.. Kitabın konusu güncel. Güzel bir konu seçmiş üstad. Ancak aynı güzelliği kitabın sonu için söyleyemeyecem. Kitabın sonu alelacele yazılmış gibi. Bir son yazmak için yazılmış gibi. Neyse.. Mardin 'de doğup büyüyen Hüseyin 'in IŞİD zulmünden kaçan bir Ezidi kızına duyduğu aşkı anlatıyor kitap. Kız Ezidi olduğu için Hüseyin'in ailesi ve yakın çevresi önyargılı bir şekilde kızı istemez. İstemez ya işte, aksilikler de bir bir başlar böylece. Türlü türlü olaylar olur. Kız da sessiz sakin ama biraz da garip bir kızdır. Sessizliğinin altında ne olaylar yaşamış da öyle garip bir kız olmuş ah ah. Öyle ya da böyle ailesi Hüseyin'i bu sevdadan kurtarmak için Amerika'ya gönderir. Hüseyin orada hem bu sevdadan hem de bu dünyadan kurtulur..